Toplum olarak tüketici bir toplum olduk. Her toplum tüketir, üstelik her toplum (ya da ulus devlet) dışalım (ithalat) yapar. 20. yüzyılda değiliz, özellikle 2. Dünya Savaşı sonrasında atılan adımlar ve 1970-1980’lerde gelen neo-liberal politikalarla başka bir dünya başladı bunu kabullenmeliyiz. DÜNYA KÜÇÜLÜYOR, sınırlar kalkıyor, artık başka ülkelerle alışveriş mevcut.

ANCAK;
Sorun şu; ürettiğinden daha fazlasını mı tüketiyorsun? Ya da dışalım yaptığın şeyler meyve,sebze,ayakkabı boyası, çekyat mı yoksa iPhone, Mercedes, Levis vs mi? Önemli nokta buraları.

Katma değer katma değer diyoruz ya; hah işte, Bor madenini (ki 2023’çülere selam olsun) çıkartıp çok ucuz şekilde ham haliyle satıyoruz. Adamlar alıyor bunu, bir güzel işliyor. Nerelerde kullanıyorlar? Boren ve Etibor sitelerindeki “kullanım alanları” bölümlerine görebileceğiniz üzere; nükleer tesislerden diş macununa, temizlik maddelerinden enerjiye, yalıtıma, seramiğe aklınıza gelecek tonla yerde kullanıp bize İŞLENMİŞ ÜRÜNLERİ kat kat pahalı şekilde satıyorlar.

Şimdi Bor deterjan çıktı. Türk milleti sahip çıktı, şimdi geliştirilmiş hali gelecek yakında (özellikle çok tozatıyor diyenlere süpriz olsun).  Ancak çok başlangıcında. Neyse konuyu bölmeyelim.

Katma Değer

İşte katma değer dediğimiz şey; bu aradaki teknolojik gelişim, işleme falan filan.

Yani “şu kadar milyar dolar ihracat yaptık” diye satılan ürünlerle övünüyoruz da; bir iPhone’u karşılamak için bir sürü domates, çekyat falan satıyoruz. Apple’ı düşünün.

Bir iPhone’dan çok büyük kâr elde ediliyor. Donanım olarak bakarsanız, o fiyata çok çok daha iyisi üretilebilir. Hatta yarısına bile çok daha iyisi üretilebilir, hatta ve hatta 3’te 1 fiyatına daha iyisi üretilir (rakamı kesinleştiremediğim için tek iPhone üzerinden elde ettiği kârı yazmıyorum ama çok yüksek). Fakat ticareti bilmeyen insanlar; kârın arge yatırımını da kapsadığının farkında değiller. ARGE’ye yatırım yapan kazanır. Hem de çok iyi kazanır.

Fakat iPhone’un diğer telefonlardan farkı nedir? Zaten donanımı değil. Kimse donanımı için almıyor. Olay yazılımda.

Yani istediğiniz kadar Çin’de üretin donanımı, fakat yazılım işi bitiriyor. iOs, Apple Store, iTunes işi götüren yerler. Haliyle, Çin donanım sattığı için kendiyle gurur duyabilir (gelinim sen anla); ancak olay katma değeri yüksek ürünleri üretmek yani yazılım bölümünü üretebilmek, Apple Store gibi kârlı bir yazılım ekosistemi oluşturmak, iTunes gibi yaparak bir sektörü değiştirmek önemli olan budur.

Katma değer dediğimiz şey, telefonun donanımı değil yani. Yazılımı. İçindeki ar-ge (araştırma geliştirme) ve App Store ve iTunes gibi yeni sektör yaratmak ya da sektörü değiştirmektir.

**

İlaç firmalarından basit bir örnek vereceğim. Bugün öğrendim. Diyelim ki Türk ilaç sektörü 10 milyar dolar; Türk ilaç firmaları bunun 2 milyar doları için birbiriyle kapışıyor. Hepsi ağrı kesici vs gibi basit şeylerle uğraşıyor. Öte yandan yabancılar buraya gelip kemoterapi vs gibi bizimkilerin girmediği alanları tamamlıyor ve çok az ürün ve çok az şirket, pastanın büyük payını alıyor.

İşte eğitime, teknolojiye yatırım yapmazsan; yapan adamlar gelir, böyle piyasanı ele geçirir. İlaç gibi alanda dışa bağımlı yaşarsın.

Katma Değeri Yüksek Ürünler Üretirsek Ne Olur

Geçen Mercedes AMG GTS modelinin incelemesini (burada) bayıla bayıla izledim. Bizim Türkler yapmış. Dedim ki ne kadarmış bunun fiyatı yahu? Ne kadar biliyor musunuz?

1.224.000 TL

 

 

Araba güzel. Zaten incelemede abimiz 220 ile viraj dönüyor. Kendisi zaten yarış pilotu. Diyor ki bu araç yarış arabası, sadece herkesin kullanabileceği şekilde süslenmiş. Buraya kadar sıkıntı yok.

Maalesef Türkiye’de “ye kürküm ye” fazlasıyla var ve özellikle araçta bu ortaya çıkıyor. Arabanızın markası burada insanların bakış açısını değiştiriyor. Neden? Çünkü vergiler yüzünden.

Ardından vergisine baktım. Nedir ne değildir, ne oluyor diye. Bakmak isteyen için Mercedes fiyat listesi. Durum şöyle:

 

**

Yanlış okumadınız.

Türkiye’ye “ÜÇ YÜZ DOKSAN ALTI BİN TÜRK LİRASI” (396.000 tl) giriş yapan bir aracı biz “BİR MİLYON İKİ YÜZ YİRMİ DÖRT BİN TÜRK LİRASI” (1.224.000 tl) fiyattan alıyoruz.

1.224.000/396.000=3.09

Yani araç, giriş fiyatının 3.09 katına satılıyor. YANİİ??? Devlet, üretici olan Mercedes’ten daha fazla kazanıyor. Hem de üretmeden. Üstelik benzini de düşünürseniz; benzin şirketlerinden (bayilerden, belki şirketin kendisinden hatta bilemiyorum) daha fazla kazanıyor.

Yahu bu nasıl iş dedim araştırmaya başladım.

 

Almanya Fiyatı

Aracın Almanya fiyatına baktım (mercedes-benz.de);

 

 

 

Ne diyor abicim burada? “YÜZ YİRMİ DOKUZ BİN YÜZ SEKSEN EURO” (129.180 Euro) ha 45 sent var o da benden olsun…

Alım gücüne bakmak gerek. Şimdi bakalım, tabi ben burada Almanya’yı falan bilmem o yüzden Google’ın yalancısıyım. Daha az, fazla olabilir.

 

 

Ne kadar mış asgari ücret??? 1.473 Euro!!!

Almanya’da:
Asgari ücret: 1.473 Euro
Asgari ücretin 100 katı: 147.300 Euro
Aşırı lüks Mercedes AMG GT : 129.180 Euro
Araç, asgari ücretin kaç katı: 87,66 katı! (yüz bile değil)

Türkiye’de:
Asgari ücret: 1.300 TL
Asgari ücretin 100 katı: 130.000 TL
Aşırı lüks Mercedes AMG GT :  1.224.000 TL
Araç, asgari ücretin kaç katı: 941,5

 

**

Bin kat yahu neredeyse… Yani asgari ücret 1.300 lira ise, sen bu aracı Türkiye’de 113.958 TL’ye alman gerekirdi. Kaç bin kaç bin??? “YÜZ ON UÇ BİN DOKUZ YÜZ ELLİ SEKİZ TÜRK LİRASI”.

Şimdi sen 113.958 Türk lirasına git, git iki tane Renault Symbol al alabilirsen… Fiyatları [1], 73 binden (2017) başlıyor.

İşin Özü Değerli Kardeşim

Sen geç köprü yapılmasını, tünel yapılmasını; vergi veriyorsun, buna rağmen bunlar yapılıyor ve devlet ödemiyor, yap-işlet-devret modeliyle yapılıyor, buna rağmen para alınıyor, buna rağmen araç sayısı yeterli olmadığından devlet tamamlıyor sözleşmeye göre…

Öte yandan bunca sene neden yapılmadığını da (AKP’den önce), biz zahmet AKP karşıtları açıklasın. Bak adamlar geldi yaptı bir şeyler. En azından bak bunu yaptık diyecekleri şey var…

***

YİNE DE,

Biz yıllardır sizlere üretim yapmamız gerektiğini anlatıyoruz. KENDİ FİRMALARIMIZ OLMALI. Başkalarına yedek parça yapmakla olmaz bu iş. Öyle tünelle, köprüyle, Holanda portakalını sıkıp youtube’a (!) yüklemekle Türkiye kalkınmaz kardeşim. Üreteceksin. Bilim, sanat, teknoloji üreteceksin.Üreten adama destek vereceksin.

TÜBİTAK’tan hocalar geldi bizim şirkete, 1 yıl önceydi. Bir yıl sonra sonuç geldi; üretim yapamaz demişler, proje konusunda bilgisi yok demişler (annemin 24 yıllık tecrübesi var alanda)… Bilmedikleri şey ne mi? 1 yıldır sonuç çıkmadı. O kadar bekleyecek değiliz, başka çareler bulmak zorunda kaldık ve bulduk. Gelen sonuç red olmuş. Hani o sanayiden anlamadığı gibi kendi alanını da anlamayan dangalak TÜBİTAK hocaları var ya (kıskançlarda var), hah işte onları tekrar şirkete bekleriz. Yapamaz dedikleri şeyi bir kaç aydır yapmaya başladık.

İşte böyle olmaz. Eşe dosta, saçma sapan projelere binlerce, milyonlarca lira harcayıp; gerçekten işi yapacak insanlar sırf senden değil, partinden değil diye ya da başka nedenlerle olmaz… Haa zorlamayın, içteki şeyleri de anlatırım. Hocaların kimlere nasıl neler dediklerini, o projelerin incelenmeden nasıl reddedildiklerini… Böyle olmaz işte.

Bilime, sanata, spora, teknolojiye desteğini vereceksin.

Markalaşamıyoruz: Adodis Örneği

Büyük şirketler işi çözdü. Belli yıl gidecek beyaz eşya, bilmem kaç saat yanacak lamba, bilmem kaç yıkamada yıpranacak ürünler geliştiriyorlar.

Adidas’ın, Nike’ın orjinal mağazasından eşortman aldık. Beylikdüzü’nde bir pazar vardı, orada Adidas markası ya da “Adodis” “Nayk” falan satılıyor. Onlardan da kumaşı güzel olanları almıştır üç-beş gün arayla…

Sonuç: orjinaller bir kaç ay sonra sapıtmaya başladı, pazar mallarını yıllarca sıkıntısız giydim. Yani tekstilimiz kaliteli. Sorunumuz nedir? Markalaşamıyoruz. Küçük düşünüyoruz. Büyük firmalar görüyorum, sahiplerini görüyorum; adamların kafası büyüyememiş. Hâlâ küçük esnaf gibi 3’e alalım, 10’a satalım, hiçbir şey üretmeden, üzerine katmadan kârımıza bakalım diyor.

Yahu mağazada 300 küsür liraya sattığınız halıyı, internette 170-180 civarına buluyoruz. Kaç elde size geliyor, kaç kişi üzerinden ASALAK GİBİ geçiniyor? Üretim yok, katma değer yok, katkı yok… Alın teri yok. 3’e al, imkanı varsa 30’a sat. Yoksa 20, yoksa 10 artık neye tuttururlarsa. Alıp eline hesap makinesinde caka cuka bir şeyler yazıp “bak” diye gösteriyor. Ya BSG!

**

İşte böyle küçük düşünen ve bir şey yapmadan çok şey kazanmaya çalışan insan tipi var ülkede. Bu yüzden ELİMİZDE KALİTELİ ÜRÜNLER OLMASINA RAĞMEN markalaşamıyoruz. Dünya markaları yaratamıyoruz.

Oysa Düzce’deki İmteks (yanlış hatırlamıyorsam) neler üretiyor. LCW yaptığı hazır üretimde kaliteyi çok ucuz fiyatlara nasıl üretiyor, büyük firmalar nasıl bu adamlarla anlaşmaya başladı bir bakın. Potansiyelimiz var, ancak büyük düşünemiyoruz.

TÜRK KOMPLEKSİ var bizde. Yapamayız, edemeyiz, olmaz… Yok kardeşim. Öğreneceğiz. İyisini yaparız, ufuğumuzu geliştirelim. Bu blogta bunun için uğraşıyorum, bunu anlatabilmek için. Yoksa Türkleri, iktidarı, muhalefeti, aydınları sürekli eleştirme nedenim onları gömmek değil (çoğunun saçmalıkları midemi bulandırsa da). Daha büyük bir şey anlatmaya çalışıyorum: YAPABİLİRİZ!

Bir şeyimiz eksik değil. Daha doğrusu bir şeyimiz eksik, VİZYON dedikleri; bakış açımız. Daha büyük düşünmemiz gerek, daha farklı düşünmemiz gerek; Apple’ın reklamı gibi: FARKLI DÜŞÜN.

Yapabiliriz.
Yaptığımız an; Mercedes AMG GT-S aracını 114 bin Türk lirasına alabiliriz. Astra vs gibi arabaların ikinci ellerine 4-5 bin liraya binebiliriz. Yerli araçta üretebiliriz.

Yeter ki üretime başlayalım ve devlet artık bu ürünlerde üreticiden fazla kazanmasın. Yeter yani…

Başarabiliriz, yeter ki bunu fark edelim. Çünkü değişimin ilk adımı farkındalıktır.

**

Andıç: bu arada hesabın sadece Mercedes için olduğunu düşünmeyin. iPhone’da aynı durumda, diğer teknolojik ve üst ürünlerde. Üretmemiz gerek. Katma değeri yüksek ürünler, teknolojik ürünler üretmemiz gerek. Pazarı çok olan ancak bilen adam olmadığını için girilmeyen alanlara girmemiz gerek. Gelişmemiz gerek.