Son gönderilerden haber almak için twitter hesabımızı takip edebilirsiniz

Yazı çok güzel, kaynağını bulamadım (bilen varsa emrecetinblog.com@gmail.com)…

Bugün 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı…
Kıbrıs’a, “barış için” yapılan operasyonun 43. yılı… Irak, Suriye, Ukrayna gibi savaşlara bakarsanız, gerçekten “barış” amacı taşıyan bir operasyonu görürsünüz…

Bayramınız Kutlu olsun Kıbrıs Türk’ü!

İki yazı vereceğim. İlki Türk olmak ile ilgili, diğeri Kıbrıs Türk’ünün yaşadıkları…

Dünyanın her yerinde Türkler, benzer sorunlarla boğuştu. Tabi ki dünya sessiz kaldı. Kıbrıs, Hocalı, Bulgaristan, Irak, Suriye, Kırım, Doğu Türkistan… Sadece Sovyetler döneminde yapılan kültürel soykırım var ki, sormayın…

**

Köydesin.
Tarlada uğraşıyorsun.
Gazetelerden Yunanlıların Ege’ yi işgal ettiklerini okuyorsun.

Yaşadığın köye çok uzaktalar. Sana gelene kadar durdurulacaklarini ve köyüne gelemeyeceklerini düşünüyorsun.

İki gün sonra gazeteye bakıyorsun.
Komşu şehirdeler. Yolu yarılamışlar.

Endişeleniyorsun.

Birkaç gün sonra gazete de çıkmaz oluyor.

Çevre köylerden haber geliyor.
Hepsinin basılıp yakıldığını duyuyorsun.

Bıçak kemiğe dayanmış.

Gidecek yerin de yok.

Bekliyorsun. Sabah oluyor , akşam oluyor sonra tekrar sabah oluyor .

Belki bizim köye gelmezler diyorsun.

Köyden silah sesleri gelmeye başlıyor.

Kaçınılmaz son geliyor.

Artık senin köyündeler.

Düşünüyorsun.

Eşini kızını ve oğlunu kilere saklıyorsun. Silahını alıp evin camından dışarısını gözlüyorsun.

Dakikalar sonra evin önünde 30 kişilik düşman müfrezesi görünüyor.

Basıyorsun tetiğe.
Biri indi.

Bir daha basıyorsun. Bir düşman daha indiriyorsun

Üç dört beş derken mermin bitiyor.

Dalıyorlar evin içine. Dipçik ile suratını dümdüz ediyorlar.

Aman beni vurup gitsinler de ailemi bulmasınlar diye dua ediyorsun.

Buluyorlar.

Askerlerden üçü ” Biz bunu bir sorgulayalim ” deyip pis pis gülerek eşini sürükleyip ahıra götürüyor.

Diğer üçü de kahkahalar ile ” Biz de bunu sorgulayalim” deyip kızını bahçeye çıkarıyor.

Askerlerden biri oğlunu işaret ediyor.
” Öldürün piçi. Büyüdüğünde intikam almak ister”

İki asker vurmak için oğlanı evin arkasına götürüyor.

Çaresizsin.

Beni vurun onlara dokunmayın diyorsun ama nafile.

Ellerin bağlı. Bir şey yapamıyorsun.

“Her şey buraya kadarmış” diyorsun.

Tam bu esnada köyde silah sesleri başlıyor.
Ancak bu sefer çığlıklar köylülerden değil düşman askerlerinden geliyor.

Türk askeri giriyor köye.

5 Mehmetçik evin arkasına koşuyor oğlanı kurtarmak için. Düşman askerini indirip oğlanı kurtarıyorlar.

4 Mehmetçik. Ahıra saldırıyor eşinin ırzına geçmesinler diye. Son anda yetişiyorlar. Orada ki düşman askerini de vurup hatunu kurtarıyorlar.
Diğer Mehmetçikler evin bahçesine dalıyor. Kısa sürede çatışma bitiyor. Kıza da zeval gelmeden kurtarıyorlar.

O asker senin canını, namusunu , serefini kurtarıyor.

Şimdi sen bu askerlere ” Oruç tutuyor musun, namaz kılıyor musun , cumaya gidiyor musun, hangi partilisin, mezhebin nedir, dinin nedir ” diye soru sorar mısın ?

O noktadan sonra senin için önemi olur mu ?

Sizi birleştiren partiniz , renginiz,dininiz ya da mezhebiniz değildir.

Sizi birleştiren maya akrabalıktir, Türklüktür.

Birbirinize sahip çıkın.

Sizin köyünüze sıra gelmeden.

**

 

Mürüvvet Hanım ve : Cesursan Gel Al Olayı

Noel arefesi…
Lefkoşa.
Kumsal mahallesi.
Numara 2.
Tek katlı, bahçeli ev.
Saat 22 suları.
Hava ayaz.
Boğuk, tok vuruşlar yırtıyor geceyi aniden, trok trok trok…
Kalleş basıyor.
*
Mürüvvet hanım lambaları söndürüyor telaşla… Hakan kucağında, uyuyor. Bebe henüz, 10 aylık… Dalıyor çocukların odasına, öbür koluna Kutsi’yi alıyor, dört yaşında, “kalk Murat” diye sesleniyor bi yandan… Gözlerini ovuştura ovuştura kalkıyor Murat, güya en büyükleri o ama, altı yaşında… Eteğinin ucundan tutuyor anasının geceliğini… Dışardan adeta hüzün abajuru gibi sızan sokak lambasının cılız ışığında, hayalet misali, parmaklarının ucuna basa basa banyoya süzülüp, dördü birden küvete giriyor ve koyun koyuna sarılıyorlar, çıt çıkarmadan, duyulmasın diye nefes bile almadan.
*
Korkunç bekleyiş başlıyor.
*
Bir dakika.
İki dakika.
Üç dakika.
Saniyeler, asırlar gibi uzuyor.
*
Önce şangırtı duyuyorlar.
Pencere.
Kırılıyor.
Sonra ayak sesleri…
Salondalar.
Vahşi haykırışları geliyor.
Ve…
Tekmeyle açılıyor banyo kapısı.
Eokacı üç Rum.
Basıyorlar peşpeşe tetiğe.
Tarıyorlar.
33 el.

[…]

Mürüvvet hanımı alnından vurmuşlardı. Yedi yerinden daha.
Murat’tan üç kurşun çıktı.
Kutsi’den iki.
*
Evin direği, baba, tabip binbaşıydı, o sırada evde değildi. Son üç günde 103 Türk köyü basılmıştı, yakılmıştı, ağır yaralılar vardı. Bu yüzden Gönyeli’ye gitmişti, insan kurtarmaya, göreve.
*
Bir babanın başına gelebilecek en büyük felaketi yaşayan bu tabip binbaşı, evlatlarının cenazelerini kendi elleriyle yıkadı. Minik bedenlerini, santim santim yokladı. Hakan’da kurşun izi bulamadı. Çünkü, 10 aylık bebecik… Vücudunu yavrularına siper etmeye çalışan annesinin altında kalmış, nefessizlikten boğularak can vermişti.
*
Sonra?
Rum taburu kurdular oraya.
Nizamiyesine şunu yazdılar:
“Cesursan, gel al!”
*
Mustafa Kemal Atatürk’ten sonra bu mübarek memlekete toprak kazandıran tek lider, Karaoğlan…
Türk taburu kurdurdu tam oraya.
Nizamiyesine de şunu yazdırdı:
Cesurum, geldim aldım!

Bu, Yılmaz Özdil’in yazısı [bağlantı]…