Öne çıkartılan DAÜ PSIR görseli bana ait, bölüme yolladım ama bir yerde kullanmamışlardı, ben de burada kullanayım… Bu arada PSIR, “Political Science and International Relations” sözcüklerinin baş harfidir, ders kodları böyleydi bizde.

Bugün bir kardeşim twitter’dan mesaj atıp ikisinin arasındaki farkı ve iş imkânlarını sormuş. Ben de burada yazarak cevap vermek istedim çünkü başkalarının da işine yarayacaktır.

Ben, Doğu Akdeniz Üniversitesi – Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi bölümünün, 4 yıllık uluslararası ilişkiler programını bitirdim (+1 hazırlık). Bölümüm %100 İngilizce idi ki uluslararası ilişkiler bölümü okunacaksa tavsiyem budur.

Bu yazıda uluslararası ilişkiler veya siyaset bilimi okumak isteyen arkadaşlara tavsiyelerim olacak. Hem bilgi vermek, hem de ufak tavsiyelerim.

 

Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Bölümleri ve Aralarındaki Farklar

Sanıyorum birey olarak ilk şoklardan bir tanesini üniversiteden mezun olduktan sonra yaşıyoruz millet olarak. Ben farkındaydım fakat bir çok insan, üniversiteyi okuyup diploma aldıktan sonra; “buyrun efendim” diye sizi direkt işe yönlendiriyorlar diye düşünüyor. Hayır komünizm ile yönetilmiyoruz.

Bu yüzden ilk tavsiyem: eğitim sizi geliştirir. Hepsi bu. Eğitime iş bulmak için garanti bir yol vs gibi bakıyorsanız sıkıntı. Doktorluk gibi bir kaç iş harici okuduktan sonra kolay iş bulacağınız bir bölüm yok. Türkiye’de OECD ülkelerine göre yarı doktor varken, OECD’ye göre 2 kat hasta var. Yani 1 doktora OECD ortalamasına göre 4 kat daha fazla hasta düşüyor. Bu yüzden “görece” kolay iş buluyorlar.

Eğitim almak kişiliğinizi, düşünce tarzınızı değiştiren bir süreçtir. Kahvedeki dayı, tutkulu X parti hayranı akrabalarınız vs politika bildiğini düşünerek kahvede, aile içinde tutkulu tutkulu konuşurken en basitinden bir yasanın çıkış sürecini, temel idolojiler olan “komünizm-kapitalizm” arasındaki farklı, liberal değerleri bilmez mesela. Fakat siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler bir BİLİM DALIDIR. Matematik, fizik gibi doğal bilim değil, sosyal bilimdir fakat ekonomi, hukuk gibidir. Yani kahvede oturup matematik kuramlarını tartışmıyorsanız, oturup çıkan yasaları tartışmıyorsanız; siyaset konuşurken daha dikkatli olmanız gerekiyor. Keşke herkes siyaset konuşsa, siyasetle ilgilense. Fakat önce bir kaç kitap okumak, temel bazı şeyleri öğrenmek gerek.

Kısaca işiniz hiçbir zaman hazır olmayacak. Eğitim karakterinizi geliştirmek ve düşünce tarzını değiştirmekten öte gitmeyecek. Çok iyi bir üniversitenin kötü üniversiteden farkı müfredat değildir! Aşağı yukarı aynı dersler, aynı kitaplar okutuluyor. Fakat hocalar ve daha da önemlisi üniversitenin sunduğu imkanlar… İşte bunlar değiştiriyor. Buna geleceğim.

Ne İş Yaparlar? İki Bölümün Farkı Nedir?

Maalesef insanlarımız çok kalıpsal düşünüyor ve kalın kafalı. Yanlış düşüncelerini değiştirmekten yana değil. Siyaset bilimi onlar için başka şey, uluslararası ilişkiler başka şey. Siyaset bilimi bitirirsen bürokrat, diplomat, politikacı olursun; uluslararası ilişkiler bitirirsen ne olursun daha çözemediler. Çünkü uluslararası ticaret ve halkla ilişkiler bölümleriyle karıştırıyorlar.

O zaman ne iş yaparlar?

Önce ikisinin arasındaki farkları anlatayım. Kıbrıs adası, İngiliz sömürgesi olmasından kaynaklı eğitim sisteminde ufak yapısal değişiklere sahiptir (ki iyi ki bu değişiklikler var, bence de daha iyi). Bunu başka zaman anlatırım ama benim üniversitede aldığım siyaset bilimi dersini çocuk lisede almış. İşte bu yapıdan kaynaklı “PSIR” bölümü sosyal bilimlere değil, İşletme Fakültesi’ne bağlı. İyi ki bu fakülteye bağlı, DAÜ’nün en iyi fakültesi bu fakültedir. O zaman bölümü anlayalım:

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
Doğu Akdeniz Üniversitesi İşletme Fakültesi
Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Bölümü
Uluslararası İlişkiler programı

Size DAÜ’nün siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler programlarından karşılaştırmalı tablo vereyim:

Birinci Dönem (iki bölüm de aynı dersleri alıyor)

Küresel Siyasete Giriş
Ekonomiye Giriş – I
Bilgi Teknolojilerine Giriş – I
Sanat ve Sosyal Bilimler için Matematik
İngilizce’de İletişim – I / Akademik İngilizce – I
Atatürk İlkeleri ve İnkilap Tarihi

İkinci Dönem (Bir Ders Farklı)

Siyaset Bilimine Giriş
Hukuka Giriş
Ekonomiye Giriş – II
İngilizce’de İletişim – II / Akademik İngilizce – II
Farklı:
Uluslararası ilişkiler: Siyaset Bilimi&Uluslararası İlişkilerde Uygulamalı Beceriler
Siyaset Bilimi: Bilgi Teknolojilerine Giriş – II

Üçüncü Dönem (Dersler aynı)

Uluslararası İlişkiler Teorisi ve Uygulamaları
Siyaset ve Toplum
Avrupa Siyasi Tarihi – I
İstatistik – I
İşletmelerde İletişim

Dördüncü Dönem (Dersler aynı, seçmeliler farklı)

Avrupa Siyasi Tarihi – II
Uluslararası Örgütler
Karşılaştırmalı Siyaset
Araştırma Tasarımı
Üniversite Geneli Seçmeli – I

Beşinci Dönem

Aynı olanlar: İşletmeye Giriş – I ve Uluslararası Finans Kuruluşları ve Politikaları

Uluslararası İlişkiler:
Ortadoğu Siyaseti
Dış Siyaset Analizi
Uluslararası Siyasal Ekonomi

Siyaset Bilimi:
Bölgesel Politika
Siyasal Düşünceler Tarihi
Siyasal Kültür

Altıncı Dönem

İkisinde de olan: Alan Seçmeli Dersi – I ve Üniversite Geneli Seçmeli – II

Uluslararası İlişkiler:
Türk Dış Politikası
Çağdaş Siyasal Düşünceler
Kalkınma Politikaları

Siyaset Bilimi:
Çağdaş Siyasal Düşünceler
Kalkınma Politikaları
Alan Seçmeli Dersi – II

Yedinci Dönem (Alan seçmeli vs karışık ikiye ayırıyorum)

Uluslararası İlişkiler:
Uluslararası Hukuk
Avrupa Birliği Politikaları
Alan Seçmeli Dersi – II
Alan Seçmeli Dersi – III
Üniversite Geneli Seçmeli – III

Siyaset Bilimi:
Çağdaş Siyasal İdeolojiler
Geçiş ve Sivil Toplum Politikaları
Alan Seçmeli Dersi – III
Alan Seçmeli Dersi – IV
Üniversite Geneli Seçmeli – III

Sekizinci Dönem

Uluslararası İlişkiler:
Çatışma, Barış ve Güvenlik
Dünya Siyasetinden Seçme Konular
Alan Seçmeli Dersi – IV
Alan Seçmeli Dersi – V
Alan Seçmeli Dersi – VI

Siyaset Bilimi:
Siyasal Katılım
Dünya Siyasetinden Seçme Konular
Alan Seçmeli Dersi – V
Alan Seçmeli Dersi – VI
Alan Seçmeli Ders – VII

***

Alan Seçmeliler bölümündeki dersleri de ekleyeyim, neler alabiliyoruz, bir fikriniz olur:

Uluslararası İlişkiler:
PSIR101 – Küresel Siyasete Giriş
PSIR434 – Rusya Siyaseti
PSIR437 – Siyasi Coğrafyaya Giriş
PSIR412 – Dünya Siyasetinden Seçme Konular
PSIR426 – Türk Siyasetindeki Güncel Konular
PSIR430 – Kıbrıs Siyaseti
PSIR432 – Uluslararası İlişkilerde Siyasal İslam
PSIR438 – Amerika-Rusya İlişkileri
PSIR434 – Rusya Siyaseti
ULUS101 – Küresel Siyasete Giriş
PSIR310 – Kalkınma Politikaları
PSIR306 – Türk Dış Politikası

Siyaset Bilimi:

PSIR406 – Siyasal Katılım
PSIR104 – Siyaset Bilimine Giriş
PSIR172 – Siyaset Bilimi&Uluslararası İlişkilerde Uygulamalı Beceriler
PSIR212 – Karşılaştırmalı Siyaset

**

Dersler bunlar. Fakat karşılaştırmalı siyaset yazıyor sonra, onu almıştım. Siyaset bilimi derslerinden (hatırladığım kadarıyla) Geçiş ve Sivil Toplum Politikaları, Çağdaş Siyasal İdeolojiler, Siyasal Kültür, Siyasal Düşünceler Tarihi, Karşılaştırmalı Siyaset derslerini “seçmeli” altında almak istemiştim ve vermişlerdi. Sadece üniversite seçmelisinde 1 kez başka bölüme gidip ders almak zorunda kaldım. Siyaset bilimi derslerini almak istediğim için alıp tamamladım.

Ne İş Yaparlar?

Göreceğiniz üzere yukarıdaki dersleri aldıktan sonra bununla ilgili alanlarda bir şey yapabileceğiniz gibi, bambaşka bir alana da yönelebilirsiniz. Bu tamamen sizin elinizde. Ne yapmak istiyorsunuz asıl sorun bu. Geleceğe ilişkin hayalleriniz nedir? Eğer bir hayaliniz yoksa orası problem.. Hayaliniz yoksa kimse size yardımcı olamaz. Alice Harikalar Diyarında kitabında yazdığı gibi: “nereye gideceğini bilmiyorsan, hangi yoldan gittiğinin bir önemi yok”.

Benim hayalim Türkiye’yi bölgede ve dünyada model bir ülke haline getirebilmek. Bu hayalim için olmama gereken yer, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Başkanlığı makamıdır. Fakat Başkan, Cumhurbaşkanı, Başbakan olmak değil hayalim; Türkiye’yi değiştirmek, MODEL BİR ÜLKE yapabilmek, örnek alınabilecek bir ülke haline getirmek.

Bu hayali projelendirmek gerekiyor. Ne zaman? Nasıl? Hangi kaynaklarla? İşte bu ve bunun gibi sorulara cevap verirseniz, hayalinizi projelendirmiş yani amaç edinmiş olursunuz. Bugün KOSGEB sayfasından, iş planı bulabilirsiniz. Dosyada ne yazıyor?

İş fikrinin kısa tarifi
Genel olarak iş kurma süreci planı
Kısa dönem hedefleri (1. yıl)
Orta dönem hedefleri (ilk 5 yıl)
Uzun dönem hedefleri (5 yıl sonrası)
İş kurmak için gereken izin belgeleri
İş fikrinin bulunduğu sektör ve altsektörler hangileri ve özellikleri neler?
Kurulacak işletmenin ilişki içnde bulunacağı müşteri, girdi ve işgücü piyasaları ve temel özellikleri nelerdir?
Ürün/hizmetin sunum bölgesi ve bölge içinde müşteri kitlesi kimlerdir ve but kitlenin talep özellikleri nelerdir?
Hedeflenen sunum bölgesinde rakipler kimlerdir, özellikleri nelerdir?

Ben uzamasın diye bir bölümünü yazdım fakat gördüğünüz gibi detaylı şekilde analiz etmek gerekiyor. Hayal kurmak güzel, “ben Mars’a gitmek istiyorum”. Süper… Sonra? Bir hayalim var diye çıkmayın. Projelendirin, amaç edinin. Mars’a gitmek için uzay aracı gerekiyor. Bunu nereden temin edeceksiniz? Üretecekseniz hangi malzemelerden, nerelerden? Elon Musk’ın biyografisini okuyun (Ashlee Vance) ve neler yaptığını görün.

Eğer hayaliniz yoksa, hangi bölüm, hangi okul olduğunun bir önemi olmayacak. Sürükleneceksiniz. Çeşitli konuda kitaplar okuyun (almanıza gerek yok bugün pdf var), bir kaç tanesini okuyun, hangi alandan memnuniyet duyuyorsunuz?

Ben 11 yaşımda programlamaya başladım, bilgisayar mühendisliğine girdiğimde 14 programlama dili biliyordum, projeler yapıyordum, aklımda da Siri’nin yazılı hali olan Tarcanbot projesi vardı. Yazılım olarak ilkeldi ancak taa 2008-2009’da Siri’nin yazılı versiyonu gibi düşünebilirsiniz. Projeye katılmak isteyen arkadaş bulamadım, hocalar hiç yardımcı olmadı. Bölümden nefret ettim. Annemi ikna edip bölüm değiştirmem 3 yıl sonra oldu. Hayatımda çok sıkıntılı dönemdi. Fakat iyi ki olmuş. Tam zamanında geçtim. Uluslararası İlişkiler bölümü hocaları o kadar iyidi ki… Bir tanesi çok farklı konuları araştıran, 6-7 dil bilen uçuk bir tip (kesinlikle iyi anlamda) ve bir sürü şey öğreniyorsunuz, size yol gösteriyor. Diğer hocamız siyaset bilimi konusunda kimsede görmediğim kadar uzman. Derslerde adını hayatımda kullanmadığım ülkelerin tarihini ve sistemlerini anlatıyordu, gelen soru üzerine. Başka hocamız parti kurdu ve tam o süreçte bölümdeydim. Şimdi KKTC Başbakan yardımcısı ve Dışişleri Bakanı ki Türkiye’de eğitim gören ve “uluslararası hukuk” alanında iyi iş yapan taş çatlasın 8-10 kişiden birisidir. Kıbrıs sorunu üzerine hukuki bilgisi çok genişti. Başka hocamız yıllardır Kıbrıs sorunu ile ilgili detaylı çalışmalar yürüten grubu kurmuş ve başka STK’ların içinde. Rum tarafından da bir çok akademisyenle, Kıbrıs sorununun akademik olarak tespit edilmesi için hem binlerce kişiyle (Türk+Rum) anket yapıp sonuçları analiz ediyor hem de bunlara çözüm olacak adımlar geliştiriyorlar.

Üniversite bölümünde anlatacağım fakat başta çok üzülmüştüm, 3 yıl boşuna vakit kaybettim diye. Devamında ise iyi ki böyle olmuş dedim çünkü bölüme 3 yıl önce veya 3 yıl sonra gelmek istemezdim.

Benim yaptığım yanlışa düşmeyin ve ne istediğinizi bilin. Ben acı karar verip bitirmeden bölüm değiştirdim ki derslere falan gitmiyordum, bölümden tiksinmiştim. Bilgisayar dünyasından da tiksindim. Fakat o acı kararı vermeseydim şimdi saçma sapan şekilde bilgisayar başında oturan iş yapacaktım ki bana işkence gibi gelecekti.

Alanlar

Uluslararası ilişkileri, uluslararası ticaret ve halka ilişkiler gibi bölümlerle karıştırmayanlar bile uluslararası ilişkiler duyduğunda devlette diplomat, konsolos hayali kuracak. Evet KPSS vs gibi dünyanın en aptal sınavlarını verince devlet görevlisi olabilirsiniz. Zaten devletin neden bu kadar hantal olduğu ve neden bu kadar sorunlu olduğunu da işe alınma sürecinden anlayabilirsiniz. Bir yanda KPSS var, diğer ya Google, Apple, Facebook gibi firmaların işe alım süreci. Tabi özelle devleti birbirine karıştırmamak gerek fakat IQ’su 80 olan birine bile aynı soruları 1 yıl boyunca çözdürseniz (efendim bir durakta 10 kişi inip 5 kişi biniyor, sonraki durakta 17,5 kişi inip 83,5 kişi biniyor vs), zaten otomatik olarak bu tür soruları çözme kabiliyeti kazanacak. Yetenek, karakter, ahlak, zeka ölçülmüyor. Sadece en aptal sınav sistemi sorularından kaç tane çözdüğünüze bağlı olarak işi hallediyorsunuz. Neyse…

Uluslararası ilişkiler bölümünü seçmemin amacı,
Siyaset bilimi dendiğinde özel sektörde çok zor iş bulmak. Aslında fazla farkları olmamasına rağmen küresel firmalarda çalışabileceğiniz uluslararası ilişkiler var. Tamamen isim nedeniyle insanlar iki bölümü birbirinden aynı düşünüyor. Asla.

**

Kısaca:
Alınan eğitim neticesinde sorun çözme, kapsamlı düşünebilme, bilimsel düşünebilme gibi bir takım yetileri kazanmış olmanız gerekiyor. Tabi kopya ve ezberle geçiren saçma sapan üniversitelerde çok zor olmasına karşın “bireysel çabasıyla” bu yetileri kazanmış insanlar varken (o zaman niye üniversiteye gitti?), iyi üniversitelerde de bu yetileri kazanamamış insanlar göreceksiniz.

Ekonomi, tarih, toplum, topluluk gibi alanları biliyor olacaksınız. Haliyle bankalardan ekiplerin yönetimine kadar bir çok konuda ortalamanın üzerinde bir seviyede olacaksınız fakat yetmez.

Ben işe alacak olsam; kütüphanenize bakarım, yaptığınız spor ve sanat işlerine, hayvan sevginize… Üniversite başlı başına yeterli değildir, bireysel çaba gerekir. Bugün 5 ciltlik çok kullandığım kitaplığın (+2 kutu var bir de Kıbrıs’tan gelirken taşıyamadığım için dağıttım kitaplarım :/) 1 rafı Atatürk ve Kurtuluş Savaşı, 1 rafı uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi (+hukuk) kitapları, diğer rafında ise Halil İnalcık hocanın Devlet-i Aliyye, Kazım Karabekir’in Günlükleri, 3 ciltlik Türk Dış politikası ve tarih kitapları var. Fakat diğer 2 cildinde ise; Steve Jobs biyografisi, Howard Schultz’un yazdığı iki kitap (Starbucks CEO’su), markalaşma ve pazarlama ile ilgili kitaplar, beden dili kitapları, Robert Greene’in kitabı, Yılmaz Büyükerşen’in biyografisi gibi kitaplar var. Yani özellikle biyografiyi sevdiğim için çok detaylı tarihi kitapları (Ian Kershaw’ın iki ciltlik hitler biyografisi gibi, detaylarıyla acayip sıkabilir), özellikle büyük insanların; Atatürk, Steve Jobs, Yılmaz Büyükerşen ve ilham aldığım kişilerin (Steve jobs ile ilgili 6 kitabı var) kitaplarını görebilirsiniz.

Tabi bunların yanında hayatım boyunca dans, yüzme, okçuluk, bateri (eve aldırıp komşuları rahatsız etmiştim :D), gitar ve keman gibi çeşitli spor ve sanat girişimlerim olmuş (en sevdiğim yüzmeyi 3,5 yıl yapmış, okul takımındayken 3 takım, 1 bireysel Eskişehir derecesi almıştım ama okçuluğa gidince yeterince ısınmadığımdan şu an bile sızısını ara ara hissettiğim sakatlık yaşamıştım); bunların dışında kaligrafi ama Japon değil, Göktürkçe kaligrafi gibi garip garip şeylerle uğraşmıştım. Buraya yazmadığım bir sürü şeye başlayıp, bir kaç ay sonra bıraktım. Fakat hepsi bir şey kattı.

Özellikle mühendislik bölümünden gelen siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler öğrencisi olarak; sınıfta gözle görebileceğim şekilde farklı bakış açısı veriyordu. Bu yüzden temel bilimler, sosyal bilimler öğrencilerine de katı şekilde öğretilmelidir. Neyse…

**

Alanı boşverin, ne istediğinizi bulun. Farklı şeyler deneyin. Evde oturarak ne sevdiğinizi keşfedemezsiniz. Hiç karşı cinsle tanışmadan, tam istediğiniz gibi biriyle evlenmek istiyorsunuz. Öyle bir şey yok.

 

Okulun Önemi

Size vereceğim en önemli tavsiye sanıyorum burada olacak. Annemin akademisyen olması nedeniyle Anadolu Üniversitesinde büyüdüm. Kampüsü harikadır. Anadolu Üniversitesi Yüzme kulübünde 3,5 yıl yüzdüm ki en sevdiğim spor, hâlâ çok severim. Devamında ise DAÜ’de okudum. İlk yıllar biraz sıkıntılıydı tabi, özellikle bilgisayar bölümündeki öğrenciler ve daha önemlisi hocaların umduğum gibi olmayışı sonucunda bölümden soğudum. Hayattan soğudum. Fakat yine DAÜ’de uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimine geçince, sanki her şey yolunu bulmuş gibiydi. Tıkır tıkır devam etti… Bilgisayar bilgim ile 2014’te kurduğum blog üzerinden siyaset bilimi derslerini yayınlamaya başladım. Karşılıksız yaptığım ama hem yazarken tekrar olan hem de insanlara ulaşmamı sağlayan bir girişim oldu ki, iyi ki olmuş. Okulu geçin, okuldaki fakülte ve bölümün önemini de burada görebilirsiniz.

Uluslararası İlişkiler DAÜ’de Okunur

Bu kadar iddialıyım. 19 bin öğrencisi var ve 6-7 bini yabancı. Nijerya, Sudan, Türkmenistan, Pakistan, hatta İtalyan, Libya, Irak, Tunus… Sınıfa girdiğimde 40 öğrenci varsa 35’i yabancı oluyordu. Hazırlık iyi fakat hocalarımızın İngilizcesi çok iyi idi… Mecburen İngilizce konuşuyorsunuz, sınıfta İngilizce tartışıyorsunuz. Haliyle İngilizceniz gelişiyor.

Türkiye’de siyaset bilimi okuyan arkadaşlarımla konuşurken ısrarla sorduğum bir soru var (henüz Mülkiye yani Ankara Siyasal Bilimler’den biriyle tanışmadım), sınıfta olayları ve fikirleri tartışıyor musunuz? Güncel olaylar tartışılırken hocaların davranışı nasıl oluyor? Örneğin Rusya Politikası dersini alırken uçak düşürülmüştü. Bunu tartıştık, ben blogdan bir kaç görsel falan göstermiştim hatta, arkadaşlar beğenmişti (merak edenler için: Putin’in Suriye Dersi). Türkiye IŞİD’e yardım ediyor mu? Ermeni soykırım iddiası, Kıbrıs durumu… Hepsini tartışıyorduk (buraya dikkat) tartışma başladığında hocalar dersi bırakıp dinliyordu. Susturmuyor, durdurmuyor; aksine sadece moderatör oluyordu. Konuşma isteyenleri yönlendiriyor veya tartışma dağılırsa, toplayacak sorular soruyordu. Mesela ben İngilizce “Armenian genocide” dediklerinde hemen itiraz ederek, “Armenian genocide claim” diyordum yani onlar Ermeni soykırımı dediğinde ben reddederek hangi bilgi ve belgeye dayanarak soykırım diyorsunuz bu bir soykırım iddiasıdır diyordum. Belgelerimizi açtığımızı, onların kaçındığını; meclisten geçirilen “soykırımdır” kararının politik olduğunu ve bağlayıcı olmadığını söylüyordum. Hatta Polonyalı uluslararası hukuk profesörü vardı ve o bile katılıyordu. Veya ekonomik sistem olarak Nazilerin başka bir şey olduğunu düşünenlere çıkıp tahtada “NAtional-soZİalismus” sözcüğünü yazıp, NAZİ sözcüğünün buradan geldiğini; sozialismus ise sosyalizm anlamına geldiğini; dolayısıyla NAZİ döneminde sosyalist bir yapı olduğunu fakat ayrımın Marksist ideolojideki gibi “burjuva-işçi” değil, “Alman(Saf ırk)-diğerleri” olduğunu anlatmaya çalışıyordum. İşte böyle güzel bir ortam idi.

**

Öte yandan bakıyorsunuz yeni üniversite kuruluyor veya İlber Hocanın tabiriyle Anadolu kasabasında bir “uluslararası ilişkiler” bölümü açılıyor. Yahu kaç tane yabancı olacak, kaç tane iyi hocanız olacak, neyin eğitimini vereceksiniz?

Bizim hocaların hepsi en az 1 yabancı dil biliyor ama özel hayatlarında da önemli kurum ve kuruluşlarda görev aldıklarından ve bir çok yabancı politikacı ve diplomat ile görüştüklerinden dolayı; hem akademik İngilizceleri çok iyi idi, hem de çok diplomatik konuşuyorlardı, terimlere çok hakimdiler. Öğrenciye büyüklük taslamazlar, çoğu hocamın ofisinde oturup politika konuşurduk. Tabi yanlış yaptığım yerde de çok diplomatik şekilde düzeltirlerdi (Suriye’nin solunda falan derken, coğrafik belirmelerde yön kullanılır değil mi batısında yani demişti mesela bir hocamız).

Öte yandan bakıyorsunuz adamın yüklü miktarda parası var. Yatırım yapsa 5 yıl içinde ancak alacak karşılığını. Tak açıyor 2 binadan oluşan üniversite kuruyor ve hop ertesi yıl öğrenci geliyor. Yani yatırımın karşılığı garanti. Annem 3 farklı yeni ve özel bina üniversitelerine gitti (mantar üniversiteler konusunda detaylıca yazmıştım), hepsi rezil. Öğrenciler rektöre gidip öğretmeni şikayet ediyor ve öğretmene rektörden baskı geliyor. Gece 12’de öğrenci, öğretmeni arıyor; 2’de whatsapp’tan mesaj çekiyor. İŞimi halletmediniz diye günde 10-12 kez aradı bir öğrenci ve bir hafta boyunca. 433 öğrencisi vardı annemin ve günde 20-25 mail geldi. Bu kadara şımarıklar. Hiçbir şey bilmiyorlar, annem diyor ki “burası çok önemli sınavda çıkar” dememe rağmen, bir önceki quizde sormama rağmen yine yapamamışlar diyor. Bu kadar boş, bu kadar rezil üniversitelerin bu kadar rezil öğrencileri. Sözde diploma alacaklar.

İşte bu tarz üniversitelerden kaçının. Diploma almak için böyle üniversitelere gidebilirsiniz ancak verdikleri eğitimden gerçekten şüpheliyim.

Üniversite Alan Demektir İmkan Demektir

Anadolu Üniversitesininden birisiyle konuşurken Anadolu Üniversitesi ve DAÜ’yü anlattım. Büyüdüğüm, okuduğum üniversitelerden sonra İstanbul üniversitelerinin ne kadar rezil olduğunu (İTÜ, YTÜ gibi büyük kampüsü olanlar alınmasın). Dedi ki, “11 metrekare”… Öğrenci başına serbest alan olarak 11 metrekare düşmeli. Yurt, derslikler, spor salonu harici… Sadece serbest alan olarak bir öğrenciye 11 metrekare düşmeli. 20 bin öğrenci mi var? Çarp 11 metrekare ile. İşte olması gereken kampüs büyüklüğü bu dedi.

Anadolu Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi (Türkiye’de okumak istediğim tek üniversite) ve Ankara Üniversitesi imkanları ile kıyaslanamaz tabi ki Doğu Akdeniz Üniversitesinin imkanı. Hem KKTC’nin politik durumu hem ada oluşu nedeniyle bazı sıkıntılar var. Örneğin Boğaziçi Üniversitesinde projeye katılıp, dereceye girip, İTÜ Arı’da (Teknopark) yer alabiliyorsunuz ve üniversite sizi çok önemli Türk şirketinin CEO’su ile görüştürüyor (şirketi söylersem belki tanıdığım açığa çıkar, yazmadım o yüzden). Çok bilinen bir teknoloji CEO’su ile 1,5 saatlik bir görüşme… İmkâna bak! Mülkiye mesela, Ankara’da olması nedeniyle kimlerin söyleşiye gelebileceğini düşünüyorum… Büyükelçiler, diplomatlar, stratejistler… Yani bu imkanları DAÜ’de bulmak zor idi. Fakat yine tamamlamaya çalışıyordu hocalarımız. Güzel kamplar, yurtdışında 1 dönem okuyabileceğiniz çeşitli aktiviteler… Tabi rektör yardımcısından böyle bir aktivitenin parası için “Türkiye versin” gibi bir söz duyabiliyorsunuz. REKTÖR YARDIMCISI, herhalde bunun da bedeli olacak üzerinize!

Evet DAÜ’de de bazı sıkıntılar var. Örneğin bazı hocalarda komünizm ile ilgili essay yazmadığınız takdirde çok iyi puanlar alamıyorsunuz. Veya gelen konuşmacıların bir bölümüne bakıyorsunuz çok ilginç, benzer düşünce yapısında. Ve o konuşmalara katılanlara bonus puanlar veriliyor. Mesela TC-KKTC Arasındaki Kara Gün başlıklı yazımda yazmıştım, KKTC’de bir gazete demeye dilimin varmadığı ancak okunma oranı az olan Afrika isimli bir ŞEY, “Türkiye’den Bir İşgal Daha” başlığı attı. Bu çok basit bir şey olabilirdi… Bir gazetenin densizliği… Eğer bir kaç hafta öncesinden “çok büyük bir eylem geliyor” diye bir bilgi almasaydım. Ve bunu yapanlar, yine Türk düşmanlığı yapanlar olmasaydı. Defalarca söyledim, devlete de bildirdim ama hiçbir şey yapılmadı; KKTC’de haftasonları dağcılık adı altında bir araya gelen politikacılar, iş insanları, öğrenciler, akademsiyenler biliyorum. Dans ediyorlar, bazı ütopik fikirler (ki tabi ki komünizm temelinde) konuşuyorlar. Tabi ot içmekte bazıları için geçerli. Kitap değişimleri, buralara gelen öğrenciler ile “yakın ilgilenme” (ders konusunda sıkıntınız olmasın yani), Türk düşmanlığı ve PKK destekçiliği… Şu an KKTC kabinesinde bulunanlardan bir tanesi ve diğer bir tanesinin eşi buralara çok sık uğrar örneğin. yine Mağusa’da PKK’nın ve FETÖ’nün bu şekilde evleri olduğunu, buralarda propaganda materyalleri olduğunu biliyorum. Kitaplar, videolar… Bahsettiğim “kampa” giden kitlenin yaptığı bir eylem bu gazetenin manşet işi. Suriye için yazılıyor, 1974 için işgal diyorlar. Peki amaç neydi? Türkleri kışkırtmak. Ne kadar vahşi olduğunu göstermek. Erdoğan başta olmak üzere Türk vatandaşları bu kışkırtmalara kapıldı ve sonuç ne? Gazetenin merkezinin taşlanması dışında iğrenç bir sonuç daha vardı:

**

Bir meclise ayak basmak demek, milli iradeyi çiğnemek demektir. KKTC halkına yapılan saygısızlıktır. Meclis üzerinde bayrak açmak ise ancak işgal sonrası yapılan bir harekettir!

Yani Kıbrıs Türklerinin %10’u bile sayamayacağımız Türk düşmanlarının yaptığı bir harekete cevap bu olmamalıydı. Bu olaydan sonra geri kalan %90’ında, en koyu Türkiye sevdalılarında bile tepki oluştu.

İşte size “Kıbrıs solu”. Yurtdışı destekliler ve orada akademiyenlerle, basınla çok iyi ilişkileri var. Burada yaptıkları bir hareket, tüm Kıbrıs Türklerine mâl ediliyor ve Türklerin tepkisi ise daha kötü oluyor. Sonuç olarak KKTC Türkleri ve Türkiye Türkleri arasındaki ilişki açılıyor mu? Açılıyor. Besleme, meclise ayak basma; diğer tarafta Türklere işgalci deme… Hepsi senaryo, planlı fakat Türk milleti olarak stratejik düşünemiyoruz.

Bu grubun arasında olan bir hoca tarafından 2 farklı dersi tekrar almak zorunda kaldım çünkü o kadar ince şekilde vurdu ki… Yani bölüme bakarsanız zaten stratejik düşünmek gerekiyor, başka yerden açık buluyorlar ve şikayet edemiyorsunuz. Yoksa hakkımın yendiği bir başka sınavda tekrar inceleme istemiştim ve sonrasında hakkım olan not geldi, hem de inceleme işleme konulmadan.

Yani böyle şeylerle karışlaşıyorsunuz tabi ki Kıbrıs olduğu için. Fakat fakültedeki 3-5, bölümdeki 1-2 hoca yüzünden bu bölüme laf söyleyemem. Farklı görüşler birarada ve akademik özgürlük mevcut. Tabi ara ara böyle şeylerle karşılaşıyorsunuz. Tabi üniversiteye gelirsek… Bölüm ve fakülte ne kadar iyi ise öğrenci işleri ve maliye o kadar rezalet.

KKTC değil Rumlar tarafından ilhak edilmesi, ABD sömürgesi olsa dahi yukarıdaki bahsettiğim öğrencilerin beynini yıkayan ve şu an rahat olan kişilerden hesabı soracağım. 2030’da…

Haa yine böyle bir hocaya derste sürekli olarak batı tarafını görmekten bırakarak “hocam derslerde hep 2. Dünya Savaşı sonrasında Batı tarafının ne yaptığını görüyoruz, SSCB tarafı ne yapıyor? IMF, Dünya Bankası, GATT kurulurken izliyorlar mıydı? Amerika propaganda yaparken ve Avrupa’ya müdahale ederken ne yapılıyordu?” diye sorduğumda cevap alamamıştım. Beni doğrular şekilde “evet tek taraflı maalesef çünkü kaynaklar buralardan” demişti. Fakat devamında kişisel çabamla en basitinden SSCB’nin Avrupa’da sendikaları güçlendirmeye çalıştığını öğrenmiştim. Türkiye dahil!

Akademisyenlik…

Türkiye’deki üniversitelerde yok mu? Var. Kaç öğrenci dedi, hocanın görüşü neyse sınavda onunla ilgili yazıyoruz, başka türlü not alamıyoruz diye. Tahmin edebiliyorum. Türkiye’de akademik özgürlük olmadığı için tartışmalar susturulmaya çalışılıyor. Yine atamalarla gelen hocalar, farklı düşünenlere karşı olan baskılar nedeniyle; siyaset bilimi bölümleri fazlasıyla siyasileşmiş (komik gibi geliyor ama olay bu). Farklı düşüncelere, farklı görüşlere karşı tahammül zaten ülkede yok, böyle bir eğitim sisteminin olduğu üniversitelerde de bunun yansıması tabi ki olur.

Bilim dili İngilizcedir. Ne derseniz deyin. İngilizce bilmek şart. İngilizce bilmeyen insandan benim gözümde akademisyen olmaz. Makale yazarken, araştırırken nereden kaynak bulacak? Google Translate mi kullanacak yoksa yarım yamalak yazılmış, İngilizcenin kötü tercümesi olarak eklenmiş veya “aşırma” (intihal) bol olan Türkçe kaynaklar mı?

İngilizce yanında bir dil biliyorsa ne güzel. Mesela eski SSCB ülkelerinden gelen öğrenciler, tarihi olaylar ve Soğuk Savaş gibi bir takım şeyler üzerine başka şeyler söylüyordu. Biz böyle öğrendik diye. Gerçekten şaşırıyorsunuz. Bu yüzden Rusça öğrenmek istiyorum. Soğuk Savaş dönemi ve küresel siyasete ilişkin Rusça kaynaklara ulaşmak gerek. Şimdi Kremlin’de strateji raporları ve planları İngilizce olarak var. Bir sürü kaynak var yine İngilizce. Türkçesini bulamayacağınız kaynaklar var mesela. Birisi uğraşıp Türkçeleştirirse bulursunuz ama kimse uğraşmayacak.

Türkçe, Türk tarihi ve Türk kültürünün korunmasını sürekli yazıyor ve söylüyorum. Tanıtılarda (tabela) Lavash gibi rezillik olmasın, lokasyon yerine konum deyin, aplikasyon yerine uygulama deyin, menü yerine seçke deyin şeklidne uyarılarımız oluyor (bknz: Türkçenin Diriliş Hareketi). Fakat bu konuda İngilizce bilmek zorundayız. Azerbaycan, Türkmenistan gibi bir çok ülke ve Bulgaristan, Kırım gibi bir çok ülke ve bölgede Türklerle bir araya gelip; ortak tarih, kültür, dil üzerinde çalışılması gerek. Beceremiyoruz. Arapçadan, İngilziceden günlük hayatta kurtulamıyoruz çünkü bunu bir “övünç”, “üstünlük” olarak görüyoruz.

Mesela propaganda sevdiğim için, Nazi dönemi ve Goebbels ile illa ki karşılaştım ve en iyi kaynaklardan birisi şudur: Calvin Koleji “Alman propaganda arşivi“. Tabi ki İNGİLİZCE. Şimdi bunlardan bir kaçını çevirip yayınlayacağım ama ben yayınlayana kadar Türkçesini bulamayacaksınız veya ya kısıtlı ya da çok yanlış olanını bulacaksınız. Ben yazdıktan sonra bir kaç ay içinde farklı yerlerde yazımı göreceksiniz. En basit örneği bu.

Konuya Geri Dönersek

Üniversitenin sunduğu imkanlar önemlidir. KKTC’de akademsiyenlere ve üniversitelere Türkiye’ye göre daha özgür bir imkan veriliyor. Akademi tabi ki bilimsellik içeriyor. Birisi çıkıp “Türkler işgalcidir” derse, diğer bir hoca çıkıp hemen hukuk bakımından 1960 Antlaşmaları ile gelen hakları ve süreci anlatabiliyor. Fakat Türkiye’de olsa işten atılır. Yani Evrim Teorisi nasıl yasaklandıysa, aynı şeylere maruz kalabilir çünkü “iktidar beğenmiyor”. İşte bu eğitim alanında tehlikelidir. Evrim teorisini beğenmiyorsan oturup okuyacaksın, bilim insanı olacaksın, akademisyen olacaksın ve Evrim teorisine karşı bir kuram geliştireceksin. Eğer doğruysa, tüm dünya tarafından kullanılacak zaten.

KKTC’deki bu özgürlük, çok kültürlülük, iyi İngilizce eğitimi, büyük ve güzel kampüs, hocaların kalitesi tabi ki kendini gösteriyor ve daha iyi eğitim almanızı sağlıyor. Buradan bir çok hoca, KKTC’deki bazı bölümlere, Türkiye’deki hiçbir üniversitenin yetişemediğini söyledi. Katılıyorum. Bakınız sonuçlara:

**

Bu sıralama www.timeshighereducation.com sıralaması. KKTC+Türkiye’ye bakarsak:

301-350 arasında
1- Koç Üniversitesi

351-400 arasında:
2- Sabancı Üniversitesi

401-500 arasında:
3- Bilkent Üniversitesi
4- Boğaziçi Üniversitesi

601-800 arasında:
5- Atılım Üniversitesi
6- DOĞU AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ (canım)
7- Gebze Teknik Üniversitesi
8- Hacettepe Üniversitesi
9- İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ)
10- Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ)

Yani DAÜ’nün eğitim kalitesini bilmem anlatabildim mi? Mesela biz AB-BM içinde olan toplantıların canlandırmasını yapardık. Bunun için bir odamız falan vardı. Çünkü hocalarımız böyle toplantılara defalarca katıldığı için bilirlerdi.

Tabi sıkıntılar yok mu? Var. Ne gibi? Örneğin “protokol” gibi bir ders yok. Veya Ahmet Şerif İzgören’in “Dikkat Vücudunuz Konuşuyor” kitabında okuduğum bazı kavramlar yok. Ben PSIR öğrencilerinin beden dili, oturuş (koltukların düzeni vs), diplomasi, protokol gibi alanlarda bilgisi olmasını beklerdim. Üniversitede saçma sapan 1-2 ders yerine bunlar “uygulamalı” olarak konulabilir.

Diğer yandan Türk siyasi tarihini bilmiyoruz. DAÜ’de vermesi beklenilemez ama Ankara Üniversitesine baktığımızda da bunu göremiyorsunuz; Osmanlı, Ortadoğu’da aldığı toprakları üçe bölermiş. Sünni, Şii, Kürt… Bununla ilgili diplomasinin babası sayılan Henry kissenger (Diplomasi kitabını öneririm) ve Zülfü Livaneli’nin bir anısı:

**

İşte bu ve bir çok sıkıntıyı düzeltmek için 2030 projesi olarak “Yönetke Okulu” fikrimi geliştirdim. Bu bir “prototip”. İlerleyen süreçte uzmanlar ile birlikte çalışılarak son hali verilecek tabi ki, merak edenler için : Yönetke Okulu

 

Sonuç Olarak

1- Hayaliniz olsun, hayalinizi ve tutkunuzu bulun
2- Hayalinizi projelendirin ve elle tutulur bir şeyler haline getirin
3- Bütün bunlara uygun okul ve bölüm seçin
4- Her okuldaki ilgili bölümün hocalarına bakın ve araştırın, okuldan çok bölüm önemli hale geliyor ve üniversitenin imkanlarına bakın çünkü eğtim, öğretim değil “yeti kazanmaktır”. Bu yüzden ne kadar çok imkan, o kadar avantaj.
5- Okul okurken sadece okula güvenmeyin, kendinizi bireysel olarak geliştirin. Bol bol kitap okuyun. Zaten siyaset kitapları okumayı sevmiyorsanız veya bölümünüz ile ilgili kitapları okumayı sevmiyorsanız, o halde bölüm hakkında kararınızı gözden geçirin.

Kimse işi hazır etmiyor, direkt işe başlamıyorsunuz. Bölümü bitirseniz bile çalışabileceğiniz yüzlerce alan var. Bir tanesini seçmeniz gerek tabi ki fakat bu da kolay olmuyor. Şunu söylemem gerek; ister uyuşturucu satıcısı olun, ister politikacı, ister mafya, ister iş insanı; iş dönüp dolaşıp “çevre” olayına bakıyor. İlgili alanda ne kadar fazla insanla iletişim kurarsanız o kadar seviye atlayacaksınız. Örneğin 2014 seçimlerinde Şubat tatilinde gidip Yılmaz Büyükerşen’in danışmanıyla konuşup 2 haftam olduğunu ve Yılmaz hocayı sevdiğimi, bu yüzden seçim sürecini gözlemlemek istediğimi söyledim. Nereye gidiyorsa peşinden gideceğim dedim. Bizim staj imkanımız yok dedi, abi dedim para vs önemli değil sadece tecrübe kazanmak istiyorum, görmek istiyorum. Tamam haber vericez dedi. Dayım dahi niye alsınlar seni? Tanımıyorlar, nesin başka partiden mi geldin, ajan mısın bilmiyorlar dedi. Fakat aradılar, medya ekibinin yanına verdiler. Hoca nereye, biz oraya. O 2 haftalık süreç, 4 yıllık eğitimimden çok daha fazla şey kattı. Hem Anadolu Üniversitesini Anadolu Üniversitesi yapan hem de Eskişehir’i Eskişehir yapan Yılmaz Büyükerşen’in ekibini tanıyorum. O süreçte Gaye Usluer’i görüp beğendim ve şimdi neler yaptığını görüyorsunuz. Yine o süreçte Muharrem İnce Çiftelerde konuşmaya gelmişti. Onu karşıladık, konuşmadan sonra Eskişehir’e geldik ve yemeğe falan gitmiştin İnce’nin ve Yılmaz hocanın ekibiyle birlikte. Orada anlatılanlar, bütün hepsini inceleme ve yakından görme fırsatı çok önemlidir. Fakat bilgisayar başında oturarak olmadı. Bunun için gidip konuştum ve gerçekleşti.

Yani hangi alanda olursanız olun, bir şeyler yapmaya çalışın. Oturmayın. Görüşünüz farklı olabilir, önemli değil. Tek önerim şu; “partilere bulaşmadan” kişilerle çalışın ve başlangıçta bunu net şekilde belirtin. Ben tüm partilerden uzak duruyorum, sağlam kişilerin ekibinde bulunmayı tercih ederim. Partiyle falan işim olmasın mümkünse.

Diyeceklerim şimdilik bu kadar. Aklıma başka bir şeyler gelirse mutlaka yazarım.