Türkiye’de bin bir çeşit sorun sıralayabiliriz. En başında ne ekonomi ne de terör vs vardır. En başında adaletsizlik vardır. Adaletsiz bir sistem varsa, insanlara adaletsizlik yapılıyorsa; işte orada her türlü problem büyür, yetişir.

Adaletsiz bir sistemi ortaya çıkartanlar, en başta halk tarafından seçilen iktidarlardır. İngiliz hükümeti de halk tarafından seçiliyor, Türkiye Cumhuriyeti meclisi ve dolayısıyla hükümeti de. Peki demokrasi konusunda takır takır çalışan İngiliz sistemi ile Türkiye ve Rusya’daki ayrılığın nedeni nedir?

Tabi ki iktidarı kimlerin seçtiği burada çok önemlidir. Bu yüzden halkın eğitilmesi gerekiyor. Davranışlarının değişmesi gerekiyor. “Davranış” konusu, bireysellik ve toplum gibi konular oldukça önemlidir.

Bu da bizi, çocuğun ilk eğitimi gördüğü “aile” yapısına getiriyor. Bu yazımda, etrafımda gördüğüm aileler; yeni nesil eşler, yeni nesil aileler ve o ailelerin yetiştirdiği çocuklar üzerinde duracağım. Çünkü ekonomi, hukuk, dışişleri… İstediğinizi değiştirin, geliştirin, iyileştirin; eğer ailelere ve topluma ulaşamıyorsanız, yaptığınız yenilikler 2-3 nesil sonra tarihe karışacaktır.

*

Günlük Yaşamda Gördüğünüz Bütün Sorunlar İlişkili

Bu yazıyı bugün yazmamın nedeni, annemin çalıştığı (ismi bende kalsın da, zamanı gelince açıklanır) özel üniversite ve ondan önce çalıştığı bir kaç üniversitede gördüğüm gayet ahlaksız, bencil, eğitimsiz, sınırları olmayan öğrencilerin; bıktıracak davranışlarıdır. Bununla ilgili yazı yazmam gerekiyordu, nasip bu güneymiş.

Aslında “mantar üniversiteler” adını verdiğim üniversite tiplerine ilişkin yazımı Türkiye’nin gelecek sorunu: yeni ve özel üniversiteler başlıklı yazımda belirtmiş ve buradaki öğrencilerin sektörde nasıl karşılandığına ilişkin bir yazıyı iş yok değil! Kalifiye işçi yok başlıklı konumda belirtmiştim. İsteyenler bunları okuyabilir.

**

Trafikte giderken, kendilerini uyanık zannedip makas atan, emniyet şeridinden giden (çok şükür 1 aydır polisler takır takır ceza yağdırıyor bunlara); bütün bu riske, manyakça kullanarak trafik kitleyen yaratıklar en fazla 10 dakika erken gidiyor. Trafiği kitleyen şeyin ani hareketler olduğunu sanırım Youtube’daki deneylerden görmüşsünüzdür. Ani fren, ani gaz, ani şerit değiştirme (arkadaki araç birden frene basıyor ve kilometrelerce devam ediyor bu fren olayı).

Gecenin 2’sinde hocaya mesaj atan, 38 puan vermesi için yalvaran şımarık öğrenciler de cabası. “Hocam ne istiyorsanız hallederiz” diyebilecek kadar yüzsüzleşen öğrencileri vardı annemin. Akıl alır gibi değil.

Kopya ve ezberi sevmem. Benim için kopya çekerken yakalanmak, bir şeref meselesidir. Yüz kızartıcı suçtur. Bu yüzden 2030 sonrasında kopya çekenlerin ve trafikte vs suç işleyenlerin sicilleri temiz kalmayacak, hepsi siciline işlenecek ve işe alımlarda bunlar denetlenecek. Hayatımda 1 kez kopya çekme girişiminde bulundum, onda da başarısız oldum. Hocaların yanına gidip puan için de yalvarmadım. Haklı olduğum zamanlarda direttim, fakat kapıyı aşındırmadım.

Şimdiki nesil ise inanılmaz! Yüzsüz, ahlaksız, sınırları yok…

 

Sanki Bütün Dünya Kendilerinin Etrafında Dönüyor

Bir kaç nesil önceyi hatırlayın. Ailede disiplin vardı. Babadan korkulurdu. Yanında sigara içilmez (saygı değil ama çekinilirdi). Bacak bacak üstüne atılamazdı. Dedem ve anneannem, biz ailemizin yanında birbirimizin yanında bile oturamazdık bırak sevgi sözcüklerini diyor.

Haliyle bu kadar kısıtlama, çekinme saçmaydı. Bunları yaşayan aileler yavaş yavaş şöyle dedi; “ben bu saçmalıklarla boğuştum, çocuğum boğuşmasın”. Zamanında aile açısından sıkıntılar yaşayan, ekonomik açıdan sıkıntılar yaşayan; şimdi çocuklarını özgür bırakıp, her imkanı verme peşinde ki çocuğu çok özgür bıraktığında veya tam tersi fazla sıktığında neler olacağını 9 yılda Kıbrıs’ta gördüm. Oradaki öğrencileri görünce; ne sıkmak ne de çok serbest bırakmanın doğru olduğunu anladım. Ortada, bir denge tutturacaksınız.

O Denge Nedir?

Çocuk kendi hayallerini, amaçlarını, düşüncelerini geliştirebilecek kadar özgür olmalı. Kendi karakterini şekillendirebilmeli. Bunun için doğru yolu göstermek gerek. Fakat şunu da unutmayın, “ben diş fırçalıyorum, çocuğum fıçalamıyor”… Neden acaba? Çünkü çocuğun yattıktan sonra fırçalıyorsun. Yani sen kitap okumazsan, çocuğundan bekleme. Sen sigara içersen, çocuğundan içmemesini bekleme. Rol model olman gerekiyor. Kültürel, sanatsal aktivitelerde bulunman, çocuğun bunları görmesini sağlaman gerekiyor. Çocukların fikirlerini asla küçümseme. Yanlış deme, sus deme. Oturup konuştur. Sorular sor, açıklamasına neden ol.

En basitinden yiğenim… Zehir gibi. Ne annesi babası ne de yiğenime bakan anneannem ve dedem mücadele edemiyor. Çünkü soruları ve sözleri karşısında cevap veremiyorlar. Benle konuşurken de “ben atomu parçalarım” dedi. Nasıl yapacağını sordum, alırım elime çekiçle vururum demeye başladı. Atom parçalamayı ve Einstein’ı 11-12 yaşında internetten öğreniyor! Bu imkân eşsiz. Fakat atomun ne olduğu, nasıl parçalanacağını anlayamamış. Ben de anlayacağı şekilde anlatmaya başladım; atomu parçalamanın ne olduğunu sorduğumda, çocuk aklı ile atom parçalamanın, bir şeyi parçalamak ile ilgili olduğunu ilişkilendirmiş. Atom nedir diye sorduğumda, yapısını anlatarak (proton, nötron, elektron vs) beni şaşırttı. Dedim ki atom parçalamak, işte bunları ayırmaktır. İki molekülü birbirinden ayırmak değil.

Sonra bilimsel düşünceyi anlatmaya çalıştım. Bir fikir ortaya çıktığında önce denenmeli, testler yapılmalı, bu sonuçlar incelenmeli. Ardından “her yerde uygulanabilirliği” araştırılmalı. Ufak ufak bilimsel felsefeyi bildiğim kadarıyla anlattım. Neyi, nerelerden bulabileceğini, nasıl yapabileceğini anlattım.

Einstein’ın kullandığı aletler bende olsa, ben de atomu parçalarım diyor. Özgüvenli. Özgüven iyidir, fakat içi dolu olduğunda. O halde içini dolduracaksınız. Çocuğu doğru yola sevk edeceksiniz. Öğrenme hevesini körükleyeceksiniz. “Nasıl yapacaksın, sen kimsin be” gibi aşağılama yerine, doğruya yöneltin.

Gençlerin özgüveni yüksek. Özgüveni yüksek insanları severim. Bir şartla; bilgisi ve tecrübesi olmasa bile, gelişime ve yeni fikirlere açık olması şartıyla. Fakat çoğu yenil nesil lafa geldiğinde her şeyi biliyor, her şeyi yapıyor; fakat iş icraate geldiğinde hiçbir şey bilmedikleri ortada.

İnternet ve teknoloji, yeni nesile bir özgüven verdi. Her şeyi bildiklerini düşünüyorlar. Üzgünüm ama hiçbir şey bilmiyorsunuz, önce bunu  bilmek ve kabullenmek gerek.

**

Serbestlik iyi güzel… Fakat bir diğer yandan disiplin ve sınırlar gerek. Evet çocuk kendini geliştirmeli, kendi fikirlerine sahip olmalı, kendi iradesi olmalı… Yalnız bu doğru yönde olmalı (ben oyun oynayacağım şeklinde olmamalı). Çocuklar kurallarını, sınırlarını bilmeli ve disiplinli olmalıdır.

Orduda neden saçma kurallar var? 3-5 kişilik bir şirket çalıştırın anlayacaksınız. Neden saçma şekilde “lüzumsuz ise söndürün” yazıyor? Neden bardak ve sürahinin nereye konulacağı yazılmış? İşte üniversite mezunu çalıştırsanız dahi, milyonlarca kişiye eğitim vermiş Türk Silahlı Kuvvetlerinin neden bunları yaptığını anlıyorsunuz. Adamlar yapılageliş ile (teamül) ve tecrübe ile bir şeyleri çözmüş. O zaman direnmemek gerek.

Bir komutanın astına verdiği gibi disiplinden bahsetmiyorum elbette. Ancak insan, doğası gereği düzenlidir. Beden de düzenlidir. Eğer aynı saatte yatıp aynı saatte kalmıyor, aynı saatte aynı öğün yemeği yemiyorsanız; bedeninizden güzel performans beklemeyin.

 

Masaya Başını Vurduğunda Masa Neden Suçludur?

Küçükken bunu Doğan Cüceloğlu’ndan dinlemiştim bir programda. Hâlâ aklımda gördüğünüz gibi… Bir çocuk düşünün, 3-5 yaşlarında. Koşarken birden kafasını masaya vuruyor. Ağlamaya başlıyor. Peki ailesi ne yapar? 10 aileden 8-9’u kalkıp masaya vurur, “al sana al sana” diye… İyi de o masa yıllardır orada. Gidip vuran çocuk, suçlu kim?

Büyüyünce de bir şey değişmiyor. Suçlu her zaman başkaları… Yeni nesilde asla kendileri suçlu değil.. Hoca, trafik polisi, müdür, devlet, bakal… Herkes suçlu.

İnternet ve Fenomenlik

Her ergenin fenomen olması gibi bir durum da yaşıyoruz. Eskiden TRT’de ses eğitimi almış insanlar televizyondaydı. Şimdi ise konuşmayı bilmeyen, 2 cümle kuramayan; okumayan, araştırmayın, ağzından tükürük saçarak konuşan ve küfür eden ergenler YUTUBIR oluyor ya da sosyal medyada FENOMEN oluyor.

Olabilir, sıkıntı yok. Arz-talep… Bunların fenomen olmasına kızmıyorum, bu konuda anlatmaya çalıştığımda gibi sorunu, onları fenomen yapan yani takip eden insanlar önemli…

Size iki örnek vereceğim:

**

Bu arkadaşın 600 bin takipçisi var sanırım. Adım gibi biliyorum ki bu arkadaş Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet dönemleri ile ilgili 2-3 kitap bile okumamıştır. Bunları gerçekleştiren adamın yazdığı Nutuk kitabını okumamıştır. Araştırma makalelerini falan okumamıştır. Peki tarih gibi bir konuda hangi kafayla bunları paylaştı? 600 bin küsür takipçisine karşı nasıl bir sorumsuzluktur bu? Sonra dalga geçtiler zaten. Hem de çok sağlam bir dalga fırtınası geldi. Şapka takmadığı için kimse asılmamıştır. Asılma nedenleri asker kaçağı olmaları, bir takım ayaklanmalar tertip etmeleri vs gibi nedenlerdir. Şapka kanunu da sadece şapka ile ilişkilendiren bir insan tarih gerzeğidir. Şapka kanunu adı altında, kılık kıyafet değişimi yaşanmıştır. Neyse bu derin konu fakat bunu bilin.

Evet herkes yanlış yapabilir. Buraya kadar bir şey yok. Burada kalsa, düzgünce özür dilese, buraya dahi eklemezdim. Özür diledikten sonra ne yazdığına dikkat edin: GERÇEKTEN YANLIŞ ANLAŞILDIK.

Üstteki konuyla ilgili işte olaylar. Eğer masaya vurduğu için masa suçlanıyorsa, yanlış bildiğini söylemeleri ve dalga geçmeleri üzerine; yanlış ANLAŞILDIK diyecektik. Yanlış anladık değil, yanlış biliyormuşum değil. Ben yazdım ama siz yanlış anladınız.

İşte böyle yeni nesil. Bu insanlar fenomen oluyor, çünkü takipçileri de maalesef bu tür davranışlara pirim veriyor.

İkinci Örnek:

Recep Görkem

Çocuğun sayfasına bakınca gerçekten sevindim. 2001 yılında, henüz 10-11 yaşlarındayken eve IBM bilgisayar gelmişti. O zamanlar telefondan bağlantı var tabi E-kolay vs (kokoreççi)… Dial-up bağlantı. Ne yapabilirim ne yapabilirim? Bilgisayarı bilenlerden programlama öğrenmeye başlamıştım. HTML, CSS, Javascript… Derken ASP, Delphi 7, Pascal, QBasic. Sonra Linux ile tanıştım ve PHP, SQL, kabuk programlama falan derken Python… Oyun oynamamıştım o dönemlerde. 2008-2009’da Siri’nin yazılı halini yapmak ve devamında “akıllı arama motoru” kodlamak istiyordum. Bilgisayar mühendisliği bölümüne gittim. Ne bölüm arkadaşlarım ne de hocalarım hiç umduğum gibi değildi. Google kurucularını çok yakından takip ederdim, onları okuyup kendimi yanıltmışım. O kadar iğrençti ki; bilgisayar biliminden ve programlamadan tiksindim ve 16 yaşımdan bu yana ilgilendiğim alan geçtim. 3. yılımda terk ettim okulu. Verdiğim en iyi kararmış.

İşte böyle bir hayattan sonra Recep Görkem’in kanalına ulaştım. Herkes YUTUBIR olmak için oyun oynuyor (ve hiçbir şey kazanmayacaksın kardeşim). Yiğenim dahil, herkesde bir Youtuber furyası var. Anlatıyorum, anlamamakta direniyorlar. Nasıl yapmaları gerektiğini söylüyorum, dinlemiyorlar. Bütün gün oyun oynayıp hiçbir şey öğrenemeyecekleri ve Youtube’da en fazla bir kaç bin izlenecekleri (ki para kazanamayacaklar) hayaller peşinde sürüklenen bir kitle… Yanında ise Recep Görkem. Yaşı kaçtır bilmiyorum ama küçük arkadaşımın.

Yaptıkları ise iddia ediyorum; bilgisayar mühendisliği bölümünden mezun olanların yarısının yapamayacağı şeylerdir. Yani şuna bakın:

 

**

Bu çocuk Türkiye’de kalırsa ne eğitimi alacak? ÖSS gibi saçma sapan ve bilgi ölçmeyen gerzek sınava girecek. Üniversiteler ayrı dert. Eğitim alsa, burada şirkete girse ne olacak? Politik ayak oyunlarını bilen ve tepeden inme bir aptal gelip, sıkıştıracak, baskı uygulayacak. Kendi şirketini açsa bin bir dert, sistem sorun. Başka yerde kalsa, iyi maaş alsa dahi kendini ne kadar geliştirecek? Sonu ne? Türkiye’den çekip gitmesi mi? İç acıtıcıdır böyle akıllı çocukların ülkeden gitmesi.

Fakat bunları başaran, hayalleri olan bu genç arkadaşım, elbet kendi ayakları üzerinde duracak. İşte amacım 2030’da kuracağım sistem ile, böyle gençlerimizin ön plana çıkması, kendini geliştirmesi ve yüzyıllar boyunca insanlığa katkı sağlayacak insanları “üretmek”. 332 bin kişi takip ediyor sanıyordum, maalesef sadece “332” kişi takip ediyormuş. Gerekli desteği sağlamanızı ümit ediyorum. Kanalına yaptığım yorumu görmezse bile, burayı görebilir; haliyle buradan yazıyorum aynısını:

Merhaba genç kardeşim. Ben de 11 yaşımda (2001’de) yazılım ile tanışan, bilgisayar mühendisliği bölümünü çok isteyen, girdiğimde 14 programlama dili biliyor ve projelerim varken; hocalar, eğitim ve bölüm yüzünden bilgisayar biliminden soğuyan biriyim. Kanalına baktığımda, yaşıtlarına göre tarifi imkansız bir şekilde ileride olduğunu, kendini geliştirdiğini herhangi biri hemen fark edecektir. Bu başarını, tutkunu, farklılığını tebrik ediyorum. Gelecek dönemlerinde benim aksime çok iyi üniversitelerde, çok iyi hocalardan, sıkı bir eğitim alacağını düşünüyorum. Alanın bilgisayar olsun veya olmasın; bu şekilde yoluna devam ettiğin sürece, yukarıda saydıklarımdan hiçbiri olmasa dahi; senin gibi yaratıcı ve tutkulu birisi doğru mesleğini bulacak ve geleceğini şekillendirecektir. Umuyorum ki o “gelecek”, ülkemizde olur ve senin gibi genç arkadaşlarımızı yurt dışına göçe zorlamayız. Yazdıklarımdan anlayabileceğin şekilde, videolarını ama en çok tutkunu, saygılı olmalı, karakterini ve akıllı olmanı sevdim. Baktığımda da takipçilerinin de benimle aynı his ve düşüncelerde olduğunu gördüm. Umarım hayatında amaçlarını bulur, gerçekleştirmek için cesaret eder ve azimle bu amaçlarına ulaşırsın.

***

Bir tarafta hiçbir bilgisinin olmadığı konularda 600 bin takipçiye sallayanlar, konuşmayı bilmeyen ama 3-5 milyona sahip olan ki orada da küfür ve gençleri yanlış yönlendirecek davranış sergileyenler; diğer yanda Barış Özcan (çok şükür yüz binlerden gelip 1,5 milyona ulaştı) ve Recep Görkem ve daha nicesi gibi insanlar…

“Tarafını seç” diye reklam var ya… İşte böyle. Sayılar sizi aldatmasın. Tarihte dünyayı değiştiren, insanlığa katkı sağlayan insanların oranı en fazla %10’dur. Türkiye’yi geliştirecek, önemli işler yapacak insanların sayısı da %8, en fazla %10’dur. Fakat bu insanların ne kadar örgütlü olduğu, birbirine ne kadar destek olduğu önemli olandır. Ülkede sistemin ne kadar adil olduğu önemlidir. Yenilik yapmak, yeni şeyler denemek isteyenlere ne kadar destek olunduğu önemlidir. Yoksa bir kaç yüz milyon destek alıp, 4 duvar örüp, 3 yıl sonra “olmadı” diye bölümü kapatan ama aslında hiç denememiş şirketler ve onlara para yardımı yapan devlet ortaya çıkar. Bu para, %10’luk bölüme verilse, şu an nelerin gerçekleşeceğini düşünün. Daha doğrusu direkt onlara verilse değil, “adaletli dağıtılsa” zaten onlara da pay düşecek. İşte olay budur.

 

Sonuç Olarak

Bir tatile gittiğinizde Rus ve Alman çocukların otelde sıraya girip, ne istiyorlarsa istediği kadar aldıklarını, içeceklerini alıp; masaya dönüp, sonra istediğini yediklerini görürsünüz. Öte yandan Türklere baktığınızda çocuk otururken, anne yemeği alır (ki anne karar verir), sonra baba çocuğun içeceğini getirir. Yedikten sonra ağzını, ellerini de aile yıkar/siler.

Çocuk hayatı boyunca hiçbir kararı veremez, kendi hayalleri olmaz, kendi amaçları olmaz. Amacı ve hayali olmayan bir insan da benim için kaybedilmiş insandır. O insanın aslında dünyayı değiştirme potansiyeli varken ailesi, arkadaşları, eğitim sistemi ve toplum yüzünden kendine güvensiz ve amaçsız insan haline dönüştürülmüştür. Bana göre herkes melek gibi doğar. Potansiyelini körelten, onu saçma kurallarla sınırlandıranlar ve kötüleştirenler; çevresidir.

Kendi kararlarını veremediği, potansiyelini harcadığı gibi toplum içinde yaşamayı da bilemez. Kurallar onun için değildir, toplum içindir. O, kuralları çiğneyebilir. O prenstir, prensestir. Her şeyin en iyisini, en fazlasını ister. Asla tatmin olmaz, asla doyuma ulaşmaz. Çok istediği bir şey eline geçtiği anda, daha fazlasını ister, başka şey ister… Şımarık olur, suçu başkasına atar. Fakat hiçbir şey yapamaz. Her şeyi bildiğini düşünür, fakat hiçbir şey yapacak ne cesareti ne amacı ne de potansiyeli vardır. Sonuç olarak, kaybolur gider. Daha kötüsü, başkalarına da işkence çektirir, acı çektirir.

**

İletişim kurmayı bilmeyen, suçu her zaman başkalarına atan, sürekli haklı olduğunu düşünen, içi boş özgüvene sahip olan insanlarla sarılı etrafımız. Her şeyin ve herkesin varolma nedeninin, “kendilerini mutlu etmek” için olduğunu düşünüyorlar. Tabi hayat böyle değildir. Gerçek hayatla yüzleştiklerinde de büyük şok içine giriyorlar. Aile ve çocuk sahibi olduklarında ise, bunalıma giriyorlar.

Toplum içinde yaşıyoruz, toplumun parçasıyız. Toplumda kurallar olmak zorundadır ve herkes bu kurallara uymak zorundadır. Düzen ve sistem böyle işler. Kuralı beğenmiyorsan, “yasal düzen ve meşru yollarla” bunu değiştirmek için savaş vereceksin. Azim ve kararlılığından asla vazgeçmeyeceksin! Yılmayacaksın, pes etmeyeceksin! Hayallerini projelendirip amaç haline getireceksin ve amaçlarına ulaşmak için yola çıkacak cesareti kendinde göreceksin. Başarısızlık olacak, hatalar olacak, yanlış yaptığın ve duvara tosladığın zamanlarda ise; daima sorunları kabul edip, çözmek için davranacak ve hepsinden ders çıkartacaksın.

Bu dünyayı değiştiren, insanlara yarar sağlayan şeyleri yapan HERKES; toplum tarafından engellenmeye çalışılmış, hatta tutuklanmak ve öldürülmek istenmiş, ya da en basitinden “imkansız, yapamazsın, olmaz” şeklinde sürekli psikolojik baskı ile yıldırılmaya çalışılmıştır.

Bu yüzden önemli olan toplumun ve çevrenizdekilerin size ne dediği ve sizin hayallerinizi onaylayıp onaylamadığı değil, sizin ne düşündüğünüz ve ne yapacağınızdır. Siz ne kadar kendinizden eminseniz, ne kadar azim ve kararlılık sahibiyseniz; başarma ihtimaliniz o kadar yüksek.

Ve nihayet başardığınızda, size karşı çıkan herkes sizin peşinizden gelecek. ŞANSLIYSANIZ, bu günleri göreceksiniz…

Sanıyorum her şeyin özeti de, üstte söylediğim gibi; çocukların kendi düşüncelerini şekillendirebilmesi. Bu satırları okuduğunuza göre zaten farklısınız ve araştırıyorsunuz. Yetişkinsiniz. O yüzden size soruyorum;

Masada oturup, her şeyin ayağınıza geleceği fakat hayatınızın sonunda hiçbir başarı sahibi olamayacağınız, herkesi suçlayacağınız ve hiçbir şeyden memnun olamayacağınız bir insan olarak mı hayatınıza devam edeceksiniz?

Yoksa kendi kararlarınız, kendi amaçlarınız için yürüyüp, bu dediklerinizi başaracak ve hayatınızın sonunda, arkanızda bıraktığınız eserler nedeniyle tatmin olmuş, huzur ve mutluluğa erişmiş bir şekilde mi hayatınıza yön vereceksiniz?

Masada oturup her şeyi başkasından beklemek ya da tepsinizi alıp, ne istediğinize karar vermek; şu andan sonra elinizdedir! Şimdi iradenizi özgür kılmaya karar verirseniz, 2030’da Türkiye’yi birlikte değiştireceğiz. Bu ülke, herkes için yaşanılabilir kılınacak!