Son gönderilerden haber almak için twitter hesabımızı takip edebilirsiniz

Araştırma ve geliştirme olması gereken alan, Türkiye’de gittikçe araştır”MA”, geliştir”ME” oldu. E ne yapalım? Kopyala, arakla…

İlaç firması kurduğumuz ve 1 yıldır oturtmaya çalışırken, TÜBİTAK ile nasıl uğraştığımızı detaylı olarak başka bir konuda yazacağım ama burada da değineceğim. Fakat ona gelmeden önce de söyleyeceklerim var.

**

Haberlerde sık sık duyarsınız; TÜBİTAK’ın reddettiği proje dünya birincisi oldu [1], TÜBİTAK reddetti dünya devleti peşinde [2], ve devamı vardır [3]

Başta peşin peşin uyarayım; bahsedeceğim şeyler kesinlikle yukarıdaki projeleri hedef aldığım ya da buralardan yola çıktığım bir şey değildir. Olayın iç yüzünü bilmiyorum, projeleri bilmiyorum, proje dosyalarını bilmiyorum. Fakat TÜBİTAK’a bir kaç tane proje verdik, bir kaç tanede KOSGEB’e (ki KOSGEB, TÜBİTAK’tan kat kat daha iyi, en azından sanayiyi bilmeyen hocalar yok). Bunlara bağlı olarak söyleyeceğim ve yazacağım.

Tek Cümleden ARGE Projesi Çıkmaz, Medyaya Dikkat!

Bir siyaset bilimi öğrencisi olarak; bir BİLİM olan siyaseti bu kadar rahat konuşmasına zaten oldum olası sinir olurum. Tıp, fizik,, matematik, kimya vs gibi bir BİLİMİ bu kadar kolay konuşmuyorsan; siyaset bilimi ve uluslararası ilişkileri de (ki ikisi de bilimdir, felsefesi vardır), öğrenmeden konuşmayacaksın.

Aynı tip adamlar ve aptallar için aptalca haber yapan aptal medyamız; sırf daha fazla tıklasın, okusun diye saçma sapan haberler yapıyor ve ARGE konusunda hiçbir fikri olmayan fakat kalkıp, “yahu AKP işte” gibi bir düşünceyle gerek hocaların, gerek ARGE yapan değerli insanların onca emeğini tek cümlelik haber başlığından yerle bir ediyor.

ARGE Tek Cümle Değildir

En yakın örneği;

**

Haber yanlış buna daha sonra geleceğim fakat ilgili tweet [4], şu anda 6,4 bin kişi tarafından paylaşılmış, 6,8 bin kişi tarafından beğenilmiş ve facebook ve başka twitter hesaplarında bununla ilgili gönderileri gördüm. Dün özellikle çok fazlaydı.

HABER YANLIŞ, fakat diyelim ki doğru…

ARGE, alzaymır çipi demek değildir. Tek cümle, “arge projesi: alzaymır çipi”. Şimdi kardeşim bunun arge projesi olması için;

1- işin insan bedeni yanı vardır. Burada son gelişmeler, son testler, son yayınlar taranır ve işi bilenlerce yeni bir süreç geliştirilir ve buradaki çalışmalara atıf yapılır gerekirse fakat yeniliği, son gelişmeleri takip etmeden olmaz. Haliyle böyle proje gelecekse bu konuyla ilgili akademisyenler TÜBİTAK veya ilgili kurum tarafından görevlendirilir ve önce proje analiz edilir, ardından akademisyenler yani uzmanlar (ki profesör dediğimiz adamlar), bu arkadaşlara gidip olayı görür ve soru sorar vs…

2- Bu işi bir de teknoloji boyutu var. Orası apayrı mevzu ki çoğunuz bildiği için ayrıntıyla girmeyeceğim fakat sadece telefon, bilgisayar çipi gibi teknoloji değildir bu! İnsan bedeninde kullanılacak! Haliyle benzer örnekleri, bununla ilgili yani çipin insan bedeninde kullanıldığı çalışmalar falan taranması gerek. Son olanlar. Ardından klinik çalışma vs olacak..

Bununla ilgili de akademisyenler gelecek tabi. Bir kişi gelip, tüm projeyi değerlendirmiyor. Bütçe ve duruma göre 4 kişiye kadar geliyor ve sonra raporu kurula sunuyorlar. Ardından kurul nihai kararı veriyor. Burada akademisyenlerin ve kurulun sıkıntıları yok mu? Onu da altta yazacağım.

**

Görebileceğiniz üzere işlem “alzaymır çipi” olabilir fakat bunun ardından dünyadaki gelişmeleri takip etmek, taramak, kongrelere katılmak var. Hem alzaymır üzerine hem insan bedeninde kullanılan çipler üzerine bilgi. Her arge konusunda böyledir; son gelişmeler ve ARGE olduğu, genelde yapılmayan şeyi yapmaya çalıştığın için farklı alanlardan farklı şeylerden yararlanılması gerek. En az 2-3 yıl. İçinde çeşit çeşit şey var.

Proje tamam, her şey tamam diyelim…

Bitmedi: Aktarmak Önemli

Sen devlete gideceksin, “alzaymır çipim var” diyeceksin ve çıkartacak 400 bin, 1 milyon, 2 milyon gibi paraları sana şak diye verecek öyle mi? Oldu canım! Dolandırıcıları düşün, ne paralar yoluyorlar devletten. Haliyle bir önlem mekanizması gerek.

Yetkinliğini kanıtlayacaksın!

Projen süper olabilir, gerçekten çığır açabilir. Adı üzerine ARGE “projesi”. Yani bu bir projedir. İlaç şirket açtık ki annemin 24 yıllık akademisyenlik ve 11 yıllık ilaç sektörü tecrübesi vardı. Tamam mı her şey? Hayır efendim! Anlaşmalar için hukuk öğreniyorsun, olaylar için işletme öğreniyorsun. Öğreniyorsun da öğreniyorsun.

Annem zaten onlarca proje verdiği için rahattı ama ona rağmen sıkıntılar çıktı. Neden? Çünkü proje dediğin şeyde; alacağın parayı hangi dönemlerde nerelere ve nasıl kullanacağını bilmen gerekiyor. Bildiğin hesap kitap yazıyorsun. 2 yıllık proje ise; 2 yıl sonrasının döviz kurunu hesaplayıp ona göre yazman gerekir ve dönem dönem neler yapacaksın, hangi parayı nerede harcayacaksın, nereye ne vereceksin hepsini yazacaksın kardeşim.

Proje İyise Bile Burada Patlayabilirsin!

Örnek TÜBİTAK projelerini bir inceleyin, anlarsınız.

Biz; ortaokul, lise, üniversite de kopya ve ezber ile geçen bir milletiz. Plan, program, disiplin bilmiyoruz. Okullarda da verilmiyor bu tür şeyler. 2 haftalık KOSGEB eğitiminde almıştık çok yararlı ders ama KOSGEB (girişimcilik eğitimi) yerine TÜBİTAK ise böyle bir eğitimden haberim olmadı. Haliyle şirketini nasıl yönetirsin, projeni nasıl yönetirsin; sıfırdan girdiysen tam bir muamma. Size ne diyorum annem 24 yıldır akademisyen ve 11 yıldır ilaç firmalarında yönetcilik vs yaptı. Annemin son projesinde bile ufak tefek sıkıntılar var. Avrupa projelerinde falan hakemlik yaptı. Neden sıkıntı çıktı? İlk kez kendi şirketinden proje verdi ve işin “ekonomik ve işletme” boyutu var.

Ufacık bir öğrenci bunları nereden bilecek? Haliyle patlıyor. “Alzaymır çipim var”, deyince sana şak diye 2 milyon vermeyeceklerine göre; proje iyi olabilir, gerçekten yararlı olabilir ama yazımda sıkıntı var.

Amerika’dakiler uyanık kardeşim, büyük firmalar uyanık… Adamlar bakıyor projeye, güzel ve işlerine yararsa; kendi adamlarına yazdırıyor projeyi ve aldırttırıyor TÜBİTAK gibi kurumlardan parayı. Çünkü proje yazmak başlı başına bir iştir, sanattır. Öyle fikrim var diyerek olmaz.

**

Al benimde fikrim var: uzay mekiği yapıp, Mars’a giden ilk insanı Türkiye’den gönderelim.

Oldu mu? Şak diye yüzlerce milyon verecek misiniz (verecekseniz iletişin benimle :D). Bunun hazırlığı var, planı var, programı var, eğitimi var, malzemesi var, denemeleri var… Var oğlu var… Tek cümleyle olmuyor bu işler kardeşim.

“Türkiye araba yapamaz mı?”. E yapar, yapar yapmasına da; prototip yapmak var, seri üretime geçirmek var. Seri üretime de geçirirsin. Aynı özelliklerde aracın 2 katı fiyat olursa HAH satılır! Yani böyle ARGE’den anlamayan dangalak gazeteciler, ARGE’den anlamayanlara haber yapıyor; adamlar da bunca akademisyen ve insanın emeğini “işte AKP” diye eliyor. Değil… Ha var sıkıtnılar ama sırf bu değil!

**

Medya Tehlikesi

Gelelim medya ayağına…

Çok mutluyum ki, teyit.org ve Doğruluk Payı gibi oluşumlar var ve çıkartıp ne doğru ne yanlış bunları anlatıyorlar… Bakalım teyit.org’da ne demiş [5];

Yarışmayı “Hız Ayarlı Yol Kasisi” kazandı!

İsteyenler final sahnesini buradan izleyebilir (youtube üzerinden). 46.30’dan sonrasını izleyiniz.

**

Daha önce benzer mevzuları sizinle paylaştım; terör örgütü, yıpratıcı propagandalar, vs…

Bazı şeyler var, yalan olduğu anlaşılıyor… Farklı grup ve sayfalardan aynı şeyler paylaşılıyor ki propaganda için en önemli olaylardan birisidir. Bilinçli şekilde eşzamanlı olarak paylaşılır, ne kadar farklı yerden duyarsan, o kadar inanmaya başlarsın. Ardından olayı AKP karşıtlığına (yada CHP, HDP, MHP) çeken sayfalar bunu alır paylaşır.

Bakın bir grup, bir topluluk gibi bir şey var. Kimdir nedir bilemiyorum, istihbaratın gerekli çalışmayı yapması gerek. Bunlar sadece AKP, CHP vs’yi hedef almıyor! Sanki toplum üzerine bir amaç sergiliyorlar gibi; farklı görüşlere farklı yalanları empoze ediyorlar. Fakat biraz incelediğinizde, Lozan yalanlarından Kıbrıs sahilleri satıldı yalanlarına, bu tarz TÜBİTAK yalanlarından (ki TÜBİTAK’ın rezil bir kurum olduğu gerçeğini değiştirmiyor), Türkler vatandaşlıktan çıkıyor yalanlarına kadar bütün hepsinin aynı kişilerden çıktığını görüyorsunuz.

Aynı tarz, aynı üslûb ve aynı şekilde yayılıyor. Amaçları nedir? Bilemeyeceğim. Belki toplumda huzursuzluk çıkartmak, belki bütün propagandalar gibi uzun süreçte güvensizlik vs oluşturmak… Fakat başarıyorlar.

**

Bakın, “Türkler vatandaşlıktan çıkıyor” diye yalan bir haber çıkmıştı. Hemen araştırdım ve hikâye olduğunu blogtan yayınladım (bağlantıdan erişebilirsiniz). Atatürkçü, solcu sayfalarda paylaşılmış; dedim ki bakın bu yalan haber… Demez olaydım. Aktrol gibi tipler, beyinsiz yaratıklar saldırmaya başladı. Benim gibiler yüzünden ülke bu haldeymiş, koyunmuşum vs… Yıllardır diyorum; esas koyun hiçbir başarı yokken aynı muhalefete ısrarla oy verenlerdir diye… İşte size örneği.

Bakın bu haber de, bunların eseri. Artık “bunlar” kimse… Bir de bunların kardeş “bunları” var… Onlar da terör operasyonları olsa, yok bebek buzdolabında saklanıyormuş, yok askerler orada halkı aç susuz yaşatıyormuş diye paylaşım yapıyorlar. Ha bir önceki paylaşımı 10 gündür elektrik yok… Kimse de çıkıp demiyor ki “arkadaş buzdolabında nasıl çocuk cesedi saklanıyor?” diye… Haliyle her kitle kendi koyunluğunu götürüyor.

Bunun bir diğer versiyonu da; Şırnak, Hakkâri, Diyarbakır vs’de çatışma yokken (ilçelerinde vs), haberlerde “şiddetli çatışma” haberi atanlar… Bunlar şehit sayısını bir kere yerine bir kaç kerede mi veriyorlar yoksa halkta panik, korku vs yaratmak gibi bir amaç mı ediniyorlar bilmem. Fakat bölgede oturanlara sorduğunda, ya da arkadaşlarım oraya gittiğinde; hiçbir ses yokken, ilçede (ki göt kadar ufak ilçede illa duyulur), ara ara çıkan bu tarz haberlerdir.

Birileri bizimle fena oynuyor.

Bu yüzden medyaya, sosyal medyaya güvenmeyin. Ben bile çok güvenilir bir iki kaynaktan paylaştım ama kaynaklar sonra yanlış paylaşım olduğunu yazdı. E yani… Herkes hata yapar ama bu tarz “bilinçli” hatalar ısrarla yapılıyor…

***

Gelelim TÜBİTAK’a…

Türkiye’de ARGE ve TÜBİTAK

Bununla ilgili çok detaylı bir yazı gelecek. ÇOK ÇOK DETAYLI! Fakat ona biraz var. Üzerinde sıkıca çalışıyorum.

Şimdi biraz TÜBİTAK’ı haşlayacağım… Haa adını anmayacağım ama TÜBİTAK’ı rezil eden, gruplarda onaylanan ve imza atması gereken projeleri kendi incelemesine çevirerek bütün TÜBİTAK altyapısını değiştiren, kendi adamlarına “saçma sapan projeleri” çıkartarak, diğer dosyaları yığınla bekleten (biz sadece 1,5 yıl bekledik) malûm şahıs vardı… O gitti. Gitti dediğim, yine TÜBİTAK içinde ama saçma bir bölümün başına getirilmiş. TÜBİTAK kadrolarında görünüyor.

Onun yerine, tanıyan ve bilenlerden duyduğum gayet yetkin bir insan. İlk atandığında böyle olduğunu duymuştum. Fakat aylar geçti, TÜBİTAK oturdu, çalışmaya başladı ve görüyorum ki gerçekten öyle. Eski sisteme döndürüyor. Haa bu süreçte adam “saçını başını yolmuş”. Tam dedikleri budur. Üzerine sürekli değişen kadro (FETÖ’dür şudur budur, 2 haftada bir değişen makamlar) adamı zorladı tabi ama nihayet oturtmuş gibi görünüyor.

Yazmayacaktım ama yazayım… 3 boyutlu yazıcıyla ilaç basma projemiz vardı. Vermediler. Yazıcı firmasıyla anlaştık, denemeler yaptık, olumlu sonuçlar veriyordu. Dünyada bunun araştırmasını yapan bildiğim 2 şirket var. Türkiye’de ilk olacaktık. 190, 94 kilo ben de aynı ilacı alıyorum; 160, 45 kiloluk insan da… Üstelik benim metobolizmam, hastalıklarım, kullandığım ilaçlar farklı olabilir; başkasının farklı. Haliyle yeni bir fikirdi. 3 boyutlu yazıcıyla başlayıp, farklı noktalara götürecektim. Proje red edildi… Biz, yeterli maddi kaynaklara ulaştıkça kendimiz yapacağız. Dünyadan geri kalmamak için yapacağız. Fakat olay nedir? İktidara yakın insanların bu konuyla ilgili girişim başlattıklarını duyduk… Yani projede adım adım her şeyi BİZ yazdık, adamlar geldi, projeye red verip; kendileri üzerine oturacak??? Bu işin hukuksal boyutu olur… Yani böyle sıkıntılar da vardı. Red nedeni, bununla ilgili yeterli altyapı yokmuş. E seri üretime sokmayacağız, adı üzerine ARGE! Zaten denemelerimiz olmuş, olumlu sonuçlanmış. Bu işi alıp, biraz daha dünya standartlarında yapalım ve düzgün yapalım, devlet desteği ile yapalım istedik… Neyse girmeyeceğim bu konuya…

**

TÜBİTAK Düzelirken, Hocalar Sıkıntılı

KOSGEB’in çok yardımı oldu. Çünkü gelen hocalar sanayiyi biliyor. Eğitimini almışlar. TÜBİTAK’ta ise hocalar sanayi alanında yetersiz. Gerçekten yetersiz. Gelip bize diyorlar ki; “hocam niye ürünü çıkartacaksınız ki? Siz ARGE şirketisiniz, yapın ARGE’yi ve projeyi başkasına satın”… Bir iki üç… Sonunda dedim ki; hocam burası sınırsız kaynakları olan bir kurum değil. Üniversitedeki gibi akademik çalışmalar için kaynağımız yok. ARGE yapıyoruz, bunu ürüne dönüştürüp, oradan gelir sağlayıp yeni yatırımlarla işi büyütmek gerek. E doğru diyor.. Doğru tabi.

Sırf ünvan alsın diye saçma salak projeler yazan insanlar var bu ülkede. Sanayi nedir, işletme nedir bilmiyor; bize akıl veriyor. Biz üniversite değiliz kardeşim! Gelirimiz ne öğrencilerden sağlanıyor ne de devletten! Bu TÜBİTAK hocalarına girişimcilik dersi verilmeli, sanayi anlatılmalı. Zaten sanayidekiler bilim bilmiyor, bilimdekiler de sanayiyi bilmiyor. İşte müfredattan ARGE’ye temel sorun budur.

Kompleksli hocalar…

Bizim şirketteki çalışanların hepsi yüksek lisansını falan yapmıştır. Bilim şirketi malûm ve gelen hocalar, “bunu BEN bilirim, böyle olmaz” diyor. Başlangıç böyle. Amerika’da, AVrupa’da denemeler yapılmış; son çalışmalar. Onları anlatıyoruz, diyor ki “hayır öyle olmaz, ben çalıştım bunu”. Birincisi çalışTIM yani geçmiş zaman. İkincisi EGO EGO EGO!!! Sizin egonuzu ben, ElektrikGazOtobüs yaparım!

Bize böyle yapan insan, lise mezunu bir girişimciye neler yapar? Lise öğrencisine, üniversite öğrencisine neler yapar? Zaten bunu söyleyen kompleksli şahsın, tezde bir çocuğu ağlattığını duyduk. Kendini böyle tatmin eden manyaklar var..

İşte TÜBİTAK’ın sıkıntıları bunlar…

Dahası var mı? Var. Açık açık “kongre bileti ve kalacak yerinin karşılanmasını” isteyen var… Bu tarz şeylerin olmaması gerek. Bunları şirketler bildiremiyor çünkü harcalar. Aramızda konuşulan şeyler…

1- TÜBİTAK hocalarına girişimcilik ve sanayi eğitimleri verilmeli. KOSGEB bu konuyu çok sağlam oturtmuş. Zaten KOSGEB sayesinde tıkır tıkır gitti işlerimiz. TÜBİTAK’a kalsaydık… Bir de ARGE firmasıyız düşünün…

2- Çok değerli hocalar geldi. Gerçekten alanlarında uzmanlar. Direkt söylemeseler de, sorduklar sorulardan anlıyorsunuz sıkıntılar nerede. Fakat 1-2 tane sanayiden anlamayan, egolu ve kompleksli tip geldiği zaman; kaprislerini çekmeniz gerekiyor. Bülent Ersoy gibi karşılayacaksın HANIMEFENDİYİ! Fakat hanımlık ünvanı kazanılır! Sayı göstermek gerek başta. Dinlemeyi bilmek gerek…

Ha hocam olur da okursun; niye SİZLER ÇALIŞMA YAPTIĞINIZ HALDE sizin yayınınızı kullanmadık?

/*sansürü kapat*/
ÇÜNKÜ TÜRKİYE’DEKİ ÇALIŞMALARI DÜNYADA SİKLEYEN YOK!
/*sansürü aç*/

Türkiye’deki tezlerin 3’te 1’i aşırma (intihâl). Ortaokul, lise, üniversitede nasıl kopya çekildiyse, yani “masumhane” görülen ve “övünülen” kopya ile okul geçildiyse; devamında ve hatta iş yaşantısında da aşırmalar oluyor… Türkiye’de makale çıkartabilirsin ama dünya dergilerinde çıkartmak güç. Kusura bakma da, dünya çapında iş yapmaya çalışıyoruz; ürünleri Türkiye’den çıkartıp dünyaya satmaya çalışıyoruz. Senin makalelerini sallayan yok. İşin özü bu.

Bu yüzden kopya tehlikelidir arkadaşlar!
bizim okulda da program, planlama, girişimcilik öğrenilmiyor; kopya çekme ve ezbercilik öğreniliyor. Haliyle ortaya çıkan projeler böyle saçma projeler ve her şey AŞIRMA üzerine kurulu. Kopya, bütün kötülüğün anası yani.

**

Öte yandan geldi hocalar, dedik sermaye çok yoktu (neredeyse sıfırdan başladık). Fakat desteklerle, uğraşa uğraşa, ikili ilişkilerle oturtmaya çalıştık. Hoca diyorların hepsi istisnasız “ben de mi açsaydım” diyor ya da “e biz de böyle açsaydık” dedi. Açsaydınız ulan! 2 yıldır gözümüze uyku girmedi, açsaydınız kardeşim. Tutan ne sizi? Üniversitede maddi sıkıntı olmadan, batma korkusu olmadan, çalışanların maaşlarını ödeyememe korkusu olmadan saçma salak işler yapıyorsunuz, elle tutulur ve sanayinin de işine yarayacak doğru düzgün projeleriniz yok (7-8 üniversiteyi ve diğer üniversitedeki çalışan hocalarımızı ayırıyorum). Fakat gelip “bizde açsaydık”.. Açsaydınız, ne tuttu sizi?

“Adam 100’e alıyor, 150’ye satıyor ohh işe bak” diyenler gibisiniz. Açın abicim o zaman. Destekler var, krediler var.. KOSGEB, TÜBİTAK gibi şeyleri Avrupa’da NAH bulursunuz. Çok açık söylüyorum. Avrupa Birliği proje hakemliği yaptı annem, 40-50 bin Euro, onlar için iyi bir para. TÜBİTAK arge projesine 1-2 milyona kadar veriyor. KOSGEB’in de var. Açın ulan! Çok iyi biliyorsan konunu, çevren varsa; sadece akademiyi ya da sadece bilimi değil, ikisini birden biliyorsan aç kardeşim ne tutuyor sizi? Aç, vatana millete hayırlı işler yap, kendi kesen de dolsun madem öyle!

Avrupa ve Amerika’da devlet bu kadar desteklemiyor haberiniz olsun. Ben size söyleyeyim. Madem çok uzmansınız açın…

Bu iş neye benziyor?
Bazen politik uzmanlar beni delirtiyor… Akdemisyenler politikayı çok iyi biliyor değil mi? Türkiye’den de şikayetçiler, mevcut durumdan. Kurun parti kardeşim. Ne tutuyor sizi? Öğrenci yetiştirmekten daha önemli Türkiye’yi kurtarmak, sistemi oturtmak. Madem akademisyensin, siyaset bilimi uzmanısın; gir politikanın içine, kur parti, kazan ve Türkiye’nin üst kadrolarını akademisyenlerle donat ve kurtar!

Ne oldu? Yemez… Çünkü 16-17. yüzyıldan bu yana fikir geliştiren filozof ve Batı ekseninde yazılan kitaplarla yetişen akademisyenler; pratikte politika içinde boğulur. Hepsi için geçerli değil, ama Türkiye’de çoğu içiin geçerlidir. Yararcı ve Machiavellist olacaksın biraz. Öyle tek görüşten, tek pencereden (siyaset teorisi), hepsini halledemezsin. Bu işler kolay değil. O yüzden danışmanlık yapıyorlar. Ha uluslararası alanda müzakerecilik vs gibi konularda “uluslararası hukuk” bilmek gerek, siyaset bilmek gerek. Bana göre BÖYLE İNSANLAR iktidar olarak seçilmeli. Fakat ülke tercihleri farklı!

Haliyle, siyaset bilimci akademisyenler nasıl parti kurup başarılı olamazsa, diğerleri de bilim tarafından gelip; sanayide pişmeden, sanayide başarılı olamaz. O HALDE ALİ KOÇ GİBİ DAVRANIP, GELİP BİZE SANAYİ VE İŞLETME ALANINDA AKIL VERMEYİN DEĞERLİ HOCALAR! Siz alanınızı değerlendirin.

**

Diğer sıkıntı; ARGE yapıyoruz, yeni ürün ve yeni bir şey… Hocalar diyor ki, “ne gerek var, jenerik ilaç yapıp geçin”. Bir diğeri diyor ki “bu kadar iddialı olmasın projeleriniz, gerek yok”… Yani ARGE’nin mantığına tamamen ters. Şimdi politikacı olarak neden dediklerinin saçma olduğundan girerim ama yazı uzamasın. Fakat bu işin ekonomik boyutu var. Şöyle örnek vereyim; Casper, Vestel gibi “sonradan telefon” üretmek ve diğerlerine benzetmek mi para kazandırır yoksa Apple gibi yılları ARGE’ye verip 2007’de yepyeni bir telefon üreterek dünyayı değiştirmek mi?

Bize Casper, Vestel olun diyorlar. Biz ise Apple gibi iş yapacağız diyoruz. Haliyle durum ne oluyor?

Bunlar sanayiyi bilmediği gibi, ARGE mantığına da ters işler yapıyorlar… Üzücü.. Gerçekten üzücü….

 

 

Sonuç Olarak

1- medya ve sosyal medyada gördüğünüz her şeye atlamayın. Özellikle 1 günde her yerinizi saran böyle haberler atlamayın. Böyle şeyler birden ve her yönden gelmez, yavaş yavaş gelir ve sağlam gelir.

2- duyduğunuz HER ŞEYİ doğrulayın. Sadece birilerinin doğrulamasını beklemeyin, kendiniz de, elinizdeki imkânlar ile doğrulayın. Örneğin tweet varsa, tarihi yoksa başta şüpheyle yaklaşın! Bu en basitidir. Ya da Atatürk’ün bir sözünün altında “Atatürk” varsa, tarihine bakın. 1934’te soyadı kanunu çıktı, haliyle Atatürk olması imkânsızdır.

3- Bilim olan siyaseti her şeye sokmayın, her şeyi de siyasi olaylara bağlamayın. Bilmiyorsanız, sosyal medyada siyaset uzmanı olduğunuzu düşünmeyin! Ben 16 yaşından bu yana siyaset kitapları okurum ve bunun bölümünü okudum (ki 27 yaşındayım); hâlâ şu konuyu iyi biliyorum demekten sakınırım. Hatta sağcı mısın, solcu musun gibi bir olaya cevap vermem çünkü bu kadar basite indirgenecek olay değildir.

En basitinden “konuşma özgürlüğü, basın özgürlüğü, insan hakları” gibi kavramlar yüzünden ben “solcuyum” diyorsanız, GÜNAYDIN! Bu kavramlar LİBERALLERLE birlikte hayatımıza girdi. Liberal kimdir? Ekonomik alanda çok iyi bilinen “kapitalistler” ile neredeyse bire bir düşünenlerdir (hatta aynı kişiler). Solculuk nedir? Karl Marks’tır solcu! Sol kavramı buradan gelir. Muhafazakârlık, İngiltere’den doğmuştur vs vs… Yani bunları bilmeden ben sağcıyım, ben solcuyum demek; günlük olayları politikaya bağlamak saçmalıktır! Yazık…

4- TÜBİTAK, düzelmeye çalışan sıkıntılı bir kurum. Her kurumda olduğu gibi; iktidar buraya yetkinliğe dayalı birini atamak yerine (liyakat), kendini kurtarmak için sadakata dayalı birini atadı ve başı daha büyük derde girdi. Haliyle projelerde sıkıntılar olsa bile TÜBİTAK’ta sütten çıkmış ak kaşık değil.

5- Tek cümlelik ARGE projesi olmaz! Öyle “alzaymır ilacı”, “uzay robotu” gibi bir proje varsa; “ohoo ne güzel yapmış adamlar” denilmez. Bu işin gerçekten yapılıp, yapılamayacağı var! Bunu egoist, kompleksli ve kıskanç hocalar da hakem olarak değerlendirebilir. Öteki taraftan düzgün hoca bile gelse; bu işin ekonomik boyutu var, planlama boyutu var. Kendi başına altından kalkamayacağınız şeyler var.

Yani medyada bilmem ne robotu, bilmem ne çipi, gördüğünüzde içinde robot, çip geçiyor diye proje uygulanabilir diye düşünmeyin. Alın size robot;

**

Adam buna semazen robotu dese, süper ARGE projesi mi olacak? Hadi bu saçma örnek…

Uzay mekiği yapacağım desem bunun uygulanabilirliği var mı? Daha mı pahallıya gelir, daha mı ucuza gelir? Ha ARGE’de fiyattan çok, gelecek düşünülmeli katılıyorum fakat yurtdışından aldığı parçaları burada birleştirip ARGE projesi diye devlete itekleyen ve milyonlar kazanan insanlar var… Daha neler neler var da söyleyemiyorum.. 150 milyon nasıl saçma salak projeye gitti belki 2020’lerde açıklarım.

Yani herkesi süper insanlar, yetkin insanlar olarak düşünmeyin. Öyle olsa bile projeyi beceremeyenler var. Kaldı ki çoğu devletten bedava para kopartma peşinde. ARGE projesi diye saçma sapan işler yapıp, devletten para kopartan bir sürü DOLANDIRICI var kardeşim.

Hâl böyle olunca, bin bir çeşit şey incelenmeli. Bu işin “projelendirilmesi” çok önemli… Sonrasında ise yapılabilirlik konusunda hocaları ikna edeceksin. TÜBİTAK, altyapısız şirket istemiyor! Ben girişimcilere destek vermem, benim işim proje desteklemek diyor mesela… Bunlar var yani.. Bunlara dikkat edeceksin.

Öyle “çipli” proje okuyup sonrasında “bak gördün mü şerefsizleri” diye atarlanmayın yahu yazıktır. Projeyi aç, incele. Eğer baktın hoşuna gitti, git kardeşim sponsor ol. Kredi çek, varsa paran destek ol. Hem hisse al, hem yatırım yap. Belki tutar, TÜBİTAK’ın vermediği projeye sen sponsor olup, ileride iyi para kazanabilirsin.

FAKAT RECA EDECEĞİM, evde götünün üstünden otururken; siyaseti, işleyişi, bürokrasiyi, TÜBİTAK’ın yapısını, ARGE’yi bilmiyorken BOŞ BOŞ KONUŞMA!

2 gram bilgiyle, her boku biliyorsunuz be kardeşim. Çok biliyorsan gir yap, destek yok. Bilmiyorsan sus, dinle, öğren.

Umarım TÜBİTAK düzelir, içindeki hocalar düzelir… Fakat en çok; okuldaki eğitimin düzelmesi gerek. Eğitim yoksa ARGE olmaz kardeşim! ARGE içinde bilim vardır, spor vardır, sanat vardır, teknoloji vardır… Ancak eğitim vardır, disiplin, programlı olma, planlama vardır. Türk milletinde bunların hepsi git gide kayboluyor.

Okulda kopya çeken ve bunu “bak nasıl çektim yahu” diye övünç halinde anlatan ARGE mi yapacak? HA HA!

 

[1] TÜBİTAK’ın reddettiği proje dünya birincisi: Keşke ülkemizde de beğenilseydik, 26.06.2016, [Erişim tarihi: 9.8.2017]
http://www.diken.com.tr/tubitakin-reddettigi-proje-dunya-sampiyonu-keske-kendi-ulkemizde-de-begenilseydik/

[2] Türkiye klasiği: TÜBİTAK reddetti, Apple ve Google peşlerinde!, 20.2.2017, [Erişim tarihi: 9.8.2017]
http://www.sozcu.com.tr/2017/teknoloji/turkiye-klasigi-tubitak-reddetti-apple-ve-google-peslerinde-1689599/

[3] TÜBİTAK’ın reddettiği dünya birinciliği kazanan proje TBMM gündeminde, 31.1.2016, [Erişim tarihi: 9.8.2017]
http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/teknoloji/473026/TUBiTAK_in_reddettigi_dunya_birinciligi_kazanan_proje_TBMM_gundeminde.html

[4] @BirGun_Gazetesi twitter hesabı, tweet tarihi: 7.8.217, erişim tarihi: 9.8.2017
https://twitter.com/i/web/status/894556234212405248

[5] Ali Osman Arabacı, TRT’deki bilim yarışmasında “Organik Hoşaf” projesinin birinci olduğu iddiası, 8.8.2017, erişim tarihi: 9.8.2017
https://teyit.org/trtdeki-bilim-yarismasinda-organik-hosaf-projesinin-birinci-oldugu-iddiasi/