Son gönderilerden haber almak için twitter hesabımızı takip edebilirsiniz

Tabi sorsanız kim istemez… Ancak herkes bunu isterken, kimse bunu alamıyorsa bir sorun vardır.

Türkiye farklı bir ülke. Konumu itibarıyla gerek kenar-kuşak, hava/kara/deniz teorileri açısından jeopolitik öneme sahip olsun; gerek Kafkasya, Ortadoğu, Afrika, Avrupa, Uzakdoğu bölgelerini birbirine hava, deniz, kara ile bağlayan bir ülke olsun; gerekse Ortadoğu ülkelerinde şimdi dahi yapılamayan devrimi 1920’de yapmış ve Ortadoğu’nun kaderini etkileyecek etkileyecek 3 ülkeden (Türkiye, İran, İsrail) biri olsun…

Türkiye’nin neresine giderseniz gidin farklı bir kültür vardır. Karadeniz’de, Güney Doğu’da, Ege’de, İç Anadolu, Trakya, Akdeniz ve Doğu Anadolu’da yiyeceğiniz yemekler farklıdır. İnsanlar farklıdır. Ancak birdir aynı zamanda, herhangi bir yerde köye gidip “ben Tanrı misafiriyim” derseniz sizi eve alırlar. En temiz çarşaflardan yatak yaparlar, belki kendilerinin nadiren yediği konserve, reçel vs varsa sofraya koyarlar, banyoyu hazırlarlar ve sizi güzel ağırlarlar.

Tabi şehirleşme hızlı oldu ve buna uyum sağlayamadık. Bu yüzden büyükşehirli olmak bizi bozdu ve toplumdan uzaklaştırdı. Artık kendi hayatlarımız var, dizimizi izleyemeyeceğimiz için misafir kabul etmek istemiyoruz. Özel yaşam artık her yerde ve toplumdan soyutlanıp, başkalarını bir “öcü” gibi hatta artık düşman gibi görmeye başladık.

Köylerde böyle değil. Fakat büyükşehirlerde durum bu olmaya başladı. Köyde insanlar yardım severdir, doğanın parçasıdır; kendi aletlerini (çit, kapı, bina) kendileri yaparlar yani elleri işe yatkındır. Biz ise her gün aynı işi yapıp, sonra eve gelip “hazır aldığımız” ev ve evin içindeki şeyleri kullanıp yorgunluktan çöküyoruz. Doğa yok, güneş yok; yediğimiz meyve ve sebzeler ot gibi. GDO’lu, hibrit ve olgunlaşmadan toplanmış, yolda kızarıyor vs…

 

Oysa Tek İstediğim Bu Güzel Ülkenin ve Halkın Keyfini Çıkartmak

Çok güzel ülkemiz var. Bütün bölgeleri dolaştım ve daha fazla şehir dolaşmak istiyorum ancak şehir değil; kırsal yaşamlar ve ufak şehirlerdeki (kültürün bozulmadığı) o güzel esnaf lokantaları, yöresel şeyleri görmek, tatmak istiyorum…

Huzur istiyorum; farklı insanlarla konuşmak, hayatlarını tanımak, fikirlerini ve tecrübelerini dinlemek istiyorum. Türkiye’nin doğasını keşfetmek, mutlu olmak istiyorum. Huzurlu olmak istiyorum.

Mesela ünlü yerler var… Norveç Flam:

 

Hatta size videosunu göstereyim, çok güzel bir tren hattında:

 

 

**

 

Ya da dağlardan aşağıya kızakla kaymak istiyorum:

 

**

Ya da şu abi gibi (aslında böyle bir isteğim yok ama) farklı içkileri deneyip Youtube’da bir kanal açsam ve içkilerin fiyatlarının %60-80’i vergi olmasa da farklılıkları deneyip anlatsam:

***

Örnekler çoğaltılabilir…

 

Peki Neden Olmuyor?

Bugün Ekşişeyler’de Avrupalı ile Türk çocuğu arasındaki farkları okuyordum [1], ben de dikkat ettim; Türk çocukları ağlıyor, çok fazla ağlıyor. Bir yerde ağlayan, huzurlukluk çıkartan bir çocuk varsa genelde Türk çocuğu oluyor. Neden?

Sırbistan’dan Atatürk Havalimanı’na inmiştim (İstanbul), bir kız çocuğu vardı bavulları beklerken; Rusça konuşuyorlardı. Bana baktı dikkatli ve çocukları sevdiğimden laf attım. Annesi babası yan tarafa oturdu. Kız eğleniyor, koşuyor, oynuyordu. Bir ara kendini yere attı ve sanki yüzüyormuş gibi yaptı kollarını, ters döndü… HAVALİMANINDA! TOZUN İÇİNDE!!

Bir düşünün; kardeşinizi, hala, amca, teyze, dayı vs gibi akrabalarınızın çocuklarını; böyle bir şey yapsaydı eğer hemen tutup yerden kaldırırlar mıydı yoksa bırakırlar mıydı? Hatta bazıları bir tane vurabilirdi!

Sırbistan’da ise uçağa binmeden önce tek başına çocuk ağlıyordu bir yerden, anneme dedim ki Türk bu kesin; pat geldi anası babası, “bak bırakır gideriz seni burada”…. Ya siktir git!

***

Hep korku, tehdit!
Allah baba çarpar,
Seni burada bırakırım,
Polis kızar,
Doktora götürürüm…

Mesela dini de severek öğretmezler. Eğer İslam’da cehennem ve ceza olmasaydı, halkımızın yarısından fazlasının Müslüman olacağını düşünmüyorum (yok yahu diyen arkadaşlar bir daha düşünsün), çünkü hep günah, cehennemde yanarsın vs gibi şeylerle KORKUTULUYOR çocuklar. Oysa Mevlana, Yunus Emre, Taptuk Emre, Hacı Bektaşi Veli gibi değerler var… Bunlar bırak korkutmayı, “ne olursan ol gel” diyen insanlar ki neyse başka konu…

Değerlerimizi Bitiriyoruz

Ülkemizin güzellikleri aslında hayran olunacak cinsten… Yani İsveç, Norveç vs gibi ülkelere bakıp iç çekmeye gerek yok! Kışı da var yazı da, deresi de var denizi de, tarlası da var bağı da… Ne istersen.

Peki buraları koruyup kollamak, buralarda huzur bulmak ve “doğa dostu evler” ile yaylaları, kırsal ve doğa alanları korumak yerine ne yapıyoruz?

 

**

Bina tarlasına iyi bakın! Burası İstanbul!

HES’lere falan gireyim mi daha? Kesilen ve katledilen ağaçlara? Rant uğuruna yiten  ormanlara?

Ya da Bulgaristan sınırındaki köyle, Bulgaristan’daki sınır köyünün arasındaki farklara? Köylerimizde maden, taş ocağı gibi saçmalıklar yüzünden arıcılığın nasıl azaldığına; hayvanların yediği otların üzerinde nasıl tortu olduğuna???

Anlat anlat bitmez!

 

bknz: doğa talanı – gelişim asfalt ve betonla olmaz

**

İstanbul, Ankara, Adana gibi büyükşehirlere bakın; bir de imkanınız olursa Bulgaristan, Sırbistan gibi “bizden düşük” gördüğünüz çeşitli Avrupa ülkelerine (şu insana, doğaya, hayvana değer verilen yerlere) gidip bi yeşilliğe bakın!

**

NEDEN???

Saygımız yok! Bizden olmayana; aynı din, mezhep, siyasi görüşten ve bölgeden olmayana saygımız yok. Hoşlanmıyoruz. Siyasetteki kutuplaştırıcı dil bizi böldü bitirdi ve daha da kötüleştiriyoruz.

Aileler her gün maddi sıkıntı yaşıyor, çocuklara yansıyor. Siktiri boktan bir araba, Türkiye’de değerli oluyor!

Daha önce tüketmeden üretmenin önemini yazdım.

 

Şu araç mesela Türkiye’de 1 milyon 224 bin Türk Lirası.

Sonra gittim Almanya’daki fiyatıyla asgari ücrete baktım. Bu araç, Almanya’da asgari ücretin 87,66 katı iken, Türkiye’de 941,5 katı! Birisi 88 katı, diğeri 942 katı! (Türkiye’deki satış fiyatı ve Türkiye’deki asgari ücretin oranı).

Yani Almanya’daki oranı Türkiye’ye uyarlarsak; bu aracı 113.958 TL’ye aldığını düşün, işte Almanya.

**

Durum böyle olunca, insanlar yoksul olunca; Almanya’da yüzüne bakılmayacak bazı araçlara Türkiye’de binenleri görünce millet selamlamak için yere yatıyor.

İnsanlar yoksuluk çekiyor. Kendileri rahatça yaşayamadığı gibi, çocuklarına da güzel bir hayat sunamıyorlar ve btün bunlar aile içine, çocuklara yansıyor…

Oysa Rahatlık Olsaydı…

Terör olayı olmayan, milli geliri gayet yüksek ve her tarafında üretim olan (ki yazılım, ilaç, teknoloji gibi geleceğe yönelik şeyleri üreten; 1. sanayi devriminden kalma tekstil işi yapmayan) bir ülke olsaydık; insanlar rahat olacaktı, gezecekti, farklı kültürler ve yerler görecek haliyle fikirleri gelişecekti, çocuklarına güzel eğitim sağlayacaklardı, çocuklar üniversiteye gittiğinde sadece diplomaya odaklanmayacak; ülkede gelişen bin bir çeşit eğlenceli şeyleri yapacaktı…

Şimdiki gibi birbirini yemek yerine, farklı insanlarla oturup kalkacak; haftasonu ülkenin farklı bölgelerine gidecek, kampa gidecekti…

İsteyen alkolünü uygun fiyattan içecek, isteyen dünyanın en güzel mimarili ve akustiğine sahip camilerinde namaz kılacaktı ve bu iki insan biraraya gelip; konuşabilecekti….

Biri diğerine vatan haini, şerefsiz; ötekisi ise çomar, koyun, cahil demeyecekti!

**

Aslında çok bir şey istemiyorum; herkes gibi böyle bir ortam istiyorum. Ancak bu güzel ülkeyi ve ülkemin güzel insanlarını bırakıp Avrupa, Amerika, Avusturalya’ya falan “kaçarak” değil; 2030’da bu güzelliği sağlayacak politik sistemi getirmek için yola çıkarıp, kısa sürede bu devrimi gerçekleştirip herkesle birlikte bu ülkenin “keyfini çıkartmak” ve kendi kültürümüzü dünyaya tanıtmak istiyorum.

Lütfen oy verirken, sokakta yürürken ve sizden farklı birisiyle konuşurken bunları düşününüz…

Türkiye’de yaşananlar yeterince canımızı acıttı. Evet veya hayır hiçbir şeyi değiştirmeyecek. Sonu, kaosu kısa sürede mi göreceğiz yoksa uzun sürede mi göreceğiz onu değiştirecek; oysa SEN değişirsen, Türkiye değişir. Sen farklılıklara saygı ve hoşgörü ile yaklaşırsan, Türkiye’de böyle bir ortam doğacaktır.

Unutmayın ki meclis, halkın aynasıdır.

Türkiye değişirse, Ortadoğu değişir. Ortadoğu değişirse, dünya değişir…