Kıbrıs’ta öğrenim hayatımı bitirmişim, üzerine iyi denk gelmiş ve 4 günlüğüne Marmaris’i dolaşmışım. Bunların da üzerine Yunanistan, “aklınca” Türkiye’yi sıkıştıracak… Bildiğim, tecrübe ettiğim ve gözlerimle gördüğüm olaylarla birlikte Türkiye-Yunanistan ilişkilerini yorumlayalım biraz.

KKTC’deki radikal solu yazmıştım ve anlatmıştım durumu; bizdeki solcular mikro milliyetçidir ve tıpkı terör örgütleri ve cemaat yapılanması gibi Türk ve Atatürk düşmanlığı üzerine kuruludur bütün söylemleri. Tabi tekrar tekrar söylemem gerekiyor; “Türkiye’deki solcular aslında liberaldir” dediğim bir kitle var. Büyük çoğunluğu böyle. Siyaset bilimi teorilerinden uzak durdukları ve üzerine sağcılara bakıp yön çizmeye çalıştıkları için, kendilerini solcu olarak konumlandırabilirler; lakin öyle değildir.

Bütün bunları değerlendirdikten sonra; Türk-Yunan ilişkilerini birazcık ele alayım.

Geçmişten Günümüze Türk Yunan İlişkileri

Vallahi bununla ilgili bir sürü kitap, bir sürü akademik makale var. Güncel durum için şu kitabı şiddetle öneririm (3 cilttir):

***

Ben çok kaba, hatta milliyetçi çizgide irdeleyeceğim çünkü Rumlar ve Yunanlılara karşı tahammülüm artık kalmadı.

400 yıl yönettiğimiz,
BAZI DEVLETLERİN (kim olduğunu bilirsiniz) gazıyla ve milliyetçilik akımıyla birlikte Osmanlıya karşı ayaklanmış,
Bağımsızlığını kazanmış ancak yetmemiş,
Türkiye’ye gelip Ege bölgesinde yüz binlerce insanın canına, malına kast etmekle kalmamış,
Ege bölgesindeki çok önemli tarihi yerleri de, tıpkı halka yaptığı gibi yakıp yıkmış,
Atatürk’ün dehası karşısında ezilip; kelimenin tam anlamıyla, denize dökülmüşlerdir.
Bildiğiniz insanlar patır patır denize dökülmüş, yüzemeyenler boğulmuş vs. Gerçek anlamda yani.
Tabi tekneler falan, sonradan kurtarmışlardır.

YETMEMİŞ!
Bunların içlerindeki kin ve nefret, öfke durmamış
1974’te Yunanistan’da darbe yapan komutanlar, Kıbrıs’ı almak istemiştir.
Yunan milliyetçiliği… Bunlarda da var işte biz şöyle büyüktük geçmişte vs mevzuları.
Kıbrıs’ta ihtilal yapmış ve Kıbrıs Türklerini katle, resmen soykırıma başlamışlardır.
Türk askeri imdada yetişmiş ve bunları orada perişan etmiştir.
YETMEMİŞ
Kardak Kayalıkları olayını çıkartmışlardır.
O olayda da rezil ettik bunları ve istifalar falan geldi.

Kısacası tarihe bakarsanız, bağımsızlık savaşları hariç; Türklerle giriştikleri her şeyde madara olmuş, şamar oğlanına dönmüşlerdir. Osmanlıdan bağımsızlık kazandıktan 100 yıl sonra, Avrupa Birliği’nin boyundurluğu altına girmişlerdir. O kadar bağımsızlar. Ekonomik kriz nedeniyle, Avrupa; bunların iç işlerine karışmış ve sözümona bağımsız şekilde devam etmişlerdir.

**

Hepsine bakınca; Yunanlılar ve Rumlar bize düşman. Haa Kıbrıs’taki Rumlar, Venediklerin zulmü yüzünden Osmanlı’dan yardım istemiştir. Bunlar da unutuluyor tabi. Tıpkı Rum ve Yunanlar gibi, Ermeniler’de doğru düzgün bir dikiş tutturamamış ve ellerinde kalan tek şey olan sözde soykırım meselesini ortaya atmışlardır. Doğru düzgün üretim yok, doğru düzgün hiçbir gelişme yok. Ermeni deyince soykırım ortaya döken topluluktan başka, Mi Gna şarkısını duyuyorsunuz hepsi bu. Türkiye her seferinde arşivleri açalım diyor fakat kaçıyorlar. Lobi faaliyetleri ve Avurpa’nın Erdoğan düşmanlığını kullanıp; alttan altta “hiçbir işe yaramayacak, sadece politik baskı sağlayacak” parlamento kararlarıyla “soykırım vardır” yalanını yayıyorlar. Hepsi bu.

Tekrar Yunanistan’a gelirsek; Çipras var. Ateist gumünist dediğiniz tiplerden. Politik açıdan sevdiğim bazı yanları vardır, ben bu işlere sizin gibi at gözlüğü ile yaklaşmıyorum. Fakat bizim solcular Türk ve Atatürk düşmanlığı yaparken; adamlarda sol iktidar olsa dahi, her seferinde Yunan milliyetçiliğini kullanıyorlar.

El konulan ada, adacık ve kayalık malûmunuz. Bastırıyorlar. Ele geçirildi ve buralarda bayrak çekiliyor iddiaları var. Bknz: Yunan komutan Türk adasına çıktı, Yunan bayrağı çekti.

 

**

Bakın bu bir değil iki değil. Türk adasına çıkıp Bizans bayrağı çektiler, yine iktidarın safına geçmiş Doğu Perinçek’in Vatan Partisinden bir haberde diyor ki: Ege denizindeki 16 Türk adası, Yunan işgali altında.

**

Time Türk diyor ki; Ege’de 18 ada, Yunanistan işgali altında.

Tabi bu adalar, Kıbrıs ve Rodos gibi öyle yaşanılan yerler değil. Ada ve adacık hatta kayalık. Fakat vatan toprağı, namustur kardeşim!

Tabi burada savunma hakkı da verelim, şöyle bir açıklama gelmişti;

“Kamuoyunun gözünden kaçsa da Türk Dışişleri ve Yunan meslektaşları, diğer konuların yanı sıra Ege’deki gri alanlar sorunun çözümü ve sınırın belirlenmesi için teknik heyetler bazında görüşmeler yapıyor. Bu görüşmelerde tartışmalı ada ve adacıkların yanı sıra karasuları ve hava sahasına ilişkin sorunların çözümüne de çalışılıyor. Diplomasi kaynakları, iki ülke arasındaki gri alanlardaki adacık ve kayalıkların bayrak dikilerek gasp edilemeyeceğinin Kardak krizi sırasında görüldüğünü, Ege sınırı sorunlarının uluslararası hukuka uygun çözülmeye çalışıldığına dikkat çekiyor.”

Haber: Biri bizim diğeri Yunanistan’ın iki Marathi adası var.

 

Konuyla İlgili Yorumum

Yıllardır gerek iktidardan, gerek muhalefetten gerek başka yerlerden (yurt dışı dahil); fazlasıyla yıpratıcı ve karalama haber yapıldığını gördüm. Haliyle bunlar ilk çıktığında inanmadım. Fakat uzunca bir süre devlet ve/veya iktidar kanadından açıklama gelmedi. Hukukta sessizlik, kabulleniştir. Şimdi usûleten böyle bir açıklama yapmışlar diye düşündüm.

Öte yandan elle tutulur şekilde, söylemlerin dışında iddia yok diyebilirim. Yani bir ada var, bayrak var. Görsel var ancak o ada hangi ada, nerededir; yani Türkiye karasularının içinde olduğuna dair net bir şekilde iddia mevcut değil.

O yüzden kişisel olarak nasıl konum alacağım şüpheli olsa da, Yunanistan’ın bu tarz şeyler yaptığını, yapıyor olduğunu ve yapacağını bilerek; gelecek ile ilgili dikkat etmekte yarar vardır diye düşünüyorum.

Bakanlık ve hükümet şunun cevabını vermeli, soruları netleştirmek amacıyla:

Ege’deki Hurşit, Fornoz, Eşek, Nergizçik, Bulamaç, Kalolimnoz, Keçi, Sakarcılar, Koçbaba ve Ardacık adaları ile Akdeniz’deki Gavdos, Dhia, Dionisades, Gaidhouronisi ve Koufonisi adalarının durumları nedir?

Sonra kandırıldık, aldatıldık demesinler. Nedir bir açıklayın.

 

Türkiye-Yunanistan Karasuları Sorunu

Madem konu açıldı, buna da değineyim. Şu haritayı verirsem, sanırım cuk diye oturacak her şey:

 

**

Mavi olan yerler Yunanistan’ın karasuları, beyaz ise uluslararası karasuları, kırmızı bölgeler ise bizim karasularımız.

Eğer 6 milden 12 mile kadar çıkartırlarsa, işler karışacak. Bizim diplomatlar uyanık davranmış ve Yunanistan bu olayı uluslararası hukuka götürmeden önceki dönemde, Türkiye; olası bir davadaki hükmü kabul etmediğini bildirmiş ve Türkiye başından beri reddediyor. Böylece olayı dondurmuş. Burada “uluslararası mahkeme kararlarının kabul edilmemesi” teknik bir şey. Olayı tam hatırlayamıyorum, fakat böyle bir durum vardı (ders defterlerimin içinde bir yerde vardır).

 

 

Türkiye-Yunanistan Arasındaki Güncel Sorun

Peki bunlar neden saldırıya geçtiler? Olay basit arkadaşlar.

Başlık her şeyi anlatıyor: Akdeniz’de gaz düellosu: Türk donanması İtalyanları engelledi, Rumlar AB’ye koştu.

Fransız, İtalyan vs gibi ülkelerin ŞİRKETLERİ buraya petrol aramaya geliyor. Türkiye ise bu gemileri bölgeye sokmuyor, tatbikat yapıyoruz diyor. Tam bitecek, uzatıyoruz. Biz yıllarca manevraya (tatbikat) devam edebiliriz fakat şirketlerin kaç ay orada hiçbir şey yapmadan durabilecek bütçesi ve gücü var?

Haliyle Rumları, haliyle bunların destek aldığı Yunanistan’ı rahatsız ediyor. Hazır Afrin falan varken, bastırmaya çalışıyorlar.

Erdoğan son gittiklerinde ne dediler ve Erdoğan (nasılsa) bu sözü yuttu biliyorsunuz:

**

Çipras, Erdoğan’a “Türkiye işgalcidir” dedi resmen ve cevabı oturtamadı Erdoğan. Kalkıp şöyle diyemedi:

“Oradaki sorunların nedeni 1974’teki Yunan darbesinin Kıbrıs’ta yaptırdığı ihtilal ve Kıbrıs yönetiminin Türklere soykırım yapmasıydı. Biz ise barış için oraya gittik, 1974’ten beri; bayrağı indirmeye çalışmadığınız sürece kimse zarar görmedi. Hatta Türk tarafına gelen Rumlar gayet rahat iken, Rum tarafına geçenlere saldırılar var”

deseydi… Diyemedi!

Fazla uzatıp, dillendirmeye gerek yok. İşin özü budur arkadaşlar. Türklerin Kıbrıs’taki doğal gaz faaliyetlerini baltalaması. Ehh zaten yüzlerce yıllık bir acı var, üzerine defalarca ezilmişlik hissi…

Tabi şunu da sormadan edemiyorum; adamlar ekonomik krizde, borç batağındayken nasıl oluyor da alım gücü bizden iyi? Nasıl oluyordu asgari güce oranla et fiyatları, araba fiyatları şunlar bunlar bizden ucuz???

 

Yapılması Gerekenler

Bu iş yıllardır planlanmalıydı. Tüm ordu teyakkuza geçmeliydi ve hem doğuda hem batıda yapılacak bir operasyon için manevralar (tatbikat) yapılmalıydı. Şimdi hem Afrin’deyken, hem Yunanistan ile mücadele edebilecek bir yolumuz olmalıydı. Eminim vardır fakat ordu aylarca, yıllarca bunun çalışmasını yapmalıydı. Eksikler, gedikler, sorunlar çözülmeliydi. Planlar vardır fakat iş pratiğe gelince durum nedir bilemiyorum.

Örneğin oldu ya, Kardak Kayalıklarının bir benzeri oldu ve madem varsayıyoruz; savaşın eşiğine geldik. Hem Afrin’de savaşırken, hem Yunanistan’a harekat yürütecek ve adaları da bu sırada ele geçirecek bir harekat planımız var mı?

Eğer varsa, Yunanlıların yaptığı bu terbiyesizliğin ve kaşıntının cevabı gerektiği gibi verilmeli. Gerekiyorsa tüm gemiler buraya yönlendirilir ve Yunanistan ablukaya alınır. Bizim olan yerlere bırak mili falan bir kulaç hatta 1 linye giremesinler!

İşleri bu kadar ciddileştiriyorlarsa; hazır Afrin olayı varken, “gerekirse size de cevabınızı veririz” şeklinde bir mesaj verilmelidir. Hem de en sert biçimde.

YALNIZ!!!

Dikkat Edilmesi Gereken Husus

Duygusal olduğumuz için diplomasi ve hukuku yeterince iyi kullanamıyoruz. Hele hele bu şekilde liyakatın yerini sadakatın aldığı bir iktidar döneminde işler gerçekten tehlike altında olur.

Diplomatik ilişkiler kurulmalı, dikkatli adımlar atılmalı ve hukuksal olarak neler yapılabilir planlanmalı. Bunlara göre hareket edilmeli. Öyle 3-5 kişi çıkıp ekranlara “Atina’da namaz kılarız” derse, sonra haldur hudur bir iki gemi vurulursa olmaz bu iş. Moskova’da da, Şam’da da namaz kılınıyordu 1-2 haftada! Ne oldu?

Hukuksal boyutlar araştırılmalı ve devamında diplomatik bağlantılar güçlendirilmeli. Ondan sonra gerekirse gemiyi de vurursun..

Sıkıntılı Bölüm

16. asırda Osmanlı’yı 3 kez ziyaret etmiş Busbecque’nin Osmanlı tarifinde şöyle bir şey vardır:

Tembel ve kabiliyetsiz kişiler asla yükselemez, toplumda adam kayırma ve iltimas kesinlikle yasaktır. Herkes mevkisine ve makamına, çalışarak gelir ve bütün bu meziyetler, Osmanlıyı güçlü kılar

Neo-Osmanlıcı iktidarın (ne yazık ki) nasıl buna uymadığını, Osmanlı diyerek gelmesine rağmen Bakanlıklar eliyle nasıl doğru düzgün haritaları dahi yayınlayamadığını, Fatih’in Konstantin surlarından girdiği kapının rezilliğini, surların ve bir sürü Osmanlı eserinin “yenileme”(restorasyon) adı altında nasıl rezil edildiğini defalarca anlattım.

Aynı iktidar, liyakat yani hak edenin hak ettiği makama gelmesini de beceremedi. Bu neyi etkiledi? Türkiye Cumhuriyeti’nin “Dışişleri Bakanlığı” sağlam idi. Ne yazık ki sadakate yani ağzını kapa, beni gör ve ben de seni görürüm mantığında adamlar yerleştirildi ve rezil hale getirildi. Hadi beni geçin; İlber Ortaylı gibi insanlar ve işlerinde uzman kişiler böyle diyor ve bazıları Dışişleri Bakanlığı’nda çalışmış.

**

Peki böyle olsa ne olur?

Bir antlaşma hazırlamak için İngiltere’den akademisyen getirtilir.
Uluslararası davalarda (önemlilerinde) yine İngiltere’den uluslararası hukukçu getirtilir.
Uluslararası davaları kaybedersin çünkü uluslararası hukukçuların yeterli değildir! Yani haksız olduğun için değil; tam tersine, normal hukukun dışında kulvar olan uluslararası hukukta yeterince iyi adamların olmadığı için.
Diplomasi konusunda rezil haldesindir. Sert güç olan askeri güç harici doğru düzgün gücün yoktur. Oysa 21. yüzyılda diplomasi ve diplomatlar, devletin her şeyidir!

Küresel politikada doğru düzgün politika üretecek adam yok. Ahmet Davutoğlu vardı, o da ne kadar politika üretti ve ülkeyi ne hale getirdi; tek tek açıp inceleyin. Kitabını alıp okuyun ve ne kadarı, nasıl başarıldı ya da başarılamadı, kendiniz karar verin.

Küresel hedeflerin olmazsa, bir gün ak derken ertesi gün kara diyen siyasi iktidarın olursa zaten diplomatların da işleri zorlaşır. Üzerine liyakat yerine sadakat vs… İşte görüyorsunuz. Yetmiyor FETÖ, çeto, zetö… Suçlu olanlar en pislik şartlardaki hapishanelerde barınsın fakat yakılan insanlar da oldu.

**

Hepsini düşündüğünüzde; doğru düzgün uluslararası hukukçu yetiştiremiyorsun ve 2 elin parmağını geçecek uluslararası hukukçun yok. O adamlarda hangi birine yetişsin? Devamında diplomatik başarın yok. Ne bekliyorsun?

Diplomasiden kastım, “efendim bize saldırmayın tamam mı? Tamam” değil. Amerika’ya gider dersin, biz Yunanistan ile savaşın eşiğine geleceğiz. Direttikleri şeyler bizim için casus belli’dir (casus belli=savaş nedeni) ve geri adım atacak değiliz. Veyahut, Avrupa devletlerinden Yunanistan’ı sevenlerle böyle konuşursun. Gereken mesaj, gereken yere gider.

Türkiye-Rusya-İran… Çok mu seviyor üçü birbirini? Hayır. Ama bakın Suriye’de falan bu üçlü anlaştı diye ortalık durulmaya başlandı ve güvenlik noktaları konuldu. İlk başta çıkıp “Esad gitmeli” denilmeseydi; “bizim için Türkmenler önemli, bunun dışında içişlerine karışmayız” denilip; kapalı kapılar ardında gerekenler söylenseydi böyle olmazdı.

Diyeceğim o ki; Yunanistan işleri zıvanadan çıkartacak. Hem de taaaa okyanus ötesinden devletin desteği ile. Bu nedenle Amerika’nın güdümünden ayrılıp, Amerika’ya düşman olup pat Rusya güdümüne girmekte yanlış. Amerika, Rusya, İran, İsrail, Fransa ile aralar iyi tutulacak! TUTULMALI! Almanyayı falan sallayın kardeşim. Fransa ile iyi ilişkiler kurabiliriz ve Almanya ne ise, Fransa odur. Geçmiş ilişkilerimize göz atıverin.

Denge politikası yürütmek zorundayız. Diplomatik kanallar çok iyi işlemeli ve uluslararası hukukçular “olası durumlar”(!) için çözümler üretmeli. Bu çözümler ve diplomatik kanallar eşliğinde, gerekirse uyarı amaçlı olarak, Yunan teknesi de vurulur. Bilmem anlatabildim mi…

Fakat ince iştir. Putin’in Ukrayna ve Gürcistan hareketleri incelenirse sanıyorum ki bir çözüm yolu bulabiliriz bu “ince işçilik” açısından.