Son gönderilerden haber almak için twitter hesabımızı takip edebilirsiniz

2008 yılı rakamlarına göre;

Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarının gelirlerinin %82’si “YURTDIŞI KAYNAKLI” [1].

10 yıldır propaganda ve psikolojik savaş ile ilgilenen birisi olarak; Kıbrıs’ta ve Türkiye’de, farklı şeyleri, aynı dille anlatan bazı grupları fark ettim. Yani “birileri”, benzer yapılanmaları ve propaganda tekniklerini buralarda uyguluyor.

Daha önce psikolojik savaş ve algı yönetimine dair örnekleri blogta defalarca vermiştim. İstihbarat servislerinin bir işi de “kontr-espiyonaj” yani Türkiye’ye, devlete ve milletin bütünlüğüne karşı girişilen her türlü propaganda ve hareketleri engellemek ve bunlarla başa çıkmaktır, bu MİT’in görevidir. Bir şeyler yapamadıkları, yapıyorlarsa da oldukça yetersiz kaldığı ortadadır. Kaldı ki MİT kurulduktan sonra, ismini vermeyeceğim fakat yakın müttefikimiz olan(!) devlet tarafından MİT binasına gönderilen Xerox fotokopi makinesinin içinde; belgeleri kopyalayan özel casusluk cihazını yıllar sonra fark eden MİT’ten bahsediyoruz.

STK’lara döneceğim.

**

Hiç düşündünüz mü Türkiye hangi ara bu kadar gerildi? 3 saniye baktı diye birbirini öldürenler, trafikte tartışıp birbirini vuranlar; kendi gibi inanmıyor, düşünmüyor, hissetmiyor diye insan öldürenler…

Ne ara oldu? Medya bunun neresinde, MİT neresinde, ülkeler, lobiler… Örneğin bayıla bayıla izlediğiniz Acun programları, hangi şirketlerden alınıyor ve bu şirketler neden çeşitli uzmanlrla bilrikte bu programları tasarlıyor? Düşündünüz mü?

Yarışma Maddiyat Bencillik

Burayı direkt Banu Avar’ın sözleriyle anlatmak istiyorum…

Sabah programlarında poğaça yapmayı öğreniyoruz,
2 parça elbise için genç kızlarımız birbirini yiyiyor,
Öğle haberleri ve akşam Kobane ve Suruç’tan PKK canlı yayında,
Tüm tartışma programlarında çözüm süreci denilen Türkiye’nin bölünme süreci ve konuşmacıların tümü PKK yandaşı yada onları himaye edenler…
Milli duruşu olan hemen hiç kimse ekranlarda boy gösteremiyor.
Akşam haberlerini diziler takip ediyor. Herkesin bir dizisi bir yarışması var.
Polat Alemdar İstiklâl Marşı’nı ilahileştiriyor (ki gerçekten bu suç sayılması gerekirdi).
Beyinde yara açan yarışmalar, toplumun tüm kesimi üzerinde çalışıyor.
Şarkıcılardan berberlere, aşçılardan modacılara kadar HERKES YARIŞTIRILIYOR.

Ve en önemlisi…
Aile bireyleri yarıştırılırken birbirine parayla bağlanıyor, yada para için kavga ediyor.
Birey öne çıkıyor, çıkarsız birlik kalmıyor. Aile bile…
Aile, kutsal bir birliktelik değil; maddi varlığa göre elektrik alıp verme ilişkisi.

Bu bir projedir, bunun adı ideolojik taaruzdur. Bir milletin ortak aklına hücumdur.

**

İlkellik Ön Plana Çıkartılıyor

Kaç yada savaş, en temel dürtüdür. Ekranlarda sürekli savaş var, tartışma var, çatışma var… Müzakere yok! İşin garibi, Türkçe’de müzakere ve discussion kelimelerinin bir karşılığı dahi yok (çünkü bizde kültür direkt tartışma, kazan-kaybet ilişkisine göre).

Bütün canlıların (sadece insanlar değil, bütün canlıların) 2 temel ihtiyacı vardır;

1- hayatta kalma
2- çoğalma

Bunlar ister 21. yüzyıl Türkiye’sinde, ister mağara döneminde olsun değişmez. En ilkel dürtülerdir. Beyin, genetik, içgüdü devreye girer ve bu iki temelde çalışır.

“İçindeki seni serbest bırak”…

Ne demek bu? Ahlakı her gün medya tarafından bozulmuş, cinselliğini baskılamış, sürekli kavga ve tartışma dolu programlar izlemiş ve siyasi olarak kutuplaşmış insanlar içindeki seni serbest bırakacak…. Ne olacak? Hayat boyu düşünmeyi, sorgulamayı, başka fikirleri dinlemeyi bilmeyen adamlar içindekini serbest bırakırsa ne olur?

Taciz, tecavüz, cinayet, kavga, hırsızlık!!!!

Bakın reklama, vahşilik var. Güzel abla, yakışıklı abilerimiz var ama… Vahşiler sözde fakat zenginler, moda da tamam. Seks var, araba var, vahşilik var, güzel ve yakışıklı insanlar var…. Ohh mis.

İşte kadınların durumu. Ya sosyal hayattan kopartıp çarşafa soktuk, ya da cinsel obje olarak görselliğini ön plana çıkarttık. Oysa karakter, akıl, yetenek??? Onları salla değil mi?

MÖ 8. yüzyılda senin hatunun tek başına topluluk yönetir; sen ise Sanayi devriminden sonra kadın ve işçi haklarına kavuşan Avrupa’nın gerisinde kalırsın. Daha da kötüsü Arap kültürünü İslam adı altında takip edersin. Neyse..

**

Propaganda, Algı Yönetimi, Psikolojik Savaş

İşte bütün bunlar, bir ayağı oluşturmakta. Toplumu bölmenin ayağı. Kültürü bozmanın, Amerikanlaştırmanın…

Dünya küreselleşiyor diyoruz ya… Amerikanlaşıyoruz. En son izlediğiniz Rus, Fransız, Hint filmi ne? Ancak en son izlediğiniz Hollywood filmini hatırlarsınız eminim. Artık tek bir kot pantolon, dünyanın her yerinde kullanılıyor. Amaç budur, tek tip insan yetiştirmek. Eğer ekonomik olarak bakacak olursanız, kapitalizm ve rekabet gibi şeyleri söyledikten sonra; ne kadar fazla üretirseniz o kadar ucuza getireceğinizi de söyleyebilirim. Sadece ekonomik açıklama.

Bu, kültürün ele geçirilmesidir. Yumuşak güçtür. Askeri güçle bir yeri yönetmek sert güçtür; fakat Amerika’nın teknoloji ve kültürü, Avrupa’nın demokrasisi birer yumuşak güçtür. Sen kendi isteğinle gidersin. Daha tehlikelidir, çünkü isyan olmaz. Çağdaşlık adı altında sana başkasının kültürünü dayatırlar. Kendi dilini, kültürünü, tarihini unutursun.

 

Medya Örneği

Kısaca bir şey göstermek istiyorum işte size haber:

Batı medyası tarafından sıklıkla referans olarak gösterilen Revolutionary Forces of Syria (“Devrimci Suriye Güçleri”) isimli medya ofisinin, İngiltere hükümeti tarafından desteklendiği ve gazetecilere Suriye karşıtı propaganda yapmaları için 17 bin dolar önerdiği ortaya çıktı.

AlterNet tarafından yayımlanan maillere göre, “Türkiye’de bulunan Batılılar” tarafından işletilen RFS, Kasım ayında Beyaz Miğferler tarafından çekilen “Suriyeli sivil” videolarının nasıl çekildiğine dair ipuçları bulunan bir video yayımlayarak gündeme gelmişti.

PROPAGANDA KARŞILIĞINDA AYDA 17 BİN DOLAR
RFS söz konusu videoyu kısa sürede kaldırmış ve olayla ilgili “özür” yayımlamıştı.

Habere göre isminin verilmesini istemeyen bir Ortadoğu muhabiri, RFS için çalışan ABD’li bir eski meslektaşının “şu anda İstanbul’dayım İngiltere hükümeti için bir medya projesinde çalışıyorum” dediğini aktarırken, muhabire gönderilen iş teklifi mailinde, Suriye karşıtı propaganda üretilmesi karşılığında ayda 17 bin dolar teklif ediliyor.

Kıbrıs Örneği

Bira önce Sözcü gazetesinde bir şey okudum [bağlantı];

KKTC’nin müzakere heyetinde Rumlardan maaş alan isimler var!
Adada yürütülen müzakerelerdeki gelişmelerden kaygı duyan uzmanlar, “Sunulanlar Annan Planı’nın bile çok gerisinde. Bunlar teslim şartlarıdır. Mülk ve toprak konusundaki düzenlemeler adayı savaşa sokar” dedi

Bu bilgi doğrudur yanlıştır bilemem. Ancak blog yazılarımda vurguladığım üzere; ülkeler kendi çıkarları için istihbarat servislerini kullanarak STK’lar ve medya üzerinde baskı kurmaya çalışıyor (bakınız hemen üstteki başlık). Türkiye’deki ayrılıkçı ve şiddet kullanan Kürt hareketinin (ki PKK’dır, terördür), Atatürk ve Türklük düşmanı İslami hareketin ve KKTC’deki Türkiye’den uzaklaşıp Rumlarla yatağa girmek isteyen hareketin söylemlerine baktığımda; aynı ağzı görüyorum. Denktaş bu saçmalıkları güzelce açıklamıştı [17], fakat ben de o kadar saçmalıklar duydum ki…

Bizde Lozan yüzünden 100 yıldır maden ve petrol çıkartamayız diye duyarsınız, Kürt devleti 100 yıl sonra kurulacak Lozan’ın gizli maddelerinde var diye duyarsınız; Kıbrıs’ta ise KKTC’nin sahilleri 99 yıllığına İsrail’lilere satılmış, Türkiye bunu gizli şekilde satmış diye duyarsınız.

Tabi bu arkadaşlar bütün anlaşmaların Birleşmiş Milletler’e verilmesi gerektiği ve gizli anlaşmaların söz konusu olmadığını bilmez. Ancak çamur at, izi kalsın. Türkleri her daim kötü mantığı ile bunlarla uğraşıyoruz. Akıl alır gibi değil. Fakat yapılacakta pek bir şey yok. Kıbrıs’taki Türklere yönelik popüler tutumu burada yazmıştım.

Ne gidene, ne gelene dur demek yakışık almaz. Kıbrıs Türk’ü ne ektiyse onu biçecek demek isterdim ama ne yazık ki yıllardır yabancı devletler basın ve STK’lar aracılığı ile KKTC’de ne ekiyorsa, Türkler olarak biz bunlara karşı gelemeyerek ne ektiysek; onlar şimdi biçiliyor.

Fransız Devriminden sonra Balkanları kaybettik. Bunu gören istihbarat servisleri, Lawrence gibi adamları örgütledi ve Arap bölgesini kaybettik (ki beter olun, karıştı orası şimdi Filistin, Osmanlı döneminde iyidik diyor, beter olun). Aynı şeyler şu an Kıbrıs’ta ve Doğu bölgelerinde yapılıyor. Sonra Ermenistan gelecek, İStanbul’da azınlıkların özerk bölge istekleri ve Vatikan-vari bir bölge… Böyle böyle gidecek. Romanlar, aleviler… Hepsi örgütlenecek..

Türkiye ? MİT??? İyi uykular. Tıpkı milletimiz gibi. Tarih yoksunuz, sorgulama ve analiz yeteneğine sahip olmayan bir milletin durumu bellidir. Geçmiş olsun.

 

Kıbrıs’a gelecek bir barış(!) ki ne kadar eşit olacak geçmişten, AB tutumundan biliyoruz; 30-40 yıl içinde yine 1974 öncesi döneme götürecektir bizleri. Artık hiçbir şey diyemiyorum. Maalesef olayları kontrol etme ve yönlendirme gücüm yok. Bunu 2030’a kadar ancak kazanabilirim ve bu süreçte Kıbrıs kaderine terk edilmiş olabilir.

 

Dilin Bozulması

Bakın dil, bir milletin en önemli ortak değeridir. Dil, tarihi ve kültürü yansıtır. Haliyle bir yeri bozmak için; ki Türkiye’den Belçika’ya (Almanca ve Fransızca konuşan 2 bölgesi var), eski Türk/Sovyet cumhuriyetlerine kadar her yerde dilin etkisini görebilirsiniz.

Türkiye Kültürel Olarak Bir Sömürgedir ve Yabancı Tanıtı Kirliliği konularımda sıkça bahsetmiştim. Artık bir kafeye gittiğimizde “çikın vırap” (Chicken Wrap) yazılıyor. Launch, Bistro, Pub deniliyor ve hatta Coffee’ler mevcut. İşte bir millet böyle çöker.

Şedulları çek eder, miitingleri set eder… Sonuçta yavaş yavaş çöker. Etnik bölünmeler başlar. Etnik farklılıklar körüklenir ve diller türetilir.

CIA’in Kanlı Tarihi ve Teknikleri

13 yıl CIA’de görev yapmış John Stockwell’e göre, CIA’in neden olduğu operasyon ve darbeler yüzünden 6 milyon civarında insan hayatını kaybetmiştir . Bu kişi Afrika ve Vietnam gibi yerlerde görev aldı.

Yazdığı The Praetorian Guard kitabında şunları söylemiştir[2]:

1 milyon insan Kore savaşında, 2 milyon kadarı Vietnam savaşında, 800 bin civarında insan Endonezyada, bir milyon Kamboçyada, 20 bin Angola’da ve 22 bin Nikaragua’da ölmüş. Eğer Birleşik devletler, vergilerini CIA üzerinden politik ve askeri hareketliliğe ve toplumu dengesizleştirmeye harcamasaydı, bu insanlar ölmüş olmayacaktı diyor.

**

Aynı zamanda videoda görebileceğiniz üzere [3], şunları aktarıyor:

1947’de geçen Ulusal Güvenlik Yasasıyla yapılanmadan bahsediyor. 1947 Ulusal Güvenlik Yasası (National Security Act) ile ABD başta Kore, Vietnam, Lübnan, Karayipler, Dominik Cum., Komboçya, İran, Libya, Lübnan, Grenada, Panama olmak üzere toplamda 45 kez yurt dışında asker göndermiştir [4].

**

1980’lerin ortasında, bunun 3. Dünya Savaşı olduğunu düşünmüştüm. Çünkü araştırmama göre fark ettim ki, bizler Sovyetler Birliğine değil ; insanlara ve 3. dünyaya saldırıyorduk.

Üçüncü Dünya Savaşının ne anlama geldiğini kısaca açıklamak istiyorum (kanlı savaş olduğu, insanların kırıldığını falan açıklıyor). Operasyon izinleri tamamiyle ABD yasalarının üzerinde ve ötesindeydi. Öldürme yetkisinin yanı sıra, uyuşturucu ticareti gibi uluslararası hukukun ihlali vardı.

“Church Committee” bunları araştırmış ve araştırmalarına göre senatör Church şunları söylemiş; 900 büyük çaplı operasyon ve 3 bin küçük çaplı operasyon yapılmış. Bunlar, CIA’in “gizli” operasyonları.

Bunlara dayalı bir tahmin yaparsanız (yanlış anlamadıysam Church Komitesinin araştırması belirli bir zamanı kapsıyor); yaklaşık 3 bin büyük, 10 bin küçük operasyonun yapıldığını göreceksiniz. Her biri yasadışı, her biri insanların ve toplumun hayatını çökertecek operasyonlar. Bunların çoğu kanlı operasyonlardır.

Diğer ülkelerde demokrasi ve anayasaları, işleyişi “bilinçli bir şekilde” yönlendirim (manüpülasyon) yapmışlar. Savaşmaları için gizli orduları kurduk ve organize ettik. Etnik azınlıkları savaşmaları için harekete geçirdik; Nikaragua, Hindistan, Ortadoğu’da olduğu gibi.

Dünyanın her yerinde ölüm mangalarını organize ettik ve etmeye devam ediyoruz; ki 15 bin insanın ölümüne neden olan ve ondan sonra 70 bin kadar insanın ölümüne neden olan El Salvadordaki hazine polisi gibi.

CIA’in gizli ekibi, propaganda ve yönlendirim ile Çin, Vietnam, Kore gibi bir çok ülkeye saldırıyor.

CIA ve askeri ilişkilerin yer aldığı (1947 yasasında bu yapı sağlanmıştır), 3. Dünya Savaşı dediğim bu olayı özetlemeye çalışırsam; en iyi ölçümle, hesapladığımız en az sayıyla 6 milyon insan bu 40 yılda ölmüştür (CIA’in doğrudan ve dolaylı operasyonları nedeniyle).

Bu insanlar Sovyetler Birliği değildi. Bunlar İngiliz, Fransız, İsviçreliler, İsveçler, Belçikalılarda değildi. Bütün bu insanlar, 3. Dünya ülkeleriydi, Kongo, Vietnam, Endonezya, Nikaragua gibi hükümetlerinin Amerika Birleşik Devletlerine herhangi bir zarar verebilme imkanı olmayanlardı.

Kıtalar arası füzeleri yoktu, orduları yoktu, donanmaları yoktu; eğer isteselerdi bile bize zarar veremezlerdi. Zaten anafikir buydu, kıtalar arası füzeleri olsa zaten başlarına bunlar gelmeyecekti. Amaç buydu, kolay hedefler… Kendilerini savunamayacak ülkeler…

 

 

 

Neden bunları anlattım?

Olayın kanlı tarihinin yanı sıra, propaganda faaliyetlerine dikkat. CIA kurulmadan önce (ki Kirli Sırlar diye çevrilen The Good Shepherd filmini araya sıkıştırıp önereyim, Ancelina Coli de oynuyor :), ABD istihabarat konusunda Avrupa’ya bağlıydı… Ardından kendi istihbaratını kurdu ve çeşitli yapılanmalarla gelişti.

Kısa Bir CIA Tarihi

1947’de Truman tarafından kurulmuş, başın Wall Street hukukçusu ve CIA mimarı Allen Dulles getirilmiştir. 1948’de örtülü operasyonlar bölümü, komünist cepheyle savaşmak için kurulmuştur. Sovyetler ile savaşta bir sürü ülkenin rejimi değişmiş, farklı radikal gruplar desteklenmiş (örneğin Afganistan’da radikal İslamcılar), etnik gruplar harekete geçirilmiştir… Bütün bu savaşın sonucu ise 6 milyondan fazla insanın ölmesine neden olduğu tahmin ediliyor.

Terör örgütleri kontrol altına alınacak, ölüm mangaları kurulacak, eroin mafyaları kullanılacak, haraç ve şantaja başvuracaktır. Kontrol edilmesi düşünülen ülkelerde öncelik ise medya. Medyayı ele geçirecekler. Amaçları buydu.

Özellikle 1960-70’lerden sonra neo-liberal politikalarla birlikte, küresel sermayelerin istediklerini uygulayacaklar; demokrasi ve insan hakları adı altında ülkelerin sınırlarını değiştirecek ve kukla iktidarları bir süre kullanıp (ki bunlar diktatörler) sonra özgürlük için gerekli çalışmalar yapılacaktı.

Bunun için ilk adım, 1950’de Özgür Avrupa Radyosu kurulmasıydı [5]. Anti-komünist çizgide propaganda yayını yapmaya başladılar. Sovyetlerde kullanılan tüm dilleri kullanıyordu.

Casusluk okulu kuruldu, Amerikan yanlısı fikirler ve özgürlük adı altında Amerikanlaşma bütün ülkeye yayıldı. İlk operasyonlar, tabi ki Ortadoğu’da başladı.

İngilterenin 1948’de Filistinden çekilip, İsrail’in kurulmasında CIA bölgedeydi.
1949’da Suriye’de diktatörlüğün kurulması,
1952’de Mısır’da Kral Faruk’un devrilmesi,
1953’te İran Başbakanı Musaddık’ın milliyetçileşmesi (ilgili güzel bir belgesel, izleyin: İran – Bir Devrimin Anatomisi)…

Daha fazlasını izlemeniz için yine belgesel vereceğim ama Türkiye’yi geçmeyelim;

1947’de NATO üyeliği ve Marşal yardımlarıyla kendi çıkarlarımızdan kopup, Amerika’nın uydusu haline geldik (bir soru: MEB müfredatları her sene düzenlerken, komitede hâlâ 2 Amerikalı mevcut mu? Neden?).

Menderes’e herkes dinci olduğu için idam edildi diye düşünülür fakat sanayileşme yolunda Batıdan bulamadığı krediyi Sovyetler birliğinden almayı düşündü. Amerika buna izin veremezdi, Sovyetler ve Çin’e yaklaşan hangi ülke ve hangi lider varsa, gereken ceza kesilirdi. Öyle de oldu. Çünkü sanayiyi geliştirme, ABD’ye göre ülkedeki komünist desteği arttırabilirdi (işçi sınıfı vs). NATO değil ama Amerika’nın bu “örtülü operasyonlar” bölümü icabına baktı [9].

1960, 1971, 1980 askeri müdahaleleri CIA’in kontrolüyle gerçekleşmiştir.
1960 – Menders’in devrilmesi için Gürsel’e yardım,
1971 – Müdahale sonrasında hükümetin istifasının sağlanması,
1980 – Jimmy Carter’a Beyaz Saray görevlisi şöyle söyledi : “bizim çocuklar görevi tamamladı”.

Türkiye ne zaman sanayileşmeye çalışsa, Rusya dahil bölge güçleriyle denge politika izlese; hemen işler karışmaya başlamıştır. Evet son örnek; Rusya ile yakınlaşma, uçağın düşürülmesi, tiyatral darbe… Oysa Türkiye gibi bir ülke; Rusya, AB, ABD, İran, Suudi Arabistan gibi ülkelerde DİPLOMATİK TABANDA ilişkileri dengelemeli. Bu sayede bir güç olabiliriz. Silah ile değil.

Darbeler Sonrası Türkiye’de Yapılanlar

En basitinden 1980 sonrasına bakalım:

  • 650 bin kişi gözaltına alındı
  • 1 milyon 683 bin kişi fişlendi
  • 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı
  • 7 bin kişinin cezası istendi, 517 kişi idam edilidi. Haklarında idam cezası verilenlerden 50’si asıldı (18 sol, 8 sağ görüşlü, 23 adli suçlu, 1 Asala militanı)
  • 98 bin 404 kişi örgüt üyesi olmak suçundan yargılandı
  • 30 bin kişi işten atıldı (buraları kim doldurdu dersiniz? Evet cemaat)
  • 30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurt dışına gitti
  • 14 bin kişi vatandaşlıktan atıldı
  • 171 kişi işkence yüzünden öldü
  • 937 film yasaklandı
  • 23 bin 667 dernek kapatıldı
  • 3 bin 854 öğretmen, 120 öğretim üyesi (üniversite) 47 hakim işten atıldı
  • 400 gazeteci için toplamda 4 bin yıl hapis cezası istendi
  • Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi (toplamda)
  • Gazeteler 300 gün yayın yapamadı (sonrasında ise politikadan uzaklaşıp bikinili kadınlar ve cinsel içerikli yayınlarla bugüne zemin hazırlandı)
  • 39 ton gazete imha edildi
  • Ceza evlerinde 299 kişi yaşamını yitirdi.

**

CIA’in istasyon şefi Graham Fuller şöyle demiştir:

Bugün yavaş yavaş Kemalist değerler Türk politikası içinde daha normal bir seviyeye indirgeniyor. Bugün Türk politikası, Kemalist değerlerin indirgenmesinden başka bir şey değildir.

Gördüğünüz gibi bu topraklarda Atatürkçülük, Atatürk ilkeleri ve Türk milleti kavramları bitirilmeden; Türkiye çökertilemez. Bu yüzden AB süreci adı altında, medya üzerinden, MEB ile, üniversitelerle, IMF ile, NATO ile sürekli olarak Türkiye’yi çökertmeye çalışıyor….

Banu Avar’ın bitirirken şu sözü ise tarihe kazınacak cinsten:

Eğer bir Orta Amerika ülkesi yada Afrika’nın küçük bir ülkesi olsaydık, CIA’in küçük bir darbesi ile işimiz bitirilirdi. Ama bu coğrafyadaki 3 büyük imparatorluktan biri Türkiye. Binlerce yıllık devlet geleneğinden geliyor. En büyük 6. orduya sahip, ekonomisi bölgedeki en büyük ekonomilerden biri. Halkın kalbindeki Gazi Mutafa Kemal ise hâlâ dipdiri. Bu yüzden AB komiserleri, Türkiye’de Kemalizm bitmeden, gelişme olmaz diyor. Bunca darbe, oyun, çekişme içinde Türkiye hâlâ direniyor. İşte o nedenle Amerikan istihbaratı Türkiye’ye psikolojik harekat mangaları yolluyor, Milli Eğitime el atıyor, üniversiteleri Erasmus ile işgale yelteniyor, Avrupa Birliği havucunu burnumuzda tutuyor, IMF ile terbiye planı uyguluyor, NATO ile şekil vermeyi deniyor ama sağduyu, binlerce yıllık sağduyu. Amerikanın 200-300 yıllık tarihi bunu anlayamıyor.

Bu yüzden yazının başında bahsettiğim STK’lar ve istihbarat servislerine biraz değinelim.

STK’lar, İstihbarat Servisleri, Propaganda Faaliyetleri

Mustafa Koç Vakfı, Aydın Doğan Vakfı, Sabancı Vakfı, Kadir Has Vakfı gibi çeşitli vakıfların desteklediği STEP araştırmasına göre; Türkiye’deki derneklerin gelirlerinin %82’si “yurt dışı” kaynaklı (2008 yılı için geçerli, sonrasındaki kaynakları bulamadım).

Yukarıda John Stockwell’in açıklamalarında görebileceğiniz üzere, “etnik grupları cesaretlendirme” gibi çok çeşitli faaliyetleri var. Sadece CIA’in değil! İngiltere, Fransa, Rusya, İran…

Kabaca bir tarih özeti geçmem gerek;

Fransız devriminden sonra milliyetçilik akımları yayıldı. Osmanlının en büyük gücü ise insanları ibadet konusunda serbest bırakmasından ve din adamlarına (sadece Müslüman değil, hepsine) çeşitli yetkiler vermesinden geliyordu. Haliyle farklılıklar sürekli bir arada kaldı. Fransız devrimi ile birlikte milliyetçilik akımları ortaya çıktı ve bu bir aradaki topluluklar birleşti, Osmanlıya baş kaldırdı.

Balkanları böyle kaybettik. Ardından bunu gören İngilizler meşhur Lawrence gibi bir çok ajanla Arapları Osmanlıya karşı kışkırttı ve Araplar ayrıldı. Burada da kalmadı, Sevr’e kadar param parça olmuştuk. Fakat Atatürk, bütün her şeyi toparladı, tehlikeyi gördü ve “durun bakalım siz bir milletsiniz” diyerek Türk milleti kavramını soktu.

Haliyle Atatürk Türkiye’sini bozmak için önce Atatürkçülüğü ve Türk milleti anlayışını bozmak gerek. Bunu başarmak içinse etnik azınlıkları ve mezhepsel ayrılık hareketlerini desteklemek, bu kavramlar üzerinden çatışmalar çıkartmak; daha da önemlisi tarihini bilmeyen aptal nesiller yetiştirmek (bakınız bahsettiğim televizyon programları) ve milleti bir arada tutan dili bozmak gerek. Bunun içinse “şedulları çek eden” plaza çalışanlarına, gençlerin gittği coffee’lere ve Arapça, İngilizce tanıtılara (tabela) bakmak yeterli.

Konumuza geri dönecek olursak, Türkiye Cumhuriyeti döneminde benzer kışkırtmalar hem Kürt kökenli vatandaşlarımıza karşı yapılmakta hem de KKTC vatandaşı olan Kıbrıs Türklerine. Peki bunlar nasıl yapılıyor? Banu Avar’ın bahsettiği gibi “Çözüm Süreçli” programlardan ve daha önemlisi, gelirinin büyük bölümünün yurt dışından olduğu STK’lardan.

Yani açık açık istihbarat servislerinin oyuncağı olan ve “insan hakları, eşitlik, özgürlük” adı altında propaganda faaliyetleri güden Sivil Toplum Örgütleri… Hepsi böyledir yada buralara üye olanlar böyle demiyorum. Maalesef çok güzel düşünce ve duygulara buraya gidip, beyinleri yıkanıp, propaganda için birer asker haline geliyorlar.

Basit Bir Örnek: Ezilen Halklar ve Hak Arama Çarpıtması

Hangi kavramdan konuşursak konuşalım; bölgenin tek kütüphanesini yıkan, okul yakan[6], hastahane ve ambulanslara saldıran [7], kapısını açmadığı için insan vuran[8], bir örgütü “haklarını arayan, zamanında eziyet gören insanlar” olarak gösteremezsiniz! PKK; insan hakları, eşitlik, adalet gibi bir dizi kavramların arkasına saklanarak(!) bu kavramları çiğneyecek adımlar atan bir örgüttür.

Fakat Çözüm Süreci boyunca oraya çıkan terör örgütü sempatizanları enine boyuna süreci tartıştı. Bir iki tane asker, milli duruşu olan insan yoktu!

Bunu da geçin; “ezilen haklar” diye söylem geliştirenlere bakın, 1920’den bu döneme kadar BİR TANE BİLE ROMAN KÖKENLİ VATANDAŞIN MECLİSTE OLMAMASINI eleştirmezler. Roman kökenli vatandaşların eğitimsiz olduğunu, yarısından fazlasının asgari ücretin altında çalıştığını anlatmazlar. Kürt kökenli vatandaşlar milletvekili oldu, bakan oldu, Başbakan oldu, cumhurbaşkanı oldu ve olmaya devam edecek! Fakat ezilen halklar derken???

**

İşte bu “ezilen halklar” gibi çeşitli söylemler yada “devletin zulmüyle dağa kaçtılar” gibi söylemler; yurt dışı STK’lar eliyle etnik kökene yönelik yapılan propagandalardır. Bunları Türkiye’deki ve Kıbrıs’taki çeşitli yerlerde “aynı dil ile” söylendiğini gördüm. Bu sözlerin çıktığı yerlere kaynak olanlar ile devlette “ölüm mangaları” ve sert tedbirler uygulatanlar aynı kurum, kuruluş, kişi, aile (ne derseniz deyin) aynılarıdır! Bilinçli ve organize şekilde böyle yapılıyor.

Buna Başka Bir Örnek

Şimdi size ne demek istediğimi anlatacağım:

  • Atatürk’ü koruma kanunu Menderes tarafından çıkartıldı.
  • Başörtü, Demirel zamanında yasaklandı.
  • Şeyh Said ve Saidi Nursi, İngilizler tarafından Doğudaki vatandaşları kışkırtmak için kurulmuş “Kürt teali Cemiyeti” üyeleriydi.
  • Kurtuluş Savaşı sırasında İngilizler ile işbirliiği yaparak Atatürk’ü kafir ilan eden ve ölüm fetvasını verenler; İskipli Atif Hoca gibi, “İngiliz Muhipler Cemiyeti” üyeleriydi.
  • 1980’de sol ve sağdan herkes içeri atılıp, öldürülürken; ellerini kollarını sallayarak sokakta dolaşanlar Gülen ve benzeri cemaatlerdi. Boşaltılan devlet kademelerine yerleştirildiler.
  • Zorunlu din dersi 1980 darbesinin ürünüdür.
  • Etnik ayrımcılık ve dini-laik çatışması yaratacak anayasa yine 80 darbesinin ürünü.
  • Körfez Savaşında 1,5 milyon Iraklı Kürt’ü Türkiye’ye alınma dönemi Özal dönemindedir (1990). 2 yıl sonra buradaki bir bölüm Iraklı Kürtler, PKK hücrelerine geçmiş ve PKK en kanlı saldırıları başlatmıştı.
  • Yaklaşık 2,5-3 milyon Suriyeli aynı şekilde Erdoğan döneminde Türkiye’ye gelmiştir.

Kısacası, etnik oluşumlar yaratan, ayrımcılık yaratan kararları ve uygulamaları alan Türkiye Cumhuriyeti yetkililerinin ve bu kararların etkilediği etnik ve dini topluluklarının da aynı “el” yada “eller” tarafından yönlendirildiği ortadadır, zaten itiraflar ve haberlerde gördüğünüz üzere gelmektedir.

**

Lawrence ve Gertrude Faaliyetleri

Aslında Yılmaz Özdil’in yazılarını bulabilirsiniz (Burada) ancak kısaca anlatayım:

Gertrude:

Memlekette dört döndü. Ne Diyarbakır bıraktı, ne Adana, ne Konya, ne Kayseri, ne Kapadokya… Cudi’ye bile tırmandı. Kürt köylerini listeledi, hangi aşiret devletten yanadır, hangi aşiret ihanete müsaittir, şeceresini çıkardı. Nereler kuytudur, nerelerden nerelere geçilir, haritaladı. Mesela bir mektubunda “Zaho kampında konakladım” diyordu. Bilmiyorum bi yerlerden hatırlıyor musunuz, Zaho kampını!

Bugün ne hale geldiğini gördüğümüz Suriye sınırında kiliseleri geziyorum dümeniyle, ahalinin etnik kökenini, mezheplerini raporladı. Öldüğünde, kendisinden geriye, elyazısıyla 16 günlük, iki bine yakın mektup, yedi bin fotoğraf kaldı.
Lawrence:

Ama, anne sayılırdı (Gertrude). Çünkü “manevi oğlum” dediği biri vardı. Yarbay Thomas Edward Lawrence… Namı diğer, Arabistanlı Lawrence!
*
Evlat yetiştirir gibi yetiştirdi, yol gösterdi, akıl hocalığını yaptı, nüfuzlu kişilerle tanıştırdı. Arabistanlı Lawrence, kendisinden 20 yaş büyük olan bu kadın için “annemden farksız, bildiğim her şeyi ondan öğrendim” diyordu.
*
Tayyip Erdoğan’la Abdullah Gül’ü kaldığı oteline, ayağına getirtip madalya takan Suudi kralı var ya… İşte bu Lawrence’in Cidde’de yaşadığı evi restore ettirdi, kapısına da kocaman harflerle “bu ev Türklere karşı savaş vermemize yardımcı olan Lawrence’in karargahıdır” diye plaket astı!

Bu topraklarda yüzyıllardır böyle istihbarat savaşları dönüyor ve devlet olarak ne kadarını engelledik meçhul.

 

Sivil Toplum Kuruluşları (STK’lar : Dernek, Vakıf vs) ile İlgili İstatistikler

Yine STEP araştırmasından alınmadır.

Derneklerin işleyiş faaliyetlerine bakın; dini ve mezhepsel bölünmeye, devlet eliyle cemaat desteklenmesine dikkat! Biliyorsunuz en büyük bütçe diyanette!

STK çalışma alanları

Şimdi siyasi ve sosyal katılımlara bakacağız…

STK katılım bögelere göre özet

STK katılım tablo özet

STK katılım yaygınlığı

STK kuruluş türleri

STK yurtdışı fon gelir dağılımı

 

STK'ların uluslararası ilişkileri

**

Baştan Sona Bir Çöküş

Bakın Türkiye Cumhuriyeti, dünyanın en önemli ülkelerinden birisidir demeyeceğim, EN ÖNEMLİ ÜLEKSİDİR!

Askeri teoriler vardır, jeopolitik ve jeostratejik öneme göre ayrılır. Kara hakimiyet, deniz hakimiyet, hava hakimiyet ve kenar kuşak teorileri. Bu teorilere göre Türkiye önemli bir bölgededir.

Ayrıca Ortadoğu ve Asyayı Avrupa’ya, Arabistan yarım adasını Karedenizin üzerine, Afrikayı Kafkaslara ve Avrupaya bağlar. Su yolu, hava yolu, kara yolu ile…

Bunun dışında Ortadoğu gibi önemli bir bölgenin yanı sıra; Avrupa’nın kıyısındadır ve Türk devletlerini düşündüğünüzde Çin’den Bulgaristan’a kadar geniş toprakları kaplar. Haliyle Türklük, Türkçülük Avrupa, Amerika ve Rusya, İran gibi bir çok devlet için tehlikelidir.

Eski Sovyet ülkelerinde Göktürkleri öğretmezler (hoş bizde öğretiyorlar mı da), biz Osmanlı ötesini bilmeyiz! Onu geçtim Nahçivan’ın Azerbaycan’ın parçası olduğunu bilmeyen insanlar mevcut.

**

Televizyonlarda diz boyu rezillik var, iktidardakilerin kirli ilişkileri mevcut. Hatta Abdurrahman Dilipak gibi insanlar “AKP, İsrail projesidir” diyor. İsrail’den 2015 yılında alınan biber tohumuna ödediğimiz para 2.1 milyon ve domates tohumuna ödenen para 9.8 milyon dolar. Kaynak TÜİK verileri.

Bakın inekle öküzün çiftleşmesi yasak! Devlet yasakladı. Tohumlama olacak. Tohum, yurt dışından gelme. Ektiğimiz sebze ve meyveler hibrit tohum, bunlar yurdışındaki bilimsel merkezlerde işlenip bize satılıyor. Yani dışa bağımlı ülkeyiz. Türkiye Ekonomik Bir sömürgedir adlı yazımda zaten fazlasını yazdım, dağıtmayayım konuyu.

Ekonomi çökmüş, tarih bilgisi yok, dil Turkche olmuş Arapçaya kaymış, medya desen içler acısı,
Devlet kurum olmaktan çıkmış, istihbarat ne yapıyor belli değil,
STK’lar aracılığı ile yada doğrudan bir çok istihbarat örgütü Türkiye üzerinde oyun oynuyor.

Yani Türkiye önemli bir ülke, bir merkez; ancak bizim devletimiz zayıfladı, ordumuz zayıfladı, istihabarat, ekonomi, kültür ve milli birliğimiz zayıfladı.

Sonucun ne olmasını bekliyorsunuz?

Türkiye biran önce ayağa kalkmalı, silkinmeli, kendine gelmelidir. Başta istihbarat faaliyetleri olmak üzere; medya, STK’lar gibi bir çok konuya eğilmeli. Medya konusunda uzmanları koyun. Gerçekten uzman olanları. Hangi programlar çocuklara, topluma zararlıysa kaldırın. Fakat bu siyasal bir şey içermemeli! Yada “askılı giymek toplum kültürüne ters” gibi politik kararlar olmamalı.

Suç, şiddet, vahşet gibi şeyler içerecek ve çocukları, toplumu etkileyecek ne varsa yollanmalı!

Gençlerimiz 2 parça elbise için, orta yaşlılar araba için, yaşlılarımız ise aile kurumunun yok edildiği “maddiyata dayalı elektrik alıp verme” programları için YARIŞMAMALI!

O gençlerimiz; spor, sanat, bilim, teknoloji, kültür gibi alanlarda kazandıkları başarılarla oraya çıkmalı.

**

Bu kadar yazının üzerine çok fazla bir şey söyleyemeyeceğim, her şey ortadadır. Bir toplum nasıl çökertiliyor; kafası çalışmayan gençlik nasıl inşa ediliyor, tarihinden ve kültüründen kopuk, dilini bilmeyen insanlar nasıl oluşturuluyor güzel örnekler yukarıda.

3,5 saati geçtiği için bu yazıyı tekrar bile okumadan yayınlayacağım çünkü saat 2’yi geçiyor ve videonun çevirisini yapacağım. Önümüzdeki günlerde gözden kaçırdığım şeyleri ekler, yanlışları düzeltirim.

Ülkenize sahip çıkmanız dileğiyle…

Kaydet