Son gönderilerden haber almak için twitter hesabımızı takip edebilirsiniz

Şu son 1 haftada tanıştığım kişiler ve onları gözlemleyip, hikayelerini dinleyip öğrendiğim bilgiler eşsizdi.

Bir bölümünü burada aktarmak istiyorum ancak başlamak zor çünkü İstanbul’dan otobüsle gece Eskişehir’e, orada bir gün kalıp sabah Ankara’ya gittim ve gece 12.30 otobüsüyle tekrar İstanbul’a döndüm. Ertesi gün, ki yorgunluğu ve 3 günün 2 gününü otobüste uyumuş olmanın verdiği durumu göz önünde bulundurursanız, öğlene kadar evde sızdık. Sonra CPhI başladı. CPhI bir fuar. İlaç sektörüyle ilgili bir fuar. 2014’te Türkiye’de başladı ve bu yıl son kez İstanbul’da yapıldı.

Esenler Otogarı ve Sürücü Dayı

Esenlerin otogarının hali nedir  yahu? Yıllardır nedir yani? Bilmem kaç ülkeden bilmem kaç milyon insan geliyor ve otobüsle bir yere ulaşmaya çalışıyor. Bırakın Rusya’dan falan gelen bir kadını, yıllardır İstanbul’u bilen ve İStanbul’da yaşayarak mecburen uyanık olmayı öğrenen biri olarak ben sevmiyorum bu otogarı. Rezillik, pislik, ne olacağı belli değil. Türkiye’yi çok kötü şekilde tanıtıyoruz. Bu kesinlikle göz önünde bulundurulmalı ve düzeltilmeli.

Otobüse binince, sürücüyle konuşmaya başladık. Benden 110 (ya da 120 lira, tam hatırlamıyorum) para alıyorlar dedi. Otogarın günlük kazancını falan söyledi. Bak dedi yolların haline, bebek mezarı kadar çukurlar var ki doğru. Yıllardır gelip gittikçe oradaki rezilliği görüyorum.

3. Köprü Vakası

Mercedesten inip, otobüse binerse “sevgili(!) yöneticiler”, durumun vehametini anlayabilirlerdi. 3. köprü güzergâhlara yaklaşık 2 saat ekledi! Önceden 4-4,5 saatte Eskişehir’de olan firmalar şimdi 6-6,5 saatte Eskişehir’de oluyor. Neden? Otobüsler falan 3. köprüden dolanacak.

 

Ufak tefek rota sıkıntıları olabilir ama kabaca bu yolu izliyoruz. Şimdi buralardan geçişler para, benzin zaten ebesinin (öhömmm), fazlasıyla pahallı. Sonuç ne olacak? Harcama…

Benim Eskişehir’e gidiş gelişim yaklaşık 1200 lira diyor adam (benim gibi merak edenler için söyleyeyim). Tabi Esenler içindeki derin çukurlardan oluşan hasarlar falan hariç. Üstelik vergi veriyoruz; buna rağmen ihale ile “yap-işlet-devret modeliyle) köprü vs yaptırıp ardından geçiş için para alınıyor.

Ha bakkaldan kola almışsınız, ha parayla köprüden geçmişsiniz hiçbir farkı yok. Bunları kalkıp “hizmet” diye size sunuyorlar yutuyorsunuz. Ha şu sorulabilir; bundan öncekiler neden bunu düşünemedi? Cevabı belli; ülkede yabancılara satılan kurum, kuruluş, değer ve topraklara bir bakın…

 

**

 

CPhI Durumu

CPhI, uluslararası bir fuar. Geçen yıllara göre fazlasıyla (gerçekten fazlasıyla) sorunlu bir fuardı. Kimse gelmemiş. Türk şirketlerinden 2 tanesi oradaydı. Uluslararası olarak Hindistan’dan, Çin’den gelmişler o kadar geri kalan buradaki dağıtıcılar (distribütör). Tabi onlar da yabancı firmaların dağıtıcıları.

Herkes şikayetçi, zaten yapılan anketler ellerine geçtiğinde görecekler.

Bütün siyasi gerilimler, “Eyy Irak, eyy Amariga, eyy Nazi Almanyasııı” söylemleri elbet bize patlayacak. Rusya krizinde bunu fark edemediler. Fark edecekler.

Eyyy Irak

Bu arada Irak demişken, fuarda Kıbrıs’taki ilaç firmasının sahibi de geldi. Kendisi çok iyi biridir ve Kıbrıs için fazlasıyla uğraşmıştır. Telefonla konuşurken rastgele gördüm ve annemle tanıştırmak istiyordum; görüşüyorlardı ama karşılıklı değil. Denk gelmişken oturduk konuşmaya başladık, bir cihaz firmasının sahibinin standında…

Kıbrıs’tan iş yapılırken, fatura kesilirken vs; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti tanınmadığı için, adresin sonuna “via Mersin” diye eklenir. Yani Türkiye üzerinden gibi. Mevcut durum gereği. Iraklı firma demiş ki, bunu silelim siz North Cyprus yani Kuzey Kıbrıs yazın demiş. Yani tanınmayan bir ülkeye mal göndermek, Türkiye’ye göndermekten daha uygun…

Ne için oldu bunlar??? “Eyyy Irak” dediğimiz için. Ekonomi karışacak daha da karışacak.

Sistemsizlik

Türkiye’nin en büyük sorunu budur. “Baştakiler” Türkiye’nin sorunlarını sistem getirerek çözmek derdinde dğeiller. Proje bazlı, kendi koltuklarını kurtaracak gösteriş bazlı olarak kurtarma peşindeler. Hatta yandaşlar ve parti içinde, gruplar var ve bütün taraflar Erdoğan destekçisiyken, birbirlerinin önünü kapatmaya çalışıyorlar. Böyle karmakarışık bir yapı. Artık içeriden tanıdıklarınız varsa, onlar size daha rahat anlatır. Ben fazla değinmeyeceğim.

Bazen çok basit şeylerin neden kabine tarafında düşünülmediğini, geliştirilmediğini merak ediyordum. Yıllar geçtikçe öğrendim, anladım. Çünkü bu tarz şeylerle uğraşmak istemiyorlar. Proje bazlı “bak biz bunları yaptık” diye gösteriş temelli çalışmalara ağırlık veriyorlar.

Türkiye’nin Sorunları Örneği

(Blog üzerinden fikirlerimi alıp kullanan “bazılarına” buradan selam gönderiyorum, zaten yapılması için uğraşıyorum; amacım bu, yeter ki yapın ama düzgünce yapın, bunu da yapın, anlatın ama DÜZGÜNCE)

Türkiye’de etnik terör sorunu var, Türkiye’de kadınların sorunları var, çevre sorunu var, Alevilerin sorunları var, Çerkezlerin var, Lazların var…. Yaşlıların var, gençlerin var, işçilerin var, patronların var…

İşte bunları sistemsel olarak çözmek gerekiyorlar. Çözüm Süreci adı altında bir köken için süreç başlatılmaz. Zaten bütün bu sorunların temelinde; hukuk, demokrasi, özgürlük, eşitlik gibi kavramlara uyulmaması var. Haliyle bunları giderecek bir sistem getirildiğinde, ülkedeki bütün sorunlar birer birer çözülecek.

Diyebilirsiniz ki; işte Başkanlık sistemi? Yok efendim, o hepsini daha da batıracak. Yukarıda bahsettiğim sistemsizliği, devletten ve milletten önce kendi koltuğum fikrini, daha önce bahsettiğim “liyakata değil, sadakate bağlı terfiyi” falan arttıracak. Daha kötü yapacak.

Sonuç olarak, sistem getirilmesi gerek. Bu işi yapacak değerli insanlar tabi ki var devlet içinde fakat üstlerine tamamen politik tipleri getirerek ki bunlar makamının görevlerini anlamadığı gibi; devlet adamı terbiyesini alamamış, hukuk bilmeyen, kanun bilmeyen, insan hakları bilmeyen, hepsini geçtim aile içinde bile söylenmemesi gereken şeyleri ulu-orta söyleyebilecek kadar terbiyesiz olan insanlarla tıkanıyor bilen insanların yolu.

TL’nin Değeri Bilinçli Mi Azaltılıyor?

Ekonomik kriz yazımdan önce, Bulgaristan gezimi yazmıştım [1], ve orada şunu sormuştum:

Türkiye’de, Çin gibi ucuz işgücü için Türk lirasının değerini düşürmeye yönelik adımlar mı attı?

Bugün, Mercedes AMG GTS tanıtım videosunu izledim (isteyenler için: burada). Bu mükemmel araç ne kadar? 1.400.000 [2]. Yani bütün değerleri yazıyı yazdığım gün olduğu için, mevcut kurla 351.000 Euro tabi bu vergilerle falan birlikte.

Peki Avrupa’da bu arabayı kaça alırsınız? Çeşitli yerlerde çeşitli fiyatlar var ama ortalama 140 bin Euro.

Avrupa’da : 140.000 Euro
Türkiye’ye gelince: 351.000 Euro
Türk kuruyla : 1.400.000 Türk Lirası

Almanya’da asgari ücret yaklaşık olarak 1.450 Euro, adamlar ise 100 katına bu dehşet arabayı alabiliyor.
Oranlarsak ne olur? Türkiye’de asgari ücret 1.300 TL ve 100 ile çarparsak; 130.000 yapıyor.

Sen 130 bin liraya bırak AMG almayı, 2 tane Renault Symbol alamazsın kardeşim, en basit hali 73.500 TL [3].

***

Volkswagen, skandalı patladığında yanlış hatırlamıyorsam CEO’suydu, Türkiye’ye gelip sıkıntı yok gerekirse daha fazla yatırım yaparız, aynen devam demişti. Çünkü Avrupa’ya yakın ve ucuz olan bir ülke Türkiye. Gümrük Birliği Antlaşmasıyla (ki buradaki kararları biz vermiyoruz, Avrupa Birliği’nin verdiği kararları her türlü uyguluyoruz); ürünlerin Avrupa’ya girişinde sıkıntı yok. Yani bu konuda AB içindeyiz.

Bir çok otomobil firmasının ki buna Mercedes dahil, yedek parçaları burada üretiliyor. UCUZ DİYE! Türkiye, Avrupa’nın Çin’i olma yolunda ilerliyor. Türk lirasının değerinin bilinçli şekilde düşürüldüğünü düşünüyorum.

Çünkü krizden kurtulmanın çeşitli yolları vardır. Bunlardan birisi de, para biriminin değerini düşürerek daha fazla mal satmak, böylece halk ağızıyla “piyasayı hareketlendirmek” ve istihdam sağlamak şeklinde. Tabi biraz daha dolambaçlı.

Sanki bunun için uğraşılıyor.

Sonuç Olarak

Türk parası eriyor, Avrupalı için çok şekilde ulaşılacak araçlar bizim için “lüks” oluyor ve bu lüks araçlara binenleri görünce milletin ağzının suyu akıyor; baganım, bakanım, abi, beyefendi diye işler değişiyor. Bir yere Mercedesle gitmek ve bir Renault ile gitmek arasında fark oluyor haliyle.

Oysa Avrupalı için çok ucuz bu araçlar. Yani bu kadar saçmalık.

**

Referandum için göstergeler iyi fakat referandumdan hangi sonuç çıkarsa çıksın, gidişatı değiştirmeyecek gibi. Sistemsizlik, yerli üretime destek verilmemesi; ki yerli üretim yapacağımız biyoteknolojik ilaç firmasını kuruyoruz ama TÜBİTAK’tan destek çıkmıyor. Aynı projeyi “bazı insanlara” verip, onlara başvurdurtsak, kesinlikle çıkacaktı eminim.

Haliyle TÜBİTAK’ta bile bu kadar “kollama” olursa, bilim tabi ki ilerleme. Bilim ve teknolojinin olmadığı bir sanayi de ancak bu kadar olur.

Domates satarsın, ayakkabı boyası satarsın, çekyat satarsın… Karşılığında 4 bine iPhone, 300 bine MErcedes alırsın. İçine de bir ton para harcarsın müzik için, uygulama için, ya da arabanın benzinine…

Devlet kazanır, kazandığını “eşit” şekilde herkese dağıtmaz…

Devlet kazanmasına rağmen, vergi vermene rağmen; devletin para harcamadığı köprülerden parayla geçersin diyeceğim de, kapasiteyi dolduramadığı için devlet üzerine para veriyor.

Ehh daha ne diyeyim? Er ya da geç farkına varacaksınız. Türkiye’nin de bir atom bombasına, Hitler’e, savaşa ihtiyacı var demek ki; Japonya, Almanya, Güney Kore gibi kalkınması için…

Fakat kültürü yozlaştırdılar. Saydığım ülkelerde kültür var. Ya Batı özentiliği ile yozlaştık, ya İslam adı altında ARaplaştık. Kendi özümüze dönmeden, ne olursa olsun kalkınamayız.

1- Özüne dön,
2- Bilim ve teknoloji üret

Bunları yapmıyorsan tırmalar durursun… İnşallah tez zamanda farkına varırsınız da, çekeceğimiz sıkıntılar o kdar büyük olmaz. Öyle sağa sola “eyyyy….” demekle politikanın yürümeyeceğini de anlayacaksınz er ya da geç….