2014 Kasım’da açıldı Emre Çetin Blog. Uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi bölümüne geçiş yapmıştım 3. yılımda bilgisayar mühendisliğini terk ederek (ve hayatımda verdiğim en sert ama en doğru kararlardan biriydi). 11 yaşımdan bu yana programlama ve 16 yaşımdan bu yana (şu an 29 yaşındayım) politika ile ilgileniyordum. Bölüme de girince, yanlışlıkları insanlara aktarmakla yükümlü olduğumu düşünüyordum. Bu yüzden açtım. Çok fazla aktarmayacağım çünkü “Blog Hakkında” sayfasındaki “blog neden açıldı?” bölümünde hepsini detaylıca yazmıştım.

İlk ay, sayfa görüntüleme sayısı 147 idi! Hiç unutmuyorum. Tabi hep eş dost. Sosyal medyadan gözlerine sokuyordum. Sonraki aylarda biraz daha arttı. Bugünlerde ise sayfa görüntülenme sayısı 2.000 civarında. Tekil oturum (her gelen 1 kişi sayılıyor) ise 1300-1600 arasında.

Temizlik yapmadan önce 600’ü aşkın yazı vardı (kaliteyi arttırmak için, okunmayan ve kötü olanları sildim). Ortalama bir yazıya harcadığım süre yaklaşık 3-4 saat. Bazı yazılarda 12-13 saati bulabiliyor (verileri kontrol, başlıkları planlama vs). Haliyle ortalama 4 saat desek dahi, son 4 yılımın 100 gününü yemeden içmeden, uyumadan; sadece yazı yazarak harcamış olduğum ortaya çıkıyor.

Peki Neden Uğraştım ve Uğraşıyorum?

Görebileceğiniz üzere blogun temiz ve sade olması için temayı bizzat ben kodladım ve reklam almadım. Blog üzerinde hiçbir yerde reklam vs yoktur. Tek kuruş kazanmadım. İşin açıkçası (site yoğunluktan çöktüğü zamanlar hariç çünkü server değil, hosting kiraladığım için limit var), hiçbir zaman blogtan para kazanmayı da düşünmedim ve istemiyorum.

Amacım 2030’da  yeni parti kurmak ve mevcut bütün düşünceleri, kavramları, kalıpları yıkarak; yepyeni bir hareket ile iktidara gelmek. Fakat bu da amacım değil aslen, bu araç. Amacım şudur; Türkiye’yi bölgede ve dünyada bir model haline getirmek. Ne demek bu? Gelişmemiş ülkeler gelişmek istediği zaman, “Türkiye’nin yolunu izlemeliyiz” demelidir. Hatta Avrupa’daki ülkeler bile, Türkiye’nin eğitim ve adalet sisteminden esinlenecek. Diyeceksiniz ki nasıl olacak o iş?

Çok basit: özümüze dönerek!

Blog üzerinde sürekli olarak “İslam adı altında Araplaşma ve batı/çağdaşlık adı altında yozlaşma” örneği veriyorum. Tanıtılarda (tabela), şirketlerde, kısacası her yerde İngilizce sözcük özentiliği var. Sadece İngilizce değil; Arapça, Farsça, Fransızca da var. Mütalaa, consensus, müzakere gibi sözcükler kullanılabilir çünkü tam Türkçesi yok. Fakat wrap diyoruz, Türkçesi dürüm. Menü diyoruz, Türkçesi seçke. Lokasyon nedir? Türkçesi konum. Öte yandan herkes dinini (sadece İslam değil, hangi dini inanıyorsa onu) iyi öğrenmelidir. Fakat din adı altında kütlür değiştirmeyeceğiz!

Milattan Önce 6. yüzyılda Tomris Hatun boy yönetim, Pers kralının güçlerinden kat kat az olmasına rağmen yenmişti. Türk boylarında “Hakan ve Hatun” devleti yönetir, kararlar ise ikisinin de onayıyla alınırdı. Hatunlar, elçileri ağırlardı. O yüzden biz kadın haklarını, eşitliği ve özgürlüğü daha 100 yıl öncesinde bilmeyen Avrupa’dan değil; kendi tarihimiz, kültürümüzden öğreneceğiz. Kadınlarımızı asla çarşafa sokmayacağız fakat kendileri türban takmak istiyorsa, başörtüsünü siyasileştirmeden bunu uygulamaları için serbest bırakacağız. Kadınlar sosyal hayata çıkacak.

Biz, batı ve doğunun karışımıyız. Bizim kültürümüz özeldir. Kendi kültürümüzü markalaştıramadığımız için, başka kültürler gözümüze güzel gözüküyor ve “kendi kültürümüzü kenara atarak”, yerine o kültürleri sahipleniyoruz. Hayır, eksik olduğumuz durumlarda, “kendi kültürümüze yedirerek” gereken neyse onu alacağız.

Bu konuyu anlatabilirim, fakat ne demek istediğimi kısaca anladınız. Bizi ancak biz kurtarabiliriz. Kendi tarihimiz, kendi kültürümüz ve kendi milletimiz.

**

Peki bunu nasıl gerçekleştireceğim?

Kişisel olarak siyasi partilerle çalışmak istemedim. Bireylerle çalışırım. Örneğin belediye başkanı veya milletvekili veya bakan vs gibi; işinde iyi olan, tecrübe kazanabileceğim insanlara ihtiyacım var. Teorik olarak okulda ne öğrenirsen öğren, ustadan çırağa sistemi destekliyorum. Fakat partilere bulaşmam. Bulaşmadım. Ancak Kıbrıs’da okuduğum için Türkiye’deki siyasi elitten de uzak kaldım. Haliyle bir organizasyonun içinde değilim. Peki bu bir bahane mi? Türkiye’deki çoğu insana göre bahane olabilir ve “izin vermiyorlar, imkanım yok, yapamayız” deyip köşeye çekilebilirdim.

Ben ne yapılamayacağı konusunda fikir birliğine varmak yerine, neler yapabileceğimi düşündüm. Hem 11 yaşında programlamaya başlayan biri olarak (ve bilgisayar mühendisliği bölümünde bir kaç yıl geçirmiş biri olarak) hem de siyaset ile uğraşan biri olarak; politik bir site açmayı uygun gördüm. Fakat burada ne verecektim?

Bizim ülkede herkes siyasetçi biliyorsunuz! Fakat gerçekten siyaset bilimi ve hukuk bakış açılarıyla olaylara yaklaşan doğru dürüst insanlar yok. O halde bildiklerimi, okuduklarımı ve tecrübelerimi insanlara anlatmalıydım. Hem inanıp benimsediğim “minimalist” kavramıyla hem de değişim için herkese ulaşma isteği ile birlikte; bütün siyaseti, ekonomiyi ve diğer konuları, “herkesin anlayacağı şekilde” yazıya dökmeyi amaç edindim. Yani farklı alanda çalışan bir akademisyenden, köyde internete ulaşan çocuğa, fabrikada çalışan işçiye, işyerini yöneten patrona kadar her alanda, herkesin anlayabileceği kadar sadeleştirmeye çalıştım.

Siyaset bilimi; tıpkı matematik, fizik, sosyoloji, hukuk, ekonomi gibi bir bilim dalıdır. Bu yüzden bazı teorileri öğrenmek gerek. Tarihi gelişimi bilmek gerek. Fakat bunları bilenlerin hem zamanı yok hem de televizyon programlarında gördüğünüz gibi, halka ulaşamıyorlar. Bolca İngilizce terim konuşuyorlar. Terimi yığıyorlar. Çok şey bildiklerini düşünüyorlar. Ben bunu kırmak istedim.

Bir akademisyen değilim, tecrübeli bir politikacı değilim, uzman hiç değilim. Fakat kendi bakış açımı, kendi düşüncelerimi, kendi istediğim Türkiye’yi size anlattım. Mevcut iktidarın ve muhalefetin “bana göre” hangi alanları yanlıştı bunları açıkladım ve elimden geldiğince nasıl düzelteceklerini yazmaya çalıştım, projeler ve fikirler sundum.

 

Politik Elit Tarafından Sıkı Takip Altındayım

Bana herkes “aman yazma içeri atılırsın, aman başına bir şey gelir” dediler. Ben her seferinde karşı çıktım. Çünkü kimseyi aşağılamıyordum. Kimsenin tarafını tutmuyordum. Doğruya doğru, yanlışa yanlış demek için uğraştım. Başıma da bir şey gelmedi. Çünkü eleştirmek için eleştirmiyorum. Bu yüzden korkunuz olmasın arkadaşlar. İktidar da gördüğünüz gibi değil, muhalefette. İktidardan bu konuda, bu kadar fazla çekinmeyin, korkmayın. Hakaret etmeyin, yalan ve sahte haberler üretmeyin, sürekli eleştirmeyin yeter. Sürekli eleştirmeyin derken, 80 milyon insan varsa ve 18 yaş üstü 55 milyon insan varsa (seçmen sayısı); hepsine tek tek gittiğinizde, her konuda bin bir çeşit sorun göstereceklerdir. Fakat önemli olan çözüm üretmektir. Çözüm üretebiliyor musunuz?

Ben çözüm olmayan eleştiriyi kabul etmem ve sevmem. Yani fikir beyan edilebilir fakat sabah akşam birileri eleştiriliyorsa, bunun çözümü de sunulmalıdır. Ben elimden geldiğince böyle yapmaya çalıştım.

Özellikle son 1,5-2 yılda politik elitin blogumu takip ettiğini biliyorum. Üstelik tek parti, tek görüş falan değil. Her partiden insanlar var. Sol ve sağdaki iki uçtan da insanlar var çok ilginç. Ben 2030’da iktidara gelirsem neler yapacağımı düşünerek bazı fikirleri proje haline getiriyorum. KOSGEB ve TÜBİTAK için nasıl proje veriliyorsa, aynı bu şekilde ekonomik alandan, kişi sayısına kadar her şeyi projelendirmeye çalışıyorum. Son aşamada uzmanlar ile çalışılacak ve en son hale getirilecek.

Haliyle yıllardır bunları tekrar etmemin sonucunu alıyorum. Artık insanlar bunları duya duya düşüncelerinde yer edilecektir. Benim kişisel olarak bu kadar insana ulaşma şansım yoktu televizyonlardan vs. Burada fikirlerimi anlatıyorum ve bir değil iki değil; bir sürü düşüncemin, iktidar ve muhalefet tarafından seslendirildiğini düşündüm Ya danışmanları, ya metin yazarları ya da kendilerinin okuduğu yazılar olabilir. Önemli değil, sonuçta benim istediğim ülke ve yaymaya çalıştığım düşünceler yayılıyor ve taban 2030 için hazırlanıyor!

Bir keresinde 2002-2015 ile ilgili ekonomiye dair bir yazı yazdım ve ekonominin kötü gideceğini söylemiştim. Günde 32 bin kişi geldi ve yazı on binlerce kişi tarafından sosyal medya paylaşıldı ve site sık sık çökmüştü. Hocalarımdan birisiyle konuşurken dedi ki, eşim bir yazı okuyordu beni çağırdı “gel bak Emre Çetin diye biri bir yazı yazmış” dedi ve şaşırdım dedi. Bir baktım sensin. O dönemde yazının çok farklı insanlar tarafından paylaşıldığını söyledi. Akademisyen olduğu için Avrupa’da bir çok tanıdığı vardı ve sadece KKTC ve Türkiye’de yaşayan değil, “alakası olmayan” bir sürü insan tarafından paylaşılmış dedi.

İşte amacım tam olarak buydu. İşçiden akademisyene, patrondan politika ile uğraşan kadar herkese bir şeyleri anlatabilmek.

**

Ben, “anlamıyorlar”, “cahiller”, “imkansız”, “yapamayız” gibi sözcükleri de düşünceleri de reddediyorum! Beni takip eden bir sürü AKP’li insan var. Ara ara mesaj atıyorlar. Katılmadıklarını söyledikleri yanlar da var. Fark etmez. Zaten her zaman haklı değilim. Benim yazılarım bir düşünce, geleceğe dair bir amaç taşıyor. Doğru yolu bulmak için adım atıyorum. Yanlış ve haksız olduğum bölümlerde illa ki olacak. Bir araya oturup çözeceğiz. Farklı düşünen insanlar bir araya gelecek ve tek bir konuda uzlaşacak. Zaten olay budur. Fakat “anlamıyorlar” dediğiniz insanlara doğru şekilde anlattığınızda anlıyorlar. Bunu ben bizzat gördüm ve görüyorum.

Bu fikirlerim aynen “açık kaynak ve özgür yazılım” dünyasında olduğu gibi insanlar tarafından paylaşılacak, geliştirilecek ve daha iyi fikirler ortaya çıkacak.

Üzüldüğüm tek nokta şudur; partilerde bu kadar insan varken nasıl oluyor da bir siyaset bilimi öğrencisinin blogundaki fikirleri alıp kullanıyorlar ve gerçekleştirmek için uğraşıyorlar? İkinci nokta ise, hadi 1-2 tane oldu, anladım. Fakat yazdığım yazıları tarayıp, içindeki fikirleri ve söylemleri aktarıyorsanız bir zahmet arayın be kardeşim. Arayın. Buraya yazdığımın 10 katı yazmadığım fikir var. Yazdığım fikirlerde de anlatmadığım yerler var. Yani fikri gerçekleştirmek istiyorsanız, oturup nasıl olacağı konusunda ben size yardımcı olurum yine. Tek şartım var beni partiye sokmayın, parti işiyle uğraştırmayın bu kadar. Türkiye Cumhuriyeti ve halk için ne yararlıysa, yaparım. Bundan gocunacak adam değilim. Fakat sürekli olarak fikirler alınıyorsa, aranıp sorulmuyorsa da orada sorun var demektir.

 

Hepinize Teşekkür Ediyorum

Kimle konuşsam, bazı konularda sanki kendimi dinliyor gibiyim. Haliyle sevindirici. Çünkü insanlar ortak paydada buluşmaya başladı. Benim blog üzerinden tek beklentim ise, insanlara bir şeylerin olabileceğini göstermekti, fikirlerimi anlatmaktı. Bugün benimsendiğini görüyorum. Yani istediğimin karşılığını kat kat fazlasıyla alıyorum. İşte bu yüzden saatlerimi ayırıp emek harcayarak yazı yazıyorum.

Blogu takip eden, destekleyen, fikirlerimi benimseyip insanlara aktaran; yakın görüp mail atan herkese gerçek anlamda içten teşekkürlerimi sunuyorum.

Ben inanıyorum ki, her şeyi değiştireceğiz. 2030’da bizi birbirimize düşüren bütün kavramları yıkacağız. Hep birlikte bir sistem kuracağız. Hem dünyaya örnek olacak, hem de yüzyıllar boyunca değişmeyecek ve demokrasiyi, saygıyı, hoşgörüyü, eşitiği ve özgürlüğü temsil edecek. Çünkü bizim kültürümüzde bu var. Kültürümüzde ve tarihimizde olanları sistemleştireceğiz, yasalaştıracağız, 21. yüzyıla uygun hale getireceğiz.

Hepimize çok iş düşüyor ancak başaracağız. Ben buna eminim. Bu millet neleri başardı. 2018’de değilse bile 2030’da, gerçek destek yazacaktır.