Bildiğiniz üzere bir tartışma var. Önce Muhteşem Yüzyıl çıktı ve dönemin Başbakan Erdoğan, diziler yanlış yönlendiriliyor dedi ve insanlar da dizilerden tarih öğrenilir mi; yanlış var mı şeklinde sorguladı ve hatta İlber Ortaylı gibi büyük tarihçilerimizin de bu konuda konuşmaları oldu.

Şimdi ise Payitaht Abdülhamid için Cumhurbaşkanı Erdoğan, tarihi öğrenmek istiyorsanız izleyin dedi.

Tekrar tartışma başladı, dizilerden tarih öğrenilir mi?

 

Öğrenme

Bu blogta kaç konu yazdım bilmiyorum ancak eğitim sistemiyle ilgili bir sürü eleştirilerim var. Çoğunluğu ise sistemsizliğin olmasından ve yanlış sistem uygulanmasından yanaydı. Yani batılı kaynaklardan öğreniyoruz. Türk akademisyenlerinin çoğu ise kendi tarihini, kültürünü araştırmak yerine; komünizm, liberalizm, muhafazakarlık, realizm gibi kavramlar üzerine araştırma yapmayı seçiyor çünkü kaynak var.

Fakat özellikle siyaset biliminde Osmanlı, Persler vs gibi bir çok örnek coğrafyada duruyor. İbn-i Sina varken yeminler Hipokrat üzerine ediliyor ve İbn-i Sina unutuluyor en basitinden. Sonra mı?

Şu oluyor:

 

**

Aynı şekilde cumhur sözcüğü halk (tebaa) yani İngilizcede people anlamında kullanılırken Osmanlı ile birlikte binlerce sözcük değişime uğruyor ve İngilizce republic olan “Cumhuriyet” sözcüğü yine Osmanlı tarafından türetiliyor. Bununla ilgili (şimdi bulamadım) fakat İlber Ortaylı’nın bir kaç kez bahsettiği Yahudi asıllı İngiliz araştırmacı vardı. O araştırmış.

Peki diplomasinin babası olarak geçen Henry Kissenger Osmanlı’nın yönetim tekniklerini araştırırken; İngiliz bilim insanı ise Osmanlı döneminde Arapça sözcüklerinin nasıl siyasallaştırıldığını araştırırken bizimkiler ne yapıyor? Ne yaptıkları ortada. Açıp bazı Türk bilim dergilerine bakın ve TÜBİTAK vs’den bulabileceğini makalelere bakın göreceksiniz. Rezillik.

3 sayfayı 10 kişiden alıntı yapıp kendi fikrini yazmaması ancak adının “makale” olmasını mı eleştireyim yoksa konusunun Avrupa tarihi, Avrupa felsefesi ile ilgili şeyler olmasını mı? Tabi ki onları bileceğiz, yazacağız, araştıracağız fakat Doğu? Osmanlı? Bölge???

Mesela eczacılık bölümünden bir profesör var ve bitkisel ilaçlar ile ilgili çok önemli çalışmalar yapıyor; Anadoluyu karış karış gezip bitki buldu, yeni araştırmalar yaptı. Peki bizim tarihçiler, siyaset bilimcileri? Arapça abecesini (alfabe) öğrenmek 2 hafta sürecek ve arşive girip yeni çalışmalar yapabilir. Yokkkk… İngilizce öğren, Avrupa’ya yönel.

Bu eleştirimin bir bölümüydü.

***

Diğer bir bölümde ise eğitim sisteminin acizliği vardır. İlkokulda falan tarih derslerinin ne kadar sıkıcı geldiğini hatırlıyorum. Gelir bir hoca oturur anlatırdı. O dönemde yansıtıcı (projektör) vs yok tabi. Sıkıcı kardeşim! O dönemde dinlemediğim, bıktığım şeyleri; devamında bilgisayar mühendisliği okurken derslere girmekten bunaldığım fizik ve calculus derslerine dönüp şimdi öğreniyorum. Uluslararası ilişkiler bölümünün son sınıfında.

İlber hoca sağolsun bize tarihi sevdirdi fakat lisede, üniversitede kaytardığım fizik ve calculus bile şimdi benim için değerli oldu çünkü önemini anladım. Peki bu bir kayıp değil mi? Kayıbın âlâsıdır!

Eğitim sistemi yapılırken bunlara dikkat edilmiyor. Çocuklara sorulmuyor mesela. Diyorlar ki, “çocuklar öğrenmekten sıkılıyor”. E tamam işte bulmuşsun sorunu, çözümünü arayacaksın. Çözümü de ortada aslında çocuklara sormak başta. En sonda çözümü yazacağım.

Hoca anlatırken sıkılıyoruz fakat İlber Ortaylı’nın bilmem kaç tane tv programının hepsini bilgisayarıma indirmişim ve yarısını izlemişim, devam ediyorum. Adam oturup anlatıyor, şimdi neden sıkılmıyorum? Demek ki burada başka bir olay var!

 

Tarih Dizilerden Öğrenilir Mi?

Buna cevap verecekseniz, bakış açınıza göre değişecektir. Örneğin Muhteşem Yüzyıl’ı yıllar önce 20. bölümlerine kadar izlemiş ve şimdi can sıkıntısından 100’ü geçmiş fakat harem vs gibi bölümleri atlaya atlaya geçmiş biri olarak cevabım ÖĞRENİLİR olacaktır.

Hollywood filmlerini dahi VLC’de hızlandırarak (x2 vs) ve hatta shift ve artı, alt ve artı tuşlarıyla atlatan biri olarka (o kadar sabırsızım ve sakin geçen yerleri izlemek istemiyorum), Türk dizileri ve filmleri benim için işkence. Bu yüzden %70-80’i haremde saçma sapan dialoglardan oluşmuş Muhteşem Yüzyıl’ı izlemek işkencenin ucu oluyor. FAKAT…

Öğrendim işte. En büyük derdim unutkanlıktır. Okuyorum, araştırıyorum fakat blog başta olmak üzere bir yerlere not etmezsem unutuyorum. Bunu engellemek için dönem dönem bazı konulara odaklanmayı buldum. Bu ay atıyorum sadece Kanuni’yi araştıracağım. Önümüzdeki ay elektrikli araçlar vs gibi. Bu sayede biraz odaklandım fakat yine unutuyorum.

Bu unutkanlıkla hangi padişah hangi yılda yaşadı, kimin oğlu kimdir alayını unuttum. Hangi seferler ne zaman yapıldı unutuyorum. Tarih, isim hafızam zaten yoktur. Fakat dizi bunda yardımcı oldu. Tarihi olduğu gibi saf şekilde diziden öğrenirsiniz diyemiyorum. Fakat bazı şeyleri unutmamanıza, hatırlamanıza, araştırmanıza yardımcı olacaktır. Veya Hayrettin Paşa (Barbaros) sonrasında kim makamına terfi edildi? Bunları okusam da unutuyorum fakat yüzler ve olaylar sonucunda kimin geldiğini hatırlıyorum.

Teknolojinin Kullanımı ve Eğitimin Evrilmesi

Öyle akıllı tahta, tabletle olmaz bu işler. Bakınız size bir adet Youtube hesabı:

https://www.youtube.com/channel/UCG4GGuUK_BN-uKG-f7mPk9w

Oğuztekcan Mapping diye geçiyor. Osmanlı’dan Kıbrıs Barış Harekatı’na kadar haritalar var. Hatta Türkiye’nin siyasi haritalası var:

 

**

 

Hele hele İngilizce biliyorsanız yaşadınız be kardeşim. Buyrun size güzel bir video daha:

Hatta bunda Türkçe altyazı bile var!

Yine sevdiğim başka bir kanal olan The School of Life kanalında ise politik teoriler falan var ve önemli insanlar var:

 

**

Derste oturup hitabeti orta olan hocanın ona göre olan anlatımını dinlemek sıkıyorsa; SİSTEM getirirsin. Çocuklar sıkılmaz, teknoloji kullanılır. Bu kadar basit. Diziyi beğenmedin mi?

Otur devlet bakanlığı eliyle, tarihçileri al ve “para amacı gütmeden” belgesel tadında dönem dönem padişahlardır, Türkiye Cumhuriyetidir bunların film-vari yayınlarını çek ancak politikayı bulaştırma. Tamamen ansiklopedi kıvamında yansız ve objektif bilgi olsun. Yorum katma, olanı söyle.

 

Eğitim Sistemi Nasıl Olmalı?

Burayı anlatıyorum çünkü iktidardan muhalefete blog takip ediliyor ve fikirlerim “aşırılıyor”. Sorun yok, keşke dediğim şekilde kullanabilseniz çünkü Türkiye hepimizin. Gelişmesi benim de dileğim. Fakat alıp, elinize yüzünüze bulaştırıyorsanız orada sorun var. Kaldı ki o kadar uzman varken, uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi öğrencisinin yazdığı fikirlere kaldıysanız zaten kadronuzu değiştirin, ikincisi de madem fikirlerimi birden çok kez kullanacak kadar beğeniyorsunuz; teklif getireceksiniz. Partilerle işim olmaz, fakat bireysel ve özellikle devlet konularında kime elimden ne geliyorsa yaparım. Bu devlet içinde büyüdüm, Türkiye Cumhuriyeti devletinde çalışan okullar, öğretmenler, doktorlar, askerler, memurlar vs benim bu hale gelmemde etki gösterdi. Bu yüzden borcum var devlete ve millete. Bunu ödemekten de gocunmam. Ülke dışına gitmeyeceğim ve hayatımın sonuna kadar ülke için çalışacağım. Bunu görememeniz üzücü… Neyse

**

Eğitim sisteminin iki büyük sorunu var; 1- eğitim yok, 2- sistem yok.

Önce sistemi kuracaksın. Sistemin olduğu yerde kişisel farklılıklar etki göstermez. Örneğin sistemsiz bir yerde her şey kişisel çabaya bağlıdır. X gelir, her şey %70 oranında güzeldir. Gider, Y gelir ve bırakın + bölümü, eksiye düşer ve arada uçurum olur. Oysa sistemin olduğu yerde en iyi ile en kötü yerdeki farklılık %10 civarındadır. Büyük uçurumlar yoktur.

İstanbul’daki bir Fransız, Alman lisesi eğitimi ile Hakkâri’deki bir lise arasında uçurum varsa; orada sistem yoktur. O halde hocalara bırakmayacaksınız işleri.

İlber Hoca anlatacak, siz animasyonlar ile destekleyeceksiniz ve Türkiye’deki bütün tarih derslerinde haftada 1 saat boyunca bu videolar dönecek. Türkiye’nin her yerinde, aynı seviyedeki her öğrenci aynı haftada aynı şeyleri görecek.

Bilim içinde aynı şey geçerli. “Ecnebiler” 2 dakikada bilim, “Efsane Avcıları” (Mythbusters) gibi programlar yaparken biz neden hala saçma sapan şeyler peşinde koşuyoruz? Çocuklar için ilgi çekici olmuyor. Eczacılık okuyanların bile en büyük hayali eczane açmak. yahu okuma! Git iş kur kardeşim madem tüccar olmak istiyorsun.

2 dakikada bilim videolarına Youtube’da bulabilirsiniz:

 

**

Gördüğünüz üzere bu kadar teknolojik gelişme varken hâlâ milattan önce dönemde olduğu gibi karşına öğrencileri oturtup bir şeyler anlatıyorsan ve özellikle Hitler vs gibi iyi bir konuşmacı değilsen sıkıcı olacak. Cem Yılmaz gibi eğlenceli değilsen de sıkıcı olacak.

Öğretmenlerimizin yeri ayrıdır fakat canlandırma (simülasyon), animasyon, çeşitli etkinliklerin olmadığı bir eğitim sisteminde öğrenciler sıkılacaktır.

 

Eğitim Sistemi İçin Önerilerim

Şimdi gelelim ikinci sıkıntı olan “eğitim” sıkıntısına. Biz eğitim vermiyoruz, öğretim veriyoruz. Öğretim de yok artık sadece ezber ve kopyaya yöneldik. Kendini geliştirmek isteyen öğrenciler bu sistemde zorluk çekiyor. Ya sisteme uyacaksın ya sisteme uymamanın cezasını düşük notlarla çekeceksin. Tanıdık geldi mi? Ben ise istemedim, işime yaramayacağını düşündüğüm hiçbir konuyu araştırmadım. Mesela vardı öyle dersler siyaset bilimi derslerinde. Onlar yerine demoraksi ile cumhuriyet arasındaki farkı araştırdım ve burada sizlere de yazdım. Bu yüzden 4. sınıf öğrencileri bu farkı bilmezken onur belgesiyle mezun oldu. Fakat ben temel kavramları herkesin anlayabileceği şekilde anlatmak için farklı şeyler denedim, bilgileri birleştirdim; anladım, öğrendim ve sizlere aktarmaya çalıştım. Fakat derslerim hep düşük oldu.

**

İnsanı, birey olarak yetiştirmemiz gerek. Bakıyoruz ecnebilere, çocuklarını birey olarak yetiştiriyorlar. Bunu otelde yemekte bile görebilirsiniz. Bizde 10-12 yaşındaki çocuğun yemeğini anne gider alır. Baba gider meyve suyu falan ne isterse alır. Gelir ve varsa halası falan yedirir. Böyle olmaz.

Bakıyorsun ecnebi çocuğuna; çocuk gidiyor, hangisinden ne kadar isterse onu alıyor. Geliyor. Gidiyor meyve suyunu alıyor geliyor. Oturup kendi kendine yemek yiyiyor.

İşte size birey olmak. Sürekli birileri sizin işinizi yaptığında, Türk gençlerinin içine düştüğü durum gibi; özgüvensizlik oluyor. Sürekli birileri tarafından onaylanma ihtiyacı hissediyoruz çünkü kendi kararlarımızı alamıyoruz. Ailemiz bizi el üstünde tuttuğu için bizde hiç hata olmuyor!!! Mesela çocukken masaya kafamızı çarptığımızda, ailemiz gidip “al sana” diye masayı dövüyor. Yahu o masa yıllardır orada.Gidip kafayı çarpmak bizim salaklığımız ancak bizde hiç suç olmaz.

İşte bu yetiştirme tarzı özgüvenimizi, cesaretimizi, hayal kurma yeteneğimizi; yani kısaca BİREY OLMA kavramını baltalıyor. Eğitim sistemi ise, eğer hayaliniz, cesaretiniz, özgüveniniz varsa; hepimizi tek tipe sokmaya çalışarak, kuralların izinden gitmemizi sağlayarak engelliyor.

Steve Jobs’un biyografisini okuyun. Hocasıyla dialoguna bakın. Anlayacaksınız.

**

Ne Yapılabilir?

Bunu da 2030 projeme saklayacaktım ancak yazayım. Zaten iktidarın bu projeyi harekete geçirecek kadar cesur olduğunu düşünmüyorum hatta yapmaya çalışsa bile maalesef eline yüzüne bulaştırması olası.

Bizim en büyük sorunumuz dialogtur. Bakın dialog, müzakere, münazara, konsensus…. Sözcüklerin hepsi yabancı. Uzlaşma, Türkçe olabilir ancak buradaki “uz” sözcüğü de yabancı kökenli. Türkler olarak bizim kültürümüzde farklı fikirlerin bir araya gelip, ortak bir fikirde toplanması gibi bir şey söz konusu değil. Bu yüzden dilimizde de böyle bir kelime yok.

Bunu öğrenmemiz gerek. Öncelikle şu sınıf sistemi değişmeli. Üniversitelerde amfi dediğimiz fakat daha ufak bir halde (parlamento gibi) bir yapıda olmalı. Hoca ortada olacak, öğrenciler sağından soluna kadar tek sıra halinde dizilecek. Hem hocaya bakacaklar, hem birbirlerine.

Ağır matematik, fizik falan verilmeyecek. Önce dinlemeyi, konuşmayı, farklı fikirleri duymayı öğreneceğiz. İlkokulda okuma ve yazma öğrendikten sonra; hocalar bir felsefeci gibi çocuklara tartışmayı öğretecek ve hoca bilgi verip çekip gitmeyecek. Aksine çocukların bilgiye ulaşması için yardımcı olacak. Bırakın çocuklar keşfetsin.

Mesela araba motorunu tamir edeceğiz. Neler gerekir? Bırakın çocuklar bulsun. Hoca soracak, “araba motorunu tamir etmek istiyoruz, nasıl açılır?”. Birileri “kırarız” derse bırakın hata yapsınlar. Diğerleri diyecek, “eğer kırarsak bir daha toplayamayız”. Hem yanlış bir şeyden korkmamayı, hem tartışmayı, hem birbirlerine yardımcı olmayı öğrenecekler.  Ardından diğeri elbet “tornavida” diyecektir. Motor resminin durduğu tahtaya dönüp, sizce bunlar tornavida ile açılabilir mi? diye soracak ve böyle böyle kullanacakları aletleri, ne işe yaradıklarını öğrenecekler.

Bunu tarihten toplumsal kurallara kadar uygulayabiliriz. Hocanın gelip “kırmızı ışıkta durun” dedikten sonra gitmesindense; neden kırmızı ışık var, neden durmalıyız, neden kurallar var? Bunları düşünerek çocukların bulması ve bu tartışmayı saygılı şekilde yürütmesi daha yararlıdır. Hoca ise eğer sorular ve cevaplar yanlış yöne giderse veya kavga etmeye başlarlarsa müdahale etmek için orada olacak.

Devamı için ilgili konu: Elon Musk ve Düşünmenin Temel İlkesi

**

İlkokulda bunları öğrenmemiz gerek. Dinlemeyi, konuşmayı, farklı fikirlere tahammül etmeyi, bilgiye ulaşma yollarını bulmayı, sorgulamayı, soru sormayı… Sonra birlikte oynayacaklar!

Bunlar için ne istediklerini sorun çocuklara. Bütün sorunların temelinde okulu sevmememiz yatmıyor mu? O halde okulu sevdirmek için uğraşalım. Sorun  çocuklara ne istiyorlar? Daha fazla beden eğitimi dersi mi? Verin kardeşim. Çocuk sabah işkence şeklinde kalkıp okula gittiğinde verdiğiniz dersleri de anlamayacak.

Aksine sevecekleri bir yer haline getirirseniz; bilimsel dersleri 3’te 1’e düşürseniz dahi bunu anlayarak yapacakları için daha verimli olacak. Bu şey gibi; OECD’nin en fazla çalışan ülkesi Türkiye. Çalışma saati olarak Türkiye ve Yunanistan, Avrupa’da yüksek saatlere sahip. Bakıyorsunuz az çalışanlara; Avrupa’nın en gelişmiş ülkeleri. Demek ki neymiş? Çok fazla çalışmak, verimli çalışmak demek değilmiş.

**

Meslekler için taa ortaokulda ayrım ve yatırım başlayacak. Siyaset bilimi okumak isteyen birinin Osmanlı abecesi, Fransızca, Arapça, İngilizce öğrenmesi gerek. DAÜ hazırlığında gördüğüm kadarıyla, 1 yılda bir dil öğrenmek mümkün! Ortaokulda İngilizce ve Osmanlıca abecesi, lisede Fransızca ve/veya Arapça ve Üniversitede bir başka dil öğretmek mümkün. Siyaset bilimine yönelmek isteyenler için BİR TANE ÜNİVERSİTE yapın ve sadece Avrupa değil, doğudaki imparatorlukları ve sistemleri de incelesin ve araştırsın ve dünyanın her yerinden öğrenciler gelsin (DAÜ gibi), burada Türk sistemini, batı ve doğu sistemlerini öğrensin. Ben sınıfa girdiğimde 40 kişilik sınıfın 35’i yabancı. Abazya, Nijerya, Azerbaycan, Türkmenistan, İtalya, Pakistan, Türkiye, Libya, Tunus, Irak, Kazakistan… 80’e ykaın ülkeden 6 bin yabancı öğrenci var okulda ve bunu Türkiye’de bulmak İMKANSIZ! Dersler %100 İngilizce ve o çok beğenilen Türk üniversitelerine bakıldığında, İngilizce eğitimimizin ne denli kaliteli olduğunu öğrencileri kıyaslayarak bile anlayabiliyorum.

O halde böyle bir üniversite yapacaksın. Buradan mezun olanlar tarih, 3-4 dil, politikanın hası, hukuk falan bilecek kardeşim! Bürokrasi, diplomat vs gibi bir çok alanda kullanabilirsiniz. Yani Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak her anlaşmada, her uluslararası müzakerede İngiltere’den “uluslararası hukuk uzmanı” getirmeye ve onlara deli gibi paralar ödemeye utanmıyor muyuz yahu? Bir tane sağlam uluslararası hukukçu yok mu?

İşte uluslararası hukuk, siyaset bilimi vs gibi konularda çok iyi adamlar yetiştirecek bir kurum açılmalı fakat oradan çıkan eleştirilere falan politik müdahale edilmeyecek! Gelişimin temelinde felsefe, felsefenin temelinde ise soru sorma ve cevap arama vardır. Bunları engellersen, Türkiye’nin içinde bulunduğu duruma düşersin.

Sadece siyaset biliminde değil, diğer alanlarda da aynı yola gidilebilir

 

Sonuç Olarak

1- Birey olmayı öğrenmemiz gerek
2- Sistem getirmek gerek
3- Çocukların ezber ve kopyacılıklar kurtulması ve ivedi şekilde tartışmayı, soru sormayı, araştırma yapmayı öğrenmesi gerekmektedir.

Türkiye’de dışişlerinden sağlığa, eğitimden bilime kadar bir çok alanda sistem falan kalmadı. Sistem kalmadığı için kişiler önplana çıkıyor ve onlara yük biniyor. Kişiler ise günü kurtarmak için “plan ve proje” için bastırıyor. Evet kardeşim Türkiye Cumhuriyeti taş gibi araba da yapar, tankta. Fakat bunları zorla, büyük bütçelerle yapmak sorundur. Eğer sistem kurulmuş olsa, arkanıza yaslanacaksınız ve sistemin bunları kendi kendine çıkartmasını göreceksiniz.

Türkiye’den bir ilaç çıkmamışken (hepsi jenerik), TÜBİTAK’ın politik ve saçma sapan bahanelerle bizim projemizi desteklemiyorken; abuk subuk projeleri desteklemesi sistemsizlik örneğidir. Sistemin olduğu yerde eş-dost ilişkisi olmaz en basitinden.

Tabi hukukun üstünlüğünün, yasama-yürütme-yargı dengesinin, düşünce/konuşma/basın özgürlüğünün olmadığı ve olağan halin OHAL olduğu, muhalefetin bu derece rezalet olduğu bir ülkede o sistemi kurmak için bazı radikal kararlar almak gerekecek.

**

Kimse unutmasın ki; bu ülke İtalya, İngiltere, Fransa gibi dönemin süper güçleri ve onların desteklediği Ermenistan, Yunanistan ve devamında Osmanlı hükümeti, gerici gruplar ve bölücü gruplara karşı savaş kazanılarak kuruldu. O imkansızlıklar içerisinde kuruldu.

Şimdi Atatürk’ü karalamak, Atatürk’ün Türkiye’sinden uzaklaşmak, heykelleri ve Türklüğü hedef almak, Atatürksüz dizileri öne çıkartmak; büyük ölçüde toprak kaybetmiş padişahın dizisi için “işte tarih” diye yanlış tarihi insanlara doğru olarak vermek çözüm değildir.

Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti, denizi geçmiştir. Siz ise ırmaksınız. Denizi geçen, ırmakta boğulmaz. Siz de gideceksiniz. Yaptıklarınız ise, nasıl gideceğinizi gösterecek. Ya gücü barışçıl şekilde devredeceksiniz ya da…

Tabi bu arada CHP’nin İstanbul İl Başkanı gibi Türklük, Atatürkçülük karşıtı ve Cumhurbaşkanı makamına saygısı olmayan HDP çizgisindekilerin CHP’de yükselmesi; CHP’nin ulusalcıları tasfiyesinin ve tek bir mezhep ve köken üzerinde durmasının sonuçlarından birisidir. CHP oy kaybedecek.

Çoğu CHP’li, Atatürk’ün partisi diye oy veriyor. Fakat İyi Parti seçimlere katılırsa, CHP’nin %20’yi geçmesi mucize olacaktır. Atatürk’ün partisini bu yöne çektiğiniz için, muhalefet makamını bu derece rezil şekilde yönettiğiniz için ve sonbaharda ağaçtan düşen yaprak misali, rüzgar nereye eserse oraya yönelip bir strateji ve plan üzerinden ilerleyemediğiniz için CHP olarak siz de ceza çekeceksiniz.

Belki de Erdoğan’ın “CHP’yi müze yapalım” sözü doğruydu… Günümüz CHP’sine yani Y-CHP’ye baktığımızda içim kan ağlıyor. Tabi ki bunun sorumlusu bizzat Atatürkçülerdir. CHP’yi bu tiplere yem ettik. Meydanı boş bırakırsan, gelir bunlar konar.

**

Maalesef CHP için bu yönetimde bir deredir. Atatürk’ün Türkiye’si nasıl denizi geçip derede boğulmazsa, Atatürk’ün partisi ise mevcut yönetim içinde boğulmayacaktır. Bu günler geçecek… Fakat hepsinin hesabını vermek zorunda kalacaksınız.