Son gönderilerden haber almak için twitter hesabımızı takip edebilirsiniz

Gelen maillere tek tek cevap vermek çok zor olacak. Bu yüzden açıklamayı yazma ihtiyacı hissettim. Ayrıca yine gelen istekler doğrultusunda siteyi tamamen kapatmak yerine, 511 yazıyı erişime açıyorum fakat yeni yazı gelmeyecek.

Gelelim neden bölümüne.

Önce Mevcut Durum

2014 yılı Ekim ayında, 147 kişiye ulaşarak başladık yolculuğa. 2017 yılında ise aylık 50 bin kişinin üzerinde insan geldi Emre Çetin Blog’a. Okuduğum ve 11 yılı aşkın ilgilendiğim politika, propaganda, psikolojik savaş gibi konularda öğrendiğim bilgileri, edindiğim tecrübeleri; köylüsünden akademisyenine herkesin anlayabileceği dille yazmaya çalıştığım bir yer oldu. Yazı başına ortalama 1,5-2 saat harcadım. Toplamda 511 yazı var (silinen hariç). Ki aşağı yukarı 40 gün oturup yazı yazmışım ki 2002-2015 Türk ekonomik krizi gibi bir yazının yaklaşık 6-6,5 saat tuttuğunu (sonraki düzenlemeler hariç) söyleyebilirim. Yaklaşık olarak 2 ay yemeden içmeden, uymadan sadece yazı yazmaya ayrılmış hayatımda… Kısacası bu demek.

Peki geri dönüşümü ne oldu?

İktidar ve muhalefetten utanmadan buradaki fikirleri kullanan ve bana geri dönüş yapmayan kişileri gördüm ki bunlar parti içinde ve devlette üst düzey kişiler. Kendileri değilse bile danışmanları vs burayı okuyordu, biliyordum. Üzgünüm ama size bedavadan fikir vermeyeceğim. Zaten 2030’da yapmayı planladığım şeyleri anlatmam. Genel sistemi açıkladım çoğu zaman ancak bu fikri alıp, uygulamayı bile beceremediniz!

Amacım bu değildi, geri dönüşümü şu oldu; 1.000-1.100 ve hatta kodlama ve başka şeyleri katarsak en aşağı 2.000-2.500 saatimi harcadığım blog, bir şekilde özellikle genç arkadaşlara ulaştı. Sayıları çok değil (bana geri dönüşten yola çıkarak söylüyorum) fakat aşağı yukarı 60-70 kadar genç arkadaş politikayı öğrenmek için buradaki kitaplar, belgeseller ve bilgilerden yola çıktı ve kendini eğitmeye başladı. Hatta siyaset bilimini, benim blogumla karşılaştıktan sonra kararlaştırdığını söyleyen; siyaseti blogumdan öğrendiğini söyleyen genç arkadaşlar oldu. Hedefim buydu ve değil 60-70, 10 tane gencin hayatında bir dönüm noktası olduysa Emre Çetin Blog, işte bu bir başarıdır.

Zaten blog yazılarına erişimi getirmemin nedeni onlardır. Fakat yeni yazı gelmeyecek.

 

Peki Neden Sona Geldik?

Gelelim en önemli bölüme. Bugüne kadar hep doğruya doğru, yanlışa yanlış dedim; bu yüzden kimi taraflarca “CHP’li olmakla”, kimi taraflarcaysa “AKP’li olmakla” eleştirildim. Ne bunlar, ne de sosyal medyada düzenli trol saldırıları, gelen tehditler yıldırmadı. 3 yıldır bıkmadan usanmadan yazdım. Etrafımdakiler; hocalar, arkadaşlar, ailemden insanlar “aman oğlum yazma” dediler. Ben korkmadım yazdım, yanlış kimden ve nasıl gelirse gelsin yanlş dedim; doğruya da doğru dedim. Hiçbir sıkıntım olmadığı gibi, farklı görüşten insanların bana attığı mesajlarla doğru yolda da olduğumu anladım. Devam ettim. Sonucunda ne etrafımdakilerin stress yaptığı gibi “dava” ne de başka bir şey geldi. Doğrulara doğru, yanlışlara yanlış dediğiniz sürece başınıza bir şey gelmez. Ne bu ülkede ne başka bir yerde. Korkmayın.

Kapatmamın Neden

Ne baskı, ne tehdit, ne de başka bir şey yok. Tek başıma, siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler öğrencisi olarak 3 yıldır yazdım. Gazeteler, muhalefet, iktidar ve bir çok yerde söylemlerimi ve fikirlerimi gördüm. Sağlam STK’ların, hatta okulların beceremediği şekilde bazı konuları halka anlatabildim ve bunun da geri dönüşünü gördüm. Sadece belirli parti ve görüşten destekçilerim yok. Bu en büyük ödül ve başarmaya çalıştığım “birleşme, bir olma” fikrinin yansımasıdır. Demek ki neymiş? Koyun, terörist, cahil, vatan haini vs gibi söylemler yerine oturup herkesin anlayabileceği şekilde anlatırsan oluyormuş.

Fakat bu benim için zor. Tek başımayım, gördüğünüz gibi blogtan bir gelirim yok; hiçbir şekilde bir parti, STK vs ile ilişkim yok. Haliyle benim yapmam gereken işi umarım başkaları yapar diyordum ama 3 yıldır kimsenin doğru düzgün bir şey yaptığını göremedim.

Tüyü ne dikti?

CHP’nin referandumdaki saçmalıkları. Demiştim, “okuyanlar korkak oluyor” diye ve eklemiştim; muhalefet lideri yine konuşacak, AKP’yi ve sistemi eleştirecek fakat muhalefet 2002’den bu yana yaptığını yapacak: yani söylem olarak AKP’ye karşı dursa da yaptıkları doğrudan ya da dolaylı olarak iktidarı güçlendirecek demiştim. Öyle de oldu. Muhalefetin (sadece parti değil, iktidara karşı olanların) örgütlenememesi, cesaret edememesi, doğru düzgün iş yapamaması; Atatürkçü ve vatan sever geçinenlerin, demokrasi diye dolananların insanlara yardım etmemesi tüyü dikmeye başladı.

ANCAK,
Siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler bölümünde son yılını okuyan insanların “merkezi yönetim ile federasyon” arasındaki farkı bilmediğini, parlamenter demokraside “Cumhurbaşkanı ile Başbakan” arasındaki görev farklılıklarını bilmediklerini gördüm. Bunlar tüyü dikti.

Umudumu Kestim

Bütün bunlar tüyü dikti ve ülkeden umudumu bir süreliğine kestim. 2025-2027’ye kadar AKP iktidarının güçlenerek geleceğini ve tam en rahat ettiği sırada, tam güç bizde ve her şey bitti deyip; bir “devrim” için kolları sıvadığı sırada bir tepkinin başlayacağını ve her şey düşündüğüm gibi olursa 2030’a doğru parti kurarak, farklılıkların birleştiği bu hareketi alıp Türkiye’yi yeni bir döneme sokacağımı düşünüyordum.

Bu süreçte insanlara blogtan ne anlatabilirsem kâr dedim. Fakat atılan taş, ürkütülen kurbağaya değmedi. Bunca saatlik çaba, ancak benden çıkan bilgilerin ve fikirlerin bir yere gittiğini ve birleştiğini göremedim. Muhalefetin ve eğitim sisteminin saçmalıkları da cabası oldu.

Siyaset Bir Bilimdir

Bir araya geldiğinde kahve köşesinde ya da rakı masasında tıp, fizik, kimya, biyoloji konuşmayan insanlar; bir bilim olan “siyaset bilimi” konusunda rahatlıkla ahkâm kesebiliyor. Dersini aldığım, üzerine kitaplar okuduğum konu üzerinde adam temel yaklaşımları bile bilmiyorken benimle tartışmaya çalışıyor. Bu en büyük problem. Siyaset bilimi öğrencilerinin ne halde olduğunu gördükten sonra eğitime ve eğitilmiş insanların bir şeyleri yapabileceğine (korku ve cesaret olayı) olan inancım gitti.

Bu ülkede başka bir şeyler yapmak gerek.

2030’a Devam

Merak etmeyin, ben bu ülkeden ve milletimden hiçbir zaman umudumu kesmedim. Bu yüzden önce bu millet ve ülke, ardından bölge halkları için planlarım asla noktalanmayacak. Sürekli ve büyüyerek, geliştirerek ulaşacağız. Bu ülkede saygı, sevgi, hoşgörü hakim olacak; işini bilenler işi yapacak (meritocracy/liyakat), demokrasi ve hukuk örnek bir şekilde işleyecek. Bütün bunlarla birlikte spor, sanat, bilim, teknoloji gelişecek; MİLLİYETÇİLİK tarım ve hayvancılıktan başlayıp sanayiye yayılacak ve ülke bunlarla birlikte yavaş yavaş kalkınacak. Hepsini tasarladım ve taraflarla konuşarak, uzmanlalarla konuşarak daha da mükemmel hale getireceğim bu projeleri. Bunlar sadece fikir değil, “nasıl” yapılacağı aklımda.

Ve 2030’da başa geleceğim, bunları uygulayacağım. 3. Dünya ülkeleri için bir umut olacak. Gelişmek için, Türkiye’nin yaptığını yapacaklar. Buraya kadar umudumda, azmimde, isteğimde hiçbir değişiklik olmadı. Sadece bunun blogla, tek başıma bir öğrenci olarak savaşmak için fazlasıyla zor olduğunu gördüm.

“Son” Olarak

Bitirirken William Westmoreland’ın sözünü biraz değiştirerek yazıyorum: savaşı politikacılar başlatır, askerler bitirir.

Yazıları tekrar ulaşıma açmamın nedeni olan sıkı takipçilerimiz ve bizi destekleyen insanlara sevgi ve saygılarımla…

Emre Çetin