Yazı başında şunu soracağım:
FETÖcülere yer açılsın diye 30 bin hırsızı, suçluyu serbest bıraktınız mı bırakmadınız mı?

**

Hayatın böyle “cilveleri” vardır. Sınav günlerim 16, 17, 18 ve taaa 24’ünde idi. 19’unda olsa hemen girip Türkiye’ye gidecektim 1 hafta fakat 24’üne kadar beklemem gerekiyordu. Annem de 3 yıldır tatil yapmıyor. Zaten normal deniz kenarına gidip tatil yapmasını falan geçtik ama yoğun tempodan (haftada 18 saat ders, geri kalan günlerde şirkette uğraşıyor), tatile fırsat bile bulamadı. Madem öyle Kıbrıs’a gel, 24’ünde birlikte dönelim dedim. Tatil olacak sözüm ona. 21’inde geldi yanıma, işte bu sabah 6’da telefon geldi; eve hırsız girmiş… Apar topar gitti geri.

Evde bulabileceği en değerli şey sanıyorum televizyon. Onu da kaldırıp götüremez. Başka hiçbir değerli mal yok fakat 3 tane değerli kedimiz var. 2 tanesi yıllardır bizimle; bir tanesini ise sokakta bulduk. Yağ içindeydi ve solumakta zorluk çekiyordu. Yemek yiyemiyordu çünkü nefes alamıyordu. Veterinerlik fakültesine götürdük ve diyafram yırtığı (4. derece) varmış, kediler için en zor ameliyatmış ve belge imzalattılar çünkü %25 yaşama şansı vardı. Minicik kedi. Annesine araba çarpmış. Mide ve bağırsakları, diyafram yırtıldığı için akciğerlerin arkasına sıkışmış.

2 yıl önce şirket açtık, sıfır sermaye ile. Türkiye’deki üniversitelerin durumu ve ilaç firmasındaki sorunlar yüzünden. Ofis politikası ve ego yüzünden herkes “üstünlük kabul ettirmeye” çalışıyor ve işi bilmeyen dinazorlar sadece ofis politikasını bildiği için köşe başlarını tutmuş. Annem de işini seviyor ve arge yapmak istiyordu. Önce üniversiteden istifa, sonra 3 ilaç firması ve sonunda bu işin böyle olmayacağını anlayıp şirket açtı. Fakat nereden bilelim 15 Temmuz olacak ve OHAL gelecek. Tüm projeler patladı. Sıkıntılı döneme girdik. Gerçekten zor dönemdi. Bu yüzden diyorum evde bir şey bulamaz ve bu durumu şöyle anlatayım; tam ev kirası, okul ödemesi vs olduğu dönemde bu hayvanı buldum ve verebilecek bin küsür liramız bile yoktu. Fakat bu işler kısmetle olur, facebook’tan duyurduk, imkânı olan varsa kedinin durumu böyle böyle diye. Sağolsunlar, 1 günde para toplandı ve kediyi ameliyata aldık. Çok kötü durumdaydı, %25 yaşama şansı vardı fakat iyileşti.

İşte ekonomik durumu ve bütün DEĞERLİ varlıklarımızı bu şekilde anlatayım… (dip not, bunları anlattığımda bile bize yardım etmeyen 11 kişiyle görüşmemize rağmen bir şey yapmayan Doğu Akdeniz Üniversitesi mali işlere de buradan en derin ve en büyük küfürlerimi tekrar gönderiyorum, şirket değil eğitim kurumu orası ve hiç unutmayacağım bunu!). Evi komple götürebilir, sorun yok; değerli bir şey yok ama 3 tane can, bizim için önemliydi. Apar topar geri gitti annem.

Her yeri dağıtmış. Ne alacak zaten, bir şey yok. Sinirlenmiş bunun için ve dolap kapağını falan hızla kapatıp kırmış belli. İlginçtir; YASTIK KILIFINI ALMIŞ. Polis eli kesilmiştir dedi, kan yokmuş. Haliyle izleri silmiş olmak için olabilir demiş. Ben bunları yazarken polisi bekliyor annem. Olay yeri inceleme gelecek. Kameralar falan var, bulunacağını düşünüyorum. Zaten 1-2 hafta önce zorlamış kapıyı, eski kiracı görmüş. Kovalamış. Haliyle teşhis edilebilir.

Bakacağız.

düzenleme: olay yeri inceleme beylerin arabası bozulmuş, dün gelemediler.

 

**

Ayrıca dipnot ekleyeyim; şirket KOSGEB destekleri sayesinde oturdu. TÜBİTAK’tan projeleri hâlâ bekliyoruz. Yavaş yavaş oturmaya başladı fakat buradan şirket açmak isteyenlere diyorum; cesaret edin, kendinize güveniyorsanız açın. Fakat ilk 3 yıl, hayatınızın en berbat 3 yılı olabilir bilginize.

 

Hırsızlar ve Hırsızlık

Ehhh konunun bu bölümünü yazmakta bana görev oldu.

Gel Zaman Git Zaman programında adli bilimler uzmanı Sevil Atasoy ve tarihçi İlber Ortaylı hoca suçu konuşuyorlar. Programını bölümüne buradan ulaşabilirsiniz.

Programda bir şey dikkatimi çekmişti aylar önce izlediğimde; “hırsızlık, suçlar arasında en tehlikeli olanı”. Neden? Çünkü hırsızlık yapan gasp, tecavüz, adam öldürme gibi başka suçları da işleyebilir aynı anda. Dengesizdirler.

Suç neden arttı ve artıyor başlığında anlatmıştım:

ATO (Ankara Ticaret Odası)’nın yaptığı araştırmaya göre (rapor buradaydı ama siteden kalkmış) ;

1995 yılında 229.513,
1996 yılında 291.662,
1997 yılında 304.147,
1998 yılında 304.114,
1999 yılında 280.554,
2000 yılında 259.895,
2001 yılında –,
2002 yılında 296.589,
2003 yılında 321.805 suç işlenmiştir.

2012 yılında: 3.285.925 suç işlenmiştir.

Baktığınız zaman 2002’de 296 bin 589 iken, 2012’de bu sayı 3 milyon 285 bin 925’tir. Tabi bakanlıklarımız ve devlet kurumlarımız doğru düzgün yayınlamıyor bu da bilgiye ulaşım ile ilgili bence bir çok hakkı çiğnemek demek. Yani hangi yıl, ülkemizde hangi suçlardan kaç tane işlendi bilmek hakkımız diye düşünüyorum??? Rakamlar yanlış dendi, şöyle böyle dendi ama doğrusunu açıklayın o zaman?

Suç artışı var ve hırsızlıkta da büyük olarak bir artış var. Son yıllarda orta sınıf çöktü (%9,9 orta sınıf!), dizi ve filmlerde “kolay zengin olma” hayalleri işleniyor ve hangi çocukla konuşsam hepsi kolay zengin olma peşindeler. Zengin koca, loto/toto, miras ve bu iş sonunda hırsızlıkla sonuçlanır. Çünkü kolay zengin olunmaz. Çalışarak, emek vererek, farklı düşünerek zengin olursun.

**

Hırsızlık çok tehlikeli suçtur. Bu yüzden sert önlemler gerekebilir. Hapisten çıktıktan sonra daha önce yazdığım “vatandaşlık okulları” ve hatta “vatandaşlık kampları” (suçlular için) yapılabilir ve suçlular, tedavi edilmeden topluma karıştırılmaz. Doğrusu bu olmalı. Psikolojik açıdan hasta oldukları ortadır. Mercedes’e binen Eskişehir Sümer mahallesi hırsızlarını biliyoruz mesela.

Zenginseniz, çevreniz varsa, sağlam yerlerden tanıdıklarınız varsa; ertesi gün hırsızların çaldıkları her şeyi geri verip özür dilediklerine pek çok kez gördük. Hatta 3 çaldıysa, 10 çaldı diyerek fazla söyleyen ve ertesi gün yakalanan insanların olduğuna dair bir sürü şey duyduk ki burada polis-hırsız işbirliğine dikkat çekiyorlar fakat o dönemlerin geçmişte kaldığını ve Türk polisinin çok titiz çalıştığını düşünüyorum. Fakat polisin sayısı az bu konularda. İnsan gücü yeterli değil. Gerçek sorun burada. Polisler ağır şartlar altında çalışıyorlar ki, bu başlı başına bir konu.

Yeterince kaynak ve polis sayısı olsa; hukuk sistemi ve devamındaki süreçler iyi olsa, suçlular tak diye yakalanır, suçlar önlenir emin olun.

**

Hırsızlık, gasp, tecavüz gibi şeyler küçümsenmemeli. Hapishanelerde 3-5 yıl yatıp çıkmaları, akıllanmaları anlamına gelmez. Ki bizzat bildiğim olay var; böyle büyük suç değil de, sokakta kalan çocuklar hangi suçlarda ne kadar yatacaklarını bildiklerinden kışı geçirmek için suç işleyip hapishanelere giriyorlar ve baharda çıkıyorlar. Bunları biliyorum, söylenti falan değil; bizzat bildiğim olay.

Yani sosyal devlet insanlara yardım eli uzatırken, hapistan sonra çıkanları topluma kazandırmak için önce tedavi edecek, sonra ne gerekiyorsa yapacak. Fakat aynı suçu tekrarlarsa, işte orada farklı bir uygulamaya gidilir.

İdam gibi şeylerin bunları engellemeyeceğini biliyorum. Arabistan, İran, Amerika’da idam hiçbir işe yaramıyor. Suçlar devam ediyor. Eğitimin, ahlâkın, sistemin olmadığı yerde idamda bir işe yaramaz.

 

Hırsızlığa Çok Mu Şaşırıyorsunuz?

Kaç insan bana ödev yazacağım vs diyerek kaynak sordu ve yazdıktan sonra yollayın okuyayım (nasıl yazdığını merak ettiğim için) dedim. Yolladıklarında kaçında bibliyografi yani kaynakçanın eksik olduğunu biliyor musunuz? Dahası uyardığımda, hocaların böyle kabul ettiğini söylüyorlar.

not: kaynakları vermiyorum bu insanlara, okuması gereken kitapları söylüyorum, ondan aha ben de atayım diyenlere duyurayım. Hazırcılık yok!

Bizim üniversitede ve özellikle bizim bölümde ise eğer kaynak yazmazsan, sorgusuz sualsiz disipline gönderiliyorsun. Her dönem, her derse, her ödev öncesi, her dönem ödevinden önce; sürekli olarak hatırlatılır.

Neden?

Çünkü kaynak belirtmemek, fikir hırsızlığıdır. Temelinde birinin evine girip bir şeyini çalmak ile, birinin yayınını ve yazısını alıp kullanmak aynı tür hırsızlıktır. Belki bir eylem olmadığı için içiniz rahat olabilir fakat bu iş böyledir. Kaynakları belirtin. Ben kurallarıyla yazmasam da aldığım bilgilerde [1], [2] gibi kaynakları her yazımda belirttim (hoş Türk siteleri uzun soluklu olmayıp kapatıyor ancak makalelerde direkt kuralına uygun kaynakça veriyorum).

**

Bakıyorsunuz öğrenci ortaokul, lise, üniversite de tonla kopya çekmiş. Ben hayatım boyunca 1 kere yeltendim, onu da beceremedim. Bana göre kopya (başkasından bakmak ya da kağıttan bakmak vs) tamamen ahlaksızlık çöküntüsü. Öğrencilerin kopyayı bir marifetmiş gibi anlatması da apayrı bir şey. İşte böyle aptallar benden yüksek not alıp mezun olurken, bölümümdeki öğrenciler “cumhuriyet ile demokrasi arasındaki farkı” yazmaktan aciz, 82 Anayasasını daha okumamış; federal ve üniter devlet yapısını bilemiyor. Ben hepsini bilirken, kopya çekmediğim, ezberlemediğim (sadece işime yarayacağını düşündüğüm şeyleri öğrenirim) için zayıf alıyorum. Dahası bire bir kitapta yazan hocalara karşı da acayip kılım ki, çok şükür o derece hoca bizde yok.

Ortaokul,
Lise,
Üniversite…

Kopya ile geçmiş, ezber ile geçmiş. Birinden bakmasan dahi, kopya çekmeyenlerin hakkını gasp etmişsin, yerini çalmışsın. Neresinden tutarsan tut sıkıntı. Bir kere bu görüldüğünde disipline gönderilmesi ve siciline işlenmesi gerekiyor. Örneğin Çin’de kopya çeken öğrenciye 7 yıl hapis var [1]. O yüzden kütüphanelerde kuyruklar oluşuyor ve biz kütüphane nedir, neler yapılır bilmezken adamlar şöyle kütüphaneler açıyor:

Çin’de kütüphanenin açılma saatini beklerken, insanlar sıraya giriyor

**

Günde 5 saat televizyon izleyen, 3 saat internete giren buna karşın YILDA dikkat edin günde değil, yılda; 6 saat kitap okuyan bir milletiz. Saçma sapan YUTUBIRLAR, saçma sapan televizyon yapımları ile suça alışıyor, kolay yoldan para kazanmayı öğreniyoruz.

Her gün görebileceğimiz rakı, sigara, kan buhulu.
Fakat herkes silah çekiyor, sürekli kavga var, gürültü var dram var.
Bakıyorsun diziye, ilk bölümde ana karakter akbil basıyor; ikinci bölümde şirketi var.

Bu yüzden insanlar sürekli kavga, gürültü, suç eğiliminde. Dram dram dram… Her programda, her bölümde bir kaç karakter sinir krizleri geçiriyor. Konuşmak, düzgün tartışmak yok. Ya silahlar çıkıyor, ya sinir krizler. al işte tüm toplum manyak gibi oldun. Sabah günaydın diyorsun öküz gibi bakıyor, en ufak olayda hem suçlu hem de kavga etmeye yer arıyor. Kavga da, senden üstün olacak. Girip ağzını burnunu kıracakken sopa çıkartır, sen de sopanı alırsan silah çıkartır ya da 3 kişiyle girer. Böyle manyak bir millet.

Öte yanda zengin olmak için çekilen çile anlatılmıyor, aile değerleri anlatılmıyor, Yeşilçam’da olduğu gibi iyilik, hoşgörü, saygı, insanlık anlatılmıyor. Ne anlatılıyor? Zenginlerin nasıl orjinal fikir buldukları, hayal kurdukları, cesaret edip tüm düzenlerini bozdukları, tüm her şeyi riske attıları, yıllarca hayvan gibi çalışıp; günde 15 saat nasıl çalışarak zengin oldukları mı anlatılıyor?

Zenginler kötüdür, insanları sömürür, zengin olsa bile mutlu değildir profili var. Buna rağmen herkes zengin olmak istiyor. Bakıyorsun nasıl zengin olduğu anlatılmıyor, 2 bölümde pat şirket sahibi oluyor.

Eee bu işin sonu belli… Millet tabi kolay yoldan zengin olmaya çalışacak. Olamazsın. Olduğunu zannedersin, uzun süreçte her şey öyle bir tepetaklak gelir ki ne olduğunu anlamazsın.

 

Sosyal Çöküntü

Kolay yoldan zengin olmaya çalışma isteği; erkek-kadın ilişkilerini bozar. Kadınlar zengin kadın aramaya çalışır, zengin erkeklerde bunları kullanıp atar, cinsel obje olarak bakar hiç ağlanmayacaksın. toplumsal çöküntüye yol açar. İnsanlar birbirini dolandırmaya başlar. Güven kalmaz.

Eğitim bu hale gelir, kopya ile ezber ile mezun olan öğrenciler 2 gram arge yapamaz; ağzını açık Tesla, Apple’a bakarsınız, adamların Mars’ı kolonileştirmesini Youtube’dan izlersiniz, sonra oturup yine Sörvayvır ilkelliğin öne çıktığı hiçbir şey katmayacak saçma projelere dalarsınız.

Kitap okuma yok,
Bilgi yok,
Tartışabilmek yok,
Zengin olmak için uğraşmak yok,
Düzgün erkek-kadın ilişkisi yok,
Kimseye güven yok,
Adalet yok…

Ehh kopyayı normal gören adam, hırsızı da “kendine bulaşmadığı sürece” normal görür hatta “çalıyorlar ama çalışıyorlar” der…. Gayet normal. Ne anlama geldiğini önümüzdeki 10 yıl içinde anlayacaksınız.

**

Biri de çıkıp demiyor ki; zenginliği hedeflersen hayatın piç olur!

Sen işini iyi yap. İşini iyi yapmak için önce neyi sevdiğini bul, sonra sevdiğin işi yani hobini işin haline getir. Cesur ol, hayal kur…

25 yaşında çocuk, hâlâ ne yapacağını bilmiyor. Neyi sevdiğini bile bilmiyor… Ehhh ne diyeyim. Herkes kendi işini kursun demiyorum ancak para kazanmak istiyorsan, rahat yaşamak istiyorsan iki seçeneğin var;

1- ya farklı ve yenilikçi fikrin olacak, yaptığın işle bir sürü şeyi değiştireceksin; bunun içn 3-4 yıl uykusuz geceleri, kalp spazmlarına varan sıkıntılar, aşırı çalışmayı, uyku ve tatil nedir bilmemeyi seçeceksin,

2- sosyal adaletle ilgili bir şeylerin değişmesi yani; demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletini ve düzgün iktidarı isteyeceksin. Bak Almanya’ya, adamlar 2. Dünya Savaşı’ndan sonra neler yaptı, Japonya’da öyle. Almanya’da 1400 küsür euro asgari ücret ve 100 euro ile neler alınıyor, Youtube’tan aç bak kardeşim.

**

Hangisini seçersen seç; okumak zorundasın, öğrenmeyi öğrenmek zorundasın, kavga etmek değil bilgiler ile tartışabilmek ve BİLİMSELLİĞİ kabul etmek zorundasın. Ya bu ülkeyi toplumsal kalkınma ile düzgün bir hâle getireceğiz, ya da sen bireysel olarak götü kurtacaksın.

Akademisyenler, uzmanlar, şirket sahipleri, sanatçılar, sporcular, bilim insanları… Türkiye’de bu insanlar(işinde sağlam olanlar için konuşuyorum), gidip Almanya’da, Amerika’da çalışabilir. Daha ucuza araba alır, daha ucuza deposunu doldurur, geleceğinde doalr kaç tl olacak korkusu falan olmaz. Fakat bir şeyler için burada duruyor. Fakat yine toplumsal cehalet yüzünden bu insanlara karşı bir aşağılama var.

Türkiye’yi geliştirmek için fikir üretiyor insanlar, bu insanları dinleyeceğiniz yerde sırf sizinle aynı yönde düşünmedi diye “vatan haini” diyorsunuz. Ehhh…

Bir noktada iş şuna denk geliyor; bu insanlar her zaman kendi hayatlarını güzel şekilde kurar. Türkiye’de de, Avrupa’da da Amerika’da da… Fakat adam toplum için çalışıyor ve yanlışı bu yüzden eleştiriyorsan sen çıkıp “kopya ile övünüyorsan”, günde 5 saat salak salak programlar izliyorsan, “çalıyor ama çalışıyor” diyorsan…

Şu anda düşen alım gücünü, artan suç oranını, yaşanılanları ve önümüzdeki süreçte daha da kötü şeyleri yaşayacaksın. Ki sanmayın Erdoğan gidince daha iyisi gelecek, BİRİLERİ tarafından daha kötüleri getirilecek ve Erdoğan ile kaldıkları yerden devam edecekler; sen sevineceksin ama anlayacaksın Türkiye’nin nasıl sömürüldüğünü.

**

Toplumsal olarak maymun IQ’sundan daha yüksek ortalamamız olmadıkça,
toplumsal olarak okumadıkça,
toplumsal olarak kırmızı ışıkça geçmeyip, emniyet şeridinden gitmedikçe,
dönel kavşakta üstünlüğün içeridekinde olduğunu anlamayıp, trafik kurallarını öğrenip uymadıkça (sinyal verin be!),
kopya ve ezberin yanlış olduğunu kabul etmedikçe,
televizyondaki saçmalıklara tepki göstermedikçe,
kitap okumadıkça,
farklı fikirleri önyargısızca dinleyip sonra bilgi eşliğinde cevap vermek için uğraşmadıkça,
SİYASETİN, tıpkı sosyoloji, psikoloji, matematik, fizik, kimya gibi bir BİLİM olduğunu anlamadıkça,
bilim insanı, sporcu, sanatçı, akademisyen, aydın kişilerin sözünü dinlemedikçe,

buraya binlerce madde ekleyebilirim fakat işin özü; toplumsal olarak kalkınmadıkça, daha çok dibe batacağız.

**

Demokratik kurumların oturmadığı ülkelerde demokrasi, sadece aptal ve cahil çoğunluğun dediğinin olmasıdır. Bu yüzden %50+1 oy alan, istediğini yapar. Haliyle aptal çoğunluk, ancak demagog seçer; yetkin insanlar seçmez, hatta dinlemez onları.

Bu zır cahil topluluğun seçeceği iktidar ise rezil kararlar ile KASTEN ya da FARKINDA OLMADAN tüm sistemleri çökertir. Sistemin olmadığı yerde de kargaşa vardır çünkü sistemin olmadığı yerde her şey bireylere ve projelere bağlıdır. Eğitim çöker, sağlık çöker, hukuk çöker… Devletin tüm kurumları çökmekle kalmaz, ahlak çöker, saygı ve hoşgörü biter… suç artar.

Cahil kitle >> kötü iktidar seçer, ve kötü iktidar >> sistemi çökertir. Çöken sistem ise >> cahil yığınları üretir.

bu döngüyü bozmak gerek. Devletten eğitim sistemini düzeltmesini beklemek bu yüzden aptallık. Kişisel ve örgütlü çabalarla insanların cahilliğini yenmemiz gerek. ŞİMDİLİK benim yapabileceğim bütün bunları blogtan anlatmak idi, bunu yaptım. Fakat herkes uğraşmalı. İnsanlar cahil, bilgisiz demek yok. Uğraşacaksın. Bir kere deneyip olmadığını görünce pes etmeyeceksin.

**

Ülkeyi düzeltmek için, toplumu düzeltmemiz gerek. Eğitmemiz, olayları anlatmamız gerekir.
100 kişiden 99’unun “demokrasi nedir” cevabını veremediği bir ülkede,
Türkiye’de eğitim kötüyse neden LYS birincileri Türkiye’den çıkıyor denildiği bir ülkede,
Ben euro ve dolar ile alışveriş yapmıyorum, artıyorsa artıyor ne olmuş diyenlerin olduğu bir ülkede,
demokrasi, hukukun üstünlüğü, laiklik, sosyal adalet, insan hakları gibi kavramları kime anlatacaksınız?

Kitaba vergi alındığı bir ülkede,
Eğitim için kitap yazanların, öğrencilere kitaplarını 100 liraya sattığı ülkede,
10 lira bile olsa, 100 kitabın; 1.000 tl olacağı bir ülkede,

Üniversitelerin çöktüğü ve eğitimin kalmadığı bir ülkede,
Devlet kurumlarının tamamen kargaşa içinde olduğu ülkede,
Özel sektörde çalışacak sağlam üniversite mezunu bulunmadığı ülkede, (anlattığım arge bakış açısından yoksun öğrenciler nedeniyle)

tabi ki bir şeyleri değiştirmeden kalkınma olmaz.

**

Rakı sofrasında, kahve köşesinde, dostlar meclisinde kurtarmayacaksın ülkeyi! Önce yaptığın işi iyi yapacaksın, sonra bir işin ucundan tutacaksın. Pes etmeyeceksin bir kerede olmayınca!

AMA,

Görünen şudur, şöyle sağlam şekilde dibi bulmadığımız sürece, yüzeye çıkamayacağız. Bir anlamanız gerek… Laiklikten, liyakatten, Atatürkçülükten, bağımsız hukuk ve hukukun üstünlüğünden, güçlerin ayrılığından, parlamenter demokrasiden, diplomasiden, “yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesinden uzaklaşırsak neler oluyormuş…

Görmeniz gerekiyor; “eyyyy” diye birilerine bağırmak, eğitimi çökertmek, hukuka müdahale etmek, özgürlükleri kısıtlamak, cami açmakla ahlâkı düzeltmeye çalışmak, bilimi yasaklayıp dindar nesil yetiştirmek, sadakat gözetmek, başkanlığı getirmek, gücü elde toplamak, dini her yere sokmak ne anlama geliyor, ne sonuçlar doğuruyormuş?

Göreceğiz kardeşim. Hepimiz göreceğiz. Kurunun yanında yaş yanmayacak. Yaşlar, gerekeni yapmadığı için yanacak, halkı aydınlatmadığı için. Kurular ise, kalın kafalılıklarının, ilkelliklerinin bedelini ödeyecek.

Unutmayın!
Bu ülke sıkıntıya düştüğünde ilk baş yandaşları, sonra yandaşların çalıştırdığı işçileri, AKP’ye oy veren kömür severleri(!) herkesten önce vuracak ve daha kötü vuracak.

Hepimi sıkıntıları çekeceğiz ve çekmeye başladık, ama bütün bu süreci hazırlayanlar bu işten en fazla zarar görenler olacak. O yüzden artık bekleme noktasındayım. Çünkü iktidar dahi işlerin düzeltilmeyeceğini anladı. Faiz lobisi, dış mihraklar diye suçları başkalarına atmaya çalışıyorlar ama uğraşmayın.

Sizi eleştirenlere düşmanlık besleyip, kişisel algılamak yerine; “acaba olabilir mi?” diye aklınızın bir köşesinde tutsaydınız, kabul etmeseniz bile alttan alta kontrol etseydiniz bu günleri ve gelecekte yaşanacakları yaşamayacaktık.

**

SUÇ ve CEZA…

Bireysel olarak ve toplumsal olarak ne ektiysek onu biçeceğiz.
İktidar da ne ektiyse (bol bol ses yükseltmesi, düşmanlık, sistemi çökertme vs), onu biçecek.

O yasalar, evrensel kurallar bir gün herkese gerekecek.

Kim, ne ektiyse; onu biçecek. Anlaşılan o günler çok yakın.

Kategori: Genel - Hayat - Politika