Son gönderilerden haber almak için twitter hesabımızı takip edebilirsiniz

Zen’i, minimalizmi 2011’den bu yana öğrenmeye, anlamaya; projelerimde ve hayatımda kullanmak için çaba sarf etmeye çalışan biriyim. Blogun ana kuruluş amacına uygun olarak Zen’i de “herkesin anlayabileceği şekilde” yazmak istedim ancak yıllardır bunu başaramamıştım. Minimalizm Nedir ve Enso Çemberi gibi konularda biraz değindim fakat tam olarak anlatamadığım için yeni konu açmadım. Ta ki CPhI ilaç fuarından çıkıp bir metroya bininceye kadar.

İlaç fuarı olmasına rağmen, bir firmanın verdiği çantalar hayranlık uyandırıcıydı. Gün bitiminde metroya bindik, annem oturuyordu ve elinde bu çantayı tutuyordu. Derken karşısında minimalist diyebileceğim bir karton çanta tutan kadın vardı. Sade bir çanta ve sadece firmanın ismi yazılıydı. Her “sade” olan şey minimalist değildir. Ya da güzel gelmez. Çünkü bazıları “sadelik” kavramını sadece görünüşte kullanmaya çalışır. Bazıları da sadelik kavramını “basitlik” olarak kullanmaya çalışır. İşte karşıdaki karton çanta bunu bir eseriydi (buna geleceğim).

O anda Zen’i anladım. Daha doğrusu, Zen’i nasıl tarif edebileceğimi anladım, yıllardır düzgün şekilde anlatan bir konu açmak için fırsat kolluyordum. Eğer bir şeyi, başkalarına anlatabilirseniz; özellikle yaşlılara, çocuklara, bunlarla ilgisi olmayan ortalama birisine, anlamışsınız demektir. Bu yüzden Zen’i ancak şimdilerde anlayabildiğimin farkına vardım.

Çanta şu:

Çanta olayına geri döneceğim ancak kısaca Zen nedir bahsetmek istiyorum ve minimalizmi (sadeciliği) eklemem gerek.

Zen Nedir?

Siyaset bilimi öğrencisiyim, başka toplumların olduğu gibi Japonların siyasi kültürünü de inceledik. Gerçekten hayranlık verici. Bakış açıları, işlerini iyi yapmaları… Tabi ki dinlerinden kaynaklı. Zen aslında, Zen Budizminden geliyor. Bu bir inanış, aslında inanışta değil; yaşayış tarzı.

Şinto ya da diğer yaşam tarzı, inanç biçimi fark etmez; hepsi Japon kültürünü ve günlük yaşayışı düzenliyor. Mükemmel bir hale getiriyor. Araştırmanızı tavsiye ederim.

**

Zen’i, Steve Jobs ve Apple ürünleriyle birlikte tanıdım ve araştırdıkça Zen’e bağlandım. Japonlarla konuştum ve bunların nedenlerini sordukça, hem Japon kültürüne hayran kaldım hem de Zen, minimalizm gibi değerleri benimsemeye başladım.

Minimalist düşünce ve Zen el ele yürüyen kavramlar. Fakat Japon kültürünü ve Zen Budizmini hiç değilse bilmek, (tabi Şinto dini vs gibi şeyleri de), bu konuyu anlamaya daha da yardımcı olacaktır.

Zen’i anlatan çok güzel sözler ve hikayeler var. Zen nedir?

Yürürken yürümek,
Otururken oturmak,
Çalışırken çalışmaktır.

Zen nedir?
Yemek yedikten sonra çanağını yıkamaktır.

Zen nedir??? En sevdiğim hikayedeki mantıktır:

Bir Zen keşişi, bir gün çölde kumlar üzerinde oturmuş meditasyon yapmaktadır. bir adam ona yaklaşır ve şöyle der:
– Zen’i öğrenmek ve hayatın amacını anlamak istiyorum. Beni öğrencin olarak kabul et.
Keşiş, parmağıyla kumlar üzerinde düz bir çizgi çeker ve şöyle der:
– Kısalt!
Adam kolay diye düşünür ve çizginin bir bölümünü silerek “kısaldı” der. Keşiş,
– Yanlış cevap. Şimdi git, bir yıl üzerinde düşün sonra tekrar gel.
Bir yıl geçer. Yılın aynı zamanında aynı yere gider ve yine çizgi çizer. Der ki:
– kısalt!
Adam, bu kez iki elini çizginin iki ucuna koyar ve “kısaldı” der. Keşiş kabul etmez. “Git, bir yıl düşün, tekrar gel” der.
Bir yıl daha geçer. Keşiş, tekrar kumların üzerine bir çizgi çeker ve adamdan onu kısaltmasını ister.
bu kez, adam der ki:
– bilmiyorum. Cevabının olduğunu da sanmıyorum. Varsa sen söyle der.
Keşiş, çizginin yanına daha uzun bir çizgi çeker ve der ki:
– Şimdi kısaldı.

Bu hikayeyi sevmemin nedeni, Japon kültürü ve Zen’in yapısını anlatıyor. Türkiye’de de “çizgiyi kısaltmakla” uğraşıyoruz ve bu, işin bilen düzgün insanları tutup aşağıya çekmek oluyor. Oysa başkalarınla uğraşacağımıza, kendimizi geliştirmeliyiz.

Çünkü biz uzarsak, diğerleri zaten kısalır.

**

Basitlik ve Sadelik Arasındaki Fark

Buna da değinmem gerekiyor (Zen’i ve minimalizmi anlamak için). Bir sorunu çözmek için yola çıkmak gerekiyor yapılan her projede ve sorunun temeline inip sorunu çözdüğümüzde; “gereksiz” özellikleri yolumuzdan çıkarttığımızda geriye kalan sadeliktir. Tabi bu sadeliğin içinde eğer işlevi yoksa sırf görünüşü için bir şeyler eklemekten kaçınmak var.

Öte yandan basitlik, sorunu çözmek yerine sorundan kaçınmaktır. Örneğin bir özellik sorun çıkartıyorsa; sorunun temeline inip onu çözmek ve herkesin anlayacağı bir şey yapmak yerine, o özelliği ortadan kaldırmak projeyi sade (minimalist) yapmaz, aksine basit yapar.

 

Zen’i Anlamak: Çanta Farkı

Çanta olayına geri gelecek olursak; Capsugel firmasının çantası çok güzel. Sadece rengi ve kullanışlı olması değil, “keçe” tarzı sert bir malzeme kullanmışlar, haliyle içeriği de güzel.

 

Metro yolculuğunda “Zen’in kafama dank etmesini” sağlayan şey neydi? Diğer kadının tuttuğu çanta, her yerde görebileceğiniz “tasarımı güzel”, sade olma kavramıyla yola çıkan ancak fazlasıyla “basit” olan sert bir karton çantaydı. Şunlar gibi:

 

 

Tabi çantaların orjinal hallerini görmediğim için ve Google’da kısıtlı şekilde örnek bulabildiğim için bunları ekledim. Direkt olarak bunlardan birisi değildi.

Ancak ilk görsele bakarsanız, karton çantanın daha çekim yapılırken yamulduğunu görürsünüz. Yani görünüşü çok güzel olan ama içi boş olan bir şey. İnsanların düştüğü hata genelde budur. Bir şeylerin (ya da birilerinin, kendilerinin) güzel görünmesi için uğraşırlar. Ancak bu “basitliktir”. Eğer içi dolu değilse…

**

Sanıyorum Zen’i en açık şekilde anlatacağım bölüm burasıdır. Malzemesi kaliteli, “kullanışının rahat olması” düşünülmüş ve bunun için tasarlanmış. Diğer karton çantalar bir kaç kez kullanılıp kenara atılacak ancak bu çanta “günlere giderken” kullanılmaktan tutun, bir çok yerde kullanılacaktır.

Zen’i Yaşayın!

Geliştirdiğiniz ürünlerde, projelerde; evinize alacağınız ürünlerde, yiyeceğiniz yemeklerde Zen’i arayın. Kendinizde Zen’i bulun. Zen’i anlamaya çalışın.

Gündelik Yaşamda Zen kitabını tavsiye ederim. Anahtarları cebimize atmak, adım atmak, nefes almak, uyumak… Bütün bunları ve daha fazlasını yaparken “farkında olmadan” yapıyoruz. Ne yaptığımızın farkında değiliz. Nefes aldığımızın, omuzlarınızı şu an ne kadar sıktığınızın yani ne kadar gergin olduğunuzun; içtiğiniz suyun ne kadar değerli olduğunun farkında değiliz…

Yorgunluk dediğimiz şey; genelde çalışmanın bir ürünüdür, bedenen ya da zihnen fark etmez. Haliyle bu sağlık demektir, bir şeyleri ortaya koymak demektir. Yatağa yattığımızda, o gün neleri yaptığımızın farkında olmayız. Neden yorgun olduğumuzun, neden üzgün olduğumuzun, neden mutlu olduğumuzun farkında değiliz.

Tıpkı neden yaşadığımızın farkında olmadığımız gibi…

Hayata geliş amacınız nedir?

**

Etrafımdaki insanların çoğu (maalesef) yüzelselliğe, görünüşe takılıyor ve olayların, fikirlerin, insanların görünüşlerinin ardındaki güzelliği görmekte güçlük çekiyor. Bunu önemli fikirleri anlattığımda fikri konuşmak yerine “olmaz, imkansız, yapılmaz” diyen ya da yaşımın küçüklüğüne veren “dangalaklardan” tutun; biraz bacak ve göğüs dekoltesi gördüğünde ya da lüks araba ve kas gördüğünde sapıtan erkek ve kadınlara kadar görebilirsiniz (ne yazık ki çoğu yaşadığı dünyanın farkında olmayan ve güncel konuları, kültürel olayları konuşmayacak kişiler).

Daha önce minimalizm konumda bahsettiğim gibi Zen ve sadelik; bakımsızlık, bayağı görünmek yani “basit olmak” anlamına gelmez.

Apple kurucu CEO’su Steve Jobs ve Facebook kurucu CEO’su Mark Zückerberg’in giysileri:

 

 

CEO’larla, bakanlarla, Obama ile vs görüşürken de böyleydi Steve Jobs… Tabi ki Mark Zückerberg’te böyledir. Peki giysileri bayağı, çirkin vs mi? Hayır aksine Steve Jobs’un kazağı İssey Miyake eseridir. Üstelik malzemesi kaliteli olduğu gibi, yaz ve kış kullanıma da uygundur (:

ÜSTELİK, ne giysem derdine de son veriyor (ki 25 civarı siyah tişörtü olan biri olarak söylüyorum). Görünüşü değil; ardındakileri görmeye çalışmak gerek.

ÜSTELİK, görünüşe göre yargılamaya başlayanları daha ilk dakikada şaşırtıyorsunuz ve aptallıkları hemen önünüze seriliyor. Böylece birlikte iş yapmadan önce kimin ne olduğunu biraz da olsa öğrenme fırsatı görüyorsunuz. Yoksa ülkede Mercedes araba, güzel görünüş, pahallı yere götürmek ve bir kaç katlı iş yerinizin olması; çoğu insanı hemen eritiyor.

20. yüzyıl mantığıdır bu. Şimdiki işadamlarının ve politikacılarının çoğu 20. yüzyıl mantığı ile 21. yüzyılda iş yapmaya çalışıyor ve yanılıyorlar. Gençliği ve yeni devrimleri anlamıyorlar. Bu yüzden boşlukları gençler dolduruyor. Siz onların yapamazsın, imkansız, olmaz demesine bakmayın…

Hayat amacınızı bulun; görünüşle değil, ardındakilerle ilgilenin.

Zen’i araştırmanız, öğrenmeniz; daha önemlisi anlayarak uygulamanız dileğiyle…