Adettendir…

Öğrenciler, üniversitelerde son sınavdan çıkınca; kalem kırarlar. Ancak aydınlığın, bilginin, binlerce yıllık gelişimin simgesi olan kalemi; temsilen olsa dahi kırmaya içim el vermedi.

Gençliğimin en güzel çağını bıraktığım, DAÜ’de, 11 yaşımdan itibaren istediğim bilgisayar mühendisliğinden girip, bölüme soğdum ve şimdi uluslararası ilişkilerden mezun oluyorum. Ezberci ve kopyacı yığınlar yetiştiren bu sisteme her zaman karşı çıktım ve bu başkaldırının, mevzut sisteme uyum sağlamamakta diretmenin cezasını da 9,5 yıl boyunca çektim. İşime yaramayacağını düşündüğüm hiçbir dersi, hiçbir konuyu öğrenmedim. Bu konuda en ufak bir pişmanlığım yok. Çünkü hiçbir şeyi ezberlemedim, okul hayatım boyunca kopya çekmedim ve işime yarayacağını düşündüğüm her şeyi; diğer bilgilerimin üzerine koyarak öğrendim. 4. sınıf öğrencilerinin temel konuları bilmeden, onur belgesiyle mezun olmalarını da bu süreçte üzülerek izledim. Maalesef sayıları o kadar da az değildi.

Sürgün hayatını yaşadım. Çünkü insanların çoğuna tahammül edemiyorum (ve vice versa eminim), bilgi alabileceğim kitaplara ve farklı alanlarda kendimi geliştirmeye yöneldim. Amacım, bir konuda uzmanlaşmak değil, farklı konulardaki bilgileri birleştirerek kullanmak idi. 11 yaşımda programlama, 16 yaşımda psikolojik savaş, propaganda ve politika ile yola çıktım; yıllarca bilgisayar mühendisliği okuyup, doğal bilimleri görerek; sosyal bilimlere geçtim. Aydınların, “koyun, cahil” diye baktığı ve o insanların da aydınlara “terörist, vatan haini” dediği bir dönemde; öğrendiğim, bildiğim her şeyi anlatmak için 3 yıldan fazla blog yazıyorum ve günlük yaklaşık 1.500-2.000 kişiyi ağırlıyorum. Aldığım maillerde de amacım olan bu kutuplaşmayı ve bilgisizliği gidermeye ufakta olsa bile eriştiğimi görüyorum. Sadece eleştirmek değil, çözüm üretmek için sağlıktan eğitime, suçtan bilişime kadar bir çok alanda; eğitim süresince fikirlerimi yazdım. Beğenmediğim her şeyin nasıl olması gerektiğini yazdım.

2030’da Türkiye Cumhuriyetini bölgede model ülke yapmak ve köklü şekilde değiştirmek için yola çıktığımı her fırsatta söyledim. Bu konuda eleştiriyi kabul ettim, fakat “imkansız, başkası düşünmedi mi, yapamazsın” gibi, kendi kabuğunu kıramamış; hayal gücü ve cesaret yoksunu insanların sözlerini yoksaydım ve bu insanları bir bir hayatımdan çıkarttım.

Dersleri bilmem ancak üniversite hayatına bir çocuk olarak girip, yetişkin olarak çıktım. Eğitim sistemini, DAÜ’deki kurumsallığı ne kadar sevmiyorsam; DAÜ ortamını, kampüsünü ve konusunda uzman çoğu hocamızı o kadar seviyorum, ve katkıları için minnettarım. Kısacası son sınavıma bugün girdim. 1 Şubat’ta, KKTC’den bir öğrenci olarak son kez ayrılacağım. Katkısı olan herkese teşekkür ederim. Bütün sisteme, bütün politik müdahalelere; ellerini ve kollarını bağlayan her şeye rağmen direnip öğrencilere bir şeyler öğreten insanların hakkını ödemek zor olacaktır, fakat hepsine minnettarım. Aynı şekilde öğrenciyi bürokratik işlemlerde kaybederek sıkıntıya düştüğü zamanlarında yardımcı olmayan başta öğrenci işleri ve mali işleri olmak üzere; duygularını işlerine katanlar ise hayatları boyunca ektiklerini biçecekler. Müdahale etmesem dahi içindeki karanlıkla birlikte kendilerini yok edecekler.

 

Cahilliğin ve karanlığın, kılıcın yokedicisi olan kalemi hayatım boyunca ne kıracağım ne de kırılmasına müsade edeceğim. Bilginin, çağdaşlığın, Atatürkçülük ve Atatürk ilkelerinin ışığından hiçbir zaman sapmayacağım.

2030’da, Türkiye’yi daha da kötüleşeceği bataklık içinden çıkıp çıkartmak üzere geleceğim. Önümde ne içeriden ne dışarıdan kimse duramayacak. Hayalimi paylaşacak insanlar çıkacak ve birlikte önce ülkeyi, sonra bölgeyi ve böyleliklle dünyayı değiştireceğiz.

Türkiye, bölgede bir model ülke haline tekrar gelecek, 1938’de kaldığı yerden; günümüz koşullarına ayak uydurarak hızla gelişecektir.

2030’da görüşmek üzere…

Emre Çetin

Kategori: Ekonomi - Genel - Hayat - Politika