Üniversitelerin diploma fabrikası olduğunu daha önce söylemiştim [1]. Bu yazımda bu tarz eleştiri değil, belki öğretmenleri bile zorlayan eğitim sistemi ve müfredat hakkında konuşacağım.

Türkiye’de, uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi bölümlerinden alabileceğim eğitimin (üniversitelerin büyük çoğunluğundan), daha iyisini Kıbrıs Doğu Akdeniz Üniversitesinde alıyorum. Nedeni basit; adanın en köklü üniversitesi, daha da önemlisi (benim için) buradaki öğretmenlerimiz sadece akademisyen değil, alanlarında çok büyük tecrübelere sahip olan insanlardan oluşuyor.

Bu tecrübelerinle bir çok sorunu kapatmalarına rağmen, müfredattan olduğunu düşündüğüm ve yakındığım çok büyük bir konu var.

Eğitim Sistemi(?!)

Son yılımdayım. Kısaca ne gördüğümüzü anlatayım; 3 yıldır realizm, liberalizm ve komünizmin (Marksizm) farklı alanlara yansımasını gördük. Arada da “şükür”, Türk Dış Politikası, Avrupa Politikası, Ortadoğu Politikası gibi dersler görüp farklı şeyleri inceliyoruz ve seçmeli derste siyaset bilimi derslerini alarak bir şekilde düzeltiyorum.

Sorun nerede?

Avrupa ve Amerika Kaynaklı Eğitim

Yumuşak güç budur. Teslimiyettir. Gönüllü olarak kabul ediştir. İşte buradan sonra kültür değişimi başlar. Miitingleri set edersin (meetingleri set etmiş arkadaş), her şey karışır. İşin kültür ve dile olan etkisini yine de bir kenara bırakıyorum.

Hadi Kıbrıs’ı geçtim, Türkiye’deki üniversiteler için büyük bir sorun. Çünkü Avrupa ve Amerika kaynakları üzerinden (sürekli olarak) gitmek; öğrencilere İsviçre’deki gölleri anlatmaktır. Sonra Türkiye’de işe başlar ve Manavgat nehrini görür. Azgın ırmaklar şaşırtır.

Kendi Tarihimizi Bilmiyoruz

Yabancı kaynaklara o kadar fazla takıldık ki, kendi tarihimizi bilmiyoruz. Bakın Zülfü Livaneli’ninHenry Kissenger ile ilgili bir görüşmesini anlatıyor, şöyle demiş:

Ben her sabah Osmanlı haritasına gururla bakıyorum. Ortadoğu kadar belalı coğrafyayı 500 sene nasıl yönetmişler, sırrını anlamaya çalışıyorum. Ve anladık. (Livaneli nedir diye sorunca), Osmanlı 3 bölgeye böldüğü zaman yönetim daha kolay hale geliyor.

Irak’ta, Osmanlı döneminde Basra, Bağdat ve Musul vilayeti gibi…

Buyrun konuşması:

 

Şimdi gelelim günümüze, Irak kaça bölündü? Şii, Sünni, Kürt olarak 3’e.

 

ırak Etnik Yapısı

 

Suriye’ye bakarsanız durum aynı. Türkiye’de ve diğer bölgelerde de aynı plan uygulanmaya çalışılıyor. Neyse, Ortadoğu politikasına da girmeyelim. Şunu sormak istiyorum:

Sun Tzu gibi bir Savaş Sanatı kitabımız yok. Machiavelli gibi bir yazardan yönetimi de öğrenemiyoruz. Peki binlerce yıllık savaşçı Türk milleti ve yüzlerce yıl farklı bölgeleri yönetmiş Osmanlı’nın yönetim politikaları hakkında akademisyenlerin kitap ve araştırmaları nerede?

Bunları neden biz araştırıp, bulup, çocuklara öğretmiyoruz da Amerikan ve Avrupa kaynaklı kitaplarla çocukları hayal alemine atıyoruz?

 

Uzak Tarihi Anladık Peki Yakın Tarih?

Hadi o uzak tarihti. Peki yakın tarih? Çift meclisli (bicameral) yapı Türkiye’de uygulandı. İki darbe arasında. Peki ne oldu, nasıl oldu, neden kaldırıldı? Doğru düzgün bilmek imkansız. Bunlar televizyonlarda tartışılmıyor, bunlar okullarda öğretilmiyor.

Daha önce yazdım açık ve kapalı oy pusulası, çoklu oy… Bunlar da bir dönem uygulandı ve destekliyorum. Genel başkana değil, milletvekili adaylarına bağlı bir oy oluyor. Bu da bir dönem uygulanmıştı sonra ne oldu?

Yine bilemiyoruz.

 

Üniversitelerdeki Rezillik

En azından bu eğitim konusunda size kopya ve ezberciliği anlatmayacağım. Fakat Siyaset bilimi bölümlerinden mezun olan 100 kişiden yarısı başkanlık ve parlamenter demokrasi arasındaki farkı söyleyebilsin ve yasa nasıl çıkar bunun adımlarını anlatabilsin; söz veriyorum yıllardır tepki gösterdiğim ve hayatımın hiçbir döneminde sevmediğim okula karşı sorumluluk alacağım ve derslerime çalışacağım.

Söyleyebileceğim fazla bir şey yok. 1920’de cumhuriyet kuruluyor, 1923’te ilan ediliyor.

1920 >> TBMM kuruldu
1923 >> Cumhuriyet ilân edildi
1946 >> Çoklu partiyle seçime girme
1950 >> CHP iktidardan düştü
1960 >> Darbe
1971 >> Muhtıra
1980 >> Darbe
1997 >> Tanklar yürütüldü
2007 >> E-muhtıra
2016 >> Darbe girişimi
2016 >> Sonrasında sivil darbe gibi kararlar

Türkiye hiçbir zaman demokrasiyi tadamadı. Türkiye’de hiçbir zaman demokrasiden tamamen bahsedemeyiz. Yasama-yürütme-yargı ayrımından bahsedemeyiz. Kendi tarihimizi öğrenmek yerine İngiltere ne güzel demokrasiye geçmiş vay beee demekle yada Fransız Devrimi ve sanayi devriminin politikaya etkileriyle uğraşıyoruz.

Tabi ki bunları da öğreneceğiz. Öğrenmek zorundayız. Fakat bunları öğrendiğimiz kadar kendi tarihimiz ???
Diyebilirsiniz ki kendin kitap okuyarak öğrenebilirsiniz. Emin olun elimden geldiğince Türkçe ve İngilizce kaynaklara bakıyorum. Fakat bu sarmal. İşimi gücümü ayırıp tamamen buna odaklanıp araştırma yapmam gerek. Oysa bunları akademisyenler yapıp, bize, öğrencilere anlatmalı. Bir akademisyen kadar bu işin üstesinden gelemem.

Sağolsun Ahmet Taner Kışlalı yada Bahçeşehir Üniversitesinin yayınları gibi bazı kişi ve kurumlar bu konuda kitaplar çıkartıyor ama yazık.

Yani yasama-yürütme-yargı ayrımı ve dengesini daha açıklamaktan aciz politika öğrencilerine diploma veriyoruz be. Yazık. Bu adamlar kendi politik tarihlerini bilemiyor. Biz ise tamamen batı hayranlığına bürünmüşüz. Bunun Persleri var, Çin’i var, Japonya’sı var, Rusya’sı var…

En basitinden 1945 sonrası Amerika, Avrupa’yı tekrardan yapılandırmak için dolarları dökerken (kendine çekerken); Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü, IMF kurarken Sovyetler izliyor muydu? Mutlaka karşı hamleler yapıyordu ama ne bilemiyorum. Çünkü kitaplarımızda bunlar yazmaz. Amerika’nın nasıl yendiği, ne gibi adımlar attığı yazar.

Kendi okuduklarıma göre sendikalara yardım, sanayileşme konusunda destekler yapabildiğini söyleyebilirim ama hepsi bu.

En Basitinden BM

Birleşmiş Milletlerin yapısını inceleriz falan çok güzel. Ancak derslerde, Birleşmiş Milletlerin hiçbir çatışmayı ve savaşı önleyemediğini anlatmazlar. Kıbrıs’ta nasıl bir şey yapamadıklarını, Kosova’da ve Sırbistan’da nasıl etkisiz kaldıklarını anlatmazlar. Çünkü kitaplar Amerika ve Avrupa kaynaklıdır.

Ya da, Kıbrıs Türklerine yapılan soykırımı derslerde görmeyiz. Avrupa’nın bu soykırıma cevabının nasıl sırt sıvazlamak olduğu ve Rumları Avrupa Birliğine alarak ödüllendirdiğini de anlatmazlar. Avrupa’dan çıkan kitao bunu yazabilecek mi dersiniz?

**

Hiç kusura bakmayın kardeşim, bu ülkede zaten eğitim veren en fazla 7 üniversite vardı. İyi kötü gidiyordu; şimdi bütün sağlam lise ve ortaokulları dağıttılar. Eğitimin içine sıçtılar, üniversiteleri yediler.

Üstelik bu sadece AKP’nin değil, ondan önceki dönemlerin ve darbecilerin de suçu. İşte bu ülkeyi ilmek ilmek sömürgeleştirdiler. Ekonomik ve kültürel sömürge yaptılar. Yetmedi kutuplaştırdılar. Şimdi Türk-Kürt ve ileride Türklerin içinde laz, çerkez, alevi, sünni…

Tarihten ders almıyoruz çünkü bilmiyoruz. Ortadoğu’da oynana oyunlardan haberimiz yok. Çünkü öğretmiyorlar. Varsa yoksa Avrupa Amerika…

E okulu bitirenlerin, birazda durumu varsa Amerika ve Avrupa’ya kaçmasına şaşırıyor musunuz? Tüm eğitim sisteminde İRan’ı anlat, şöyle iyi böyle iyi de; üniversiteden sonra çocuk oraya gider. Nereye gidecek?

Yazık…