Son gönderilerden haber almak için twitter hesabımızı takip edebilirsiniz

Daha önce Türkiye’nin ekonomi ve kültürel bir sömürge olduğunu yazmıştım. Bu yazımda, Türkiye’de ekonomi ve kültürden başlayıp, iş alanında neden başarısız olduğumuza kadar bir çok farklı konudaki sıkıntılarımızın kaynağı olan EĞİTİM konusunu anlatacağım.

Aşırma yani intihâl yani plagiarism; üniversitelerde yasak. Peki “kopyalamak”? Sınavlarda yasak, ancak sistem olarak serbest. Üniversite giden birisi, özgünlüğü, yaratıcılığı, farklı düşünmeyi öğrenmelidir. Peki Avrupa ve Amerika menşeili yani orada üretilmiş ve oradakiler tarafından yazılmış kitapları ve müfredattı takip ederek bunu nasıl sağlamayı düşünüyoruz?

 

Batı Hayranlığı ve Haliyle Beyin Göçü

Bilgisayar mühendisliğini 3 yıl okudum ve uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi bölümüne geçtim. Üzerine iletişimden bazı dersler aldım. Hepsinde Batılı yazarlar var. HEPSİNDE! Batıda yaşayan ve Batıda basılmış kitaplardan bilgi öğreniyoruz.

Özellikle politika konusunda konuşayım; Marksizm, realizm, liberalizm… Başladık birinci sınıf marksizm, liberalizm, realizm bitireceğiz neredeyse aynı konular….

Arada dersler var tabi; mesela Avrupa Tarihi var. Avrupa’da bu “marksizm, realizm, liberalizm” kavramları nasıl temellenmiş onu görürsünüz. Çok şükür araya Ortadoğu Politikası gibi ders serpiştirilmiş ancak tek dönemde; bütün Ortadoğu politkasını nasıl öğrenirseniz, o kadar öğrenebiliyorsunuz. En basitinden bir siyaset bilimi öğrencisi olarak, bölümdaşlarımın kaç tanesi Suriye ve Irak’taki temel sorunların aslında oradaki farklılıkları umursamayan Fransız ve İngiliz tarafından cetvelle bölündüğü için kaynaklandığını bilir [1] ?

Hepsini geçtim; Avrupa karanlık çağlarını yaşarken, El-Farabi dönemi vardı, büyük şehirlere Avrupa’da yakılan kitapları alıp, toplatıp, çevirttirdi ve kütüphaneler kurdu. Üstelik İslam’ın altın çağı olarak geçer… Bilinme.

Persler var, İran gibi bir devlet örneği var günümüzde. Güney Kore var mesela nasıl gelişti bu adamlar??? Bilmeyiz. Japonya var, Rusya var ama yoooo…

He usûleten politik kültür dersinde birer konu verildi. Haftada 3 saat derse bir konu ayırdık desek; 50 dakikadan 3 ile çarpın; 2,5 saatte o ülkenin politik kültürünü ne kadar öğrenirseniz artık. Geri kalan zamanlarda mı? Marksizm (komünizm), realizm, liberalizm…

**

İşin özü şudur; Avrupa’nın taaaa tarihinden başlayarak kültürünü anlat, gelişimini anlat, birlik oluşunu anlat… Bütün bunları da yine Avrupa ve Amerika sistemiyle anlat. Sürekli Avrupa, ve Amerika… Sürekli Avrupalı ve Amerikalı düşünürler, politikacılar ve sistemler.

E çocukların Avrupa ve Amerika’ya gitmesi çok mu süpriz? Beyin göçü neden oluyormuş. Sen çocuklara orta okuldan itibaren, üniversiteyi bitirinceye kadar Kuzey Kore’yi anlat, bitirince nereye gideceklerini birlikte görürüz.

 

Fazıl Say Örneği

Tam bu konuyu açıklayacak bir söz söylemiş. Demiş ki [4]:

[…]Sonuçta ben bir Türk bestecisiyim ve Türkiye’den bir şeyler getiriyorum. Tabii şu yanlış olurdu: Benim şimdi bir Orta Avrupalı gibi, bir Hollandalı ya da bir Avusturyalı gibi müzik yapmam asıl yanlış olan olurdu. Ben bir Türküm ve Türk gibi müzik yapıyorum. İnsanlar da bunu böyle kabul ediyor. Şimdi buraya, Almanya’ya Çin’den bir müzisyen gelse bu Çinli müzisyenin bir Alman müziği mi yapmasını istersiniz, Çin müziği mi yapmasını istersiniz? Çünkü Çin’den gelmesinin bir anlamı olması lazım. […]

Türk ezgilerinin geniş kitlelerce bilinmesini sağladınız ile ilgili bir soruya verdiği cevap.

Peki politikada sürekli olarak Batıyı izlerken; dönüp kendi kültürümüze, tarihimize bakmazken nasıl olur da Batı ile rekabet edebilecek işler yapabiliriz?  Üstelik tarihimiz, kültürümüz ve yönetim alanında yaptıklarımız bu kadar fazla ve zengin iken?

Yani Fazıl Say’ın müzik konusunda yaptığınız biz neden eğitim, özellikle politika konusunda yapmıyoruz?

 

Ama Her Şey Buralarda Gelişmedi Mi?

Her şey değil. Hiç kusura bakmayın, Avrupa’da kadının adı yokken, Araplar kızları gömerken; Türk tarihinde Tomris (Demir) Hatun boy yönetiyordu, İran Şahını yeniyordu. Mete Han’ın eşi, Çin ile antlaşma imzalıyordu.

Batıda kadının hakları, eşitliği, bir şeyler yönetmesi kaç yüz yıllık bir araştırın. Sonra Milattan Önce 8.-6. yüzyıl Türk kültürüyle kıyaslarsınız.

**

Bunu da bir kenara koydum; tabi ki Avrupa’nın tarihini ve kültürünü de öğreneceğiz. Özellikle politika öğrencisi olarak. Haa 200 yıllık Amerika’nın ne tarihi vardır, ne kültürü vardır ki öğreneceğiz bu da ayrı mesele. İnca’ları öğreneceğiz diyorsanız tamam süper. Yerlilerin tarihini öğreneceğiz diyorsanız o da güzel. Fakat İngiliz kolonisi olan ve hâlâ İngiltere olmadan uluslararası politikada düzgün iş yapamayan Amerika ise orada durun.

Amerika, Amerika… Bütün uzmanları devşirme Amerika…  Sovyetler’in Nazilere yenmeye başladığını gördüğü an olaya dahil olup “bak Nazileri yendik he he” diye kendine pay çıkartmaya çalışan; ancak tek başına Irak’ta nasıl rezil olduğunu gördüğümüz, Putin’in Suriye konusunda darma duman ettiğini gördüğümüz Amerika…

Bunu başka konuda yazacağım.

 

Dünya Tarihini, Kültürünü ve Politikasını Öğrenelim

Amerika’daki uzmanların görüşlerini, Avrupa’dakileri, Avrupa tarihini öğrenelim çok iyi. Dünya’ya yön verdiler ve veriyorlar doğru. Fakat bu konuda bakacaksak; Rusya? İran? En basitinden Suriye bir ticaret merkeziydi. Güney Kore çok büyük atılımlar başlattı. Uzak Doğu’da kollektif kapitalizm çalışmaları var. Peki neden bunları görmüyoruz?

Büyük ölçüde ki bu %60 falan değil, bildiğiniz %90’larda; Avrupa ve Amerika’ya odaklanmış bir eğitim sistemimiz var.

 

Türk Tarihi ve Kültürünü Biliyor Muyuz?

Merak etmeyin taa Göktürklere kadar gitmeyeceğim.

2 darbe arasında çift meclis sistemi vardı bu ülkede. Ne oldu? Neden açıldı, neden kapıldı? Bölümümüzde okuyan birisine Türkiye’de biri sorsa bilmeyecek. İşte okulda öğretilen (ya da öğretilmeyen) bu deyip geçecek belki.

Mesela Osmanlı döneminde 1. Meşrutiyet sonrasında benzer sistemin geldiğini; Meclis-i Umumi’yi biliyor muyuz? Tabi ki hayır. 1876’da kurulmuştur. Daha iyi örneklemek gerekirse Amerika’daki sistem ile:

Meclis-i Umumi ->> Amerikan Kongresi
Meclis-i Mebusan ->> Temsilciler Meclisi (halk tarafından seçilenler)
Meclis-i Ayan ->> Senato

Tabi burada Meclis-i Ayan üyeleri, Padişah tarafından atanırdı. Ya da İngiltere meclisindeki Lordlar Meclisi daha doğru bir örnek olacaktır.

**

İlber Ortaylı bir programda anlatıyordu:

Osmanlı döneminde bir çok siyasi terim türetilmiştir. Fakat bununla ilgili bir çalışma, Yahudi bir akademisyen tarafından yapılmıştır.

Örnek veriyor: Cumhur demek halk demektir ancak Cumhuriyet sözcüğünü türetip kullanan biziz. Meşrutiyet, laiklik… Örneğin vatan sözcüğü, İngilizcedeki “home” yani doğup büydüğün yer (sıla). Fakat vatan sözcüğü, mevcut anlamıyla bizde kullanılmış.

Bütün bunların araştırmasını kim yapacak? Bizim Batı hayranı akademisyenlerimizin yapması gerekir. Ancak Türkiye’deki araştırmaları ben size anlatayım:

Örneğin TÜBİTAK tarafından reddedilen projeyi, birebir Avrupa Birliği projelerinde gördük. Yani BİRİLERİ ki artık FETÖ müdür ERDÖ müdür, başkası mıdır bilmem; reddedip kendi adamlarına yazdırmış. Ortaokul’dan Üniversite kadar tamamen kopya yetisi kazanan bir milletin sonu budur. “Çalıyorlar ama çalışıyorlar”dır.

Aşırma (intihâl) üniversitelerde gırla… Hatta öyle ki artık bu işlere bakılmayacak konuma gelmiş. Yani?? ARAŞTIRAN akademisyen sayısı Türkiye’de çok az. Çünkü düşünmeyi, sorgulamayı, öğrenmeyi öğretmeyen bir eğitim sisteminden çıkanların gideceği nokta en fazla bu kadardır.

Kendi tarihini, kültürünü, sistemlerini araştırmayan bir millet… Batı batı batı batı… İşte sonuç.

 

Sömürgeyiz!

Tarım ve hayvancılık ülkesiyiz diye övünüyoruz ancak hayvan tohumu (Döllemek için) ve tarım tohumunu yurt dışından alıyoruz. AVM’lere bakın kaç tanesi yerli firma?

Öte yandan lokantaya değil RESTORANTA gidiyoruz. Seçke değil, menü içinden ne yiyeceğimizi seçiyoruz. Bu sırada özçekim değil, selfie yapıyoruz; ardından tavuk dürüm değil, chicken wrap istiyoruz. İşe gidip meetingleri set ediyoruz…

Yani ekonomiden kültür alanına kadar sömürgeyiz.

Ehh en temelinde ilkokuldan üniversiteye kadar her alanda sömürge olmak yatıyor. Samuel Huntington’ın dediği gibi:

Batı, 1945 sonrası kurduğu Birleşmiş Milletler, IMF, Dünya Ticaret Örgütü (eski GATT), Dünya Bankası gibi çeşitli kurum ve kuruluşlarla; kendi çıkarlarına uyan kararlar, dünya topluluğunun çıkarları olarak yansıtılıyor ve bu tarz kuruluşları öne sürerek, bu kararları diğer ülkelere de dayatmaktadır.

Aynı olay burada da geçerli. Sen Batı kuruluşlarından “denklik” alırsın. Adamlar tabi Osmanlı sistemini anlatınca vermez sana (ya da Japon, ya da Pers). Haliyle adamların tarihini anlatırsın, adamların yazarlarıyla anlatırsın. Batının sistemini anlatırsın yani.

Sonra Türkiye’ye döndüğümüzde de ortaokul terk biri gelip “ya yiğen sen siyaset okudun, Meclis-i Ayan ile Meclis-i Mebusan arasında ne fark var?” derse böyle aval aval bakarsın. Sonra? YO OKOMOŞ ÖNSÖNÖ HÖÇ SOYGO YOK (ya okumuş insana hiç saygı yok) falan diye Avrupa’ya gidersin. Senin işin okumayanlara yol göstermek kardeşim!

Çanakkale geçilmez dedik ya… Geçtiler. Eğitim müfredatıyla, ekonomik ilişkilerle, kültürel değişikliklerle geçtiler.

Avrupa ve Amerika sistemini, kültürünü ve tarihini; kendi kültürümüz, sistemlerimiz ve tarihimizden daha iyi biliyoruz. Meşrutiyet sözcüğüne aval aval bakarken, monarşi sözcüğünü benimsiyoruz.

Hiç kusura bakmayın; kendi tarihini ve kültürünü bilmeyen milletler, gelecekte başarılı olamaz. Sanat, spor, bilim, teknoloji gibi alanlarda hiçbir şey yapamayız.

Haliyle 2030’dan sonra gerçekleştireceğim Yönetke Okulu projesini millet olarak sahiplenmemiz gerek. Ortaokuldan itibaren bir kaç dil bilen, farklı medeniyetlerin kültür ve tarihlerini bilen ama en çok kendi tarih ve kültürünü bilen; sorgulayan, araştıran, analitik düşünebilen öğrencileri hazırlayıp devlete yerlerştireceğiz. Bu insanların yönettiği bir devlet ne (sizin saçmalılarınızla) “dış mihraklar” ne “illüminati”  ne de benim deyimimle çıkar çatışmasına girdiğimiz devlet ve kurumlar tarafından YIKILAMAZ!

Bu iş benim canımı gerçekten sıkıyor. Ortaokulda kopya ya da ezber başlıyor ve üniversite bitene kadar devam. Bitiyor ne oluyor? İşte böyle “projeleri araklama” ya da Avrupa sistemini bire bir izleyip bir şey olacağını sanma durumları oluyor.

Hayır arkadaşım, dejenere oluyorsun. Diline, tarihine sahip çıktığın kadar millet olursun. Millet olduğun kadar üretirsin. Eğer birilerinin peşinden giderek birileri bir şey olsaydı; bugün Fransız, İtalyan, İngiliz sömürge devletleri dünyayı değiştirirdi.

İşte size Suriye ve Irak. İşte Tunus, Libya. İşte Kıbrıs(!)… Geri kalanına bakabilirsiniz. Hangisi İtalyan, Fransız, İngiliz olarak bir şeyleri başarabilmiş?

Öte yanda işte Batının sırt çevirdiği İran. Bugün bilimden teknolojiye, ilaç dünyasına kadar nasıl yenilikler var ortadadır.

KENDİN OL! Önce kendin ol. Önce kendi dilini, tarihini, kültürünü öğren.

Ardından bir kaç dil öğren, başka kültürlerin tarihini öğren ve bu ülkeleri gez. Ancak önce AİLENİ BİL!

 

Sömürge üçlemesi: Türkiye; ekonomik olarak olarak bir sömürgedir, kültürel olarak bir sömürgedir, eğitimsel olarak bir sömürgedir.