Yazılarımdan ve paylaşımlarından anlayabileceğiniz üzere “milliyetçi” bir insanım. Tabi bir FAKAT bölümü var. Hayatım boyunca Ülkü Ocakları ya da “Türk milletini Araplaştırırcasına” hareket eden bazı sözümona grupların da parçası olmadım. Nedeni ise bu yazıyla bağlantılı.

Çünkü hayatı boyunca mahallesinden, şehrinden dışarıya çıkmamış insanların çeşitli kurumlarda (ki temeli komünizmle savaşmak için Amerikan gerilla eğitim fonuna dayanır) öğretilen tarih, kültür, siyaset ötesi kalıpları alıp; “Turan, Türk Birliği” olarak sokaklarda dolaşması.

Buraya kadar hiçbir sıkıntı yok. Ben de Arap ve Avrupa dünyasındansa, Türki milletlerinin bir araya gelmesi taraftarıyım. Aradaki fark; ben bu ülkelerdeki insanlarla tanıştım, konuştum, ülkenin ve milletin durumunu biliyorum. Yine ülkelerdeki sıkıntıları biliyorum. Bunları anlatacağım.

KKTC seçimleri ve “Kıbrıslılar Türkleri seviyor mu?” mevzusuna da değineceğim. Ama önce; milliyetçilik…

Milliyetçilik

Konu politikaysa ister “siyaset bilimi” akademisyenlerinin arasında, isterseniz halk içinde olun; başınıza gelecek şey sabittir. Tek bir bakış açısına girip, bütün dünyayı oradan yorumlamaya çalışırlar. Sayısal çıkışlı ve calculus, fizik gibi doğal bilimleri görüp sonra bölüm değiştirip uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimine geçen biri olarak en çok zorluk çektiğim konu buydu. Kaldı ki, halk içinde dahi bu durum geçerli…

Komünizm, liberaller, din ve tabi ki milliyetçilik bu kalıpların en başını çekiyor. Birinin trenine bindiklerinde, sonuna kadar gitme; yani neresi en radikal, en koyu seviye ise, taa oraya kadar ulaşma ihtiyacı duyuyorlar.

Civilization, Hearts of Iron gibi oyunlarla “komünizm ya da faşizmi” seçmeyecek kadar nefret eden adamları gördüm ben. Yahu oyun kardeşim bu. Eğer asker gerekiyorsa (man power) faşizme yönel, ekonomi ile ilgili bir durum söz konusuysa komünizm. Neden oyunlarda bile bu kadar kalın kafalı oluyorsunuz?

Akademik kadroda aynı. Feminist, komünist diye kendini nitelendiren insanlara; “oğlan-kız ve erkek-kadın” sözcüklerinin Türkçe’deki anlamlarını anlatmak ya da gelinliğe bağlanan kırmızı kurdelenin taaa Şaman dönemindeki Türk adetlerinden geldiğini anlatmak için dil döktüm (ilgilenenler için: nedeni).

Bu şartlar altında milliyetçiliğin tanımı yapacak adam değilim. Fakat benim aklımdaki ve inandığım milliyetçiliği sizlere en sonda anlatacağım.

Ayrıca milliyetçi olduğunu düşünenler şunu kendine sormalı;

1- Komşumuz denilen Nahçıvan’ın Azerbaycan’ın parçası olduğunu biliyor muydun?
2- Azerbaycan tarihi, kültürü ve yapısı ile ilgili ne kadar şey biliyorsun? Zira bu adamlar Osmanlı’dan tutun, Cumhuriyet dönemine kadar her şeyi öğreniyorlar.
3- KKTC’nin neden tanınmadığını (Türkleri sevmiyorlar, dış mihraklar, illüminati gibi saçmalıkların dışında) biliyor musun?
4- Türkmenistan gibi eski Türk/SSCB ülkelerindeki durumdan ne kadar haberin var?

Bunların bazılarını bilmek gerekiyor, milliyetçiyim ve Türk Birliği istiyorum diyorsan. Yok bilmiyorsan, sanırım sorunun kaynağına yavaş yavaş değinmeye başladık. Sorun değil, bilemeyebilirsin; değişimin ilk adımı farkındalıktır.

KKTC Seçimleri – Kıbrıslılar Türkleri Seviyor Mu?

KKTC’nin durumunu bizim bakkal Mehmet abinin dahi anlatacağı şekilde yazayım. 2 ana grup var; federasyoncular ve bağımsız olmak isteyenler. BİTTİ. Sözümona “barış yanlıları” diye kendilerini ortaya sunup, Türk askerine tecavüzcü diyebilecek kadar aşağılık bir hale gelebilecek çeşitli insanlar var; öte yanda bağımsız KKTC fikrinden çok, Türkiye’ye sırtını yaslamaya çalışan ve oradan gelen parayla, idare etmenin peşinde koşanlar var. Hepsi için söylemiyorum tabi ki, aralarında grup grup irili ufaklı böyle insanlar mevcuttur.

Temel olarak Ulusal Birlik Partisi denilen ve Denktaş’ın kurduğu ve Tüzük’ünde de yazdığı üzere [1],

1) Halkımızın, kendi kaderini tayin etme hak ve yetkisini kullanarak kurmuş olduğu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varlığını; ulusal ve toplumsal birlik ve beraberliğini ve ülke bütünlüğünü sağlamak;

Yani bağımsız KKTC’yi amaçlayan ve adada uzun yıllar iktidar olmuş ve bu yüzden bütün yolsuzlukların, sorunların kaynağı olarak (sol tarafından) görülen parti var. %36 aldı ki herkes bıktık falan diyordu, şimdi oyları daha garantilendi.

Diğer yanda Cumhuriyetçi Türk Partisi denilen partiyi ise “Ankara’ya kafa tutan adam” diye bahsedilen Ahmet Mithat Berberoğlu tarafından kuruluyor ki Ekşi ya da başka yerlerde bu adamla ilgili bilgi olmaması bile konunun devamındaki bazı şeylere(!) delildir. Fakat bilgi isterseniz buradaki yazıyı okuyabilirsiniz. Tüzükte şunu diyor [2]:

CTP, Kıbrıs Türk Toplumu’nun varlığını ve kimliğini korumayı, refahını geliştirip sosyal adaleti sağlamayı, kişi hak ve özgürlüklerini çağdaş seviyeye yükseltip, hukukun üstünlüğü ve demokrasiyi egemen kılmayı amaç edinirken; toplumun kendi iradesine dayalı kendi kendini yönetme hakkını elde edilip korunması için mücadele etmeyi öngörür. Parti tüm bunlara sosyalist ilkelere ve değerlere bağlı dönüşüm ve gelişmeyi sağlamak ve başarmak için siyasal mücadele yapar. CTP, Kıbrıs Türk Toplumu’nun sürdürülebilir barış ve sürdürülebilir ekonomik kalkınma içinde yaşayabilmesi için haklarının korunup güvence altına alınacağı iki toplumlu, iki bölgeli, toplumların siyasal eşitliğine dayalı bağımsız bir toprağı bütün, AB üye ülkesi olarak militarizmin etkisinden ve üslerinden arınmış, sosyal Avrupa değerlerinin geçerli olduğu Federal Kıbrıs cumhuriyeti’nin kurulması ve yaşaması yönünde uğraş verir.

Siyaset ile uğraşırsanız, koyulaştırdığım yerlerdeki gibi bir takım söylemlere dikkat edersiniz. Başlangıçta Kıbrıs Türk toplumu diyerek zaten bakış açıları belirtiyorlar. CTP’nin aksine UBP ne diyor? Halkımız ve KKTC (Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti) sözcükleri var. CTP’de ise müzakerelerin temelini oluşturan iki “Üst Düzey Anlaşma” göndermesi var, ne onlar? İki toplumlu, iki bölgeli federasyon. Türk üslerinin gitmesi gerektiğini düşünüyorlar tabi ki. Fakat Kıbrıs üslerine karşı bakış açılarını merak ediyorum (:

Federal Kıbrıs Cumhuriyeti diyerek, yine KKTC’nin yerine iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyon yeğlediklerini bahsetmişler.

CTP ise %20,9 oy aldı.

Mecliste 3. çoğunluğu elde eden parti ise bölüm hocamın kurduğu; temelinde adadaki yolsuzluklara karşı direnecek olan Halkın Partisi vardı. Uluslararası Hukuk Profesörü, ve yıllarca KKTC vatandaşlarının temsilciliğini uluslararası alanda yapmış birisidir, kısa bilgi; Mülkiye mezunudur, İlber hocanın (Ortaylı) öğrencisidir. Halkın Partisi ise şunları söylüyordu [3]:

Partinin AmaçlarıPartinin amacı, yeni bir siyaset anlayışıyla insan hakları, demokrasi, laiklik, sosyal adalet, şeffaflık, hesap verebilirlik, liyakat ve hukukun üstünlüğü temelinde halk iradesini esas alan iyi yönetim ilkesine dayalı bir sistem kurmak ve halkın hayat kalitesini arttırmaktır. Böylece bu parti halkın bağımlılığını azaltacak, öz güvenini yeniden tesis edecek ve gerek diğer devletler, gerekse diğer toplumlar nezdinde Kıbrıs Türk halkına saygınlık kazandıracaktır. Bu amaçları hayata geçirebilmek için her hâl ve şartta partizanlığa, yolsuzluğa, usulsüzlüğe, hukuksuzluğa, adaletsizliğe, eşitsizliğe, ayrımcılığa, ötekileştirmeye, israfa, keyfiliğe ve kötü yönetime neden olabilecek her türlü tutum ve davranışa karşı etkili bir mücadele verecektir.

Yukarıda da bahsettiğim üzere, “yeni bir anlayıştan” bahsediliyor. Özellikle yapılan yolsuzluk ve partizanlığa karşı çıkış var. Ki yaklaşık 300 bin kişilik bir ülkedeki sorunları anlayabilirsiniz. Herkes birbirini tanıyor ve herkes eş/dost bağlantısı ile yürüyor. Türkiye’den bile beter durumda buradaki durum. Buna karşı bir direnme var.

Tabi ilginç bölüm şurada (koyu yerler); bağımlılığı azaltmak. Diyor ki Halkın Partisi; biz ne Türkiye’den aldığımız paraların karşılığında Türkiye’nin her dediğin yapalım, ne de federasyon ve AB hayali altında Türkiye’yi reddedip, Rumlara bağ eğelim.

Bunu yapabilmek için bir nevi Tayvan modeli sunmak gerekiyor. 16 tanesi işleyen üniversite ve üniversite kampüsü var ve 8 tanesi kuruluyor fakat henüz aktif değil. Bu kadar üniversitenin olduğu bir ortamda bilim ve teknoloji alanında yapılanlara bakıyorsun… Hikaye. Bunu çözebilmek gerek. Sınıfıma giriyorum 40 öğrenciden 35’i yabancı. Afrika, Orta Doğu, Orta Asya, Kafkaslar, Türkiye ve Pakistan, İtalya gibi ülkelerden dahi öğrenciler var. 3. bölümde anlatacağım eski Türk/SSCB ülkelerinden insanları da burada tanıma fırsatı buldum.

TDP, YDP ve DP var barajı biraz aşan partiler. Üzerinde durmuyorum.

Seçimlerin Sonucu

4 yıl boyunca hiçbir şekilde insanlara demokrasiyi, laikliği, cumhuriyeti, Atatürk’ü falan anlatmayan adamlar; seçimlere 1-2 ay kala gaza gelip, “haahhh bu sefer AKP gidecek” diyordu. Bakıyorsun AKP’ye, solcularda olmayan bir kadın kolları örgütü var ki, takdire değer örgütlenmesi bakımından. Bakıyorsun sola, Atatürkçülere, milliyetçilerE; hikaye. Seçime büyük bir gazla gidip, “hah bu sefer oldu, olacak” deyip; 4 yıl çalışmamalarının cezasını sandık sonuçlarında alıp oturuyorlardı.

Aynı şekilde birileri tarafından kasıtlı yayıldığını düşündüğüm “hile var”, “şu var bu var” gibi çeşitli şeyler var. Güvenmediler bu sisteme ve STK kurup baktılar. Ne oldu? binde 2 sapma var ki seçimleri etkilemez bile. Fakat milletin gerçeğini kabul etmek ve milleti değiştirmek için onlara ulaşmaya çabalamaktan acizler.

**

Dönelim KKTC’ye… Tam olarak aynı durum mevcut. 21. yüzyıl aydınlarının bir sorunu mu yoksa Türk kültürünün bir özelliği mi bilemiyorum fakat sürekli bir şeylerden şikayet ederken; millete ulaşıp, laf anlatmak, bir şeyler öğretmek için çabalamıyor ve sonrasında ortaya çıkan durumu başka türlü gidermeye çalışıyor. Neymiş?

Bilmem kaç bin Pakistanlı gelmiş, “oy” diyormuş sadece, bir şey sorulduklarında “UBP” diyorlarmış. Sadece oy ve UBP biliyorlarmış ve KKTC vatandaşlıkları varmış.  Neymiş? Bilmem kaç bin oy bilmem ne olmuş…

Beceriksizliğinizin, özellikle sol olarak yaptığınız yanlışların faturasını başka şekilde kesmeye çalışmayın. Şu an videoyu bulamadım; soruyorlar KKTC’de oy verecek misiniz diye ve millet “bir şeyin değişeceğini düşünmüyorum, oy vermem” diyor. Bilmem anlatabildim mi?

Bilmem Kudret Hoca ya da partililer okur mu fakat; Halkın Partisinde sorun şu oldu, 300 bin kişilik adada herkes birbirini tanıyor ve Türk kültüründen gelme ahbaplık ile işleri halletme burada da var. Bunun üzerine çok gidilirse, tabi ki bu yapıyı benimsemiş seçmenden oy alınamayacak. Değişime, ilerlemeye ve akademik projelere; güneş panelleri, tekno parklar, yüksek teknoloji vs olabilirdi; bunlara önem verilip, projelendirilip anlatılmalıydı. Ben en azından bunu düşünüyorum.

Yine de Halkın Partisinin aldığı %17, iyi bir oydur. Mecliste kilit pozisyona geldi.

KKTC’de Ne Olacak?

KKTC’den önce açık oy pusulasını desteklerdim. Görünce vazgeçtim. KKTC’de sistem nedir? 3 şekilde oy verebilirsiniz:

1- Partiye mühür basarsın.

2- Partiye mühür basıp, milletvekillerini seçersin

3- Partiye mühür basmaz, parti ve partilerden milletvekillerini seçersin (karma oy).

Örneğin Eskişehir 6 milletvekili gönderiyor ise; AKP’den çalışacağını düşündüğün 2, MHP’den 1, CHP’den 2, HDP’den (var mıydı hatırlamıyorum) 1 milletvekili seçebilirsin.

Ya da X partisine mühür basıp, listeden milletvekili seçersin. Çünkü bizim sistemde liste sırası genel merkez tarafından belirlenir ve sen “temsilcini” değil, partiyi seçersin. Ne kadar oy, o kadar fazla temsilcinin meclise girmesi demek.

**

Partiler belli oldu fakat, milletvekili seçiliyor şimdi. Karma oy, bazı oranları değiştirebilir. 2 gün boyunca sayacak görevliler. Uykusuzlar, perişan durumdalar. Bunlara bakınca; cidden karma oy fikrinden uzaklaştım.

Peki ne olacak?

UBP kendi başına iktidar kuramaz. CTP’de ve diğerleri de. HP (Halkın Partisi) kilit bir pozisyona geldi. Aslında UBP ve Rauf Denktaş’ın oğlunun kurduğu Demokrat Parti (DP) aynı çizgide gibi görünüyor ama yine yetmiyor. Halkın Partisi ise yolsuzluklarla (ki genelinde bu iki parti hedefe oturmuş durumda) mücadele etmek istediğini ve bu yüzden kendileri kısıtlanacaksa böyle bir koalisyona girmeyeceğini söyledi.

Öte yandan CTP-HP-TDP (Toplumcu Demokrasi Partisi) olabilir. Hatta bu daha muhtemel görünüyor. Fakat ortada bir sorun var. HP’nin Tüzük’üne “bilerek” bazı şeyleri eklememiş olduğunu düşünüyorum. Fakat Halkın Partisi kadrolarına baktığımızda öncelikle arınma, ardından kalkınma istediklerini biliyorum. Fakat yıllardır Türk toplumunun temsilcisi olarak görev yapmış ve uluslararası hukuk alanında profesörlüğünü almış Kudret hocanın; Türkiye ve KKTC halkına karşı yapılanları da görmezden gelmeyeceğini biliyorum.

Ne demek bu? Bakkal Mehmet abinin anlayacağı şekilde; Türkiye Cumhuriyetine, Türk askerine ve Türk milletine karşı bu kadar sert ve keskin tutumlarda olan CTP ve bilhassa TDP ile koalisyon kuracak mı? HP içinde KKTC fikrinin yattığını düşünüyor, en azından inanmak istiyorum. Kudret hocanın geçmişine ve devlette çalıştığı döneme de bakarsak.

Peki nasıl olacak o iş? Türk askerine tecavüzcü diyebilecek kadar tarihi gerçekleri ve değer yargılarını unutmuş, politikanın ve diplomasinin baş harflerinden bile anlamayan bu zihniyetle nasıl çalışabilecek? Çalışabilecek mi?

Göreceğiz. Bir diğer seçenek (ben olsam bu şekilde yapardım); KKTC erken seçime, aynı düşüncelerden partiler yönetiyorken gitti. Zaten sol ve sağ koalisyonunun çalışmadığına da defalarca tanıklık ettik. Haliyle Halkın Partisi’nin koalisyonu reddetmesi durumunda yeni bir seçime şimdi değilse bile bir kaç yıl içinde gidilebilir. Halkın Patisi ilk girdiği seçimlerden %17 aldı ki çoğu insanın beklediği ve umduğunun üzerindedir. BELKİ (ve HP olarak bu insanlara yönelirlerse); kararsız ve sandık başına gitmeyen seçmenler diğer seçimde Halkın Partisine yönelebilir ve bazı şeyler değişebilir.

**

Son fikrim şudur ki; karma sistem olduğu sürece koalisyonlar sürer ve koalisyonlar sürdüğü sürece de bu sıkıntılar devam eder. Parlamenter meclis ve “koalisyonun medeniyet” olduğunu düşünen biri olarak bunu söylediğime inanmak güç; çünkü AKP’ye karşı çıkmıştım. Fakat parlamenter meclislerde partizanlık güçlüdür. Senin verdiğin oy, partili birine gidecek ve partisinden farklı karar veremez. Haliyle karma yerine direkt partiye basmak (Anadolu Türkçesiyle (: Kıbrıs ağzında farklıdır) mantıklıdır.

Kıbrıslılar Türkleri Seviyor Mu?

Aslında bunun cevabını daha önce yazdığım yazıda ve yukarıda verdiğimi düşünüyorum. Önceki yazım burada. Kısaca toplayayım;

Konu ne olursa olsun, bir toplumunun bir şeyi sevme ihtimali en fazla %75 imiş. Ürün, politika, insan vs… Ne kadar iyi olursa olsun. Haliyle araştırmalara bakarsak bile, cevabını alıyoruz.

Kıbrıs Türkleri, Türkiye’ye minnettar. Özellikle eski topraklar. Türkiye bir kurtarıcıdır. FAKAT… PKK, FETÖ gibi örgütlerin yanı sıra yurt dışı kaynaklı paralarla kurulan ve resmen beyin yıkama faaliyetleri yaptığını gördüğüm bazı grupların oluşumu da burada mevcut. Herhalde bu oluşumların hangi partili ve görüşlü olduğuna vurgu yapmama gerek yok. İşte buralarda işler karışıyor.

Ufak bir grubun yaptığı her şey tüm Kıbrıs’a mâl ediliyor. Ufak ufak, meclise giremeyen Türk karşıtı çirkin partiler var. Bunlar tam anlamıyla Rum sevici. Yani Türk kurtaracağına, Rum bizi …. kafasındalar.

Konu uzamasın diye ağzımı açmayacağım, çünkü gerçekten gram aklı olmayan, 176 bin seçmeni olan KKTC’de oyların %5’ini yani 8.800’ünü almayı bırakın, %1’ini alamayacak gruplar bunlar. Peki niye anlattım?

İşte bunları, toplanmalarını görüyorsunuz, televizyon kanalları ve haber kanalları; bilhassa yukarıda yazdığım kendini, milliyetçiliği ve Kıbrıs koşullarını bilmeyen sözümona milliyetçilerin de gazlamasıyla toplumda büyüyor. Zannediyorlar ki herkes böyle.

Değil kardeşim değil işte. Al sana UBP, DP, YDP hatta HP… Topla oranları; 35,58+17,08+7,84+7 = 67,5

Bu bir gösterge değildir, fakat bakkal amca için basit hesap yapıyorum… CTP’nin içinden falan da seven vardır, sandığa gitmeyenlerde de iş değişiktir. Ne oldu? KKTC’nin çoğu, Türkiye’yi seviyor. Sevmeyen küçük bir toplumu tümüne vurmayın arkadaş.

Neden sevmiyorlar?

1974 sonrası buraya gelen göçmenler birinci sıradadır sanıyorum. Yavru Vatan diyoruz da, şu göbek kordonunu bir türlü kesemedik, 35 yıl oldu yahu… Haliyle bağımlılık rahatsız edici boyutta. Türkiye para vermiyor, tak her şey bitiyor.

Öte yandan benim de eleştirim; bak Tayvan’a! Birazcık çalışacaksın, yatırım yapacaksın, uğraşacaksın. 365 günün 340 günü güneş alan bir adada, 16 üniversite varken hâlâ güneş paneli projelendirip buradan elektrik üretmiyorsan…  Anlayacağınız bizde dış mihraklar, KKTC’de ise bazıları Türkiye’ye ya da Türkiye’yi sevse bile “ambargo var” nedenleriyle başka ülkelere suç atıyor.

Yani karışık mevzu ki, üçüncü bölümde anlayacaksınız.

Şunu da mutlaka izleyiniz:

 

 

Türk Birliği Hayal Mi?

Etrafımızda gördüğünüz her şey bir zamanlar hayal idi. Şimdinin hayalleri yarının gerçekleri olabilir. Olay şurada; bunları yapmak için ne kadar uğraşıyorsun, ne kadar cesursun, ne kadar hayallerinin peşinde koşuyorsun?

KKTC seçimi oldu örneğin, Twitter’da TT bile olmadı. KKTC’ye, kültürel yapısına, gelişimine, isteklerine karşı Anavatan olarak kendimizi kapattık. Görmezden geliyoruz. Aynı şeyi diğer tüm ülkelere yaptık.

Örneğin Azerbaycan Türkleri… Bir görsel hatırlıyorum, bir Türk Azerbaycan’a gitmiş ve fotoğraf çekmiş “dönüyoruz ama hiç ezan sesi duymadık, bu nasıl Müslümanlık” diye. Altına Azerbaycan Türk’ü yazmış; bizde kadına, çocuğa tecavüz, taciz olmaz. Sizin ki nasıl Müslümanlık? Olay böyle ya da ben böyle hatırlıyorum.

Biz Türkler olarak istiyoruz ki herkes bizim gibi yaşasın, bizim gibi giyinsin, bizim gibi düşünsün, bizim gibi oy versin, bizim gibi inansın. Bırakın KKTC, Azerbaycan, Türkmenistan vs; kendi aramızda bile böyle değil mi? Türbanlılara bakış açısı, mini eteklilere bakış açısı gibi konulardan bir başlar…

Yahu rahat bırakın artık insanları. Diledikleri gibi giyinsinler, diledikleri gibi dolaşsınlar, inansınlar. Yok, olmaz öyle! Herkes birbirine baskı kuruyor, bu da gerilime neden oluyor. Yine aynı şekilde, Türkiye’de mahallesinden çıkmamış, şehrinden başka şehirde 2 aydan fazla yaşamamış insanlar kalkıp Türk birliği, KKTC şöyle, Azerbaycan böyle diye konuşmaya başlıyor.

Tarihini, kültürünü okusa yine içim yanmayacak. Hayatı boyunca 3 köy, 2 kasaba, 2 şehir gören Hasan amcanın köy kahvesinde “İsrayıl acanı, Ameriga oyunu” demesi gibi. Derin devlet, dış mihrak demesi gibi. Siyasette bir bilimdir. Biyoloji, kimya, fizik, matematik, sosyoloji, hukuk vs gibi. Konuşacaksanız, öğrenmek gerek.

Türkiye’ye Karşı Bakış Açısı

Bulgaristan’daki akrabalarımdan tutun, konuştuğum bir çok Kırgızistan, Özbekistan, Tacikistan, Türkmenistan, Azerbaycan, Kıbrıs Türklerine ve hatta Afgan, Tunus, Libya gibi ülkelerde yaşayan çocuklara kadar ben size durumu anlatayım…

Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetin bölgede bir ağırlığı vardır. Bir önderlik ediyordu demokrasi konusunda. Yurtta sulh, cihanda sulh sözleriyle de bir çok bölge ülkesi tarafından örnek alınmıştı. Gel gelelim Atatürkçülüğü, Türkçülüğü yıkmaya çalışmak; “eyyy” diye başlayıp etrafa saldırganca tutumda bulunmak ve bunu yaparken, yani sözlerle bir şey derken adımlarla hiçbir şey denemesi çok şey kaybettirdi Türkiye’ye. Nasıl ki Erdoğan bugün dediğinin tam tersini yarın söyleyebiliyor; işte bölge politikası bunlardan etkileniyor ancak uluslararası politika, iç politikadan daha ciddi bir alandır ve en ufak hatayı affetmez. Biz hatalar üzerine hatalar yaptık.

Türkiye’de artan suç; özellikle kadınlara, çocuklara, hayvanlara karşı yapılan taciz ve tecavüzler, Türkiye’nin siyasi İslam çizgisine kayması; diplomasi ve politika bilmez şekilde bölgeye müdahale edilmesi, Erdoğan’ın tarih ve politika bilmediğini gösterircesine söylediği sözler…

Hepsi ülkeyi zor bir duruma soktu. Eski Türk/SSCB devletlerinden öğrencilerle konuşurken; Stalin size soykırım yaptı diyorum, çünkü gerek dünya politikasını ve gelişmelerini yanlış biliyor ama daha önemlisi gerek kendi tarih ve dil bilgisi konusunda çok eksikler. Göktürkleri bilmiyorlar, evde aileleriyle Rusça konuşuyorlar (yahu kendi dilin var). En basitinden Azerbaycan mesela… İngilizce ve Rusça bilirsen daha üst tabakadan görülüyorsun. Bilmezsen daha cahil görüyorlar seni. Aynı özentilik bizde de yok mu? Üstlik bize Stalin gelmedi bile!

Buna karşılık cevapları şöyle oluyor; eğer Sovyetler Birliğine girmeseydin, Afganistan gibi olurduk…. Bu bir çok şeyi açıklıyor ancak özellikle Müslüman olan halkın siyasi İslam’a karşı bakış açısını açıklıyor. Türk kültürünü bizden daha iyi koruyor bu insanlar. İslam adı altında Araplaşmadıkları için, Türk kültürü ve kimlikleri bizden daha iyi konumda ve buna bağlı olarak Nursultan Nazarbayev şöyle diyor:

İslâm’ı resmi din olarak kabul ediyor ve bundan gurur duyuyoruz fakat Müslümanlığımızı konu ederek bir yerlere gelemeyiz. Diğer Müslüman devletlere ve İslamı yaşama biçimlerine saygımız sonsuz fakat biz Arap değiliz. Biz göçebe ve Türkî bir halkız. Araplar gibi kızlarımızı dini, kültürel veya toplumsal baskılarla kapatıp bunu Müslüman devlet imajı olarak kullanamayız. Onları çarşaflara bürüyerek eve hapsetmek bizim yolumuz değil. Tekrarlıyorum! Herkese saygımız sonsuz fakat giyim kuşam insanların kendi özelindedir. Biz Kazak’ız, halkımız göçebe hayatı süresince at üzerinde bugünlere kadar kadın erkek ayrımı yapmadan geldi. Kadınlarımız, erlerinin yanında veya ardında değil aksine önünde yürürdü. İslam öncesi dönemlerde kadınlarımız nasıl isterse öyle giyinirlerlerdi ve toplumu rahatsız etmek gibi bir amaçları hiç olmadı. O nedenle bu konu özelinde tarih boyunca hiçbir sorun yaşamadık. Bugün ise bir sorun olması bizim halkımız için mümkün değil. Müslüman ve Sünni bir halk olmamız insanların hayatlarına karışmamız için sebep değildir.

**

Türkiye’de milliyetçilik sadece kağıt üzerinde, Araplaşmış bir Türklüğü savunan gruplar ya da milliyetçiliği tam anlamıyla ırkçılık çizgisine sokanlar tarafından yürütülüyor. Fransızların yaptığı gibi bir bilinçli milliyetçilik falan yok.

Bombalamaları, FETÖ olayıdır, kandırıldık mevzuları, suç suç suç, Türk kültürüne uymayacak şekilde kadına ve çocuğa karşı suçlar vs tabi ki bakış açılarını değiştiriyor haklı olarak. Şöyle bir kaç şehirde turlarsanız, Türk kültüründen ne kadar koptuğumuzu görebilirsiniz zaten.

O halde konuda gelmişken, milliyetçilik mevzusuna el atalım.

Atatürk Milliyetçiliği

Atatürk, artık bir insandan fazlası Türk milleti ve MENA tabir edilen Orta Doğu ve Kuzey Afrika ve hatta Kafkaslar, Orta Asya bölgesi için. Müslüman bir halkın gözündeki demokrasi, laiklik gibi kavramlardan tutun Türk Devriminin Tunus gibi bazı ülkeler tarafından örnek alınmasına kadar gider ki bu Arap Baharı ile fazlasıyla bozuldu.

Atatürk ilkelerinde ve hatta neo-Atatürkçülük diyebileceğim; üzerine konulmuş, geliştirilmiş ve günümüze uyarlanmış milliyetçilik kavramı özel ve özgündür.

Bu milliyetçilik anlayışı, “üstün ırk” gibi çeşitli keskin bir anlamda değil; “Türk Milleti, Türk malı alın, Türk parası Türk ülkesinde kalsın” şeklindeki bir kavramdır. Vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır anlayışıdır.

Tabi buradaki “Türk” sözcüğü konusunda çeşitli bölümlere çekmek isteyenler olacaktır. Fakat anayasamızın 66. maddesinde yazdığı gibi; Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile vatandaşlık bağı olan herkese Türk denir düşüncesini benimsiyorum. Bu; dil, din, köken, politik görüş ayırt etmeksizin, Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığına verilen isimdir.

Kürt kökenli vatandaşımızın Türk’üm demesi bu nedenle olağandır fakat BAZI milliyetçi geçinen tarafların “Diyarbakır’da doğdum” sözü üzerine defalarca tüylerinin diken diken olduğuna bizzat şahit oldum. Bu tipteki bir sözümona milliyetçilik bizi ilerletemeyeceği gibi; Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlı, Türk Bayrağını benimsemiş ve bu vatanın bir parçası olmak isteyen herkesi uzaklaştıracaktır. Yıllarca Atatürkçülerin ve aydınların, halka cumhuriyeti, Atatürk’ü anlatmaması ve boş bırakılan ve hatta “küçümsenen” bu halka cemaatin kucak açması ve sonucunda başımıza neler geldiğini gördük. Bu nedenle, milliyetçilik kavramını kapsayıcı hale getirmeniz ve ırkçılıktan şiddetle kurtulmanızı öneririm.

Bulunduğunuz ilin mallarını alın, yoksa komşu ilin, yoksa ülkedeki herhangi bir yerin. Yine yoksa, çevre ülkelerdeki malları alınız. Bu, başlı başına bir milliyetçiliktir. Milliyetçilik yani millet severlik kavramı; kendi milletine destek olma, yardım etme ve birlikte gelişme düşüncelerini merkeze almalıdır. Aksi takdirde ırkçılığa ve Nazivari bir biçime kayan milliyetçilik birleştirici değil, tam tersine bölücü olacaktır.

 

Sonuç Olarak

Türk Birliği bir hayaldir fakat gerçekleşebilecek bir hayaldir. Bunu için bir kurultay gerek, grup çalışmaları, devlet politikaları gerekir. Bakınız Macarlara, adamlar Türk kültürüne bizden daha fazla sahip çıkıyor, Turan fikrini bizden daha çok destekliyor. Nasıl yapıyor diyeceksin, şöyle; siz milliyetçiliği saçma yerlere çekerken, Turan fikrinin ateşli savunucusuyken bile doğru düzgün hiçbir adım atmazken adamlar dünyanın her tarafından gelen Türklere kapı açıp, kurultay yapıyor her yıl.

Ya da Türkmenistan’da şeker kıtlığı olduğunu biliyor musunuz?
Azerbaycan için “tek millet iki devlet” diyoruz fakat Azerbaycan-Türkiye ortaklığında hangi projeleri geliştirdik?

Bizde doktorlar iyi, orada rezalet. Fakat Azerbaycan Türklerinin de sanatsal anlamda bizden kat kat iyi olduğu ortadadır. Üniversitelerden sanayi alanlarına kadar bir çok konuda ortaklaşa işler yapılabilir ve iki ülkenin eksiklikleri tamamlanabilir. Devamında üretim projeleri çıkartılabilir.

Aynı şekilde bu, tüm Türk devletleriyle başlatılarak proje haline getirilebilir. Ardından bizi seven Afganistan, Arnavutluk başta olmak üzere bir çok “bağımız olan” ülkeyle uygulanabilir. Bunlar hep plan, proje, program.

Fakat öyle kuru kuru milliyetçilik söylemleri olmaz kardeşim. Bu herkese zarar veriyor. Hele hele Kıbrıs, Azerbaycan, Orta Asya tarihi ve kültürü hakkında bilginiz yokken; lisede duyduğunuz ya da ocaklarda öğrendiğiniz kuru milliyetçilik katkı sağlamadığı gibi gerçek bir Türk birliğine en fazla zararı verecektir. Kıbrıs Türklerine karşı tutumlarınız bunda başı çekiyor…

Size tavsiyem,  15 Kasım Cumhuriyet bayramında Girne’ye gelin. Fener Alayını izleyin, Solo Türk’e ve Türklere olan sevgi ve saygıyı görün. Umarım önemsenmeyecek azınlık nedeniyle Kıbrıs Türklerine dediğiniz besleme sözcüğünden utanırsınız. Zira bu, “milliyetçiliği ayaklar altına alan”, “ne mutlu Türk’üm” sözcüğünden rahatsız olan iktidarın döneminde tarihe kazınmış bir başka kara lekedir.

Şimdi Türkleri Araplaştırmaya çalışan MHP ile sözümona “yerli ve milli ortaklık” projesi yapacaklarmış…

Bu ortaklık kayığına binenler kendini ya Arap yarımadası karmaşıklığında, ya da Orta Doğu bataklığında bulur.

 

Kaynakça

 [1] UBP. Parti Tüzüğü. Birinci Kısım Genel İlkeler Madde 1. http://ubpkuzeykibris.com/haber_detay.asp?haberID=345#Tuzuk

[2] CTP. Parti Tüzüğü. Birinci Bölüm Madde 2(a) https://www.cumhuriyetciturkpartisi.org/tuzuk.html#/3/zoomed

[3] HP. Tüzük. Genel Hükümler Madde 2 https://www.halkinpartisi.biz/tuzuk/