Sağlıklı yaşam ile ilgili yazımı burada bulabilirsiniz. Sağlıklı yaşam için “işlenmiş” ürünleri azaltmıştım. Hayatım boyunca 1 gün önce gözüne baktığım hayvanın etini tabağımda görünce yiyemiyordum. Sonra sorgulamaya başladım ve tamamen kopmuştum. Daha önce dediğim gibi glüten hassasiyetim ortaya çıkmadan önce 1,5 ay kadar vejetaryen beslenmiştim. Sonra ikisini nasıl götüreceğimi bulamadım.

Son 1 yıl et ve türevlerinden uzak kalmıştım. Fakat yoğurt yediğimde bağırsaklarımda sıkıntı oluyordu. Laktoz alerjisi mi diye araştırırken 1 saatlik bir sunuma denk geldim [1].

Bu sunum her şeyi değiştirdi. Bazı şeyleri yanlış söylediğini biliyorum ancak geneli doğruydu.

  • insan, başka hayvanların sütünü gasp eden tek hayvandır.
  • et ve süt ürünleri olmadan güçlü olabiliriz (bakın ortak atadan gelme ve insandan 10 kat güçlü olan goril).

vs..

Haliyle bir süredir veganlık deneyimini yaşıyorum. Kıbrıs, İstanbul, köy yaşantısı ve Eskişehir’de sürdürüyorum. Farklı yerlerde, farklı şeyler deneyimledim ve paylaşmak istiyorum.

 

Öncelikle politik blog olduğu için bilmeyenler olabilir ancak veganlığın politikayla çok derin ilişkisi olduğunu düşünüyorum. Çünkü et, süt ve süt ürünleri PARA İÇİN(!) yapılmaya başlandıktan sonra her şey zehir oldu. Sadece hayvan hakları olarak değil, hayvanlara ve tarım ürünlerine yapılanlar yüzünden insanların etkilenmesi olayıda var. Haliyle bu iş ciddi.

Bu yüzden, genel tanım, deneyim ve sonunda da politik açıdan bağlayarak gidelim.

 

Vegan Kimdir Vejetaryen Kimdir?

Kabaca geçeceğim, bu konuda uzman değilim. Vejetaryen, et yemeyen insandır. Vegan ise, HAYVANSAL ÜRÜNLERİ tüketmeyen insan. Yani Vejetaryen yumurta yiyebilir ancak vegan bırakın yumurtayı, çok katı hale geldiğinde deriden ayakkabı, yünden yastık bile kullanmaz.

 

Neden Vegan Oldum?

Yıllardır midemin kaldırmadığı bir şey idi. Geniş geniş anlatmak isterim ama sadece buradan 3 farklı konu çıkar. Fakat tek bir youtube kanalı vereceğim ve oradaki izletilere (video) göz atarsanız, neden olduğunu anlayacaksınız.

Yinede kısaca anlatayım; süt, et ve türevleri mide ve bağırsaklarımda sorunlara yol açıyor. Glüten konusunda sıkıntılarım var, bu tarımsal bir şey ve bunlar hayvanlara geçebilir yada hayvanlara verilen antibiyotik, hormon ve ilaçlar sıkıntı yapabilri (bknz: yutmayiz2.org).

Fakat bu rahatsızlığın ötesinde; Türkiye’de durumu araştırmalar ve STK’lar sayesinde öğreniyorum ama dünya genelinde tavuklara, koyunlara, ineklere çok kötü davranılıyor. Samsara gibi belgesellerden bu işin nasıl “para kazanma sektörü” haline geldiğini görebilirsiniz. Yada Food Inc. belgeselini izleyerek daha net şeyler bulabilirsiniz.

 

İnsan sağlığını tehdit eden, doğal çevreyi yok eden, hayvanlara eziyet çektiren bir duruma geldi hayvancılık ve tarım. Yaşadığımız doğayı, başka canlıları ve geleceğimizi zehirliyoruz ve yok ediyoruz. Kısacası bu yüzden karşıyım. İşin sağlık boyutu var ki, milyarlarca liralık sektörün yaptığı lobi çalışmaları nedeniyle “süt iyidir, et iyidir” gibi şeylerinde saçmalık olduğunu biliyorum.

 

Nasıl Besleniyorum?

Öncelikle Türkiye’de vegan olarak yaşamak büyük sıkıntı. İnsanlara sık sık bazı şeyler anlatmanız gerekebilir. Balık tutan, “off cosur cosur Pazar mangalı” diyen, hayatı boyunca hayvan sevgisi nedir bilmeyen insanlara bunları anlatmak imkansız. Hele hele dedikodu ve kulaktan dolma bilgileri önemseyen cahillere “et ve süt yemezsenizde protejin ve kalsiyum alırsınız” sözünü anlatabilmek…

Bunun ötesinde sevgi hayvana karşı yok, ağaca ve insana karşı var olmaz. Ya vardır ya yoktur. Ya ağaç, doğa, hayvan ve insan seversin yada sevmezsin. Balığı, hayvanları zevk için avlayan; Pazar günü en büyük zevki ormana gidip orada karbonmonoksit ile zehirlenen, ağaçları zehirleyen ve et tüketen, spor ve sanat bilmeyen, kültürsüz adamlara bunları anlatmak gerçekten işkence…

 

O yüzden ANLATMAYIN! Denemeyin. Yemiyorum deyin ve geçin. Biri bir şey derse; fil et yediği için mi sağlıklı? Goril süt içtiği için mi bizden 10 kat güçlü? İnek sütünü içiyorsun peki beslediğin köpeğin sütünü içer misin? Ya maymun sütü? gibi sorularla çenelerini kapatabilirsiniz.

 

Doğal Beslenin

Meyve, sebze, tahıl-baklagil ve kuruyemiş yiyiyorum. Et yok, süt yok, yumurta yok… Çok rahatım. Enerjiğim. Sindirme sorunlarım yok. Glütende yemediğim için, acayip sağlıklı hissediyorum.

En güzeli de, et yedikten sonra yığılıp kalmamı sağlayan o saçma his yok. Biraz sindirip, ardından kahve içiyorum ve tatammm… Harekete hazırım.

 

Deneyimlerim

Glüten başlı başına sorun. Unlu mamuller yiyemiyorsunuz (kısaca). Bakınız: Bilinçsiz bir ülkede glüten alerjisi ile yaşamak.

Üzerine veganlık eklenince….

Kıbrıs’ta, köyde olaylar gayet rahat. Mis gibi sebze meyve var. Eskişehir’de dedemin bahçesinde var yada pazardan da buluyoruz. Lezzetli, taze, doğal bulabilme imkanınız var (bu devirde ne kadar doğalsa). Hele köy ve dedemin bahçesinde doğurgan tohumlardan çıkan salatalık, domates, biber, ahududu, kiraz, semizotu… Mükemmel.

Fakat İStanbul’da rezillik diz boyu. Kabak kokan karpuzlar, tatsız domatesler, salatalık harici her şeye kokan hıyarlar. Tatsız elma, muz, kayısı vs… Büyükşehirde vegan olmak zor.

Eskişehir’de Kurtuluş Kuruyemiş sağolsun en mükemmel kuruyemişlere ulaşabiliyorum. O olmazsa, Kurtuluş’un ortağı olduğu Peyman var. Yine buluyoruz. Ancak meyve-sebze büyükşehirlerde sıkıntı. Gerçekten sıkıntı.

 

Politika ile İlgisi

Dünyadaki her 7 kişiden birisinde glüten hassasiyeti var. Çoğu bilmiyor. Hassasiyet yada alerji olmasa bile, her insanı zorluyor glüten. Bebek maması mesela, içinde buğday unu varsa, pat glüten. Genetiği değişmiş buğdaylarımız hayırlı olsun.

Bunların hepsi, maddi kaygılarla yapıldı. Eski doğurgan ve kaliteli tohum bir tarladan 10 ölçek çıkartırken, genetiği değişmiş hibrit tohumlar 30-40 ölçek çıkartıyor. Haliyle daha fazla para.

FAKATTTT….

Eski tohumlar çorak arazide oluyor. Çok güçlü toprak olursa (gübre falan atarsan) hemen uzar ve yatar. Haliyle gübre kullanmıyorlar. Gübre olmayınca, yabani otlarda fazla yetişmiyor yada çok büyümüyor. Haliyle ilaçta kullanmıyorlar. Ee?? Organik tarım.

Eskiden böyleydi. Fakat sanayi devrimi her şeyi değiştirdi ve özellikle son 40-50 yılda Türkiye gerçekten kötüleşmeye başladı. Köylerdeki inek yavruları yine inekten besleniyor fakat bu işi sırf para için yapan şirketler, anneden hemen ayırıyor.

Biliyor musunuz

Devlet inek üretiminde doğallığı yasakladı! Yani boğa, inekle çiftleşemez! Artık veteriner geliyor, ineğe tecavüz ediyor (bu tecavüzdür), ardından yurtdışından alınan tohumları içine bırakıyor ve inek hamile kalıyor. Bu, devlet eliyle yapılıyor!

Hayvancılık bu durumda, tarım bu durumda!

Fakat hepsi çocuklara ve bizlere zarar!
Kola içiyoruz, sigara içiyoruz, abur cubur yiyiyoruz.
Et ve süt ürünleri ile beslenerek vücudumuzun asidik seviyesini yükseltiyoruz (Süprayzi, hayvansal ürünler bizi zehirliyor, sülfüre selam, zehirlenmeye devam)…

Peki bununla ilgili tarım bakanlığı, meclis, politikacılar ne yapıyor dersiniz?

İşler mecliste içler acısı. GDO, hormonlu ürünler ne ararsanız var. O kadar bilinçliler. Oysa Rusya GDO’lü ürünleri falan yasakladı.

**

İşte insan sağlığı, Türkiye’nin geleceği ve ekonomi ile böyle oynanıyor. Yurtdışından parayla tohumlar alıyoruz ve bunları çocuklarımızı zehirlemek için kullanıyoruz. Büyük şirketlerde fon sağlayarak “süt iyidir, et yeyin” diyor. Okullarda süt dağıtınca çocuklar zehirleniyor. Çok mu şaşırdınız? Anne sütünden başka süte gerek yok.

Ama biz insanız.
Hiçbir yararı yokken kola içeriz,
Onca zarara rağmen hazır yemek tüketiriz.

Mc Donalds, Burger King gibi yerlerden yiyeceğiniz en basitinden patates kızartması bile özel solüsyonla kaplanıyor haberiniz var mı? Muhtemelen yoktu.

 

Afiyet olsun Türkiye, kişisel bilinçliliğiniz olmadığı gibi, politikacılarda bu işlere bulaşmıyor. Türban, imam hatip, laiklik gibi konulara kafayı takacağınız kadar sağlık ve organik üretime kafayı taksaydınız; Hollanda, Fransa gibi yiyeceklerle bir şeyler yapabilirdik.

Yazık… Gerçekten yazık… Konya kadar Hollanda, tarım satışında 2. iken Türkiye 18. sırada. İşte bunlar hep cahillik!