Başlamadan önce; kapak görselinde gönderme yapmak istedim, hem linux pengueni, hem mezuniyet hem de “penguen” işte… Okumuş insan kitlesi bir anda penguen belgeseliyle bastırılmaya çalışılmıştı hani…

Hem kafa dağıtma hem paylaşma anlamında bloga yazı eklemek istedim. Ayda yılda 1 yazı paylaşabilirim fakat Youtube projem var. İnsanlar artık okumaktan usanıyor. O halde daha fazla insana ulaşmak ve daha fazla kişiye doğruları anlatmak için yeni bir şeyler denemem gerek. Üzerinde çalışıyorum şimdiden duyurayım.

Ayrıca kitap yazmaya başladım. Ne zaman tamamlanır bir şey diyemiyorum fakat kitabı en kısa sürede tamamlayacağım. Basım için ne tutar ne olur bilmiyorum. Eğer karşılayamayacağım gibi bir şey tutarsa (ya da basım evleri bu işi üstlenip yüzde alır mı onu da bilmiyorum), fakat işin sonunda e-kitap olarak paylaşabilirim. Gelişmeleri kişisel hesabımdan (@emrecetintr) ve blog hesabından (@emrecetinblog) takip edebilirsiniz.

**

Buradan sonra bir bilgi, ya da politik bir şey bulabilir misiniz bilmiyorum. Dedim ya biraz daha kafa dağıtmak ve dertleşmek için yazıyorum. Şimdiden uyarayım.

**

Üniversitede Son Viraja Giriyorum

Bu dönem bitti, son dönemim kaldı. Hayatımda ilk defa üniversiteye bitirmeye bu kadar yaklaştım. Bu şekilde söylediğimde belki tam olarak anlayamayabilirsiniz. O yüzden anlatayım.

Lise Dönemi

11 yaşında bilgisayar ile tanışmıştım. Gokartı bile olan kokareççi desem bilmeyenler çıkacaktır. Öyle “dial-up” (çevirmeli) bağlantı sesini, e-kolay interneti falan çoğunuzun bilmediği devirde; IBM marka bilgisayar ile (bir daha elimi sürmem o yaratığa) bilgisayarla tanıştım. Anadolu Üniversitesi’nde çalışan annemde vardı IBM, üniversitenin. Oradan az çok biliyordum (paint vs). Fakat yandaki gözyaşı Mac bir başka çekiciydi…

Neyse, eve geldiğinde tabi oyun moyun pek ilgilenmedim, zaten yıl 2001, şimdiki gibi oyunlar gezmez. Her şeye hemen merak sararım, hoşuma giden şeylerin inciğini cinciğini araştırırm (başak burcuyum!). Öyle bir kızdan hoşlanırsam mesela; hakkında her şeyi bilmek için KGB vari davranışlara girebilirim. Beden dili, psikoloji vs gibi bir sürü şeyi de meraktan öğrendiğim için genelde konuşurken dikkatle incelerim. Aynı şey idolüm olan insanda ya da bilgisayarın nasıl çalıştığını kafaya taktığımda da geçerlidir.

Nasıl çalışır? Programa merak sardım. Nasılsa html+javascript ile başladım. Javascript en sevdiğim programlama dilidir. Qbasic, pascal, visual basic, Delphi 7 (yaa o kadar eski) falan derken Linux ile tanıştım. O dönemlerde 2 ya da 3 bilgisayar dergisi var, onlar linux dağıtımı veriyor. İlk adım sancılıydı, fakat linux dünyasını sevdim. Bilgi özgür olmalıydı.

ASP, PHP, C, Perl falan derken; Python mucizesiyle bu günlere kadar geldim. HTML+CSS+Javascript paketini biliyorum, PHP ve Python ile uğraşıyorum (kendim için özel programlar ya da ufak scriptler vs yazıyorum). Hoş bir kaç yıldır pek elimi sürmedim, nedeni anlayacaksınız… Abuk subuk bir sürü programlama diliyle de uğraştım. Tabi bu sürede antichat gibi Rus sitelerin XSS vs açıklarını buldukları videoları izleyip Türkçe video mu çekmedim, Snowden ve wikileaks’in hemen öncesinde Tor ile politik ve programlama sitelerine mi girmedim…

Yani internet kültürüyle büyüdüm diyebilirim. Misketle oynayan, sokakta oynayan son ama bilgisayarla büyüyen ilk nesiliz. Kim? 1995-1985 arasında doğanlar (istisnalar hâlâ mevcut). Fakat bir geçiş dönemiyiz. Bizden önceki nesillere teknolojiyi, bizden sonrakilere ise sokak kültürünü anlatmakta zorlanıyoruz.

Bizim nesil henüz politika ve iş dünyasına girmedi. Buralara girdiğimizde bir devrim olacak. Çünkü şu andaki iş adamları ve politikacılar 20. yüzyıl zihniyetiyle devam ediyor ve 21. yüzyılda 20. yüzyıl zihniyetiyle yürüyemezsin! OLMAZ! Bak bütün araba firmaları dururken Tesla ile Toyota neden patladı? Çünkü geleceğe yatırım yaptı. Akıllı ve elektrikli arabalara… Bunu gerçekleştirdiler. Şimdi Mercedes, BMW vs gibi firmalar bu adamları izleyecek. Lider oldular.

İşte bizim nesil 2025-2030 gibi iş dünyasını ve politikayı ele geçirecek ve devrim başlayacak. Bu yüzden 2030’a doğru parti kurup iktidar olacağım diyorum.

 

Konuyu Dağıtmayalım

Programlama öğrendikten sonra, bilgisayarın yapabileceği şeyleri görünce, normal hayattan soyutlandım. Bilgisayarın yapabileceği şeyler = benim yapabileceğim şeylerdi. Sokaktaki gibi, aile ve okuldaki gibi hiçbir sınırlama yoktu. Hele hele 2007-2008’e kadar hack vs konularında bir denetleme, yasa vs yoktu, daha rahattı. Bilgisayarlar o kadar güvenli değildi, çok basitlik açıklar vardı. Büyük sitelerde, milletin bilgisayarlarında biraz uğraşarak açık bulabiliyordun. Bu mükemmeldi.

Tabi Kevin Mitnick gibi adamları da görünce, bilgisayar mühendisi olmak istedim (bir filmi vardı hatırlayamadım, 20’den fazla izlemişimdir o dönemde, CD dönemleriydi).

**

Lise 2’de bölüm seçecektim. Bütün hocalarım, ailem “sözelcisin, özele ya da eşit ağırlığa git” derken tuttu Tatar inadım. Yok dedim bilgisayar mühendisi olacağım. Gittim sayısala. Tabi ilk yıl ne kadar zor olduğunu görünce dedim bu iş böyle olmayacak. Sınavlara girip, ismimi ve numaramı yazıyordum; yasal sorun olmasın diye (boş kağıt nedeniyle), ilk sorunun aynısını yazıp verip çıkıyordum. Çünkü lise 3’te sözele geçersem; lise 2’nin sayısal ve lise 2’nin sözel derslerini vermem gerekiyor. İmkansız! Haliyle bir yıl sınıfta kalayım dedim, sonra sözelden devam ederim. 6 zayıf ile sınıfta kalınıyordu. Ben garantiye aldım, 8 zayıf getirdim. Ne oldu?

Ne olacak, o yıl af çıkarttılar. SAĞOLSUNLAR! Lise 2’de dersi dinlememişim. Sabahlara kadar bilgisayarda takılıyorum, derslerde uyuyorum, hiçbir şey öğrenmedim. Zor zar, sorumluluklarla liseyi uzatarak bitirdim. Kazanamadım haliyle ilk yıl. Hazırlandım.

Fakat bu süreçte Google, Apple, Yahoo gibi şirketleri okuyorum. Amaç öyle bir şirket kurmak. Gördüğüm şey şuydu (bu insanların hayatından), olay üniversite bitince başlamıyor. Öncesinde bir şey yapmam gerek. Ve üniversiteye gitmek istemedim.

Tabi Türkiye’de üniversiteye gitmemek ne demekmiş? Millet sana aptal gözüyle bakar. Kafasız, zekasız der. Okuyamadı der. Aile mahçup olup başka insanlara karşı. Haliyle üniversitenin ne kadar güzel olduğu ile ilgili nutukları dinledim. “Zaten biliyorsun, git, rahatça geçersin” deyince tamam gideyim dedim.

Başladım hazırlık, sonra bilgisayar mühendisliği bölümü…

Bölüm hocalarımız ağzıma sıçtı. 6 sayfa kağıda program yazmışım. Adam 5 puan vermiş. Peki nereden kırmış puan?

function ECB()
{

yerine

function ECB() {

yazmışım. Derste bize öyle gösterilmemiş. Yahu 11 yaşımdan beri ben böyle yazıyorum. 3 yıl hayatım zehir oldu bilgisayar mühendisliğinde. Derslere gitmedim. F’ler, NG’ler (Devamsızlıktan kalma)… Aileme olayı anlatamıyorum, uyum sorunu yaşıyorum sandılar. Hayatımın en berbat 3 yılıydı.

Kaldı ki öğrenmenleri şöyle anlatayım; programlama giriş dersinde tahtada yazdığı programda hata olduğunu söylüyorum, açıklıyorum ve elindeki kağıdı gösterip “kağıtta böyle yazıyor” diyor. Hocam kağıttaki yanlış o zaman deyince dur sonra bakarım diyor. Yani yazdığı şeyin doğru olup olmadığını bilmiyor.

Bir diğerine linux biliyorum hocam arkadaşlarla neler yapabiliriz, bir şeyler geliştirelim sizin de yardımınızla deyince “önce ben linux öğreneceğim de, size öğreteceğim de o iş yaş” diyor. Veya başka bir hocamız o dönemde “explorer varken niye firefox falan kullanıyorsunuz” diyor ki o dönem dediğim 2009!

Tarcanbot ile uğraşıyorum. Siri’nin yazılı versiyonu. Aklımda neler var. Geliştirip “akıllı arama motoru” yapmayı planlıyorum. Eczane yazacaksın, konumu alıp, en yakınını gösterecek. Kot pantolonu yazacaksın örneğin, pat fiyatları ve markaları gösterecek. Şimdi Siri+Yandex+Google’da olan şeyler. Tabi 2008-2009’da düşünüyordum; çok sonraları geldi. Arkadaşlarla geliştiririz diye düşündüm de nereye…

Türkiye için bunlar “gereksiz”(!) hayaller…

 

Bölüm Değişikliği Zamanı

Üniversite gitmek istemiyordum. Daha lisede diplomanın kağıt parçası olduğunu düşünüyordum. Fakat gitmek zorunda kaldım. Gittiğimde hocalardan bir şey öğrenemediğim gibi bölüm ve hocalar beni bilgisayardan, okuldan, üniversiteden; kısacası okumaktan soğuttu. Hatta kendimi bile sevmiyordum. Bir ara askere gitmeyi ve döndüğümde ne yapacağımı falan düşünüyordum.

Pat Steve Jobs ile tanıştım (mecazen). Öncesinde araştırıyordum ama Walter Isaacson’ın yazdığı biyografi hayatımı değiştirdi. İdolümü, örnek alacağım adamı bulmuştum. Zen, minimalizm, büyük düşünme… Steve Jobs’u okudukça bir şeyler öğrendim. Onun yaptıklarını araştırdıkça, farklı şeyler öğrendim. Hayata tekrar tutundum. Fakat bilgisayarda gitmeyeceği açıktı.

En sonunda resti çektim; ya bölüm değiştireceğim, ya da okulu bırakacağım dedim. Peki ne olacaktı? Güzel soru.

Tabi ki bilgisayardan sonraki 2. hobim: POLİTİKA!

**

16 yaşımda asosyalleştiğimin farkına vardım. Bunu yenmek için psikoloji, beden dili vs okurken iş propaganda, psikolojik savaş, politikaya geldi. Bilgisayarla uğraşırken bile politika ile ilgili kitaplar okuyordum ve bu yüzden siyaset ile ilgili bir bölüm olsun istedim. Siyaset bilimi biraz daha dar görülüyor toplum tarafından. O yüzden uluslararası ilişkiler bölümüne geçmek istedim. Zaten 3. sınıfa kadar aynı şekilde geliyorlar fakat ufak ayrımlar var. Tabi alan seçmelisinde siyaset bilimi dersini alarak temelde “siyaset bilimi ve uluslarası ilişkiler” bölümünü okuyor oldum.

Bilgisayar mühendisliğinin aksine, gerçek üniversiteyi burada tattım. Hocalar öğrencilerle ilgileniyor, ne sorsam biliyorlar ve cevap verip beni yönlendiriyorlar. Siyasetin içinde doğrudan ya da dolaylı olarak aktiflerdi. En basitinden hocamla odasında konuşurken; Suriyenin solunda dediğimde sözümü kesip “haritada yön veririz, batısında” diyerek günlük hayat için güzel bilgiler verdiler. Türkiye’dekinin aksine “term paper” denlen dönem ödevlerinde kopyayı (aşırma, intihâl) asla affetmiyorlar. Turnitin adında site kullanılıyor zaten, bize referans vermeyi, emeğe saygıyı öğrettiler.

Tabi her işin sıkıntılı bölümü var. Okulla aram yine kötü. Başta DAÜ yönetiminin mali işleri ve öğrenci işleri sinir bozucu. Ardından eğitim sistemi müfredatı. Eğitimde sömürge olduğumuzu daha önce burada anlatmıştım. Hocalar özgür kalsa, ilgili konuda çok daha güzel şeyleri ve tecrübelerini anlatabilirler.

Ne yazık ki üniversite, iş hayatına hazırlamıyor bizde. Üniversiteden sonra pişmen gerekiyor. Oysa iş hayatı ne istiyor? Üniversitede öğrencileri akademisyen olmak için hazırlıyorlar. Öğrenilen şeylerin çoğu, yüksek lisans vs yapılmazsa kullanılmayacak. Peki neden öğreniyoruz? Çünkü müfredat. İğneyi de öğrencilere batırayım; term paper gibi araştırma ödevleri verildiğinde öğrenciler başlıyor “ne gerek var yeaaa” falan demeye fakat term paper için uğraşırken bir sürü şey öğrendim. Kaldı ki ben derse girerim, dinlerim, not tutarım ve onlara sınavdan önceki gün bakarım. Çünkü yüksek not alma gibi amacım yok. Sistemi aptalca buluyorum ve tamamen yıkacağım.

Öğrencilerin %90’ı, kopya ve ezber ile ders geçiyor. Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın, federasyon ve merkezi yönetimin farkını, liberalizm ve komünizmin farkını bilmeyen son sınıf öğrencileri var. Üstelik onur belgesi falan almışlar. E durum böyleyken, kusura bakmayın kardeşim; ben sınırda dolaşıp, okulu bitireceğim; sonra bu sistemi yıkacağım.

Neden?

KIBHAS (havalimanı taşıtı) ile gelirken arkama iki kız oturdu ve konuşmalarından hukuk okuduklarını anladım. Aynen şunları söylemişlerdi:

A) Ben kalıcam galiba yeaaa
B) Kopya çekseydin?
A) Yok çektim zaten de öndeki çocuk bilmiyorğğduuğğ
B) Kopyanın da kötü yanı o, çalışkanın önüne oturması gerek
A) Çalıştım dedi, ondan kandım…

Şunu düşünün; bunlar HUKUK BÖLÜMÜ ÖĞRENCİSİ!

Kopya emek hırsızlığıdır, evrakta sahteciliktir. Yasal olarak sorun olduğu gibi, etik değildir! Bu kızlar avukat, hakim, savcı olacak. Bugün kopya çeken ve başına hiçbir şey gelmeyen, bu yüzden diğerlerinin cesaret alarak kopya çektiği ve bir “övünç” meselesi yaptığı bu iğrenç şey; yarın başımıza patlayacak. Hatta patlıyor.

Sen Almanya’da 1 Euro yerine 1 TL atıp Marlboro falan alıp “hahah salaklar” diyebilirsin,
Sen İsveç’te hem işsizlik maaşı alıp hem sahte sağlık raporuyla engelli maaşı alıp üzerine kayıt dışı çalışıp “bu gavurar ne aptal yeaa” diyebilirsin,
Fakat iş döner dolaşır sana patlar. Nasıl mı?

Çalıyor ama çalışıyor denilen politikacılar seçilir,
Kopyayla ve ezberle sınıfı geçen doktorlar derdine derman olamaz; özel hastahanelerde sırf para kazanmak için seni yarar ve hiçbir şey yapmadan kapatır; hatta seni öldürür,
Mühendisin yaptığı binadan, avukatın baktığı davadan, sporcunun oynadığı müsabakadan BİR SİKİM OLMAZ!

İşte iş dönüp dolaşıp seni, toplumu vurur. Adam uzaya otel açarken sen de denize girince oruç bozulur mu diye anlatan adama para dökersin. Adamlar insan hakları yayınlarken, sen daha demokratik olan bir yürüyüşü hazemedemez ve “öl de ölelim” diye silahla poz verirsin….

Döner dolaşır seni vurur…

 

Her Şeye Rağmen

Sona geliyorum… Sona gelirken okula kızgınım, kırgınım. 800 lira diploma parası isteyecekler önümüzdeki dönem, ciddi ciddi dava açmayı düşünüyorum çünkü birilerinin saçmalıklara dur demesi gerek.

Ortadoğu dersi veren hocayla özel konuşurken bana “Kürt müsün?” dedi. Kendisi Amerigalı(!). 27 yaşındayım, hayatımda bir kez bile olsun Türkiye’de “sen Kürt müsün, sen Türk müsün, sen Alevi misin, Hristiyan mısın, Sunni misin?” diye soru sormadılar. Bizde ayıptır. Bizim kültürü öğrenememiş. Karma karışık olmuş Amerika’da bu normal olabilir ama bizde değil. Bizde ayıptır. Sorulmaz.

Öte yandan 4 yıl boyunca liberalizm, komünizm, realizm… Kusacağım geldi. Vallahi kusacağım geldi. Avrupa ve Amerika kaynaklı yayınlar ve filozoflardan tiksindim. 1945 sonrasına bakıyoruz; IMF, Dünya Bankası GATT vs küresel ekonomiye, küresel politikaya nasıl yön vermiş??? Fakat SSCB yok. Koskoca Sovyetler ne yaptı bilmiyoruz. Ben kendi çabalarımla komünist partileri, sendikaları desteklediğini öğreniyorum ama okulda yok!

Türkiye’de 2 meclisli dönem ne zaman diye sor bölümdeki Türklere, cevap veren çıkmaz. Çünkü okulda öğretilmez. Türk siyaseti üstün körü geçilir, Ortadoğu üstün körü geçilir; Asya, Afrika üstün körü geçilir (1 dönemlik herhangi bir dersin 1 haftasında işlenir geçilir) fakat liberalizm, komünizm 4 yıl işlenir. KUSACAĞIM LAN ARTIK!

Ama yokkk işte size yüz yıldır değişmemiş bir şey. Dünya değişiyor, her şey değişiyor; eğitim sistemi aynı. Dinleyerek öğreneceğiz. Tabi canım…. Bu kadar ezberci ve kopyacıyla ülke kalkınacak öyle mi?

Sonuç şaşmaz; 88 IQ ortalaması, günde 5 saat televizyon, bir kaç saat internete ayrılır. Fakat “yılda” evet yanlış duymadınız sadece YILDA 6 saat kitaba ayrılır (ortalama). İşte size Türkiye.. Yine bu kadar saçmalığa rağmen Türkiye iyi dayanıyor. Neden? Çünkü geçmiş…. Binlerce yıllık, taa Orta Asya’dan gelen devlet kültürü var.

 

 

Okul ve Okumak Hakkında Son Sözlerim

İşte bütün bunları ve daha fazlasını gördüm ve yaşadım. Örneğin öğrenci işlerinde bir sekretere gidip ders notumun güncellendiğini ve görünmediğini söyledim. Bölümden çıkmamıştır dedi. 1,5 saat Kıbrıs güneşinde dekanlık, bölüm, dekanlık, sekreterlik derken en sonunda çıktığını ve öğrenci işlerindeki ilgili kişiye gittiğini öğrenince (ki sekreter bu elemanın sekreteri) yine bu kadına döndüm. Kadın aa bakayım dedi ve 6 haneli numaramı önündeki bilgisayara yazınca “evet 2 ay önce gelmiş” dedi. Başta bunu yapsa 1,5 saatimi çalmamış olacaktı. Bu ve bunun gibi nice saçmalıklar…

Bütün bunlara rağmen lise “diploma kağıt parçasıdır” diyordum, yıllar geçti hâlâ dediğim değişmedi; DİPLOMA SADECE KAĞIT PARÇASIDIR! Türkiye’de 3-4 üniversite, hadi 10 diyelim; 10 üniversite harici diğerleri SAÇMADIR, GEREKSİZDİR! Ego tatmin eden, milleti ezen ve bir bok bilmeyen akademisyenlerle dolu (illa ki iyi bilenler var, onlar alınmasın). Yazdıkları Türkçe makalelerden görüyoruz. Sırf yazmış olmak için yazmış. Zaten İngilizcelerinden alıntı yapmışlar, onu da doğru düzgün çevirememişler. Türkçeleri rezil.

Abartıyorsun diyenlere örnek göstereyim. Konu eşitlik. Biri Türkçe diğeri İngilizce. Türkçe 1 paragraf yazıp anlatamamış, İngilizcede adam 2 cümlede olayı özetlemiş:

**

Bugün EGE üniversitesinden hoca, yara iyileştirme üzerine çok önemli bir projeyi incelemek için geldi. Ego tatmin edicilerden bir tanesi. Anneme diyor ki bu nasıl yapılır bilmiyorsunuz. Oysa tezini o konu üzerine yazmış. Okumamış kadın. Tamamen burnu büyüklük! Sürekli arıza, ben biliyorum havası… Benim dilimin kemiği yok ama annem kendini tuttu;

AKADEMİSYENLER ÇOK BİLİYORSA, YAPSINLAR DÜNYA ÇAPINDA PROJELER! Diyeceğim budur.

Politika alanında çok iyi akademisyenler varsa, kursunlar parti; Türkiye’yi kurtarsınlar. Fakat o iş öyle olmuyor. çünkü akademisyenlik; eski araştırma ve düşüncelerle, mevcut durumu analiz etmektir ya da yeni analiz yöntemleri geliştirmek ki “ortaokul, lise, üniversite” hayatı boyunca kopya ve ezberle geçmiş çocuklar ne kadar YENİ FİKİRLERE sahip olabilirler? Düzgün iş yapan kitle var ama onlar da Türkiye’de durursa harcanır. Ya yurtdışına gidiyor ya da Türkiye’deki egoist, ofis politikasını bilen aptallar hayatını zehir ediyor.

Yani Türkiye’de akademisyenlik falan hikaye. Dediğim gibi bir kaç okul kaldı, geri kalanlar boş. Ya özel sektöre geçtiler işi bilenler ya ülkeyi terk ettiler.

 

Benim Bölümüm

Burada bir parantez açmam gerek… 20 bine yakın öğrenci var okulumuzda ve 6 bin yabancı öğrenci var. Filistin, Irak, Suriye, Libya, Lübnan, Mısır, Tunus, Türkmenistan, Azerbaycan, Nijerya; hatta İtalya, Hindistan (ya da Pakistan olabilir hatırlayamadım), Ukrayna gibi tonla ülkeden öğrenci…

“Uluslararası ilişkiler” okumak için dünyada bulunamayacak bir fırsat çünkü bir konu açıldığında Türkiye, Asya, Ortadoğu, Afrika devreye giriyor. Hocalarımız ise sadece akademik bilgileri alıp yetinmemişler; alanlarında uzmanlaşmışlar ve aktif olarak çalışıyorlar. Açıkçası müfredat yüzünden derslerden pek bir şey öğrenmedim. Fakat hocaları sürekli sıkıştırıyorum, ders aralarında ve sonralarında yanlarına gidip ne merak ediyorsam soruyorum. Münazara falan yapyıoruz, farklı canlandırma (simülasyon) vs oluyor, hoş öğrenciler “yeaa bu nereden çıktı yeaaa” diyor ama fazlasıyla faydalı. Bakınız münazara;

 

***

Türkiye’de hiç bulunmayacak bir ortam. Çok farklı şeyler öğrendim. Eğitim dili tamamen İngilizce. İngilizcem gelişti.

Yani DAÜ’nün işletme fakültesine gelecekseniz gelin. Düzgün hocalar var. Uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi hocaları gayet iyidir. Henüz mezun olmadığım için oturup kim neler yaptı yazmıyorum. Fakat araştıran bulacaktır.Mezun olunca detaylıca anlatırım. Hepsi bir yerlerde uğraşıyor, kendini geliştiriyor. Farklı görüşe sahip hocalar aynı çatı altında düzgünce durabiliyor. Öyle referans yazmayacaksın, emek hırsızlığı yapacaksın ha? Haşlıyorlar.

Ama  nalet bilgisayar mühendisliği yok mu o nalet mühendislik! Eski bölüm başkanıyla ailem tartıştı o noktaya geldi. Oraya gitmeyin işte. Belki şimdi düzeldi diyeceğim ama ben, bana yapılanları unutmam. Bilgisayar mühendisliği gözümde bitti. Öğrenci işleri ve maliye gibi. Bitireceğim sizi. 2030’dan sonra size el atacağım ve yapıyı değiştireceğim. 12 kez aradığımız öğrenci işleri bizi birilerine aktarıp duruyor ve sonunda kimse açmıyor. Açan kaldırıp ahizeyi hemen kapıyor… Bunların hesabını vereceksiniz. Şimdiki yönetim olmasa da, şimdiki yönetimin ve çalışanları yaptıklarının bedelini, kurum ödeyecek. Ben unutmam.

 

Sonuç Olarak

Son virajdayım. Son döneme geldim. Sözümü hiç sakınmadım. Okulu, eğitim sistemini, yanlı kaynakları eleştirdim. Fakat çok şey öğrendim. Üniversite hayatı güzel, 40 kişilik sınıfta 4-5 Türk öğrenci olarak azınlık olmak ve başka kültürler tanımak güzel. Benden bilgili hocalara sorduğum soruların cevabını almak güzel, hocaların öğrencilerle ilgilenmesi güzel.

Fakat eğitim sistemi güzel değil, öğrencilerimiz (Türk öğrencilerin kopyacı ve ezberci zihniyeti) güzel değil. Üniversite cesaret, hayat gücü ve sorgulama yeteneği kazanmıyor. Fakat üniversiteyi de tamamen suçlayamam bunlar ailede başlar, okulda devam eder, toplum katkı sağlar.

Ben 16 yaşımdan beri kendimi geliştirmeye uğraşırken; ayda en az 3 kitap diyerek yola çıkmışken, oturup Türk Anayasasını bir kaç kez okumuşken; öğrencilerin, Türk öğrencilerinin kendi sistemlerini ve tarihlerini bilmeyişi acayip kanıma dokunuyor. Bar, disko seven, kopya çeken, “aplikasyondan lokasyon gönder” diyerek Türkçeyi katleden; sadece dış görünüşe önem veren ve karakteri oturmamış insanların okulu kolaylıkla bitirmesi beni deli ediyor.

Yine de ben doğru olanı yapmaya çalıştım. Kopya yok, ezber yok! İşime yarayacağını düşündüğüm şeyleri öğrenirim, araştırırm. Derslerim ortalama olacak, bu sistem içinden çıkacağım; sonrasında yıkıp, Avrupa’nın bile örnek alacağı sistemi geliştireceğim. Amacım budur. Derslerde bilgi vermek marifet değil, bilgiyi nerede ve nasıl kullanacağını anlatmak önemli olan şey. Şu an ismini veremeyeceğim fakat mezun olduktan sonra bol bol anlatacağım hocam bunu çok güzel gösterdi bana.

**

Teşekkürler

Kime teşekkür edeceğim?

Büyük hayaller kurmamı, onlar için uğraşmamı söyleyen ve amacım bulmamı sağlayan Steve Jobs’a,

Hayat ve yaşamda idolüm nasıl Steve Jobs ise; politika ve yönetimde bana bir yol gösteren zehir gibi adam olan Putin’e,

Hayatımda ilk kez kendime bu kadar benzettiğim (detaylara dikkat, politik amaç, karakter) ve her hareketini takip ettiğim (daha fazla şey söyleyemiyorum, malum ortaya çıkmasın) hocam X’e,

Sistemin işleyişini çok iyi bilen, bölümde ilk konuştuğum ve bölümle ilgili sıkıntım olduğunda hemen başvurduğum ve bana yardım eden hocam Y’ye,

Hayatımın ilk politik etkinliği olarak diretip gözlemlediğim 2014 seçimlerinde bunu sağlayan ve hayran olduğum Yılmaz Büyükerşen’i çok yakından (gerçekten her an dokunacak kadar yakından) takip etmemi sağlayan Yılmaz hocanın ekibine (medyadan planlamaya çok şey öğrendim),

Blogdan bana ulaşarak bu bilgileri kullanım alanı yaratan enerjik bir “temsilciye”,

Hepsinden önemlisi; bunca sıkıntıya, dalgalanmaya rağmen bir yandan tek başına (ve kadın başına) çocuk yetiştirip, şirket kurup, çocuğunu (beni) okutmaya çalışan ANNEM’e sonsuz teşekkürler…

**

Etrafınızdaki her şey doğrudan ya da dolaylı olarak kadınların eseridir. Ya bir kadın yapmıştır, ya da kadının büyüttüğü bir erkek. Annem bana büyük olanaklar sağladı. Kendisi de planlarını ve hayallerini başarmak için durmadan uğraştı. Hayatımda en büyük katkı onun. Sonrasında Steve Jobs ve Putin’in.

Bunca yıllık süreçte okul sadece, “her gün”, daha fazla kurtulmak istediğim bir yer haline döndü. Okuldan ne kadar tiksindiğimin, üniversitemden ne kadar nefret ettiğimin tarifi yok.

Diplomayı alacağım, bir daha eğitim kurumunun yüzünü görmek istemiyorum. Belki Başkanlık dönemleri bittikten sonra öğrencilere ders verebilirim. Bu güzel bir şey olabilir. Ancak yeter… Hayatımın en güzel yılları, sürgün adası Kıbrıs’ta kaldı. En büyük sorun da, “yanlış” olduğunu düşündüğüm sisteme uymamaktı.

Biliyorum, çoğu bu sistemde başarılı olduğu için o’nu ölümüne korumaya çalışacak. Fakat ben yıkacağım. Sadece dürüst, ahlaklı ve namuslu insanların yükseleceği bir sistem kuracağım. O sistemdeki üniversitelerde ise çocuklar cesareti, hayal kurmayı ve sorgulamayı öğrenecek.

Bir milletin yeniden yükselişine, işte o zaman şahit olacaklar!

Sevgilerimle,
Emre Çetin.

**

Şu yazıyı mutlaka okuyun : ‘CEO’dan YÖK’e: Çöpe attığım üniversite mezunu CV’lerini size hediye edebilirim

Socar’ın Türkiye CEO’su Kenan Yavuz yazmış ancak yıllardır içimde tuttuğum ve yukarıda anlattıklarımın bir bölümünü yazmış.