Aklıma Nuri Bilge Ceylan’ın sözü geldi…

“tutkuyla sevilen, yalnız ve güzel ülkeme…”

**

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin mevcut Anayası’nın ilk maddesinde, “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir” der.

Cumhur halk demek ve bunu politik anlamda “Cumhuriyet” olarak ilk kez biz kullandık. Yani temsilcilerimizi seçtiğimiz bir sistem. Direkt demokrasi yerine, temsili demokrasi mevcut (bknz: demokrasi nedir ve çeşitleri).

İkinci madde der ki:

Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

**

Niye bunları yazdım? Yeni anayasa hazırlanırken, “milli dayanışma” gerekirdi. Tamam bu yeni anayasa değil, bir değişiklik ancak bu kadar önemli değişiklikte dahi UZLAŞI gerekir çünkü anayasa, toplumsal sözleşmedir.

İnsan hakları mı? Bugün insan hakları ve buna bağlı basın özgürlüğü konusunda (haber alma özgürlüğümüz) çok sıkıntılı yerdeyiz. Dünya sıralamasında, demokratik rejimler içerisinde bile değiliz.

Demokratik?
Laik?
sosyal bir hukuk?
Devlet?

Daha önce anlattım, Türkiye’de devlet kurumu çökmüştür. Eğer devlet adamlarının uyguladığı saçma politikaların sonuçlarını (dövizin yükselmesi), vatandaş para bozarak engelleyecekse vay halimize! Daha kötüsü buna inanan milyonlar var. Yazık.

 

Kritik Anayasa Süreci

Bahçeli sıkıntıda. Aile meclisinde yazar gibi açık açık yazmayacağım ancak şunu sorabilirim; iktidar, Bahçeli’yi koltuğunda tutmak için herhangi bir adım attı mı? En basitinden örgütlü yapısını kullanarak Merak Akşener hakkında çeşitli söylentiler yaydı mı?

Peki Bahçeli bunlara; iktidarın elinde tuttuğu bazı kozlara ve sırlara (dediğim gibi bir danışıklı dövüş varsa) karşılık, AKP’ye Anayasa desteği mi verecek?

D. Bahçeli, tedirgin çünkü anayasa referandumu geçmezse, partisini kontrol edemediği ortaya konacak ve parti çatırdayacak. Eğer partinin başında durmaya devam ederse parti bölünecek ve bir süre meclise bile giremez.

R.T. Erdoğan, ise eğer referandumu alamazsa bırakın referandumu mecliste 330’a ulaşamazsa sanıyorum kendisi ve siyasi iktidarı için sonun başlangıcına girecek.

Vicious circle

Tam Türkçesi kısır döngü olarak veriliyor ancak değil. Bir şey kötüleşmeye başladığında, her şey kötüleşecektir.

Yıllardır AKP için her şey iyiye gitti. Özelleştirmeler sayesinde paralar, AB ve ABD’ye uyum, neo-liberal politikalar sonucunda yurtdışında yağlanmalar; ekonomi verileri güzel görünüyor… Ortada bir virtuous circle yani yarar döngüsü vardı. Her şey iyidi.

Ekonomi iyidi, ekonomi iyiken Batı ile araları iyidi, oylar iyidi. FAKATTtt….

2013’ten bu yana TL 92 para birimi karşısında değer kaybediyor [1]. Uzmanlar uyardı, bina yapmakla, inşaat ile olmaz bu işler diye.  Dinlemediler. FETÖ’de olduğu gibi, Çözüm Süreci dedikleri süreçte olduğu gibi, Suriye konusunda olduğu gibi kimseyi dinlemediler. Burunlarının dikine gittiler, kimseyi umursamadılar. Birileri “bakın bu yanlış” dediği zaman liyakâti yok edip işten attırdılar, terörist dediler, dış mihrak dediler.

Cumhurbaşkanını millet seçsin dediler, muhalefet ve uzmanlar çift başlılık yaratır dedi. Yine dinlemediler. Yine burunlarının dikine gittiler, yine milleti suçladılar, işten attılar. Şimdi çift başlılık var sistem değiştirelim diyorlar.

Muhalefet ve uzmanlar diyor ki; BAKIN BU ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ ÇOK TEHLİKELİ…

Bu sefer STK’lardan, hukukçulardan, siyaset bilimi akademisyenlerinden öneri aldılar; muhalefet ile oturup konuşup güzel bir değişiklik mi önümüze çıkarttılar? Tabi ki HAYIR. Yine dinlemiyorlar, yine burunlarının dikine gidiyorlar, yine yine yine..

**

Fakat son virajlarını dönmek üzereler. Ekonomi boğuluyor, Türkiye’nin güvenliği OHAL’e rağmen tehlikede. Avrupa ile sorunumuz var, Amerika ile sorunumuz var, beynelmilel yani uluslararası alanda rezil bir durumdayız. Dışişleri gibi çok önemli bir kurumu bile kadrolaşma uğruna rezil ettiler. Ancak AKP iktidarı, sonuna yaklaşıyor.

Vicious circle dediğimiz zarar döngüsüne girdiler haberleri yok. Her şeyi boşverip tamamen Başkanlık anlamına odakladılar ama buraya kadar. Ekonomi çöktü, güvenlik çöktü, uluslararası alanda ilişkiler çöktü, milli birlik ve beraberlik kalmadı. Öyle Türkiye Cumhuriyeti dinamikleri olan Atatürk ve ilkelerini her fırsatta ezip her yerden hatta sokaklardan bile Atatürk ve silah arkadaşlarının ismini kaldırıp, büstlerini kaldırıp; Atatürkçülüğü sürekli yerip 15 Temmuz demokrasi diye ortada dolanarak milli birlik sağlayacağınızı düşünüyorsanız kolay gelsin.

Sona geldiniz.

 

330 Olur Mu? Referandumdan Evet Çıkar Mı?

Hiç önemi yok. Gerçekten hiç önemi yok. Bunca yıldır aydınların yani entellektüel kesimlerin ve muhalefetin halka bazı şeyleri ne kadar anlattığını gördük. Koltuklara yapışmaları nedeniyle (ki Bahçeli’den Baykal’a ve Kılıçdaroğlu’na kadar) bu sürece sürüklendik. Daha muhalefet kendi partisinde koltuktan ayrılmıyorken, kalkıp iktidara “istifa et” diyor.

Bana seçildi bahanesiyle gelmeyin. Türkiye’de de sandık var, demokrasi var. Erdoğan’da seçiliyor. Aynı mantık.

De jure, yani yasal olarak; nizami şekilde seçilmeleri ya da ünvanlarının Cumhurbaşkanı olması olayı değiştirmiyor. Kadrolaşıyorlar, kendi adamlarını dolduruyorlar, farklı düşünenleri partiden tasfiye ediyorlar sonra bak seçildim. AFFERİM!

De facto, yani uygulama olarak; kesinlikle demokrasinin temellerine karşı yaptıkları iç. Yanlış! Muhalefetinden iktidarına kadar…  Eğer oylama geçerse, sistem değişirse, istediği kadar Cumhurbaşkanı yazsın, de facto yani fiili olarak BAŞKAN OLACAK!

**

Fransız Devrimi’ne bakın. İngiltere’nin günümüze gelen demokratik süreçlerine bakın. Bknz: İngiltere’de parlamentonun açılışında tekrarlanan absürd şeyler. Neden tekrarlanıyor bunlar? Çünkü KÜLTÜR! Demokrasi kültürü. Fransa’da taş gibi bir entellektüel kesim var. Bizdeki naneler ne yapıyor?

Entellektüel gibi gördüğünüz adamların Apo posterleri altında STK’lar ile buluşmalarını gördük. Kürtçü entellektüeller bir yanda, halkı sürekli olarak koyun, aptal diye aşağılayan (ki madem öyle gerçekleri anlat!) entellektüeller diğer yanda… YA SABIR!

 

Şimdi Ne Olacak?

Bu oylama sallantıda. Bu yüzden AKP açık oylama istiyor. Dedikleri gibi AKP’den fire çıkmaz diye bir şey yok. Korku yüzünden açık oylama istiyorlar.

Eğer kapalı oylama olursa, 330 sayısı 1-2 farkla kaçırılabilir bile. Açık oylama olsa bile MHP kanadında işler ilginç ancak evet çıkacağını düşünüyorum. Referanduma giderse, bu aralar twitter’dan nabız yokladım; milletimiz böyle önemli konuda bile takım tutar gibi taraf tutuyor.

Yani Erdoğan çıkıp camdan atlayın dese, bunu yapacak milyonlar varken, bunun üzerine; bizde insanlara 2 çift laf anlatamayan entellektüeller varken, efendim şimdiden referandumun sonucu bellidir.

Olur da 330 bulunamazsa ya da referandumdan hayır çıkarsa; AKP gittikçe daha fazla otoriterleşecek, bir anlamda HINÇ ALACAK ve bu da karşı direniş hareketlerini geliştirecektir.

**

Önümüzdeki 10-13 Yıl

Yıllardır anlatıyorum. Önümüzdeki 10 yıl içinde hiçbir şekilde güzel bir şey göremiyorum. Ekonomik, sosyal, kültürel, güvenlik alanlarında krizler yaşayacağız.

Politikacıların diline baktığımız zaman, ülkemizdeki kutuplaşmaya baktığımız zaman; cahilliği göz önünde bulundurup doğru olanı söyleyenlere bile “terörist, hain, dış mihrak” dediklerini düşündüğümüz zaman olacak budur.

Eğer bir yerde reform yoksa, revolution vardır. Yani evrim yoksa devrim vardır. Bu devrimi illa sosyalist devrim olarak algılamayın. Eğer bir yerde sürekli resistans, karşı koyma varsa; bunun karşısında illa ki denge güçleri çıkar. Bu sadece politik değil, doğa kuralıdır.

Buradan yola çıkarak; muhalefeti ve uzmanları dinlemeyen, burnun dikine giden bir iktidarın bizi sürükleyeceği yer elbette İngiliz demokrasisi, İsviçre hukuku, Fransız entellektüellerinin olduğu yerler değildir. Ancak Rusya, İran, Arabistan arasında buluruz kendimizi ve bu ülke, bu tarz yerleri kaldırmaz. Biz demokrasiden ve özgürlükten taviz verecek halk değiliz.

Haliyle 10 yıl kadar süreçte (ki bu iktidarın tavrına göre kısalır veya uzar), Türkiye’de maalesef gergin bir toplum olacak. Ekonomik krizler olacak. Güvenlik sorunları olacak (çünkü devlet kurumunu liyakatten sadakate çevirerek çökerttiler).

Başka bir şey bekleyemiyorum.

 

Çiğ Köfte Misali

Ancak, bir noktada Almanya’nın yapamadığın yapacağımızı düşünüyorum. Şu anda halkımız çiğ köfte malzemeleri gibi. Hepsi tepsinin bir kenarında, kutuplaşmış. Bulgur gibi diri!

10 yıl içinde yavaş yavaş yoğrulacak. Yavaş yavaş diriliği kaybolacak, birbirine karışacak. Kaybettikleri hoşgörünün, saygının ne anlama geldiğini anlayacak. Özellikle bu sonradan seçkin olan AKP’li kitle.

10 yıllık kadar bir süreçte bulgurun diriliği gidecek, yumuşayacak. Bazı şeylerin kıymetini anlayacağız. İşte o andan sonra insanların işlerini bilen kişilere oy vereceğini düşünüyorum. O andan sonra “sol-sağ, Türk-Kürt, alevi-sünni” gibi çeşitli ayrımları bırakacağız ve bir siyasi görüş altında farklı düşünceden, farklı mezhep ve inanıştan farklı etnik kökenden insanları bolca göreceğiz.

Zaten başından beri niyetim buydu. Öngörüm buydu.

2030’da, Türkiye Cumhuriyeti’nin iktidarını yeni bir partiyle ele alıp; köklü bir liyakat sistemini kurmak, devlet kurumunu oturtmak ve yaşadığımız sıkıntılara son vermek.

Türkiye güçlü olduğu sürece, Orta Doğu’da huzur ve barış daha yakın olur. Orta Doğu’da huzur ve barış demek, insanlık için önemli bir gelişim demektir. Bakınız: Atatürk’ün liderlik ettiği Türk devriminden sonra, laik bir düzene geçerek uzunca yıllar sorunsuz yaşayan bazı Orta Doğu ülkeler…

**

Peki bu süreçte ne yapacağız? Şiddetten uzak durun. Ancak hakkınızı ezdirmeyin. OKUYUN, OKUYUN, OKUYUN!

Türkiye, düzlüğe çıktığında işini iyi yapan, düşünebilen, sorgulayan insanlara ihtiyaç duyacak. Şimdi hepsi devlet ve yandaş firmalardan atılıyor ancak işler tersine dönecektir. O gün için hazırlanın. Çünkü o gün geldiğinde, olağanüstü şekilde çalışıp çocuklarımıza düzgün bir ülke bırakmak birinci önceliğimiz olacaktır.

Kategori: Genel - Hayat - Politika - Tarih
Etiketler: , , , , , ,