Bu yeni ve özel üniversitelerle ilgili okkalı bir yazı gelecekti. Çünkü rezaletleri diz boyu ve bu 10 yıl içinde toplum olarak bizi çok kötü etkileyecek. Bu rezaleti, nasıl etkileyeceğini ve sorunları yazmam gerekiyordu. Şansımıza bugünmüş. Neden? Çünkü bir nevi “fahri gözetmen” olarak böyle bir üniversitede (adını vermeyeyim hadi) sınava girdim. Fakat bu üniversitelerde çalışanlarla sık sık konuştuğum ve olayları içeriden dinlediğim, üzerine son 10 yılda üniversitelerde yaşananları, baskıları, mobingleri, ofis politikalarını ve bin bir çeşit saçmalığı duyduğum için; ilgili konuyu bugün açtım.

 

Mantar Üniversitesi Nedir?

Mantarın nasıl çoğaldığını biliyorsunuz. Özellikle İstanbul’da görebileceğiniz bina üniversiteleridir. Dışarıdan ufak yerlerdir, hatta AVM alan vs var. AVM alan üniversitenin aslında bir yeri var, orası da bir spor takımına verilmek üzere bizzat devlet tarafından “konuluyor”. Başka yer gösteriyorlar ama ormanlık.. Neyse iş uzamasın, sonra başka şeyler yapılıyor falan filan. Böyle saçma sapan üniversiteler. Hiçbir sosyal tesisi olmadığı gibi; AVM mantığında, “yerleşke” (kampüs) diyemeyeceğimiz bir saçma bahçesi içine bilinen markaların dükkanları açılmış. Spor salonu, bilgisayar, teknik imkanlar ve hatta klima gibi şeylerden yoksun; yurtlar falan bulmayı bırakın, bir kaç bölüm zor zar görebildiğiniz saçma şeyler.

Üniversite değil bunlar. Bunlara üniversite demek; ODTÜ, İTÜ, İstanbul Üniversitesi, Anadolu Üniversitesi, Doğu Akdeniz Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi gibi nice üniversiteye bırakın saygısızlığı, hakaret üzerine hakaret etmektir. Parayı basıp, sağdan soldan hoca topluyorlar fakat hiçbir sistem oturmuş değil. 5 yıl geçmesine rağmen düzen oturmamış. Köklü üniversitelerde 2-3 günde halledilecek işlem, buralarda 1 ayda halledilemiyor. Parayla hocaları bir kaç yıllığına getirip, hocalarla satışı yapma derdindeler.

Öğrenciler mi? Oraya geleceğim ama kısacası bu yeni ve özel üniversitelerde öğrenci demek, müşteri demektir.

**

Küçüklüğüm Anadolu Üniversitesinde geçti. Türkiye’nin en zengin üniversitesinin en azından paketi (dışı) o günden bu güne hâlâ güzeldir. Açık Öğretim sağolsun. Yeri de ayrıdır Anadolu Üniversitesinin bende. Anadolu Üniversitesinden sonra Doğu Akdeniz Üniversitesine başlayınca burun kıvırmıştım, ne yalan söyleyeyim! İstanbul’da bina üniversitesinin binası kadar kütüphanesi var. Sadece DAÜ yerleşkesi içinde 20 yurt mevcut. 20 bin öğrenci var ve 106 ülkeden gelen bu öğrencilerin yaklaşık 6 bini yabancı.

Alanı mı söyleyeyim? 3.000 metrekarelik yerleşkesi var. Sanırım bu bile bir şeyleri canlandırır.

Bir bölümünden bakış:

**

 

Kusura bakmayın biraz kendimi tutamayıp üniversitemi önplana çıkartır gibi oldu fakat 2018 Dünya Üniversiteler sıralamasında (timeshighereducation.com)KKTC+Türkiye ile baktığımızda DAÜ’nün ODTÜ ve İTÜ’yü dahil geride bırakarak 6. olduğunu görüyoruz:

301-350 arasında
1- Koç Üniversitesi

351-400 arasında:
2- Sabancı Üniversitesi

401-500 arasında:
3- Bilkent Üniversitesi
4- Boğaziçi Üniversitesi

601-800 arasında:
5- Atılım Üniversitesi
6- DOĞU AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ (canım)
7- Gebze Teknik Üniversitesi
8- Hacettepe Üniversitesi
9- İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ)
10- Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ)

 

***

DAÜ, adanın en köklü üniversitesi ve yarı vakıf, yarı özel üniversitesidir. KKTC’deki zorluklara rağmen yaptıkları şeyler budur. Ben uluslararası ilişkiler öğrencisi olarak sınıfa girdiğimde 35-40 öğrenci arasından 5-6 öğrenci Türk’ü görüyorum. Zaten %100 İngilizce ve ben ki ilkokul 4’ten lise 1’e kadar İngilizce eğitimi almama ve programlama ile İngilizce öğrenmeme rağmen hazırlığı okudum ve beginner seviyesinden yani başlangıçtan başlattılar. Fakat 1 yılda çok sağlam İngilizce verdiler. Ne kadar sağlam olduğunu Yıldız Teknik, İTÜ, Boğaziçi gibi üniversitelerle kıyasladığımda anladım.

11 yaşımdan itibaren programlama öğrenmeye başladım ve üniversiteye girdiğimde 14 programlama dili biliyordum ve bazı projelerde uğraşıyordum fakat bilgisayar mühendisliği ekibi o dönemde rezaletti (şimdi nasıl bilmem). En son 2 yıl önce basında biz ve başarılarımız bölümlerinde toplam 3 girdi vardı, siz düşünün. Kavga kıyamet bölüm değiştirdim ve hayatımdaki muhtemelen en isabetli kararı verdim.

Bilgisayar mühendisliği ne kadar rezaletse, uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi o kadar mükemmel hocalara sahip. Zaten bir tane hocamın (Kıbrıs Türklerinin müzakerecisi görevini de yapan), şu an KKTC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı olduğunu söylersem sanırım anlarsınız. Başka hocam, Avrupa Birliği konusunda uzman dereceisnde ve 6 dil biliyor. Diğer hocam, Kıbrıs sorunu konusunda 10 yılı aşkın çalışma yürütüyor. Rumlar ile ortak bir sürü arşatırmada ve görüşmelerin arka planında görev almış. Neredeyse bütün hocalarımız bu şekilde alanlarında uzman. Sadece teorik değil, pratikte de fazlasıyla tecrübe etmişler.

Bunun dışında, çok kültürlü yapısıyla diğer ülke ve kültürler hakkında birebir bilgi sahibi oluyorsunuz. Adını söylemeyeceğim ülkelerin Cumhurbaşkanlarının ve başbakanlarının çocukları, danışmanlarının çocukları, milletvekillerinin çocukları ve yanlış anlamadıysam; kabile reisinin (ki orada aşiret gibiler) çocuklarıyla falan bir okuduk. Bu durumu bırakın Kıbrıs’ın başka üniversitesinde görmeyi (iddialarının ve parayla prestij sağlamaya çalışan üniversitelerin aksine), Türkiye’de ve hatta bölgede görmekte zorluk çekersiniz. Dünyanın en sorunlu bölgeleri (Orta Doğu, Afrika, Orta Asya ve Kafkasya) bölgelerinden gelen öğrencilerle, siyaset bilimi öğrencisi olarak olayları anlama şansınız oluyor (neredeyse her derste sunumlar, BM canlandırmaları vs).

 

Gelelim Mantar Üniversitelerine ve Öğrenci Tiplerine

Aslında Yılmaz Hocayı (Büyükerşen) sevdiğim için, Anadolu Üniversitesi Yunus Emre Kampüsünde yaptıklarını; örneğin sivil havacılık olan kampüsten (sanırım dünyada ilk idi), Porsuk çayında yüzen teknelerin yine üniversite atölyelerinde yaptırılmasına kadar neler neler var… Fakat öğrenci olarak kendi yaşadığım örneği vermek istedim. Çünkü (özellikle bilgisayar mühendisliğindeyken) sevmediğim okulumun değerini şimdi daha iyi anlıyorum. Kıyaslama açısından size önce kendi okulumu ve okulumun hâlâ mali işleri, öğrenci işleri ve yönetimini sevmesem de; PSIR (political science and international relations) bölümünü yani bölümümü ve içindeki yapıyı anlatmak istedim. Hayran olunacak bir yapıdayız.

**

1- Üniversite Donanımlı İnsan Yetiştirmeli

Üniversite, çocuğu hayata hazırlar ve donanımlı bir insan yapar. Bu yüzden spor salonları, sanatsal faaliyetler, konferans salonları, kulüpler, öğrencilerin bir ortamda bulunduğu yerleşkeler, ağaçlar, yurtlar… Hepsinin ne denli önemli olduğunu yurtlarda kaldığım bir kaç yılda öğrendim. Arkadaş çevresini bu şekilde kuruyorsunuz, kültürel ihtiyaçlarınızı bu şekilde sağlıyorsunuz, İstanbul’daki adını vermeyeceğim bir üniversitenin komple binası kadar kütüphaneyi burada buluyorsunuz.

Yani üniversite açılmadan önce bütün bu imkanları değerlendirilmeli. Peki adına yerleşke (kampüs) denmeyecek saçma sapan bahçelere tıkıştırılan, klimalardan yoksun, sanatsal faaliyeti olmayan günümüzün mantar üniversitelerinde durum böyle mi? TABİ Kİ DEĞİL!

 

2- Disiplinsizlik Ahlaksızlık Terbiyesizlik

Bizde disiplin vardır. Çoğu hocamız kurallara uyar. Ders başladıktan sonra 5 (bazılarında 10) dakika tamam ama sonrasında giremezsin. Telefonu masanın üzerinde tutamazsın. Kapalı olacak, cep veya çantada. Sınavda da kapalı olacak. Essay dediğimiz, dönem sonunda yaklaşık 3 ila 5 bin kelimelik araştırma yazılarımız vardır. Buralarda intihal yani aşırma yani kaynak belirtmeden hırsızlık mı yaptın? Disiplin cezası. Derslerde kopya mı çektin? Kaç çocuğun canı yandı…

Gelelim mantar üniversitelere…

Derse ne zaman girildiği belli değil. Yönetimin umrunda değil. Öğrenci olsun, para aksın yeter. Derste konuşuluyor mu? Hiçbir şey yapamaz hoca. Çık dışarı diyor, öğrenci çıkmıyorum diyor. Hemen disiplin ve gerekli işlemler başlatılmalı peki durum nedir? Hiçbir şey! Çünkü disiplin ve uzaklaştırma demek, bir müşteri aman öğrencinin parasının okul yönetimince alınamaması demek. Derste konuşma, cep telefonuyla uğraşma…

Zaten intihal konusuna hiç girmeyelim… Blog nedeniyle kaç öğrenci mail attı. Hatta yüksek lisans vs yapanlar vardı. Başta yardım ediyordum ve bitirdiğinizde gönderin bana diyordum. Yani 10 dökümandan 7-8 tanesinde bibliografi dediğimiz kaynak bölümü yok. Bu nasıl araştırmacılık, bu nasıl akademisyenlik? Diyorum ki kaynak bölümü nerede? Hoca istemedi diyor. Senin hocanın da, üniversitenin de… Aslında üniversite ve hocaların isimlerini vermem gerekiyor da hem hukuksal sıkıntıya girecek (sorun değil aslında uğraşırım) fakat daha önemlisi bana güvenerek yazan öğrencileri zor durumda bırakacağım.

Artık kimseye yardım etmiyorum.

Bugün sınava girdim 5 çocuk maaşallah götürüyor. Biri gözümün içine baka baka. Kürsüye falan vurdum, baktım yok. İşaretledim hepsini de dedim artık dön önüne diye. Baktım silgi alıp veriyorlar. Bir ara silgiye bir şey yazarken gördüm. Gittim yan tarafına bitti. Bir başkası öne geldi, cam kenarına. Neymiş serinlesin. Sonra güneş var dedi arkaya gitti; zaten olayı kuran arkadaşının önüne. Kopya çekecek. İşaretledim arkadaşların kağıtlarını. Gereken yapılacak. Fakat bu kadar piç, bu kadar kaşar öğrenciler ileride başımıza bela olacak bilin!

Eskiden böyle yavşaklara biraz bakınca, uyarınca utanırlarmış. Şimdi utanma falan yok. Plaza kızları türedi bilirsiniz (bilmiyorsanız da internetten bakın). Hayatında fazla bir şey görmeyenler birden plazada iş hayatına girip buralarda gösteriş, İngilizce sözcük kullanımı, sürekli marka vs gibi saçmalığa giriştiler. İşte bu öğrencilerde onların bir başka hali.

Herkes üniversite okumalı mı? Okumasın kardeşim. Sadece kağıt parçası almak için okumasın. Fakat üniversite mezunlarına bu kadar değer verirseniz; para, araba, giysi, makam, mevki ve diplomaya bu kadar değer verirseniz işte sizin değer verdiğiniz şeyi elde etmek için böyle kestirmeden gidenler olacak ve bu kestirmeyi, iktidar oy sağlamak; eğitimsiz aileler, “biz okuyamadık, benim çocuğum okusun” diye üniversiteye giden çocuklarıyla gurur duysun diye açtırdı. Fakat çocuğun sadece kağıt parçası aldı. Ne donanımlı bir insan oldu, ne üniversite mezunu (gerçek anlamıyla) ne de eğitim aldı.

Bu çocuklara ne olacak? Kopya çekenlere? HİÇBİR ŞEY! Biz alıyoruz kağıdı, işaret koyuyoruz ve devamında hiçbir işlem yapılmadan geri geliyor diyor. Neden? Çünkü ÖZEL ÜNİVERSİTE…

Şimdi neden “Türkiye’deki üniversiteler diploma fabrikasıdır“, “üniversite saçmalıktır” konularını yazdım ve “eğitim” etiketinde yazdığım onca yazıda neden yakındım anladınız mı?

 

3- Öğrenci Değil Müşteri

Derste saygısızlık yapıyor, ceza yok. Sınavda kopya çekiyor, ceza yok. Yavşak yetiştiriyorlar. Peki neden ceza yok? Çünkü özel üniversitelerin mantığı tamamen gelir kapısı. Yani para kazanmak. Eğitimle alakası yok! Bu yüzden liberal görüşü çoğu konuda desteklerken, bazı konularda da sosyal demokratım. Eğitim, sağlık, kültür gibi bazı konularda çok dikkatli olunmalı ve özelleştirmeler yapılmamalı!

Öğrenciye dokunmuyorlar. Çünkü para geliyor. Çünkü ufacık yerleşkelerinde kiraladıkları marka dükkanlara oturmaz öğrenciler. Onlar da para kaybeder, üniversitede de. Aman dokunmayın. Şerefsiz, yavşak öğrenciler yetişsin. Çalmayı, çırpmayı, emek hırsızlığını öğrensin ama önemli değil. Eğitim verilmesin, kültür ve sanat yoksunu olsun ama önemli değil. Yeter ki para aksın.

Yeni kurulan özel üniversitelerin neredeyse tamamı, bu işe para kazanmak için girdi. Deli gibi para var çünkü.

Sağlık mesela… Özel hastahanelerde kaç kişi, tamamen maddi nedenler yüzünden ameliyata alınıyor ve bu insanların içi açılıp kapatılıyor biliyor musunuz? Aynı mantık. Sağlıkta hasta, eğitimde öğrenci… Hepsi müşteri. Sömür sömürebildiğin kadar.

 

4- Topluma Zararı Nedir?

Bu öğrencilerin bir bölümü mühendislik şu bu olsun. Uzun süreçte ne gibi zararlar verileceğini anlayamıyor olabilirsiniz. Çünkü akademik alana yabancı olabilirsiniz, Türkiye’den çıkan aşırmalı tezlerin yüzüne dünyada neden kimsenin bakmadığını ve dünyadaki bilimsel dergilerde yayınlanmadığını ve bunun Türkiye’ye ne gibi etkileri olduğunu bilemeyebilirsiniz.

Ben size bileceğiniz yerden gideyim… Sağlık bölümü öğrencileri. Ders notu çıkartıp verirsiniz; “hocam ne gerek var, slaytlardan çalışıyorduk biz” derler, gidip rektöre şikayet ederler. Biraz zor soru sorarsınız, gidip şikayet ederler. Biraz sert davranırsınız, gidip şikayet ederler.

AMAN PARA GİTMESİN diyen okul sahibi ve yönetimi, tabi ki uyarı üzerine uyarı verir. 2030’dan sonra ben sizlere ne yapacağım göreceksiniz….

Kolaya, hazıra, ezbere alışan ve doğru düzgün bilgi öğrenmeyen bu öğrenciler; yarın öbür gün hastahanelerde karşınıza çıkacak. Zaten doktorların ne kadar rezil olduğu ortada. Fakat ameliyat masasında anestezi yüzünden veya başka şeyler yüzünden bir yakınınız ölürse, bu yazıyı hatırlayınız. Doktor, bir yakınınızı “famakoloji” bilmediği için yani ilaçlardan anlamadığı için yatalak hale getirirse; şanslıysanız ve etrafınızda bu alanı bilen insanlar varsa ve yakınınızı düzeltirse, yine bu yazıyı hatırlayınız.

Bu sadece bir örneğidir. 10-15 yıl içerisinde bu eğitimsiz, kültürsüz, kendini yetiştirmekten aciz öğrenciler bir çok yerde karşınıza çıkacak. Elbette bir şekilde çalışan, kendini geliştirenler kazanacak fakat unutmayın; böyle ahmakların bol olduğu, hatta köşe başlarını tuttuğu bir sistemde, kendini geliştiren düzgün insanlar fazla durmaz. Ya başka kuruma kaçar, ya da ülkeden kaçar.

 

Sonuç Olarak

Bu mide bulandırıcı mantar üniversitelere “yüksek lise” demek bile ağır geliyor benim için. Şımarıklar, eğitimsizler, ahlaksızlar, terbiyesizler, kendilerini geliştirmiyorlar. Evet aralarında pırıl pırıl çocuklar var ve onlar kendilerini kurtaracak fakat….

Ezber ve kopya işine sert çözümler getirilmesi gerekmektedir. Özel ve yeni üniversitelere ağır baskılar kurulmalı. Bu üniversitelerde çocukların sosyal ve kültürel alandan faaliyetlerinin yerine getirilmesi sağlanmalıdır. Üniversite açma şartları çok titizlikle incelenmelidir…

Yahu kime diyorum ki? Neyi diyorum? İlkokuldan doçentlik olayına kadar her basamakta geldiğimiz nokta ortadadır. Kendi adamları bir yerlere gelsin diye yardımcı doçentlik olayını kaldırdılar. Fakat sistem aynı kaldı. Sadece alt taraflarda isimler değişti.

İktidar, üst kadro bu kadar ahlaksız olursa; eğitimden, bilimden, sanattan, kültürden bahsetmek zorlaşır. Her yer ahlaksızlık, her yer terbiyesizlik doldu. Sonuç olarak “çalıyor ama çalışıyor” diyen insanlar geldi. Bunların çocukları da “kopya çekiyorum ama dersi geçiyorum” mantığıyla üniversitelerde. Yarın toplumun başına bela olacak.

İYİ OLACAK! Toplum olarak neye göz yumduysak, ne ektiysek; onu biçeceğiz.

**

2030’dan sonra hepsiyle tek tek ilgileneceğim. Orta okuldan başlayacak mesleki ayrışma ve liseyi bitiren, herhangi bir yerde çalıştığında; düğme dikmek, yemek yapmaktan tutun, alanındaki işte bir çok teknik konuya kadar her şeyi halledecek. Üniversite olayı tamamen değişecek ve üniversiteye gidenler, işlerindeki “felsefi”, teorik bölümü anlayacak.

Bütün eğitim sistemi boyunca iletişim, hayal kurma, cesur olma güçlendirilecek. Nasıl olacağının küçük bir bölümünü burada yazmıştım önceden. “Eğitim sisteminin değişmesi gerekliliği” konusunda görebilirsiniz.

Bu işin hesabını da başta siyasiler olmak üzere ahlaksız üniversite yönetimleri ve akademisyenler verecek. Ahlaksız doktorlar verecek. Bir daha kopyaya göz yuman olursa, eğitim alanında bir süre çalışamayacaklar ve tekrarı halinde tamamen men edilecek. Sağlık konusunda da doktorlar aynı şekilde. Ağır cezalar ve yaptırımlar gelecek.

Fakat bu işi çözmek için, trafikten başlamak gerek. Bu yüzden araç kamerası zorunlu hale getirilip, vatandaşın tespit edip gönderdiği her cezadan %5-10 gibi bir pay vatandaşa verilecek ve görüntüler eşliğinde; makastan kırmızı ışık ihlaline kadar bir çok harekete ceza yağacak.

Yaya geçinde durmayı da öğreteceğim bu halka, dönel kavşakta üstünlüğün kavşaktakinde olduğunu da; dil de öğrenecekler, matematikte… Fakat zaman var. Önce kutuplaşmanın, hile ve hurdaya göz yummanın, eğitime ve bilime; kültür ve sanata yeteri kadar değer vermemenin cezasını ülke olarak çekeceğiz.

Rezil yönetim kadrosunun kurduğu çarpık sistem ve bu sistemden ve yöneticilerden bunalan düzgün insanların bir bir kurumlardan ve ülkeden kaçtığını gördük ve göreceğiz. Belki bu insanlara bilet alıp ülkeden gönderirsiniz ancak unutmayın; sağlam mühendis, sağlam doktor için de yurt dışından tırım tırım adam ararsınız.

Yok biz aramayız mı diyor bunu okuyan iktidar ve muhalefetten çeşitli kişiler?

Dışişleri Bakanlığına bakın bakalım; kaç antlaşma ve davada İngiltere’den malûm üniversitelerden adam getirtiyoruz? Yüklü miktarda para verdiğimiz yetmiyor, otel masrafları, yeme ve içme masraflarını nasıl karşılıyoruz? Bir çok önemli uluslararası davayı haklı olduğumuz halde rezil uluslararası hukukçulara sahip olduğumuz ve/veya sayısı bir elin parmağını geçmeyen iyi uluslararası hukukçularımızın nasıl her şeye yetemediğini araştırın.

İşte Türkiye’nin geleceği buradadır… Sen 20’li yaşlarına kadar okullarında okut, doktorların baksın, geçtiği sokaklara her sabah temizlikçi temizlesin; ülkeye en fazla katkı sağlayacağı 20’li yaşlarında, başka ülkeye “SÖMÜRÜLMEK ÜZERE” gönüllü gitsin. Tamam hadi onun ülke ile bağları zayıf. Hepsinin mi? Hiç mi ülkede suç yok? Sistemde?

Ayak oyunları ve eş/dost ile önemli yerlere gelen, ofis politikasıyla koltuğuna yapışan; başkalarının emeğini sömüren ve karşılığını vermeyen, liyakatten eser olmayan bu sistemi kurmanızda hiç mi pay yok?

Akşam kafanızı yastığınıza koyduğunuzda rahat uyuduğunuzu sanmıyorum, yok uyuyorsanız bile son 12 yıl. Yapılanların, ülkeye bu hale getirenlerden hesabı sorulur elbet. Şu güzelim ülkeyi rezil ettiniz. Fakat en büyük sonuçları da sizin üstünüze olacak! Getirdiğiniz sistemde boğulacaksınız. Kendi getirdiğiniz yasaların gazabına uğrayacaksınız. Ben buna eminim. Çünkü bu kadar büyük zararı veren insanların tüm hayatlarını rahat şekilde geçireceklerine inanmıyorum. Hiçbir inanç veya inançsızlıkta böyle bir şey mümkün değildir.

2030’da görüşmek üzere!