Aplikasyondan lokasyon yollayan çalışanların (uygulamadan konum demek istiyor) kullandığı başka bir sözcük… Big data, hatta big deyta. Plaza Türkçesi; tamamen İngilizce konuşmuyorsan, Türkçesi “BÜYÜK VERİ”.

Bir sürü “yerli arama motoru” çıktı karşımıza. Sözüm ona tabi… Bir Google bir Yandex değiler. Google’ın, siteler için sunduğu hizmetleri kullanıp, Google sonuçlarını bastırarak; “yerli ve milli” sözcüklerini istismar ettiler. Daha fazla hit gelsin, daha fazla para kazanılsın. Sonuç? Hepsi patladı.

En son Yaani geldi. Türkcell’in 3 yıl üzerinde çalıştığı yerli arama motoruymuş. En sonra sonuçları Yandex ve Google’dan çekip, önümüz sunmasıyla ilgili bir iddia gördük ve Geliyoo gibi yerli diye lanse ettirilen arama motorlarında da durum aynıydı [1].

Günahları, boyunlarına.. Gelin arama motoru neden önemli, büyük veri nedir bunlara bakalım.

 

Türkiye’de Bilgisayar Bilimi (Rezaleti??)

Bilgisayar Mühendisliği bölümleri olan üniversiteleri aldım, excel üzerinde çalışma yaptığım için gözden kaçırmamışımdır umarım ama sonunda vereceğim. Ayrıca 2017 için kontenjan ortalamalarını aldım.

Düzeltme: 117 değil, 114 imiş.

Ne yaptı biliyor musunuz? 114 üniversite bilgisayar mühendisliği eğitimi veriyor. Kontenjan ortalaması ise 32,833 haliyle 33 diye alalım.

**

Yazılım mühendisliği, IT ya da “bilgisayar” ile ilgili başka bölümler örneğin bilişim sistemleri, yönetim bilişim sistemleri, bilgisayar bilimleri, öğretmenliği vs şunu bunu saymıyorum. Çünkü her bilgisayar mühendisliği bölümü kontenjanı doldurdu mu sanmıyorum. Ben de IT, yazılım mühendisliği gibi şeyleri dahil etmedim.

Kaba bir hesap yaparsak; 33*114 diyelim, eder mi bize 3.762 kişi. Bakın diğer bölümleri falan saymıyorum, sadece bilgisayar mühendisliği bölümlerini tüm “bilgisayar ile ilgili bölümler” olarak kabul edelim.

Her yıl mezun olan 3.762 kişi. Hadi abarttım diyelim (ki bu sayının daha fazla olduğunu biliyorum), 3.500 diyelim.

Soruyorum size; her yıl 3.500 kişi bilgisayar ile ilgili bir bölümden mezun oluyor, peki sektöre baktığınızda bu kadar arayış var mı? Olmadığını biliyorum. Peki 3.500 kişi bilgisayar bilimi ile ilgili bir iş bulamazsa ne yapacak? Neden bilgisayar mühendisliği okudu?

Eğitim Rezaleti

Yurtları, spor salonları, lab.ları, bilgisayarları, sosyal ve kültürel birimleri (sahneler, spor salonları vs) olmadan açılan üniversiteler, üniversite değildir. Kampüsü olmayan bir üniversitede de benim için üniversite değildir ki Küçüklüğüm annem sayesinde Anadolu Üniversitesinde geçti, Doğu Akdeniz Üniversitesinde okudum, haliyle ikisi de devasa kampüslere sahiptir. Şimdi İstanbul’daki bina üniversitelerini görünce içim acıyor.

Sırf oy kaygısı ve “çocuğum üniversite mezunu oldu” demesi için politik nedenlerle her yere mantar gibi üniversite açılınca; hem eğitimin kalitesi düştü, hem de gençler artık üniversite mezunu olsa da iş bulamıyor. Çünkü herkes üniversite mezunu oldu. Kopya ve ezber ile çoğu. Fakat nerede bilgi?

**

Soruyorum size her yıl 3,500-4 bin kişi bilgisayar bilimlerinden mezun oluyor. Nerede projeler?

Tek yapabildiğimiz Turkcell gibi bir şirketin bile Google’dan içerik çekmesi mi? Bak Yandex’e, genel aramalarımda Yandex’i kullanıyorum. İstediğimi bulamazsam Google’a geçiyorum (verileri tek şirkette toplatmayın). Rus’un yaptığı Yandex’i yapamıyoruz.

Rus şirketi olan Yandex’in çıkarttığı trafik sistemi, yol bulucu (navigasyon) ve panaroma kalitesine Google erişemedi! Apple ve Google yol bulucular trafiğe sokarken, Yandex en kısa ve sakin yeri hesaplayıp aralardan götürüyor beni. Köprüde 2,5 saat kazandığımı bilirim (milim milim ilerlerken, yoldan çıkarttı ve dolandırıp taaa köprünün ayağından köprüye soktu beni).

3.500 genç ne yapıyor merak ediyorum.

**

Bilgisayar mühendisliğini 3. yılımda bıraktım. Herkes deli misin gözüyle baktı bana. 11 yaşımdan beri bilgisayar programları ile uğraşıyordum. Herkesin oyunla uğraştığı yerde ben HTML+CSS+Javascript, PHP ve Python ile uğraşıyordum (10 kadar dilde de iyi kötü bir şeyler yazarım). Peki niye bıraktım mezun olabilecekken (evet biraz okulu uzattım gerçi ama, sıfırdan siyaset bilimi okumak??). Defalarca anlattım ama yukarıdaki mevzulara bakarsanız, bir bölümünü görürsünüz.

2009’da, “hocam C dili çok karışık yeni öğrenenler için, Python ile programlamayı öğretmek gerek; sonra C öğretilir” demiştim hocalarıma… Arkadaşlara da “karanlık yerde selam dünya ile uğraşmak yerine Javascript öğrenin, hem siteyle uğraşmak daha güzel hem de Javascript ile C ailesini öğrenirsiniz” demiştim… Tabi ben kimim?

Gel gelelim dünyanın en önemli üniversiteleri ve Türkiye’de aklı çalışan üniversiteler Python’u öğretiyor artık (:

**

Türkiye’de 200’e yakın üniversite var ama gerçek üniversite sayısı 8-10’u geçmez.

2018 üniversiteleri dünya sıralamasına baktığımızda ne görüyoruz? (burada)

301-350 arasında
1- Koç Üniversitesi

351-400 arasında:
2- Sabancı Üniversitesi

401-500 arasında:
3- Bilkent Üniversitesi
4- Boğaziçi Üniversitesi

601-800 arasında:
5- Atılım Üniversitesi
6- DOĞU AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ (canım)
7- Gebze Teknik Üniversitesi
8- Hacettepe Üniversitesi
9- İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ)
10- Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ)

 

Söyleniyorum üniversitemden, bilgisayar mühendisliği bölümünü sevemedim fakat İngiliz sömürgelerinde, koloniler için sağlam işletme ve siyasetçi gerekiyordu. Diplomat, bürokrat, ekonomist vs. Bu yüzden işletme fakültesi sağlamdır. Siyaset bilimleri de işletme fakültelerin bağlıdır.

DAÜ’de, işletme fakültesi ve fen-edebiyat bölümleri (matematik-fizik vs) gayet sağlam. Hocalarımız muazzam. Tabi mühendislik konusunda o kadar emin değilim. Bu işler bir günde olmaz, kültüre ve sisteme bağlıdır.

YANİ, yukarıdaki tabloda göreceğiniz üzere İTÜ ve ODTÜ’den iyiyiz 😛

Şaka bir yana, bir kaç üniversite eklerseniz, Türkiye’deki en iyi 10-15 üniversiteyi görürsünüz. Gerisi sıkıntılı. Yani alıntıya önem vermeyen üniversiteleri gördüm. Bizde direkt disipline gidiyorsun. Hocalar gözünün yaşına bakmaz. Aşırma (intihal) emek hırsızlığıdır!

Aşırmaya tepki koymayan Türkiye’deki üniversitelerin, kopya ve ezber ile mezun olan öğrencileri ne üretecek? Ne ARGE’si?

 

Derin Öğrenme ve Yapay Zeka

Moore Yasasını bilen var mı? Intel kurucularından biri olan Gordon Moore diyor ki (1965); (fazla detaya boğmak istemiyorum), her 18 ayda bir, işlemci gücü 2 kat artarken, fiyatı düşecek.

 

 

Ne kadar doğru ya da hangi dönemlerde bu, böyle devam eder ayrı tartışma fakat işlemcilerin ve bilgisayar gücünün geliştiği ortadadır. Uzaya savaşının olduğu Soğuk Savaş dönemindeki bilgisayar ve hesaplamaları yapan bilgisayarların gücünden kat kat fazlasının bugün cebimizde olduğunu bilmek hem sevindirici; hem de onlarla sosyal medya dışında bir şey yapmadığımızı görmek üzücü…

Haa bir de, bilgisayarlar bu kadar gelişiyorken ATM makineleri neden bu kadar yavaşlıyor? Bunu da çözersek tamamdır.

**

Derin öğrenme ve yapay zeka konusuna gelecek olursak..

Beynimizdeki sinir ağlarını taklit etmeye çalışınca bu durum ortaya çıktı. Girdiyi veriyorsunuz, ardından her katman kendi hesaplamasını yapıp sonucu iletiyor. Bütün katmanlardan gelen sonuçları hesaplıyorsunuz ve sonuç ortaya çıkıyor.

Calculus ve fizik derslerini almış olanlar bu kavramları daha iyi anlayacaktır. Çeşitli verilerin sonuçlarını koordinat sistemine aktardığımızda noktalar oluşur. Burada orta noktayı falan bulmak isteriz. Çeşitli hesaplamalar yapılır. İşte programlar yazılır ve bu veriler denenerek öğrenilir ve sonuçlar bir nevi düzeleme aktarılır ve ortalama yakalanır, sonuç alınmaya çalışır. Bütün bunları ve öğrenme işlemlerini programın kendisi yapar.

Bir örnek görelim,

 

**

Yukarıda gördüğünüz gibi denemeler yaptıkça veriler oluşuyor ve veriler oluştukça analiz ediliyor ve analiz edildikçe doğrulanıyor. Tıpkı bilim gibi. Bütün bunları program kendi yapıyor. Siz girip, nesnenin yerini, nerede zıplaması gerektiğini falan öğretmiyorsunuz.

Bilimsel olarak bir varsayım geliştirilir, gözlemler ve deneyler yapılır sonra bu veriler analiz edilir ve teoriler ortaya çıkar. Haliyle derin öğrenme bir çeşit bilimsel yöntemdir.

 

Türkçe kaynak ve detaylı açıklama için bana göre Türkiye’deki en iyi bilgisayar bilimleri kanalı olan “BilgisayarKavramları” kanalının şuradaki 3 videoluk serisini izleyebilirsiniz.

**

Tesla’dan Google, Facebook gibi şirketlere hatta özel şirketlere ve işin ilginci SOSYOLOJİ ve POLİTİKA gibi bir çok alana kadar bunlar kullanılıyor. Bir sürü programlar, bir sürü amaçlar için kullanılıyor.

 

Veriler ve Analizlerin Amacı Ne? Nereden Toplanıyor?

KİŞİSEL BİLGİLERİNİZ özeldir ve kimseyle paylaşılamaz. Fakat kişisel bilgileriniz toplanır, başka insanların kişisel bilgileriyle kaynaştırılır ve buradan bir çok sonuç çıkartılır.

21. yüzyıldayız. Bunun  için sosyal medyalardan daha iyi bir yer yoktur herhalde.

Örneğin facebook’ta dikkat edenler var mı bilmiyorum ancak şu an facebook’ta önüme ilk çıkan görsele bakarsak;

 

 

Böyle bir durumla karşılaşırız. Kimse görseli yüklerken “1 kişi, gökyüzü, yazı” vardır diye açıklamaz. Peki facebook bunu nereden biliyor?

Peki ya bu?

**

Hadi “gökyüzü” falan yazdığınız açıklama ve yorumlardan gelsin, bu nasıl oluyor? İşte burada derin öğrenme devreye giriyor. Sadece facebook değil, Google, Twitter, Yandex, Instagram, Whatsapp, Tesla, Apple, Samsung, Android…

Aklınıza gelebilecek her şirket ve hatta özel şirketler yapıyor.

 

Amaçları Nedir?

Çok basit: insanların davranışlarını ve durumu daha iyi belirlemek. Yani Cem Yılmaz, “FBI senin boklu facebook hesabını ne yapsın” diyordu, mangalda eniştenle koyduğun resmi ne yapsın diyordu fakat insanların ve ülkelerin; yaş grubu, cinsiyet, eğitim durumu vs gibi tonla verisine göre kim nerede, ne yapıyor ve kimle yapıyor, ne kadar zaman yapıyor hepsini analiz edebilir.

Bu mevzuda Google’dan (haliyle Android) ve Facebook’tan daha fazla korkuyorum. Çünkü dur durak bilmeden sürekli olarak konum bilgileri, bir sürü kişisel bilgiyi alıyorlar. Direkt olarak yayınlamadıklarından yasal sıkıntı yok. Fakat hepsini birleştirip ortalama bir sonuca ulaşıyorlar. Sıkıntı burada başlıyor.

**

Özel firmalar, bu işi kullanarak hem kendileri hakkında olumlu/olumsuz yorumları ölçüyor, hatta hangi konularda onları bile belirliyor. Bu işin temelini sunan şirketler ise (google, facebook, twitter vs), hem kendilerini geliştirmek ve rakipleriyle farkları açmak hem de sağladıkları “reklam” uygulamalarını geliştirip doğru reklamları doğru kişiye göstererek; daha fazla kazanç sağlamak istiyorlar.

Yani Türkiye’de 18-25 yaş arası üniversite gençliği; hangi kot pantolonunu sever, hangi filmi izler, hangi kafelerde takılır biliyorlar. Nasıl biliyorlar?

Instagram ve whatsapp’ın facebook bünyesine katıldığını düşünürseniz; whatsapp’ta yazdıklarınız, instagram’a yükledikleriniz (ve etiketler, yorumlar), ayrıca facebook’ta sayfaları beğenmeniz, check-inn yapmanız hatta check-inn yapmasanız bile dolaşırken konum bilginizin, “uygulamanın arkaplanda güncellemesi” sonucunda yollanması gibi çeşitli şeyler kullanılıp güzel bir veri oluşturuyorlar.

**

Şöyle anlatayım, twitter’a girdiğinizde sevdiğiniz şeyleri falan yazmazsınız. Fakat takip ettiğiniz, beğendiğiniz ve retweet ettiklerinizden ayrıca yazdığınız sözcüklerden, profilinizi düzenlemeniz ve resimlerinizden; twitter sizin yapınızı çözmüştür bile.

Şuna eminim ki, Twitter politik görüşlerimizi, düşüncelerimiz falan bile biliyor (özellikle benim gibi bol bol politik şey paylaşırsanız). Hatta delilim olmadığı ve içeriden bilgim olmadığı için; Snowden vs gibi insanların açıklamaları ve derin ağdaki bazı bilgilere dayanarak şöyle bir tahminde bulunabilirim:

Renk devrimleri, Arap Baharı, Occupy hareketleri (Gezi Parkı bunlardan bir tanesi idi); olmadan önce, sırasında ve sonrasında toplumsal dalgalanmaları analiz edebilecek bir sürü şirket vardır. Haliyle buradan, ilerisi için ortam hazırlama da sağlanabilir. Önümüzdeki yıllarda sosyal medyadan başlayan bir çok başkaldırı hareketleri görebiliriz.

Kaldı ki işin “yanlış bilgi ve propaganda” denemeleri sürekli yapılıyor. Sürekli olarak karşılaştığımız “dikkat çok önemli”, “facebook paralı olacak” vs gibi şeyler sizce 3-5 trollün eseri mi? Yoksa facebook, instagram ve sonrasında whatsapp’a kadar sıçrayan bu şeyler bazı denemelerin sonucu mu?

Düşünün derim.

 

Büyük Veri

Zaten yukarıda üç aşağı beş yukarı anlamış olmanız gerekir. Sosyal medyadaki herkese açık verileri (ve Google, Facebook, Apple gibi şirketleri göz önünde bulundurursak, açık olmayanları bile), alıp analiz eden bir sürü kurumsal ve özel yapılanmalar var.

Küresel firmalar bunları kullanırlık alanında denetleyebilir. Örneğin bir parti mitinglerinin görsellerini ve miting sırasındaki paylaşımları analiz ettirip; oraya gidenlerin nasıl giyindiğinden tutun, nasıl düşündüğüne kadar her şeyi belirleyebiliriz.

Siz oturup arkadaşarınızla fotoğraf çekiniyor olabilirsiniz. Fakat üzerinizdeki Polo, Levis ya da benzeri markalar, böyle programlar tarafından analiz edilecektir. Çeşitli amaçlar için kullanılacaktır elbette.

İlla kötü olmasına gerek yok; gelişim, değerlendirme, arge ve pazar payı gibi bir sürü konuda kullanılabilir.

 

Büyük veri ve sosyal medya ve analizleri konusunda şu semineri izlemenizi tavsiye ederim:

 

 

Önemi Nedir? Politik Kullanımı Nasıl Olur?

Bununla ilgili bir örnek vermek istiyorum. Diyelim ki İstanbul’da her gün Google’da arama yapan 10 milyon kişi olsun. Beylikdüzü ilçesinde 600 bin kişi olsun. Her gün girilen verilerde baş dönmesi ve mide bulantısı diyelim ki 80-120 arasında değişiyor.

Fakat bir şey oldu ve o gün 160 kişi bunları aradı. Derken ertesi gün 900, sonraki gün 1.500… Verileri analiz eden yazılımlar bu işin sağlık ile ilgili olduğunu bilir. Haliyle bu bölgede ne var demektir? Bir salgın ya da benzeri bir sorun olabilir.

Açıkçası gelişmeleri eskisi kadar takip edemediğim için son olaylar nedir bilmiyorum fakat devletlerin bu tarz şirketlerle çeşitli projeleri oldu ve olacaktır. Basit bir örneği: yurtdışında bir depremde kaç Türk’ün orada olduğu ve hayatta olduğu tam belirlenemezken, GSM firmaları tam numaraları verdi. Hepsini toplayıp, halka anlatmışlardı. Çünkü GSM firmaları kaç kişinin depremden önce sinyal aldığını ve sonrasında kaçının sinyalinin devam ettiğini bilebilir.

 

 

Yerli Arama Motorunun Önemi (ve Sosyal Ağ)

Türkiye’de arama işinin %97’sine Google oturmuştur. Android, Gmail, Chrome kullanıcları biraz düşünsün bakalım verilerinin ne kadarı tek şirkete gidiyor? Haa bu devirde bunları düşünmemek istiyorsanız hiç bulaşmayacaksınız. Fakat ben Mozilla Firefox tarayıcısından, Yandex arama motorunu kullanıp, Gmail hizmetinden yararlanırken iOs kullanarak biraz dağıtma taraftarıyım. Yine yeterli değil, yapılması mantıklı mı başka soru fakat böyle kafam rahatlıyor.

Neyse, geri kalan %3’e yakın bölümü Yandex’in, devamı ise diğerlerinin ki çok ufak bir miktar. Bütün yukarıdakileri okuduysanız hem pazarlama, hem özel şirketler için hem de araştırma için neden önemli olduğunu anlamışsınızdır.

Arama motoru bile eskisi kadar önemli değil. Evden 3-5 kişinin yazacağı instagram gibi uygulamalar daha önemli hale geldi. Bakın 1 dakikada internette neler oluyor:

 

**

Bu artışlar falan bir önceki yıla göre %15-20 civarlarında oluyor siz hesap edin verilerin büyüklüğünü. BİR DAKİKADA!

Apple sosyal medya trenini kaçırmamak için Twitter’a ortak olmuştu hatta.

 

 

Gelelim Politik Alana

Bizimkiler hâlâ işin bilimsel bölümünü, gelecek için halka hizmeti vs düşünmek şöyle dursun; sosyal medyayı asıl ele geçiririz, trol hesapları nasıl geliştiririz diye uğraşıyorlar. Önceden mesela trol hespalar aynı şeyleri yazınca bunları twitter banlıyordu. Sonra işi keşfettiler, veritabanına saçma sapan sözcükleri yükleyip, rastgele buralardan sözcük çekip; sonra TT yapmak istedikleri şeyleri ekliyorlardı. Fakat Twitter lan bu, onlarca ülkede devrime neden olmuş ve politik etkinlikte en önemli araç haline geliyor. Geliştirdiler tabi. Şimdi saçma şeyler yazan hesapları tespit ediyor Twitter…

Fakat şöyle bir şey olsaydı kötü mü olurdu?

Yine yukarıdaki sağlık olayından bahsedelim. Twitter, facebook, YERLİ ARAMA MOTORU ya da Türkiye’de hizmet veren Google; Sağlık Bakanlığı ile birlikte çalışacak. Eğer bir bölgede çeşitli rahatsızlıklar ortaya çıktı ve NORMALİN ÜZERİNDE bir durum ile karşılaştığına, pat orayla ilgili çeşitli adımlar atacaklar ve hastalık/salgın ilerlemeden çözmeye çalışacaklar.

Kötü mü olur?

Bunun örneklerini sabaha kadar çoğaltabilirim. Koltuğumu yerimde tutayım, partimi öne taşıyayım fikirlerini bırakıp (onun için Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir parti devleti olmaktan kurtulmalı), teknolojiyi içe dahil etmeliler.

1990’larda biz telefondan çevirmeli bağlantı ile bağlanıyorduk. İnternet, bilgisayar 2000’lerde gelişti ve AKP’nin bu döneme; ayrıca 1999 depreminden sonra çöken üretim tesislerinin (haliyle sıkıntılı dönemlerin) üzerine gelmesi sanıyorum bir kaç yüzyılda bir görülebilecek bir BALDIR! Şanslılardı yani.

İnterneti kullandılar, teknolojiyi kullandılar. İcat etmediler, yenilik getirmediler. Alayı Amerika’da, Avrupa’da vardı. Alıp uyarladılar. Bizimkiler de dedi ki, “AKP’den önce hastahaneler için sıra almaya geldiğimizde kuyruklar vardı, şimdi telefon ve uygulamayla hemen sıra alıyoruz”. Evet evet evet.. Tamamen AKP’nin eseri (:

İşte böyle güzel bir dönemde dahi; eğitimi rezil ettiler, teknoloji açısından hiçbir bok çıkmadı bu ülkeden. Türkiye’nin en sağlam teknolojik firmalarının neler yapabildiğine bakın…

 

Üniversiteler ve Devlet Kurumları

Bütünnn bunlara rağmen devlet ve akademisyenlerden değil (ahhh ah), özel sektörden umutluyum. Amerika ve hatta Avrupa’da olmayan bankacılık sektörümüz var. Adamlar çok sağlam şekilde gelişti. Teknolojik vs anlamda bahsediyorum.

Dövlet büze bohmiğğ kafasını bir kenara bırakacağız. Devlet her işe el atmaz kardeşim. Bulunduğun yerde okullar yoksa (üniversite değil, ilk-orta-lise), bunu devlet sağlamalı. Bulunduğun yerde sağlam kitaplar ve interneti olan kütüphane yoksa, bunu devlet sağlamalı. Bulunduğun yerde temel ihtiyaçlarını gideremiyorsan bunu devlet sağlamalı.

Fakat devlet bazı şeylerden elini ayağını çekecek. Bu iş böyle yapılır. Üniversiteye girmediğin için “devletin hatası” demeyeceksin. İnsanlar cahilse, sadece devletin hatası değildir! Demokraside çoğunluğun dediği oluyor, eğer kurumlar oturmamışsa. Bu yüzden cahil insanlar, kötü yöneticiler seçiyor. Kötü yöneticiler işleri rezil ediyor, bütün sistemleri bozuyor. Aydınlar, okumuşlar bu işe el atıp; ellerinden geleni yapacak bu zinciri kırmak için. İnsanlara ulaşacak. Devletten bekliyorsanız cahilliğin kırılması için adım atılmasını; hayatımda duyduğum en komik mantık hatalarından birine düşüyorsunuz.

**

Türkiye’deki üniversitelerde doğru düzgün bir ekol yok. Siyaset için konuşursam ne bileyim bir ekol olsun, neo-Marksist olsun. Bir başkası liberal falan. Devlet, komünist şeyler yapıyorlar diye bunlara politik müdahalede bulunmasın. Ya da liberaller, realistler baskı görmesin. Fikirler savaşsın, birbirleriyle canlı yayında tartışsınlar; insanlara kendi fikirlerini açıklasınlar, makaleler yazılsın. İnsanlar da bir zahmet “komünist, ateyiz, dinsiz pezevenk, vatan haini” gibi saçma sapan şeyler yapacağına oturup dinlesinler, fikirlerle karşılık versinler.

Evet mühendislik dediğimizde İTÜ ve ODTÜ başı çekiyor. Fakat sosyal alanda hele hele siyasal bölümde işler bok. Bir Mülkiye  (Ankara ün.) vardı, onu da rezil ettiler ki DAÜ uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi öğrencisi olduğum için aşırı mutluyum. İngilizce eğitiminde Yıldız Teknik, Boğaziçi gibi bir çok üniversiteden hatta Türkiye’de ilk 5’e girecek bir eğitim veriliyor. Sınıfa girdiğimde 40 kişilik sınıfın 35’i yabancı oluyor. Afrika, Ortadoğu, Asya, Kafkaslar, Türkiye, hatta İtalya ve Pakistan’dan adamlar vardı (Yemen’den şuradan buradan)… Yani burada İngilizce aldığım eğitimi ve ortamı Türkiye’de görmenin imkanı yok. Ama uluslararası ilişkiler değil de siyaset bilimi için Mülkiye sağlam idi, içine sıçtı iktidar.

Siyasal bilimlerde politik baskı daha fazla kendini hissettiriyor. YÖK ve iktidar baskısı kalksın artık üniversitelerde. Üniversiteler kendi alanlarında uzmanlaşsın. Neyse hepsine el atacağım 2030’da.

**

Üniversitelerdeki rezillik, eğitim sistemi rezaleti, üniversitedeki batı hayranlığı göz önünde bulundurulduğunda açıkçası Türk üniversitelerinde belli başlı hocalar ve üniversiteler harici hiçbir şey beklemiyorum. İlber Hoca demişti; cumhuriyet, vatan gibi binlerce sözcük Osmanlı’dan sonra politik anlamda kullanıldı. Mesela cumhur halk demek, vatan ise “sıla” dediğimiz doğduğumuz/büydüğümüz yer. Fakat Osmanlı ile birlikte cumhuriyet sözcüğü çıktı yani “republic” ve vatan, ülke anlamında siyasi anlam kazandı. Bütün bunları bulan adam kim?  Yanlımıyorsam Bernard Lewis idi. Yahudi kökenli birisi.

Peki Yahudi kökenli (sanırım İngiliz) adam bunları yaparken, bizim Türk akademisyenler ne yapıyor? Ne yapacak feminizm, komünizm, realizm, liberalizm gibi hakkında milyon tane şey yazılmış batı tarihi ve batı teorileriyle ilgili araştırmalar yazıyor ve yayınlıyor. Politik makalelere baktığımda ne derece berbat olduğunu gördüm. Alıntı bölümünün detaylısı gibi. 3 sayfa yayınlamışlar, 1 sayfası tamamen alındı. O bunu dedi, şu şunu dedi… Sen ne diyorsun? Araştırma ne? Sırf ünvan almak için boş boş şeyler yayınlanmış.

Zaten dünyadaki akademik dergiler, Türklerin yayınlarını kabul etmiyor. O kadar rezil durumdayız.

Aynı şekilde Osmanlı vilayetler haritasına baktım, düzgününü bulamadım ve ben yaptım (bknz: cetvelle çizilen ülkeler Suriye ve Irak). Kültür Bakanlığı, Tarih kurumları falan zahmet edip bunları önemli yıllara göre ayırıp, yüksek çözünürlüklü hallerini internetten vermemiş. Ve hatta bakıyorum Türkiye’de kaç tane bilgisayar mühendisliği ünviersitesi var, kaç tane bilgisayar mühendisi bu yıl, geçen yıl, ondan önceki yıl mezun olmuş; bulamıyorsun.

Yani bakanlık ve kurumlar bu derece rezilliğin içine batmış durumda. Kısacası üniversitelerde olduğu gibi, devlet kurumları da boka batmış (Fransızcam için kusura bakmayın [gerzek bir İngilizce espiri]).

**

Özel Şirketlerden Umutluyum

Politik görüşün nedir dendiğinde net bir şey söylemeyi doğru bulmuyorum (çünkü dil, tarih, kültür konusunda muhafazakar yani “muhafaza” etmekten yanayken; kadın, çocuk, doğa gibi konularda sol görüşleri taşıyorum). Politik alanda iki bölüm var, sosyal ve ekonomik. Sosyal alanda liberal değerlerin getirdiği laiklik, insan hakları, konuşma özgürlüğü, basın özgürlüğü gibi konulara katılıyorum (bunlar sol değil, liberal değerlerdir). Fakat ekonomik anlamda liberal düşünceyi tamamen desteklemiyorum (ki liberal ekonomi = kapitalizm). Daha çok sosyal demokrasi çizgisindeyim ekonomik alanda.

Komünist ekonomiye karşı olmamın en temel nedenlerinden biri (belki en temeli) ise rekabetin olmamasıdır. SpaceX, Tesla, Apple gibi şirketler komünist ülkelerden çıkamaz. İmkanı yok! Zaten 1980’lerin sonu, 90’ların başında Sovyetler Birliğinde 200 bin kişisel bilgisayar varken, ABD’de 50 milyona yakın kişisel bilgisayar olması da başka bir göstergsi gibi [2]. Komünist ülkelere baktığınızda, aynı totaliter ülkeler gibi tonla yasak olduğunu görebilirsiniz.

Haa evrim teorisinin yasaklandığı yerde ne kadar felsefe yapılır, felsefenin olmadığı yerde ne kadar bilim yapılır, bilimin olmadığı yerde ne kadar teknolojik ürün çıkar? Eğitimde bunlar konuşulup, detaylıca tartışılmazsa, öğrenciler sorgulamayı ve farklı fikirleri karşılaştırmayı öğrenmezse, ne kadar sağlam hayal kurabilir ve bunları gerçekleştirebilir? Düşünmek gerek.

**

Tekrar toparlamam gerekirse, özel sektörden umutluydum bu yüzden. Fakat bakıyorsunuz özel sektöre; geliyoo, yaani, nollcük (sallıyorum), napcen (sallıyorum) gibi işlerle “milli ve yerli” sözcüklerini kullanıp milliyetçiliği sömürmeye çalışıyorlar. Sonra da patlıyorlar zaten.

Türkiye’de ASELSAN gibi bir kaç kurumsal firmadan ve Koç, Sabancı gibi bir kaç kökleşmiş yapıdan başka hiçbir yerde doğru düzgün iş beklemeyin. Dünya üzerinde KOSGEB kuruluş desteği (150 bin) ve arge fikrin varsa milyona yakın destek alabileceğiniz bu kadar bol kaynak dağıtan ve bu kadar fazla kaynak sağlayan kaç ülke vardır bilmiyorum. Amerika’da bile devlet bu işten çekilmiş ve yatırımcılara kalmış. Avrupa’da, AB’nin desteklerini biliyorum 1300-1400 birim asgari ücret maaş alınan yerlerde 50-60 bin birimlik destek gayet iyi.

Türkiye’de bu kadar imkan varken, teknoparklarda salak salak yazılım firmaları cirit atıyor ve yıllardır bir işe yaradıkları yok. Neden?

Çünkü hayal kuramıyorlar, yaratıcı düşünmüyorlar; bunları yapan da cesaret edemiyor. Bu kadar toplum baskısı ve politik baskının olduğu bir ülkede insanlar bıkıyor. Hepsini geçsen, kurumsal şirkete gittiğinde saçma sapan ofis oyunları dönüyor. Baskı (mobing) başlıyor. Ee sonuç? Yaratıcı insanlar, bilimsel düşünenler, yenilikçiler zaten dünyanın her yerinde iş bulur. Türkiye’de bu kadar baskı ve eziyet varken gidiyor Amerika’ya; Türkiye’de bineceğinden çok daha iyi arabaya biniyor, benzine çok çok daha ucuz para veriyor, daha iyi evde oturuyor, hakları vs her şey güvence altında (bizimkiler SGK pirimleri yatırmıyor ya da 3 bin verip, asgari ücretmiş gibi gösteriyor ve kalanını elden veriyor) ve daha nicesi.

Akademisyenlerin bir bölümü Kıbrıs’a kaydı mesela. Türkiye’deki saçmalıklardan usandıkları için. 10-15 üniversite harici sağlam hocalar özel sektöre geçti. Aptal aptal baskılarla uğraşmak yerine, daha fazla para kazanıyorlar. Bir bölümü Türkiye’yi terk etti. Konuşamıyorlar, fikirlerini açıklayamıyorlar hatta evrim ile ilgili nasıl çalışma yapacaklar bu dönemde siz söyleyin?

Hâl böyle olunca, Türkiye’nin en sağlam özel sektörüne düşen öğrenciler bile ortada. Önümüzdeki 10-15 yıllık süreçte üniversiteye gitmeyin derim. Çünkü öyle bir çöküş olacak ki üniversitelerde, öngörülemeyecek….

Adamlar Apple, Facebook, Google, Tesla üretirken; Mars’ı kolonileştirme hayalleri kurarken, hatta hayal değil bu konuda bir sürü adım atarken; biz ancak ortalama bir ülkenin 6 aylık gündemini 1 günde yaşayıp, hem cahil olup hem de çok bildiğini düşünenlerin çoğunluğu alması nedeniyle rezil oluruz.

Adam çıkar, Türkiye’yi tanıtan ; İstanbul Senfonisi, Yürüyen Köşk eserlerini, Kara Toprak eserini falan dünyaya tanırı; kalıp adama vatan haini deriz. Milletin aptallığı, ünviersitelerdeki baskı ve kaynaksızlık yüzünden Amerika’ya gider. Amerikan kurumunca fonlanan, Amerikan kurumu ve Amerikan vatandaşlarınca çalışılan bir projeyle Nobel alır. Türkiye’nin ve Türk milletinin ne kadar katkısı var sabaha kadar tartışalım.

Gitmek zorunda bıraktırdığımız, yüklendiğimiz insanlar başarılara imza atınca; Nobel alınca, ölünce vs TÜRK İŞTE! HEYYY diye seviniriz değil mi?

**

Yediğiniz domatesin tohumu İsrailden, Diyarbakır karpuzununki Meksika’dan; sarımsak Çin’den geliyor. İnekle öküzün çiftleşmesi yasak, bir anlamda tecavüz olan “tohumlama” yapılıyor. Peki azot içindeki o tohum nereden? Tahmin edin bakalım. AVM’lerdeki 10 firmadan 8’i yabancıların. Giysilerimiz, teknolojik eşyalarımız yabancılardan.

Böyle eğitim sistemine, bu kadar cahilce davranan ve insanları Türkiye’den kaçıran toplum ve iktidara herhalde müstehak. Avrupa, Rusya, Amerika; “dış mihraklar, faiz lobisi” diye ağlanmıyor değil mi? Sistem kurmakla uğraşıyor.

İşte bir şey yapmak yerine, sistem kurmak yerine, liyakat yerine; eş dost ve günü kurtaracak projeler, politik uygulamalara gidilirse, Türkiye bu hallere düşer.

Bu haller ne ki? Gelecek yıllarda kaç tane sağlam üniversite mezunu öğrencimiz olacak göreceğiz. Son dönemim, siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler öğrencilerimiz (Türkler) zahmet edip Anayasayı açmamış. Ben ise kaç kere okudum. Peki niye? Ya da bölümde “cumhuriyet nedir, demokrasi nedir” diye öğretilmez. Bu anlam ayrımlarını kendim buldum niye? Bilimin temelinde olan şey yüzünden: MERAK. Eğer merak, hayal, cesaret yoksa o gençlikten hayır beklemeyin.

**

Bir hayalim ve amacım var, 2030’da yeni parti kurup Türkiye’yi düzeltmek.
Şimdiden bir çok alanda projelerim hazır.
Eğitimden ceza sistemine, yeni bakanlık yapısından anayasaya bir sürü şey…
Oturup alanlarında sağlam olan yol arkadaşlarıyla bunları oturtacağız 2020’nin sonlarına doğru.

Olur mu, olmaz mı?
Yapar mıyım, yapamaz mıyım?
Göreceğiz. Ben yapamazsam, benim yerime gelecekler yapar.

Linux kullanmış ve o dünyaya ait “açık kaynak ve özgür yazılım” felsefelerini benimseyen biri olarak bilgi özgür olmalıdır diyorum. Bu amaçla 3 yıldır 550 tane konu açtım (bu 551.) ve 700 bin kişi tarafından 1 milyon görüntülenme aldı bunlar. Blog, politik ve kişisel blog. Hem kazanç yok, hem de hiçbir ekstra reklam yapmıyorum (öğrenciyim zaten böyle bir bütçem yok). Fakat büyüdük.

Demek ki bir şeyler doğru. Benim gibi düşünen insanlar var. Sorgulayan, araştıran, politik kutuplaşmadan bırak, yandaş/eş/dost gibi şeylerden sıkılan, liyakat yerine sadakatin işlemesinden bıkan, eğitim sisteminden; kısacası Türkiye’deki bir sürü şeyken bıkan insanlar var. Fakat kaçmak istemeyen, bu ülkeyi düzeltmek isteyen insanlar.

İşte bu insanlardan daha ne kadar üretebilecek Türkiye? Bu eğitim sistemi, iktidar ve toplum ile; özgür olmayan, hayal kurmayan, sorgulamayan, cesaret edemeyen insanlar yetiştiriyoruz ve bunlar bahsettiğim insanları, Türkiye’yi ilerletecek insanları engelliyor. Sistemi bozuyor. Bu şartlarda işler ne kadar iyiye gidebilir, hatta gider mi bilmiyorum.

**

Çok önem verdiğiniz diplomanın bir boka yaramadığı, üniversite mezunu olmakla adam olunmayacağı ortada. Hatta diplomanın da tıpkı araba, giysi, makam/mevki ve banka hesabı gibi bir ilüzyon olduğu ve milletimizin çoğunluğunun bu yanılsamaya kurban gittiği de ortada.

Karşınızdaki insanın dış görünüşüne ve nelere sahip olduğuna değil; karakterine, zekasına ve gönlünün ne kadar sevgi taşıdığına bakın. Ve umudunuzu asla kaybetmeyin. Çünkü elimizde başka bir şey yok…

İnsanlık, sevgi ve umut…

 

***

 

Üniversiteler

114 üniversite aldım fakat yanlışlık yapmadıysam hepsi bu. Eksik, hata bir şey varsa bilgi [at] emrecetinblog.com adresine mail atın.

 

Abant İzzet Baysal Üniversitesi (Bolu)
Abdullah Gül Üniversitesi (Kayseri)
Adana Bilim Ve Teknoloji Üniversitesi
Adnan Menderes Üniversitesi (Aydin)
Akdeniz Üniversitesi (Antalya) (Bk. 789)
Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi (Antalya)
Altinbaş Üniversitesi (İstanbul)
Anadolu Üniversitesi (Eskişehir) (Bk. 789)
Ankara Üniversitesi
Ankara Yildirim Beyazit Üniversitesi
Antalya Bilim Üniversitesi
Atatürk Üniversitesi (Erzurum)
Atilim Üniversitesi (Ankara) (Bk. 789)
Avrasya Üniversitesi (Trabzon)
Bahçeşehir Üniversitesi (İstanbul)
Balikesir Üniversitesi
Başkent Üniversitesi (Ankara)
Batman Üniversitesi
Beykent Üniversitesi (İstanbul)
Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi
Boğaziçi Üniversitesi (İstanbul)
Bozok Üniversitesi (Yozgat)
Bülent Ecevit Üniversitesi (Zonguldak)
Cumhuriyet Üniversitesi (Sivas)
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
Çankaya Üniversitesi (Ankara)
Çukurova Üniversitesi (Adana)
Doğu Akdeniz Üniversitesi (KKTC-Gazimağusa)
Doğuş Üniversitesi (İstanbul)
Dokuz Eylül Üniversitesi (İzmir)
Dumlupinar Üniversitesi (Kütahya)
Düzce Üniversitesi
Ege Üniversitesi (İzmir)
Erciyes Üniversitesi (Kayseri) (Bk. 789)
Erzurum Teknik Üniversitesi
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi
Fatih Sultan Mehmet Vakif Üniversitesi (İstanbul)
Firat Üniversitesi (Elaziğ)
Galatasaray Üniversitesi (İstanbul)
Gazi Üniversitesi (Ankara)
Gaziosmanpaşa Üniversitesi (Tokat)
Gebze Teknik Üniversitesi
Girne Amerikan Üniversitesi (Kktc-Girne)
Girne Üniversitesi (Kktc-Girne)
Hacettepe Üniversitesi (Ankara) (Bk. 789)
Haliç Üniversitesi (İstanbul)
Harran Üniversitesi (Şanliurfa)
Hasan Kalyoncu Üniversitesi (Gaziantep)
Hoca Ahmet Yesevi Uluslararasi Türk-Kazak Üniversitesi (Türkistan- Kazakistan)
İhsan Doğramaci Bilkent Üniversitesi (Ankara)
İnönü Üniversitesi (Malatya)
İskenderun Teknik Üniversitesi (Hatay)
İstanbul Arel Üniversitesi
İstanbul Aydin Üniversitesi
İstanbul Bilgi Üniversitesi
İstanbul Esenyurt Üniversitesi
İstanbul Gelişim Üniversitesi
İstanbul Kültür Üniversitesi
İstanbul Medipol Üniversitesi (Bk. 789)
İstanbul Rumeli Üniversitesi
İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi (Bk. 789)
İstanbul Şehir Üniversitesi
İstanbul Teknik Üniversitesi
İstanbul Ticaret Üniversitesi
İstanbul Üniversitesi (Bk. 789)
İşik Üniversitesi (İstanbul)
İzmir Ekonomi Üniversitesi (Bk. 789)
İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü
Kadir Has Üniversitesi (İstanbul)
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi
Karabük Üniversitesi
Karadeniz Teknik Üniversitesi (Trabzon) (Bk. 789)
Kastamonu Üniversitesi
Kirgizistan-Türkiye Manas Üniversitesi (Bişkek-Kirgizistan)
Kirikkale Üniversitesi
Kocaeli Üniversitesi
Kocaeli Üniversitesi
Koç Üniversitesi (İstanbul)
Kto Karatay Üniversitesi (Konya)
Lefke Avrupa Üniversitesi (Kktc-Lefke)
Maltepe Üniversitesi (İstanbul)
Manisa Celâl Bayar Üniversitesi
Marmara Üniversitesi (İstanbul)
Mef Üniversitesi (İstanbul)
Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi (Burdur)
Mersin Üniversitesi (Bk. 789)
Muğla Sitki Koçman Üniversitesi
Munzur Üniversitesi (Tunceli)
Muş Alparslan Üniversitesi
Namik Kemal Üniversitesi (Tekirdağ)
Necmettin Erbakan Üniversitesi (Konya)
Nişantaşi Üniversitesi (İstanbul)
Okan Üniversitesi (İstanbul)
Ondokuz Mayis Üniversitesi (Samsun)
Orta Doğu Teknik Üniversitesi (Ankara)
Özyeğin Üniversitesi (İstanbul) (Bk. 789)
Pamukkale Üniversitesi (Denizli)
Sakarya Üniversitesi (Bk. 789)
Selçuk Üniversitesi (Konya) (Bk. 789)
Siirt Üniversitesi
Süleyman Demirel Üniversitesi (İsparta)
Tobb Ekonomi Ve Teknoloji Üniversitesi (Ankara)
Trakya Üniversitesi (Edirne)
Türk Hava Kurumu Üniversitesi (Ankara)
Türk-Alman Üniversitesi (İstanbul)
Uludağ Üniversitesi (Bursa)
Uluslararasi Final Üniversitesi (Kktc-Girne)
Uluslararasi Kibris Üniversitesi (Kktc-Lefkoşa)
Üsküdar Üniversitesi (İstanbul)
Yakin Doğu Üniversitesi (Kktc-Lefkoşa)
Yalova Üniversitesi
Yaşar Üniversitesi (İzmir)
Yeditepe Üniversitesi (İstanbul)
Yildiz Teknik Üniversitesi (İstanbul)

 

 

**

[2] – The CPSR Newsletter (CPSR = Computer Professionals for Social Responsibility) v.7 No.2, Spring 1989. Article “A Look at Computers in the Soviet Union” by Gary Chapman (CPSR Executive Director)