Kıbrıs adası, Venediklilerin elindeyken Kıbrıslılar; Osmanlı’dan yardım istemiş ve Osmanlı adayı ele geçirmişti. 1570 yılında başlatılan sefer, Kıbrıs’ın fethi ile sonuçlanmış ve Lala Mustafa Paşa, “Kıbrıs Fatihi” lakabıyla anılmaya başlamıştır. 1878 yılında İngilizlere “kiralanmış” ve 1. Dünya Savaşı’nda Almanlarla birlikte savaştığımız için İngilizler adaya el koymuştur ki gemi için ödediğimiz para ile birlikte gemilere de el koymuşlardı hatırlıyorsanız.

1959 yılında Zürih’te imzalanan Birleşik Krallık, Türkiye ve Yunanistan’ın garantör antlaşması ve 1960 yılında imzalanan Londra Antlaşması ile Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmuş ve üniter devlet olarak faaliyet göstermiştir. 1950 yılında önce referandum yapılmak istenmiş, ardından plebisite gidilerek Rum kiliselerinde Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanma fikri yani ENOSIS hakkında oylama yapılmış ve %96 oranında evet çıkmıştır. Tabi kilisede, cemaatle yapılmıştır. Bu, Kıbrıs sürecinde kilisenin ve din adamlarının elini güçlendirmiştir.

1950’li yıllarda başta İngiliz sömürgeciliğine direnen ve 1950’lerin ortasında milli mücadele amacıyla kurulan Rum EOKA örgütü; aynı zamanda ENOSIS fikrini Birleşmiş Milletlere taşımış ve bu yönde çaba göstermiştir. BM’den red çıkması, İngilizlerin; “o halde Türklerin de taksim isteme hakkı vardır” (Türkiye’ye bağlanma) sözünden sonra adada ortam iyice gerilmiştir.

1960 yılında Rumların baskısı sonuç vermiş, Kıbrıs adasında Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmuş ve 3 yıl sonra Cumhurbaşkanı Makaryos, Türklerin yetkilerini kısıtlayacak ve kurucu ortaktan azınlık durumuna düşürmek isteyecek kanunları geçirmek istemiş; Türkler karşı çıkınca, EOKA Türklere daha fazla yönelmiş ve oluşan güvensiz ortam yüzüden Türkler devlet işlerindeki işleyişini uygulayamaz olmuştur.

Türkiye, bu durumun farkındaydı ve operasyon yapmak için harekete geçtiğinde 1964’te ABD Başkanı Johnson mektup yazmış ve vazgeçirmeye çalışmıştır. Soğuk Savaş ve iki NATO ülkesini (Yunanistan ve Türkiye’yi) karşı karşıya getirme riski olan bu durum, kısacası Amerika tarafından engellenerek; Kıbrıs adasında Türklerin katliamına göz yumulmuştur. Avrupa devletleri, barışı sağlamakla yükümlü Birleşmiş milletler ve diğer devletler; Türklerin baskı ve zorbalıkla 103 köyü boşaltmasına neden olan, adanın %3’üne sıkışmasına da neden olacak Türklere karşı silahlı girişimi ve soykırım niyetini görmezden gelmiş, hâlâ toplu mezarları da görmezden gelmektedir.

1974 yılına kadar çeşitli müdahale ve girişimler olmuş fakat sonuç çıkmamıştır. 1974 yılında Yunanistan’da darbe yapılmış, milliyetçi askerler; kendilerine destek sağlayabilmek için Kıbrıs’a yönelmiş ve burada da darbe yaparak, kukla hükümet kurmuş ve katliama devam etmiştir. Bu dönemden önce Makaryos; Türklerin tüm mal varlığını alıp, vatandaşlığını alıp; İngiltere, Kanada gibi ülkelere gönderiyordu. Bu süreç yavaş ama etkiliydi. Bugün Kıbrıs dışında 1 milyonu aşkın Türk yaşamaktaydı. Fakat uzun süreçliydi ve Yunan askerlerinin, sivil desteğini kazanması için bu süreci kısaltmaları gerekiyordu. Silahlı saldırılar, soykırım seviyesinde başladı.

1974’te Türk ordusu durumu görerek, müdahale etti. Görüşmeler sonuçsuz kalınca, ikinci operasyon kaldığı yerden başladı ve bugün olan sınırlar imzalandı. 1983’te KKTC ilan edildi fakat tanınmadı.  Birleşmiş Milletler, 1974 operasyonunu işgal olarak görmüyor çünkü 1959 Garantör Antlaşmasına göre; adadaki demokratik ortam ve barış ortamı bozulursa, “geri sağlamak üzere”; garantör devletler operasyon yapabilir. İşgalci denmesinin nedeni birinci değil, ikinci operasyonun gerekmediği yönündeki görüşlerdir. Tabi Türklere işgalci diyen ve bunu, hukuksal dayanakla yapmayanlar politik davranmaktadır. Kaldı ki hukuksal açıdan ikinci operasyonu eleştirenler de Türk düşmanlığının esiri olmuştur. 1974’ten bu yana, Rum tarafına geçen Türkler hariç, kimsenin burnu kanamamıştır. Tabi bayrağı indirmeye çalışan bazı gereksiz milliyetçi gruplar, boyunlarından vurulmak suretiyle, gereken cevabı almıştır. Fakat Rum tarafının saldırganlığı hariç; KKTC halkı barış ve huzur içinde yaşamaktadır.

 

Kara Gün

Türkler olarak “Türk” sözünü duyunca milliyetçilik yaparız ancak Türkiye’deki milliyetçiliğin %90’ı boş söylem ve bilgisizlik üzerine kuruludur. Ne Türk devletlerinin yapısını tanır, bilir araştırır ne de mevcut vatandaşlarını ve onların görüşlerini anlar; analiz eder ve bunlara göre, istedikleri “Türk Birliği” açısından bir adım atar.

Plan, proje, bilgi falan yok; sadece söylem ve şiddet, kızgınlık içeren bir milletçiliktir.

Aynı şekilde iktidarın içinde Türklüğü ayaklar altına alma ve sadece seçim için kullanma gibi adımlar neticesinde; Filistin’e ve Filistinlilere hatta Suriyelilere gösterilen özen, Kıbrıs Türklerine gösterilmiş değildir. 1974 harekatı yüzünden, KKTC’nin kendi kendini yönetme ve bağımsız devlet olma istekleri yok sayıldığı gibi, her türlü karar Ankara’nın onayından geçer. Bu da, KKTC’deki bazı kesimleri, doğal olarak rahatsız ediyor.

Fakat kara gün, bunlar değil.

Besleme denildi halka ve Türkiye’den sık sık (ki ben bizzat şahit oldum); “sizin paranızı biz veriyoruz, Rum piçleri, Rum bozmaları” gibi sözler duyuyoruz. Dedem Tatardır ve anneannemin soyu, Karaman beyliğinden gelmedir, Osmanlı paşası ailemizde vardır. Türk oğlu Türküz yani; fakat Bulgaristan’dan geldiğimiz de, Bulgar bozması denmiştir. Anadoludaki Araplaşmış Türk halkı, Azebraycan’a gidip ezan duymayınca şaşırmakta, KKTC’yi ve Avrupa’daki Türkleri gördüğünde yabancılamaktadır. Esas Türk dilinden, Türk kültüründen kopanlar, Anadolu halkıdır. Başta MHP olmak üzere bir çok oluşum; Türkleri, Araplaştırmak için çaba göstermiştir.

Besleme olayı KKTC halkında ki bunun içinde Türkiye’ye bağlanmaya gönüllü insanlarda bile, yara açmıştır. Ancak kara gün bugün de değildi.

**

KKTC’de doğru düzgün yüzüne bakılmayacak bir gazete olan Afrika gazetesi, Afrin konusunda işgal başlığı atmış ve 1974’e de işgal demiştir. Zaten tutumları bu yöndedir. Bu değersiz paçavra, Erdoğan tarafından da eleştirilmiş ve Erdoğan; KKTC’dekilerin gerekeni yapmasını söylemiştir. Videolarda mevcut.

Afrika gazetesine karşı protesto düzenlenmeliydi. Bu kadar hassas konuda bu kadar saçma bir yazım olamazdı. Fakat ne oldu?

Dediğim gibi içi boş milliyetçilik söylemlerine girenler, düşünmekten aciz insanlar; Türk tarihini, Türk kültürünü, Türk dilini öğrenerek ve bilerek harekete geçenler değil, tamamen para ve emir doğrultusunda hareket eden, kafa kesen, sözümona “milliyetçiler” protestoyu ilerletip gazeteye saldırdı. Buraya kadar da anlayabilirdim. Bu kadar ciddi bir söylemde bulunan Afrika gazetesi, saldırının olmayacağını mı düşünüyordu?

 

 

**

Eğer sadece burada kalsa, KKTC’deki bahsettiğim (burada); Rum ağızlı, terör sevici, Türk düşmanı solun bağrınması ve çağrınması ile noktalanacaktı. Fakat öyle olmadı. Bu beyinsiz ve emir almadan bir şeyler yapmaktan aciz maymun IQ’lu şerefsizler devamında KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ meclisi olan CUMHURİYET MECLİSİ’nin üzerine çıkarak; meclisi ayaklar altına aldı ve bayrak açtı. Bu, askeri ve politik anlamda işgale ve fetihe kadar giden anlamlarla doludur.

 

 

Sadece burada da kalınmadı!

Kıbrıs Türklerinden oluşma polise ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin vatandaşları olan Kıbrıs Türklerine hakaret ettiler. Tekbir getirdiler, şehitler ölmez diyerek meclise çıktılar. Burası Ermenistan, Yunanistan değil! Suriye, Irak değil. Türk oğlu Türklerin, yörük Türklerinin vatanı Kıbrıs Türk Cumhuriyeti! Vatandaşları ise Kıbrıs Türkleridir!

Suriye’de, Irak’ta, Ermenistan’da; 82 Musul, 83 Kerkük diye söylemde bulunduğunuz fakat gerçekleştiremediğiniz bölgelerde yapamadıklarınızı gelip Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde yaptınız!

KKTC devletinin ve Kıbrıs Türklerinin gururlarını ve bağımsızlıklarını ayaklar altına aldınız. Bu kabul edilemez.

**

%10’u bulmayacak kadar radikal bir solun ve Türk düşmanlarının yaptığı şeyi tüm Kıbrıs Türklerine mâl etmek ve meclis çatısına çıkmak; tabi ki başta Kıbrıs tarihini, Kıbrıs Türklerini ve meclise çıkmanın ne olduğunu bilmeyecek kadar cahil olmak ya da alınan emir doğrultusunda bunları göz ardı edebilecek kadar boş milliyetçi olmak demektir! Gerçek bir milliyetçi ne Kıbrıs Türklerine ne de Türklüğe bunu yapardı. 1974’te savaşmış askerlerin hiçbiri bunu desteklemezdi.

Tabi kim bu arkadaşlar? Gözaltına alınıp, serbest bırakıldı ve AKP Gençlik Kollarından yapılan açıklamada bu belirtilerek teşekkür edilmiş [1]. AKP’li yani. Bu kadar bilinçsiz davranıp, başı boş milliyetçilik yapan ve Kayı boyu bayrağını orada sallandıran tabi ki AKP’lilerden olacak.

 

Kıbrıs Türklerinde Derin Yara Açıldı: Afrika Gazetesi Amacına Ulaştı!

Bahsettiğim Rum ağzını kullanan, Türk düşmanı ve aynı zamanda terör destekçiliği yapanları bir kenara bırakıyorum. Türkiye’yi seven, KKTC’nin bağımsız olmasını isteyen hatta Türkiye’ye bağlanmasını isteyen (ufak yüzde de olsa) insanlarla konuştuğumda hepsinin şok olduğunu gördüm.

Sadece sol değil, koyu milliyetçilerde şok oldu.

Yeni seçim oldu ve koalisyon kurulamazsa bir daha seçime gidilecek. Bu hareketten sonra sol partilerin koalisyonu istememesi ve seçime gitmeleri durumunda; sol partilerin oyunun fazlasıyla artacağını ve bunun sonucunda da Kıbrıs’taki federasyona, “bir çok taviz verip” (ki toprak başta), yaklaşılacağını görmemek için aptal olmak gerekir.

Afrika gazetesi değersiz bir gazete idi. Şimdi değerli oldu.

Afrika gazetesi bunu kasıtlı yaptı, birileri bunu medyada ve her yerde parlattı. Kendi başlarına düşünmüş olamazlar. Daha kötüsü Afrika gazetesinin ekmek istediği bu düşmanlık, ayrılıkçılık tohumları; meclis çatısının üzerine çıkan bilinçsiz AKP’liler tarafından sulandı.

Yani Afrika gazetesi belki Erdoğan’ın çağrısı olmasa ve AKP’lilerin bu saçmalığı olmasaydı boş boş konuşacak; kimse sallamayacak ve olaylar geçip gidecekti. Belki yasal süreç başlardı. Fakat KKTC halkı, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına benzemez. Laiklik, basın özgürlüğü vs gibi konularda hassastır. Afrika gazetesini sevmeyenler bile saldırıyı kınadı. Meclisin üzerine çıkılması ise her kesimi rahatsız ettiğini söylesek, yanlış olmaz.

Kısacası Afrika gazetesinin başarmak istediğini, Erdoğan’ın çağrısıyla harekete geçen AKP’liler başardı.

Artık Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasındaki uçurum büyüdü. Besleme denmesinden sonra ilk kez bu kadar ayrık oluştuğunu gördüm. Bir süredir Türk elçiliği bazı yerlere desteğini kesmişti. Bir şeyler olduğu belliydi. Fakat olaylar daha da gerilecek. Anlaşılan budur.

 

Batı Sömürgeciliğinin Oyunları Devam Ediyor

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde 9,5 yıl yaşayan ve tam gitmeden 10 gün önce bu olayları gören biri olarak hem KKTC içindeki bazı hareketlerin gerçek yüzünü görmüş hem de Türkiye ile ayrışmayı net şekilde anlamış oldum. Bana sürekli soruyorlardı, Kıbrıslılar Türkleri sevmiyormuş doğru mu diye ve ben de her seferinde; ortada bir sorun varsa, iki tarafta da vardır diyordum ve gerek KKTC halkının gerek Anadolu Türklerinin hatalarını anlatıyordum.

Çalışanı sanıyorum iki elin parmaklarını geçmeyen bu Afrika gazetesinin hadsizliği 80 milyonluk Türkiye’de tepki oluşturacak ve onların söyleyeceği kırıcı sözler değil Afrika gazetesini ve KKTC solunu, onları geçip 200 binlik KKTC halkını ve dünyadaki 1 milyonu aşkın Kıbrıs Türklerini hedef alarak; ardaki bağı zayıflatcaktır.

Fransız ve İngilizlerin oyunu bellidir. Azınlıkları birbirine düşürmek. Bu tarz bir oyunun oynandığı gün gibi ortadadır ve bu oyuna Erdoğan bilerek veya bilmeyerek ki eğer bilmeyerekse durum daha vahim; ne olduğundan haberi yoktur ama Erdoğan bir şekilde katılmış ve oyunu oynatanların ekmeğine yağ sürmüştür.

Yunanistan’a giden Erdoğan KKTC’yi gözden çıkarttı mı? 2002 seçimlerindeki parti programında öngördüğü şekilde Belçika modeliyle Kıbrıs’ta gerekeni yaparak Avrupa’ya yakınlaşma peşinde mi? Ya da başka hesaplar mı var bilemiyorum. Zaman gösterecek.

Fakat bildiğim bir şey var; işte bu, sevgililerin artık yapamayacağını anladığı ama ayrı da olamadığı bir süreç var ya, tam olarak o sürece soktu Türkiye ve KKTC’yi. Anadolu ve Kıbrıs Türkleri arasında bir ayrık oluşmuştu ve o iş gittikçe büyüyor. İki tarafta sorumludur.

Türkiye düşerse KKTC düşer diyen Kıbrıs Türklerine bu şoku yaşatmanızın nedeni nedir Erdoğan bey? Hangi sözler aldınız, hangi sözler verdiniz? Yoksa tamamen aptalca ve düşülmemiş bir hareketin sonucu mu bu? Ne olursa olsun Türklüğe verilen zarar ortadadır.

Böl, parçala, yönet… Bir süredir Youtube yorumlarında Türk ve Azerbaycan Türk’ü gibi davranıp birbirlerine kötü sözler söyleyenler vardı. Sahte hesap olduğu ve birilerince görevlendirildiği belliydi. Ne yazık ki bir benzerini KKTC’de, bizzat yaşayarak şahit oluyorum.

KKTC’nin egemenliği konusunda gerginler. Bu daha iyi günlerimiz diyorlar. Ankara’nın müdahalesinden şikayetçiler ve artarak baskı sağlanacağı görünüyor.

Türklüğü ve Türkleri birbirine düşürenler; içte ve dışta her kim olursa olsun hesabını verecektir!

Şimdi değilse bile 2030’a bizzat hesabını soracağım! Nereye kaçarsanız kaçın, bulup çıkartıp, getireceğim ve hesabını vereceksiniz.

 

 

Kategori: Genel - Hayat - Politika - Tarih