Belki çocukluğunuzdan bilirsiniz, “- hey Corç versene borç,  – olmaz Maykıl bende de yok” falan diye dolanırdık.

Dolar 7 lira sınırına dayanınca Corçtan belki borç olmadık ama papazı verdik. Haliyle Dolar 5,65’lere kadar düştü. E tamam her şey iyi süper, eski hale mi döndü? Tabi ki hayır.

Herkesin hayran hayran baktığı ve böyle biraz çalışıp para toplasa birazda kredi çekse alırım falan dediği bir şeyler vardır. Son 2 aydır falan motosiklet bakıyorum. Bayıldığım model MV Agusta F4 Zagato olsa da hem Türkiye’ye getirilmemesi, hem özel garajdan çıkması ama daha da önemlisi eğitim almamış ve 250cc’de 25-30 bin km yol yapmamış olmam sebebiyle ileri bir zamana kaldı. Fakat motosiklete hayran şekilde bakacağım elbette. Buyrun resmi (hesaplarıma göre Türkiye’ye getirmeye kalksam, 400-450 bin liracık!):

**

Ben beğendiğim motosikletlerin 18-19 binlerden nasıl 24-25 binlere geldiğini izlerken, bugün güzel bir şok daha geçirdim. Her türlü şeye %80 civarında zam gelmesi yetmiyor tabi (kavanoz kapağından elektronik cihazlara kadar), işler iyice sarpa sarıyor.

Yine uzaktan izlediğim, hayran hayran baktığımda 124 binlerde olan ancak o dönemi bulamadığım için (kaynak vs) 26 Temmuz 2017’de 138 bin olan [1] Mazda MX’in bugün 197 bin 800 tl olduğunu gördüm. Bir yılda 61 bin lira fiyat binmiş.

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası kurlarından 26 Temmuz’a baktığımızda, Euro’yu 4.1390 gösteriyor, Dolar ise 3.5574. Kaba bir hesap yapalım:

138.282 lira o dönemde 38.871 Dolara denk geliyor.
197.800 tl ise günümüz kuruyla (5,65); 35.008 Dolara denk.

26 Temmuz 2017’de asgari ücret net olarak 1.404 lira ki dönem kuruyla 395,49 Dolar
Ekim 2018’de asgari ücret net olarak 1.603 lira ve dönem kuruyla birlikte 283,71 Dolar.

YANİ?

Demek oluyor ki, araç satan yerler kârlarından kısmışlar fakat buna rağmen Türk milletinin alım gücü düştüğü için hem asgari ücret dünya çapında düşmüş hem de alım gücü tepetaklak olmuş.

Asgari ücretin TL olarak artması bir şey ifade etmez 112 dolar gibi bir kayıp var geçen yıla göre ki mevcut kurla 632 lira yani devlet yanlış ekonomik politikalarla cebinden 632 lira araklamış.

Tabi böyle deyip söyleyince “vatan hayini, hayiinnn 155’i ararım” diye çürük dişli dayılar ve düşünme yetisi olmayan ergenler yardırıyor. Bu işi dış güçlere yıkmak; makarna canavarınını, uzaylıyı veya cildimizde yaşayan bakterileri suçlamak gibidir. Saçma. Yanlış ekonomi politikaları, yanlış yatırımlardır. Egunumi söper diye dolanıyordunuz, Amerika parmak şaklattığı zaman ekonomi 4 liradan 7 liraya çıkıyorsa; ekonominin berbat olduğunu çünkü kıçımızdaki dona kadar bağımlı olduğunu gösterir. Buraya geleceğim.

*

Yukarıdaki motosikletin temeli olan F4 modeli Avrupa’da 20 bin 900 Euro’dan başlıyor! O kadar. Hadi o şu bu, 27 bin Eurocuk. O buraya girerken vergi binecek ve fiyatı en az 55 bin Euro civarında olacak. Peki 55 bin Euro ne yapıyor? 357 bin Türk lirası. Böyle böyle geçiriyorlar.

Tabi bunlar lüks diyelim hadi, motosiklet araba falan. Bebek mamasına kadar aynı durum var. Vergiler bölümüne geçip açalım.

 

Vergiler ve Yanlış Devlet Politikası

Her şeyin bu kadar sarpa sarmasının bir kaç nedeni var. Bu konuda vergileri ve milletin yanlış yaşamını anlatacağım. Yine herkesin anlayacağı gibi anlatalım.

Vergi Nedir?

Devletin “halka hizmet etmek amacıyla”, üretim amacıyla, ve yapılan zararları gidermek amacıyla topladığı paraya vergi denir. Tabi bu tabir açılabilir, sosyal güvence falan fişman eklenebilir. Fakat ben ona da hizmet dedim. Belki işletmeciler, ekonomislet veya herhangi bir daldaki akademisyenlerin kendine göre tanımı vardır. Ben olayın özünü yazdım.

Demokrasinin ve devletin en küçük birimi olan köyleri düşünün (hoş bunlar onu da çökertip direkt mahalle yaptı ve belediyeleri de aradan çıkartabilirlerse direkt olarak başkan her şeyi yönetecek). Köylerde bir yol yapılacaksa imece usulü yapılır. Ya iş gücü veya gerekiyorsa para.

Devlette aynı şekildedir. Hastahane, okul gibi sosyal ihtiyaçlardan tutun, otobanlara kadar her şey devletin görevidir. Bunları yapabilmesi için para gerekir ve para ise ancak vergi ile çözülecektir. Tabi komünizm gibi ekonomik sistemleri değil, günümüz gerçeklerini yazıyorum.

Önce görseli paylaşayım sonra açıklama yapacağım:

**

Üstte ne yazıyor? Ülkeye 135 bin 752 liraya giren bir otomobil vergilerden sonra 257 bin 700 liraya geliyor. Neredeyse iki katı. Şimdi bu neden var?

ÖTV (Özel Tüketim Vergisi), 1999 depreminden sonra koalisyon hükümetinin getirdiği bir uygulamadır. Marmara depremi, Türkiye’nin üretim bölgesini vurdu. Üretime ağır bir darbeydi. Üzerine 2000’li yıllarda özellikle 2 ismin banka hortumlamaları (ki başlı başına konudur) ve sözümona bir Anayasa’nın fırlatılması pat krizi çıkarttı! AAA ne ilginç!

99 depreminde Belediyeler araçlarını gönderdi ve depremin etkisi 2005-2006’lara kadar sürdü. İşte o süreçte tekrar yenilenme için ÖTV getirildi. Bugüne kadar ömrümüzü yiye yiye gidiyor. Tabi limanlarda satılan tekne mazotuna, bazı lüks taşlara falan ÖTV yok biliyorsunuz. Fakat taksicinin, çiftçinin kullandığı mazota var. Neyse…

**

Bu vergilerin alınma amacı; araba alıyorsun da, biz yol yapacağız nedeniyledir. MTV alınıyor yıllık, Motorlu Taşıt Vergisi. Her yıl alınıyor ve nedenini anlamadığım şekilde bizde sıfır arabalardan yüksek vergi alınıyor. Oysa yıl geçtikçe vergilerin yükselmesi gerekir diye düşünüyorum.

Şimdi 124 bine ülkeye giriş yapan 1.6 altı araca vergiyi soktuk, aman koyduk ve 236 bin oldu.
1.6 altındaki 1-3 yıllık araçlar için 40 bin ve 70 bin sınırları var.
40 bini aşmayanlar yıllık,  1294 ₺
40-70 bin arasındakiler, 1423 ₺
70 bin üstündekiler ise 1553 ₺ ödeyecek!

Şimdi biz biraz şımartalım kendimizi. Malûm ülke olarak en kısa cinsel ilişki süresine (3 dakika 7 saniye) sahibiz [2]. Ortalam ise 5 küsürlerde idi. Üstelik bu önsevişme falan. İlişki başladıktan sonra ortalam 52.1 saniyede boşalıyormuş bizim millet [3]. Ehh penis boyutu ortalaması da ortada (ki kompleks yapılacak bir şey yok ama bizim milletin gerçeği kabul edememesi)…

Bütün bunları düşündüğümüzde; kendimizi kompleksli, yetersiz hissettik diyelim. O yüzden daha hızlı araba alalım ki ışıklarda önce kalkalım. Herkesden önce kalkalım istedik. Millet görsün ne kadar süper olduğumuzu… Haa piste çıkmayız ama trafikte görsünler. Millet olarak zaten telefon markası, araba markası, giysi markası, ev, makam gibi yüzeysel şeylere baktığımız için; millete kendimizi gösterelim, kız tavlayalım dedik…

Yine CLA’nın AMG serisi var 1.9 motor. 246 bin 690 liraya giriş yapan otomobil, ÖTV katlandı diye 614 bin liraya geliyor (üstteki görselin altına bakın).

Motor 1.9, fiyat 100 bini aşıyor o halde 1-3 yıllık otomobillerin MTV’si 4.300 ₺ oldu. Geçmiş olsun. Çocuk okutulur bu parayla!

Andıç: tabi böyle şeyler yazınca, gelen maillerde coşuyor bizim millet. Her lüks arabaya binen kompleksli falan değil. Aksine benim dediğim tayfa; utanmasa çocuğunu satıp lüks telefon alacak olan, kıçından borç akarken lüks araca binenler.

Tabi burada da şöyle bir durum ortaya çıkıyor; adam lüks evi, arabayı hayalinde görebilir. Zenginin oturduğu evde oturamaz, kullandığı arabayı kullanamaz, giydiklerini giyemez. Fakat zenginin kullandığı iPhone X’i alabilir. Haliyle buna bir şey diyemiyorum.

Veya sıkça iş görüşmelerinde gördüğüm üzere; bizim ülkede büyük oranda bindiğin arabaya bakılıyor. Bindiğin araba ve iş yerinin büyüklüğü ve pahallı oluşu, karşında eğilmelerine neden oluyor ki mide bulandırıcı. Durum böyle fakat iş dünyasında da bu işi yapanlar var.

Size tavsiyem, ne kadar paranız olursa olsun; iş görüşmelerine gayet ortalama arabayla gidin, gayet ortalama görünün. Fakat bakımsız, kirli değil! Gayet teripli ve temiz. Karşınızdaki siz konuştukça bilgi, zeka ve karakterinize göre saygı mı gösterecek yoksa bunları umursamadan dış görünüşe göre mi değerlendirecek? Eğer yüzeysel biriyse direkt iş yapmayın, hayır gelmez. Aynı şekilde sevgili de..

 

Vergi konusuna geri dönecek olursak.

Hadi yüksek CC’li motorları geçtim, emisyon şu bu çevreye zararı var. O yüzden katlayın kardeşim, doğru iş. Fakat bir araba alırken bir tane devlete alıyoruz. Yetmiyor yılda 1.500 lira MTV ödüyoruz. Yetmiyor, 7 liraya yaklaşan benzinin yarısı vergi! Her depo dolumunda vergi.

Yol Durumu

Burası çok önemli, o yüzden alt başlık açtım.

Buraya kadar yetmiyormuş gibi; bizden alınan vergilerle, bize yapılması gereken yollar en berbat kalitede. Normalde 3 kalite asfalt var. Aslında iki tane: iyi kalite ve kötü kalite. Orta kalite ise bunlar karıştırılarak elde ediliyor. Kötü kalite yol 2 yıl kadar gidiyor ama nasılsa, bizde yapılan yol ilk yaz gördüğünde eriyor ve pıtırcıkları gittiği için buz pisti gibi düz oluyor. Haliyle arabalar kayıyor. Haliyle yumuşak lastik gerekiyor. Yumuşak lastiğin ömrü, sert lastiğe göre kısa olduğundan; ya duramayıp kaza yapıp gereksiz yere masraf ediyoruz ya da kısa sürede lastik değiştirmek zorunda kalıyoruz.

Aynı şekilde yapılan yol, ilk kışı gördüğünde delik deşik oluyor. Devamında da çukurlara girerek yürüyen aksamın ömrünü çürütüp, devamında da bol bol parça değişimi ve ustaya para harcamak zorunda kalıyoruz.

Oysa orta kalite asfalt 4-5 yıl dayanacak. Fakat devlet uzun soluklu düşünse, ucuzluğu değil kaliteyi gözetse; asfalt altına mıcır değil, beton atsa ve iyi kalite asfalt yapsa, 10 yıla kadar dayanacak o yol!

Devlet kaliteli yol yaptığında iyi lastik alacağız. Bazı kazalar önlenecek. Lastik masrafı, usta masrafı ve parça masrafları düşecek. Fakat neden yapmıyor? E şimdi 1-2 yıllık yol yapıp, yandaşa sürekli tamir masrafı ve devamında sürekli mıcır ve sürekli asfaltlama ile para vermek varken ve her seçimde “bak nasıl çalışıyoruz” imajı vermek varken neden iyi kalitede yapsın?

Bu konuda uzman değilim ancak yabancı kaynaklarda araştırdığımda, aslında kötü asfaltın sürekli yamanması, sürekli yenilenmesi; özünde kaliteli asfalt parasına denk geliyor uzun süreçte. Fakat ne oluyor? Yurt dışından alınan lastik, parça vs gibi şeylerde (veya yerli olsa bile onları yaparken alınan makineler ve ham maddelerde) sürekli yabancılara döviz ile para veriyoruz.

 

Vergiyi Alanında Kullanma?

Çok basit bir mantıkla yola çıkarsak; arabadan alınan vergiler (benzinden motor yağına, silecekten bilmem nesine kadar her şey) hem hizmet hem de çevreye zararları tazmin etmede kullanılacaksa; bu kadar pahallı mı bu iş? Yani benzin, alkol, sigara ve ÖTV; devlet gelirlerinin büyük bölümünü oluşturuyor. Ya diğer şeyler?

Mesela ben koca koca şirketlerin nasıl vergi kaçırdığına, devletin bu şirketlerin büyük vergilerini silerken; zabıtaların kimlere nasıl ceza kestiğine şahit olunca gerçekten “adalet” konusunda çeşitli şüphelerim oluyor!

**

Bakıyorsunuz ithalde alınan KDV ve ÖTV, devletin gelirlerinin %25’ini oluşturuyor. YETMİYOR! Para kazanırken vergi alınıyor ve o da yetmiyor, kurumlar vergisi alınıyor. Tabi burada doğrudan ve dolaylı vergilerde de sıkıntı var.

Ülkemizde zenginin ve asgari ücretlinin gelir vergisi oranına bakarsak, verginin gelire göre katlandığını görmüyoruz. Fakat bakıyorsun ürünlerde vergi aynı! Yani asgari ücretli de zengin de ürünü alırken aynı fiyata alıyor ve aynı vergi oranından alıyor. Oysa ürünlerdeki vergileri ve ÖTV’yi düşürüp (en azından başında ÖTV’nin KDV’sini almayıp), gelire göre alınsa…

Veya şirketlerin vergi borçlarına af olaylarına girilmese. Veya büyük şirketlere milyonlarca lira biyoteknoloji, teknolojik yatırım vs gibi destekler verilince; ne olduğu dikkatlice incelense de 3-5 yıl sonra “biz beceremedik” deyip kapatmasalar, ki daha başında cihazları kime satacakları belli! Daha başında işin uzmanı kağıt üstünde var, ama iş yürümüyor o da belli…

Burada da anlatılacak çok şey var aslında…

İşin özü diyorum ki; bir konuda vergi ödüyorsak, orada hizmet ve zararların karşılanması üzerine çalışmalar başlatılmalı. Bakıyorsun çevre sürekli kirleniyor, sürekli ormanlar ve ağaçlar azalıyor, sürekli hizmetler kötüleşiyor. Yahu biz eşek yüküyle vergiyi kime veriyoruz? Neye veriyoruz? Ne yapılıyor?

İlla model aranacaksa, ismi kötü olabilir ama o dönemde ekonomi ve teknoloji gerçekten patlama yaptığı için yönetme sistemine falan değil de ekonomi, yatırım, kültür&sanat ve teknoloji, bilim konularına bakmamız gereken Nazi dönemi ve Nazi ekonomisine göz atmak gerek. Yaman Törüner’in Nazi Almanyası ve ekonomi başlıklı yazısını mutlaka okuyunuz. Hesap verilebilir olması, halkın eğitilmesi ve planlama önemlidir.

 

Zengin Gibi Yaşayan Bir Halkız ama Batıyoruz

Gelelim işin diğer bölümüne… Aslında buraya gelip açık açık yazmak isterdim; şu şirkete gittim, anlattığına göre 1 hafta önce 2 hoca gelmiş, 35 puan eksikmiş (sanırım doçent olmak için veya prof bir şey idi unuttum), şu proje yapacaklar fakat hammadde falan dışarıdan. 1 milyon ₺ devlet desteği varmış; bu akademisyen demeye dilim varmayacak soytarılar 250 bine 750 bin parayı kırışalım demişler, ortada hiçbir şey yok falan diye yazmak isterdim. Adamın nasıl kovduğunu falan fakat işler çok karışacak.

İşte o yüzden 2030’a saklıyorum bazı şeyleri. Veya 2030’dan önce devlet içinde bir yerde çalışabilirsem, bir şeylere yetkim olursa, bizim verdiğimiz paralarla insanları böyle soyan soytarıları mecazi anlamda “ipe götürmek” için sabırla bekliyorum!

**

Son 2 yılda akademisyeninden, gazetelerde haberlerini okuduğunuz şirketlere kadar o kadar mide bulandırıcı şeyler duydum ki anlatamam… Devlet ağzından gelen “şu kadar teşvik verdik” haberlerini vs… Rezalet. O paraları alıp gerçekten iş yapsalar içim yanmayacak. Millet işi gücü kolay para…

İşte olay da burada patlıyor!

Millet olarak üretmeden, uğraşmadan para kazanmak istiyoruz. Diziler, mevcut koşullar bizi buna itti. Her şey pahalı. O yüzden millet arabaya aç, telefona aç, alışverişe aç… Ne oldu porno siteler falan yasaklandı? Son 16 yılda muhafazakar hükümet olarak yasadışı bir şey içermeyen (hayvan, çocuk vs) siteleri dahi yasakladınız. Ne oldu kardeşim? Taciz, tecavüz, ahlaksızlık, sapıklık, sapkınlık arttı! İnsanın içinden gelen ihtiyaçtır! Yeme, içme, barınma gibi temel ihtiyaçtır cinsellik. Zaten baskılarla yaşayan bir toplumda rahat hiçbir şey olmuyorken, insanların kendini rahatlatma yolu olan pornoyuda tıkarsan, işte böyle sapıtır millet.

Haliyle ekonomide de aynı şey oldu. Millet ulaşamıyor, ulaşamadıkça deliriyor ve devleti dolandırarak, kolay parayla bu işleri halletmeye çalışıyor. 3 yıl oldu şirket açalı, şu an ödememiz gereken borç, bir çoğunuzun uykusunu kaçırır. Fakat geçen yıla göre çok daha iyi durumdayız. Sabır… Uğraşacaksınız. Annem günde 4 saat uyku uyuyor ve her günü koşuşturma. Fakat sabrediyor. 50 yaşında kadın, emekli olacağı zaman, hayalini gerçekleştirmek için ilaç ARGE şirketi yaptı. Para değil amaç, o büyük ilaç firmalarındaki hiçbir şeyi bilmeyen kompleksli bilmem ne müdürleri, CEO ve sahiplerinin “imkansız, olmaz, yapamayız” dediği ve kendi salaklıkları yüzünden gerçekten yapamadıkları şeyleri başarmak; Türkiye’de ARGE yapmak için açtı. Tabi maaşlı işten sonra kendi şirketini açmanın ve girişimciliğin (ki neredeyse sıfır lirayla bunu yapmanın) ne demek olduğunu da ancak yaşayan bilir.

Ülkede yatırımcı sıkıntısı var. Çok büyük fikirler için 200 bin yatırıp şirketin en az %51’ini almak isteyenler var. Yatırımcı, girişimciye destek olur ve projeyi büyütüp satar. Genelde budur. Tabi bizim ülkede ufak arge projelerini alma konusunda da sıkıntı olduğundan (büyük şirketler ve çalışanları her şeyi biliyor!), orada da iş patlıyor. %51’i verenler ise ilerleyen süreçte yabancı insanları görüp hayırdır derken şirketin satılmak üzere olduğunu fark ederse şaşırmasın. Bir kaç örnekle karşılaştık.

Yatırım 8-10 ayda geri dönen bir şey değildir (girişimcilik ve şirketler açısından). Normalde yapılması gereken işleri, şirket patlamadan 1 yıl önce “götü kurtaralım” mantığı ile yaparsanız yani batarken ARGE’ye yönelirseniz, yine yanlış ve 8-10 ay içinde sonuç beklemeyin. ARGE gibi bir durum için en az 5 yıl! Ki projeye göre. Eskişehir’den birisi ile konuştum (işi bende kalsın), Hürkuş’un motorunu geliştiren ekipte. Dedi ki 18 yıl emek verdik. ON SEKİZ YIL! Anlayacağınız araştırma ve geliştirme öyle pat diye 3-5 ayda olmuyor. Fakat bizde sabır yok. Hemen kazanalım. Ergen bir çocuk gibi milletimizin huyu; şimdi yutubır olmak isteyen gençler gibi… Hemen her şey olsun. İşte öyle yok! Kolay para yok!

Maalesef bu süreçte kolay para kazanmaya çalışan bir sürü insan gördük. Bizi tehdit ettiler, işlerimizi engellediler. Fakat böyle şeylerin (hak yemek, ahlaksızlık, tehdit, kolay yoldan para kazanma vs) kısa süreli olduğunu ve uzun süreçte hep kaybedeceklerini düşünürdüm. 3 yılda patladılar. Atıldılar, yedikleri boklar ortaya çıktı. Çoğu gitti. ARGE’yi beceremeyen şirketler sallantıda, vergi kaçıranlar sıkıntıda… Daha doğrusu ülke olarak sıkıntıdayız.

 

Üretim Üretim Üretim!

Bugün Japonic kanalının Japonya taksileri videosunu izledim. Bakıyorsunuz adamlar araba üretiyor. Biz olsak almayız, lüks olsun, ÖTV alınmasın da Mercedes olsun diye düşünürüz fakat adamların sıfır taksileri bile 1980-1990’lı yılların arabalarına benziyor. Japonya’yı bu yüzden seviyorum, lüksle herkes minimalist, Zen’i olan yüksek kalite işler çıkartır. Fakat önemli olan parayla değil; çalışarak, üreterek, emek vererek bunları gerçekleştirmek.

**

Bugün et dışarıdan geliyor. Yerli hayvan diyoruz ya, ne kadar yerli? Öküz ve ineğin çiftleşmesi sonucunda (illa bir süreç falan vardır ama köylüler kabaca böyle anlattı); para cezası geliyormuş! Eee ne yapılacak? Veteriner çağrılacak. Azot tankı çıkartılacak. İneğe tecavüz edilecek (veterinerin kolunu sokup tohumlama yapmasına ben tecavüz olarak bakıyorum). Peki azot tankındaki tohumlar nereden? Yurt dışı…

Peki Diyarbakır kapruzunun çekirdeği, domatesin ve diğer bir sürü sebze, meyve, bitkinin tohumları? Onlar da yurt dışı. Fakat toprak olarak Türkiye’de bir yerlerde büyüyor. Sen de sanıyorsun ki “yerli ve milli”…

İşte ekonomi de bu durumda. Montaj ekonomisi var. Bakıyorsun Çin’den parçalar geliyor, bilmem hangi şehirde üretiliyor sonra diyorlar ki “yerli ve milli motosiklet, yerli ve milli bilmem ne”…

Tamam 21. yüzyılda kendi başına bir şey yapmak zor zaten fakat elindeki doğurgan tohumu kullanamayıp hatta yasaklayıp; yurt dışından her yıl tohum getirtmek ve bunları döviz ile almak, yurt dışından inek getirtip bunları döviz ile almak, yurt dışından parça, hammadde getirip bunları dövizle almak seni dövize bağımlı kılar.

Yani dövizin artması senin ekonomine yansır! Haliyle sen artık bağımlı değilsindir. Corç’un dediğini yapmak zorunda kalırsın, boyun eğersin. Hele hele bu işler (ticaret) Corç’un para birimiyle oluyorsa!

**

Cumhurbaşkanı Erdoğan demiş ki; “ilk 500’de 2 üniversitemiz var bu nasıl oluyor?”… Blogta eğitim etiketi var. Onları okuyunuz. Eğitim alanında nasıl sömürgeleştiğimizden tutun, neden ve nasıl ARGE zihniyetinden uzaklaşan kopyacı, ezberci çocuklar yetiştirdiğimize kadar her şeyi yazmaya çalıştım.

Farklı düşünceleri kabul etmezseniz, en basit bilimsel temelleri kabul etmezseniz ki buradaki kabullenme bireysel değil; sistem olarak farklı düşüncelerin oluşunun kabullenilmesidir, işte o zaman bu iş patlar. Evrimi yasaklayıp, farklı düşünenleri “hain” ilan ederseniz o iş patlar.

Çünkü ARGE bir eğitim işidir. Özgüveni yüksek, düşünen, sorgulayan beyinlerin işidir. Özgürlük olmadan, adalet olmadan bunlar olmaz. Bir kadın türban taktı veya etek giydi diye bir yerlerde sözlü veya fiziki tacize uğruyorsa, özgürlüğü engelleniyorsa işte orada ARGE zihniyeti olmaz. Eğer sırf beğenilmediği için bir düşünce tarzı saldırıya uğruyorsa; farklı dini inancı, politik görüşü, mezhebi, giyimi olan birisi baskı altındaysa orada ARGE olmaz. Adalet yoksa, devlet kurumlarından projelerimiz reddedilip sonra başka biri aynı projeyi ufak değişikliklerle veriyorsa; burada da ARGE falan olmaz.

Yani şu an yargıdan eğitime, tarım ve hayvancılıktan sanayiye, spordan sanata kadar ne yapıldıysa; her 10 projenin 9’unu tam tersi şekilde işletin. Nereye gidiliyorsa tam ters yöne dönün… İşte o zaman 500 üniversite içinde hatta ilk 100 üniversite içinde bizim de üniversitelerimiz olur.

İşte o zaman; sorgulayan, düşünen, yaratıcı fikirleri olan ve toplum ne der, ailem ne der, geleceğim ne halde olur gibi bir sürü şeyi düşünmeyen beyinler tarafından bütün bu fikirler gerçekleştirilir. İşte o zaman yazılımdan sanata, bilimden spora, teknolojiye ve sanayiye her alanda gelişebiliriz.

Fakat üretmeden tüketen toplumların sonu bellidir. Yurt dışından gelen mallardan eş-dost para kazanıyor ama Türkiye ciddi paralar kaybediyor.

Daha dün akşam bir kültürel aktiviteye gittim. Oradaki seyirci kitleri bir şeyler yapacak, ülke için doğru işler yapacak. Fakat o seyirci kitlesinin yaşam tarzına karışılıyor. Giydikleri, içtikleri, yaptıkları konusunda kısıtlamalar getiriliyor…

İşte böyle olmaz! Olmayacaktır da.

**

Ve sen değerli kardeşim, değerli büyüğüm veya yaşıtım!

Hayal kurmazsan, ne istediğini bilmezsen ve hayali projelendirip amaç haline getirmezsen; amacın peşinde koşacak kadar özgüvenli olmazsan, azimli olmazsan işte bu ülke daha da karanlığa gömülecektir.

Ailen, arkadaşların, toplum sana karşı çıkacak. Maaşlı işe gir, devlet memuru ol diye akıl vermeye çalışacak. İşe gireceksin sistemsel bir sürü sıkıntı ve hatta tehditler, baskılar… İşlerin engellenecek. Mükemmel projelerine teşvikler çıkmazken saçma sapan şeylere milyonlarca lira destek alındığını görecek ve 3 yıl sonra aslında hiçbir iş yapılmadan paranın dağıtıldığını anlayacaksın. Fakat durmamalısın!

En uzak köylere kültür ve sanat etkinliklerini götüreceğiz. Gerekiyorsa aileye, arkadaşlara, eşe/sevgiliye direnerek hayalimizin peşinde koşacağız ve düştüğümüzde ayağa kalkacağız. Pes etmeyeceğiz. İlk 2-3 yıl çok sıktınılı geçse de bir şeyler başaracağız. Mobilya yapıyorsak en iyisini, en teknolojiğini ve “nasıl düşünemedik” dedikleri bir şeyleri geliştireceğiz.

Bol bol okuyacağız, araştıracağız. Başka düşünceleri ve insanları yargılamadan dinleyeceğiz. Saygı, sevgi, hoşgörü altında yolumuza devam edeceğiz. Şiddetten, yasa dışı işlerden, kolay paradan uzak duracağız.

Kadınların gelişmesi için elimizden ne geliyorsa yapacağız. Kadınlar, dokundukları her şeye güzellik katar, farklılık katar. Eğitimli anneler, eğitimli nesiller demektir. Oysa eğitimli babalar sadece 2-3 nesil idare edebilir. Toplumun iki eşit parçası olarak kadın her yerde olmalı, özgür olmalı, kültürlü olmalı!

**

Biliyorum, imkansız diyecekler, yapamazsın diyecekler, kimler denedi ama başaramadı sen mi yapacaksın diyecekler… Görüşüp düşüncelerimi, fikirlerimi anlattığım neredeyse her insan bunları söyledi. İmkansız dedikleri bazı şeyleri şimdiden yapmayı başardık. Devamı da gelecek.

2030’da bu ülkenin başına gelip, 10 yılda tarihe geçecek işleri; millet olarak birlikte yapacağız. 2030’da, 1938’de kaldığımız yerden devam edeceğiz. Fakat o gün bir mucize gerçekleşmeyecek, bir peri lambadan çıkıp düzeltmeyecek. O güne iyi hazırlanmamız gerek. Okumamız, sakin olmamız, tüm komplekslerimizden arınmamız ve bunun için zayıf yanlarımızı bilip güçlendirmemiz gerekiyor.

Millet olarak birbirimize sarılmak, farklı düşünen, inanan, giyinen insanları da yargılamayacağız. Ben yapacağımızı biliyorum. Çünkü bizim kültürümüzde var.

Mal üreteceğiz, hizmet üreteceğiz fakat en çok fikir üretip; paylaşarak birbirimize destek olacağız. İşte bu ülkede fikir üretmeye başladığımız zaman, yeni projeler, yeni makaleler, yeni akademik çalışmalar çıkacak. Sonunda da sanayiden yazılıma, kültürden modaya kadar ülkemizden çıkan her şey yurt dışında dahi ilgi görecek. Paramızın değerinin düşmesi şöyle dursun, belki TL ile ticaret yapacağız. İşte o zaman ÖTV’ye dahi gerek kalmayacak. İşte o zaman ürettiklerimizi tükettiğimiz ve tüketip bitiremediklerimizi sattığımız için daha güzel bir ülkede yaşayacağız.

Gelecek kaygımız olmayacak, arabaya/telefona özencimiz olmayacak, dış görünüşe göre insanlar yargılanmayacak; hastahaneden eğitime yargıdan ekonomiye her alanda tıkır tıkır işleyen sistemimiz olacak. Bunları başardığımızda birbirimizle didişmeyeceğiz. Bırakın özerklik isteyen, bağımsızlık isteyenleri; çevremizdeki bazı bölgeler bizlere bağlanmak için gönüllü dahi olacaktır (kim bilir yeni bir birlik ile!).

Aslında bazı şeyler zor değil. Sadece biz kıçımızı sıkıp çalışmalıyız, üretmeliyiz. Artık tüketim, Türkiye’de tehlikeli boyutlara gelmiş durumda.

 

Kaynakça

[1] Motobilim. MAZDA MX-5 RF VE CX-5 TÜRKİYEDE SATIŞTA. 26 Temmuz 2017, https://www.motobilim.com/2017/07/mazda-mx-5-rf-turkiyede-satista.html

[2] Hürriyet. Türkiye’de cinsel ilişki süresi 3.7 dakika. 6 nisan 2016, http://www.hurriyet.com.tr/kelebek/saglik/turkiyede-cinsel-iliski-suresi-3-7-dakika-40082683

[3] Milliyet. Türk erkeği erken boşalıyor. http://www.milliyet.com.tr/-turk-erkegi-erken-bosaliyor–pembenar-detay-erkeksagligi-546461/

Kategori: Ekonomi - Genel - Hayat - Politika