Son gönderilerden haber almak için twitter hesabımızı takip edebilirsiniz

Bu sıralar mümkün olduğu kadar günlük haber ve politikadan uzak durmaya çalışıyorum çünkü artık fıttırma noktasına geldim. En azından çalışıyordum.

Sabah başlayan krizi takip ettim ve geceye kadar sabrettim ama dayanılacak gibi değil. Neden?

Yapılanlar

1- Bakanın Uçuş İzninin İptali

Konu Türkiye ise, uluslararası hukuk her zaman “tekrar yorumlanır”, olaylar çarpıtılır, işler değişir. Böyle oldu, ki üniversitede uluslararası hukuk dersinde konusunda uzman hocamız bazı örnekleri güzelce gösterdi.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bir temsilcisini engellediler, izinleri iptal ettiler. Sosyal medyadaki bu saçma gaz biraz alınsın ki, uzmanları dinleyebilelim. Nedir bu işin arkası?

Uluslararası hukukun yapılagelişine (teamüllerine) bakmak gerek, Bakanın izninin iptal edilmesinin kanunen uygun olsa dahi, uygulamada fazla görülen bir şey olmadığını ve hoş bir şey olmadığını düşünüyorum. Nedir ne değildir büyükelçiler, uluslararası hukukçular ve siyaset bilimciler anlatmalı.

Düzenleme:

Konuya yazarken Hollanda’nın eski Dışişleri Bakanı bir açıklama yapmış [1]:

Eski Hollanda Dışişleri Bakanı Ben Bot, Hollanda’nın Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun uçağının iniş iznini iptal etmesine ilişkin, “Türk Dışişleri Bakanı’nı kabul etmemek, uçağın iniş izninin iptalinin hiç anlaşılır yanı yok.” değerlendirmesinde bulundu.

Kaldı ki bu olayda benim de karşı çıktığım bölüm buydu. Zaten sabah başlayan yanlış, akşam tekrarlanmadı. Türklerin artık Avrupa’da bir olması gerekiyor!

2. düzenleme:

Metin Feyzioğlu bu konuda açıklama yaptı:

 

2- Miting Olayı

Ulusal ve uluslararası hukuka uygun olarak, ülkelerinde mitinge izin vereceklerini düşünmüyorum. Yani bu işin gerek politik gerek hukuki yönde uygun olmadığı kararı verilebilir. Bu konuda bir sorunum yok.

Kaldı ki yabancı bakanların vs gelip Türkiye’de miting yapması gibi bir olaya giriştiğini hatırlamıyorum. Uygun olacağını da kişisel olarak düşünmüyorum. Bu yüzden miting iptal edilebilir, doğru karardır.

düzenleme: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesinde şöyle diyor [2]:

1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.

2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.

 

3- Muhalefetin Tepkisi

Tekrar ediyorum, mitingin iptaline değil fakat Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bir temsilcisi olan Bakana izin verilmemesi gerek politik gerek Türk olarak her alanda eleştirilecek bir şeydir! Dolayısıyla muhalefetin bu konudaki tepki ve tutumlarını olumlu buluyorum.

Haa Kılıçdaroğlu’nun mitingi yasaklansa, AKP’nin mitingleri iptal edeceğini sanmıyorum ancak Denktaş’ın dediği gibi “önemli olan her devrin adamı olmak değil, her devirde adam olmaktır”. Yani kişi, kurum ve olaylara bağlı olarak “doğruların” değişmesi değil; her durumda doğruların yapılması gerekmektedir.

4- Referandum Zamanı

Avrupa, çok yanlış bir harekette bulunarak (Bakanlara karşı), AKP’nin eline güzel bir koz bıraktı. Nur topu gibi bir kozları oldu referandum üzeri.

AKP uzun süredir milli birlik ve ülkücü tabana yakınlaşma çabaları içine giriyordu, bu olayı da çok güzel şekilde kullanacak ve Avrupa, bu konuda üst üste yanlış yaparak AKP’ye güzel kozlar verdi.

 

Bilmiyorsanız Konuşmayın

Ülkemizde insanlar bir araya geldiklerinde Mysql yerine SQLite mı kullanılmalı, ilaç sektöründe biyoteknolojiye adım atan firmaların ne derece planlı bir yol çizdikleri, kozmonot giysilerinde nanoteknolojik gelişmeleri konuşmazlar.

Aslında bunlar bilimdir. Tıpkı SİYASET BİLİMİ gibi… Fakat hukuktan, coğrafyadan, tarihten ve ne yazık ki SİYASET BİLİMİNDEN anlamayan insanların oturup beyin yaktıracak derecedeki saçma sözlerine fazlasıyla tanık oldum. Onun öyle olmayacağını; hiç değilse siyaset bilimi bölümünün ilk dersine gitse bilecek ancak gitmediği; bu konuda kendini geliştirmediği için olmayacak şeyleri kendi aklınca oldurma çabasına giren bir halkımız var.

Kardeşim tıp konuşmuyorsanız, bilgisayar konuşmuyorsanız, uzay bilimi konuşmuyorsanız; siyaset bilimi konuşmayın demiyorum, en azından bir şeyler öğrenin bu konuda, bilmediğiniz zaman bir susun.

 

Ne denir bu adama? Yani bu bir değil iki değil, sabahtan beri saçma sapan tweetlerinizi okuyorum. Sor Hollanda’nın yerini gösteremez ama konuşur.

Hollanda diye küçümsediğin yer Konya’dan biraz daha büyük. Fakat tarım ve hayvancılıkta seni yıllardır katlayıp geçiyor. Tarım ve hayvancılık başta olmak üzere bir çok konuda Hollanda’yı geçmeyi bırak, yanına yaklaşamıyoruz!

Oturup bilim, teknoloji konusunda neden gerideyiz diye düşüneceğinize bir anlık gaz ile atar yapıyorsunuz. Bilim ve teknoloji olmadan sanayi gelişmeleri olmaz. Türkiye’de ne yazık ki durum vahim.

 

Yani bir şey diyemiyorum artık.

Referandum kampanyasında da böyle olmuştu. Türkiye’de 7 coğrafi bölge olduğunu bilmeyen Rıdvan Dilmen’i siyaset bilimci olarak kabul ettiniz. Askerliğini yapmamış Sedat Peker’i milli duygularla sanki Anayasa profesörü ilan ettiniz.

Yapmayın etmeyin. Bu işi televizyondan ve siyasetçilerden aldığınız anlık gazlarla kalıplara oturtmayın. Uluslararası hukukçuları, siyaset bilimcileri, eski büyükelçileri; uzmanları dinleyin önce. Olay nedir, ne değildir, haklılar mı haksızlar mı?

Ancak 2 gram bilgisi bile yokken “eyy Hollanda” diyor Twitter’da. Erdoğan’dan aldığı gazla. Yahu buraya yazıyorum, iktidar bir süre sonra sözünü her zaman yaptığı gibi yutacak. Fakat olan Türkiye’ye olacak. Kendi kendine köşeye sıkıştıran bir ülke olduk. Herkesle aramız bozuldu.

Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’nin en iyi çalışan bakanlıklarından birisiydi. Fakat kadrolaşma uğruna rezil edildi. Liyakat değil, sadakat var. Yani işi bilen yükselmiyor, biat eden yükseliyor. Sonuç ne oldu? Alın Türk Dışişlerinin geldiği nokta bu.

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun açıklamaları falan nedir? Aile meclisinde konuşulmaz böyle şeyler. Ancak AKP zihniyeti bunu hep yapıyor. Aile arasında konuşulmayacak, söylenmeyecek şeyleri ulu orta her yerde anlatıyor. Böyle diplomasi olmaz, böyle devlet adamlığı olmaz.

Bu işlerin böyle yürümeyeceğini de; ekonomik, kültürel, politik alanda önümüzdeki yıllarda defalarca göreceğiz…

Hiççç öyle dış mihraklar falan diye başkasına atmayın boku. Kendi elinizle çökertiyorsunuz bu ülkeyi.

bknz: