Son gönderilerden haber almak için twitter hesabımızı takip edebilirsiniz

Irak’ta bağımsızlık referandumuyla birlikte sosyal medya yine karıştı.

Bizim herbokologlar iş başında!

Tanım:

Herbokolog: Hiçbir konuda bilgisi yokken, her konuda bilgisi varmış gibi konuşan,
Tartışmayı ve kaynakları bilimsel ve ölçülebilir gerçekle değil,
Kıçına ve kanıtlanamayacak saçma komplo teorilerine dayandıran,
Tartışmayı bir kişilik kavgası haline getirerek yanıldığını hiçbir zaman kabul etmeyen ve
Bilmediğini bilmeyerek yeni bir şeyler öğrenme şansını kaçıran kişiye denir.

<<Türkiye’de sıkça bulunur>>

**

Uluslararası hukuk nedir?
Uluslararası antlaşmalar nedir?
Antlaşma ve anlaşma arasındaki fark nedir?
Temel politik kavramlar nelerdir?
Politika nedir?

vs gibi tonla (ama temel) soruya cevap veremeyecek adamların; daha komünizm ve kapitalizm farkını yapamayacak ya da uluslararası bir antlaşmanın nasıl Türk yargısına tanıtıldığını ve adımlarını bilmeyenlerin,

Savaşın ne kadar pahallı olduğunu ve günümüzde ülkelerin savaş yerine daha ucuz şekilde “savaştıklarını”(!) bilmeyenlerin ki örnek terör örgütleri; sürekli savaş, operasyon, had bildirme gibi şeyleri dillendirmesi tabi ki sinir bozucu.

**

En basitinden hayatı boyunca Hearts of Iron oynamamış, Tropico oynamamış ve bir şeylerin bırakın simülatörleri, oyunlarda dahi ne kadar zor olduğunu görmemişlerin; Irak’a savaş açalım dediği bir gündem…

Diplomasi, uluslararası ilişkiler nedir bilmiyorlar. Onu bilmiyor bunu bilmiyorlar ancak her konuda bilgileri var. Bu iş tıpkı İstanbul trafiğinde makas atıp kendini Schumacher sanmak gibi. Go-kart pistine girdiğinde, lise çocuğuna geçilir ama İstanbul trafiğinde kural yıkarken kendini üstün yarışçı hisseder. Oysa SALAKLIK!

Şimdi rakı masası ve kahve köşesi muhabbetlerini bir kenara bırakarak ne nedir ona bakalım.

 

Hukuk

Hukuk ilginç şeydir. İnsanların algıladığı biçimde önemlidir. Örneğin Anayasa değişikliğinde mecliste 3’te 2 çoğunluk aranırken, referanduma götürürseniz (ki çok önemli bir şey olabilir), henüz “demokrasi nedir?” sorusuna cevap veremeyen halk %50+1 oyla bu değişikliği değiştirebilir. Çünkü bunu demokrasi diye anlatırsınız.

Oysa demokrasi içinde; azınlık hakları, hukukun üstünlüğü, basın özgürlüğü gibi tonla kavram vardır. Bunlar uygulanmıyorken, hatta bunları uygulamamak için referanduma gitmek bir demokratik hak değildir! Faşizm/komünizm/şeriat istiyor musunuz diye halka sormak ve sonra %50+1 oyla geçirmek; demokratik bir olay değildir!

**

Uluslararası alanda işler daha ilginç. Çünkü her dava, her olay farklıdır. Ülkede kesinlik hakimdir. Beğen, beğenme ya da doğru bul, bulma; ülkedeki her şey bellidir. Her şey Anayasa’ya dayanır, kanunlar çıkartılır ve mahkemeler, BU KANUNLARA GÖRE karar verir. Bu bağlamda baktığımızda, Nazi Almanyası’nda Yahudileri katletmek, YASAL idi! Yani kanunlara uygundu. Hangi kanunlar? Nazi Kanunlarına.

İnsan hakları, soykırım ile ilgili çeşitli kanun ve düzenlemeler, Birleşmiş Milletler vs ile çook sonrasında çıktı. 1945’ten sonra. Yani Almanya askeri anlamda bu kadar çökmeseydi; tazminat vs ödemezdi.

Vardır demiyorum, hatta aksine yoktur diyorum fakat sözde Ermeni soykırımı olsa, ve %100 kanıtlansa dahi; tazminat ödemeyiz. Çünkü soykırım ve insan hakları ile ilgili olaylar onlarca yıl sonra ortaya çıkacaktı.

Ve ne biliyor musunuz?
KANUNLAR GERİYE DÖNÜK İŞLETİLEMEZ!

**

Hukuk, özellikle “uluslararası hukuk” bu kadar ilginç bir durumdayken, Ankara Antlaşmasına bakalım.

Size daha önce Türkiye Cumhuriyeti’nin nasıl kurumsallaşamadığını anlatmıştım. Osmanlı haritaları ve vilayet haritaları düzgün ve yüksek çözünürlüklü şekilde bakanlık tarafından yayınlanması gerekirdi. Aynı şekilde uluslararası antlaşmalar konusunda da sıkıntımız sürüyoruz.

Ankara Antlaşması 1926… Nerede tam metni? Tam metni ve orjinal kopya olduğu gibi, çevirisi de verilmeliydi. Hani? Neyse bir şeyler buldum, bakalım.

ankara antlasmasi (pdf)

Bunu da nereden buldum? Biraz uğraşıp ua.mfa.gov.tr adresinden. Fakat 1946’da bir antlaşma daha vardı o nedir tam bilemiyorum. İşler fazlasıyla karışıyor.

Çok sevdiğim yazarların başında Sinan Meydan, Soner Yalçın, Yılmaz Özdil gibi araştıran ve sağlam kaynaklara dayandıran insanlar gelir. Bugün (her Pazartesi yazıyor), Sözcü gazetesindeki yazısında Sinan Meydan, Ankara Antlaşmasına ve Kürtlerle ilişkilere dikkat çekti. Ondan da yararlanalım. Yazısı burada.

**

Ankara Antlaşması

Bu üstteki iki kaynağa ek olarak, bulabildiğim “tam metin” şeklinde bir yazı ancak Yeni Şafak gazetesindeki bu haber ve antlasmalar.com sitesindeki şu gönderide bulabildim. Fakat bunlar resmi değil, ve bu yüzden doğruluğuna şüpheyle yaklaşmaktayım. Tam metni, görüntüsü ve/veya pdf’ini “resmi bir kaynaktan” bilen ve bulan varsa lütfen “bilgi@emrecetinblog.com” adresine yollasın.

**

Bu arada “uluslararası antlaşmalar hukuku” gibi bir kavramda 1969 öncesine kadar yoktu. Mesela 1900’lerin başında “gizli anlaşmalar” yapılabiliyordu. Sonradan bunlar kaldırıldı ve bir anlaşmanın nasıl olması gerektiği ancak 1969 Viyana Andlaşmalar Hukuku Sözleşmesi[1] ile ortaya çıktı. Bağlayıcılık şu bu vs gibi çeşitli alanlar var ki bunlar başlı başına bir konu, şu anda anlatmayacağım. Fakat bu internetteki “Ankara Antlaşması” olarak verilen şeyler hem 1969 öncesinde olduğu için baız şeylerden yoksun (örneğin yaptırım vs) hem de antlaşmanın tam metnine karşı şüphe oluşturuyor.

Şöyle diyor (Sinan Meydan’ın yazısında)

Madde 5: Bağıtlı taraflardan her biri 1. maddede belirlenen sınır çizgisinin kesinliğini ve bozulmazlığını kabul ederek, bunu değiştirmeyi amaçlayan herhangi bir girişime geçmekten sakınmayı yükümlenir

Burada iki farklı antlaşma mı var, biri 1946 mı bilemedim. Fakat yukarıdaki metni alacak olursak;

Irak referandumunu yapan bölgesel yönetim; bunun Türkiye’nin sınırlarını değiştirmek ile ilgili yakından uzaktan ilgisi olmadığını ve Irak’taki bir olay olduğunu söyleyebilir. Türk sınırlarına saygısı olduğunu söyleyebilir ki burada politika devreye giriyor. Yani Irak’ın içişleri gibi bir algı yaratılabilir. Haliyle Ankara Antlaşmasının bu maddesine aykırı bir durum yokmuş gibi bir görüntü çıkartılabilir.

Kendi Geleceğini Belirleme Hakkı

Self determination diye bir kavram var, kendi geleceğini belirleme hakkı diye çevirebilirim sanıyorum.

Bununla ilgili Ankara Barosunun güzel bir makalesi var. İlgilenenler okuyabilir [2]. Ayrıca Ankara Üniversitesi yüksek lisans tezi olarak “uluslararası hukukta kendi geleceğini belirleme hakkı” başlıklı makaleyi okuyabilir [3].

Özet olarak; insan hakları ve Birleşmiş Milletler görüşmelerine dahil edilen bir kavramdır, “ulusların kendi geleceğini belirleme hakkı”. Fakat her uluslararası hukuk ve uluslararası ilişkiler olayında olduğu gibi burada da çok ilginç çatışmalar ve durumlar ortaya çıkacaktır.

Kuzey Irak’ta yaşayanlar ve Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi, bunu da ortaya çıkartarak durumun Türkiye ile ilgili olmadığını ve sadece Kuzey Irak halkını ilgilendirdiğini söyleyebilir. Tabi bu durumda oradaki Türkmenlerin azınlık haline düşmesi ve Barzani’nin savunduğu “Kürdistan” sözcüğüne bakılarak burada Kürtlerin yaşamayacağı ve Kürtçe olmaması gerektiği öne sürülebilir (bilmem tanıdık geldi mi?). Fakat bu durumda Barzani’ye akıl verenlerin; “Türkmenler kendi dilini konuşabilir ve kendi okullarını açabilir” diye açıklaması yine fısıldamış olabilirler.

**

Uluslararası hukukun ne olduğunu ve nasıl karmaşık olduğunu, Türkiye’nin en iyi uluslararası hukukçularından birinden ders alırken çok iyi şekilde anladım ve gördüm. Haliyle Ankara Antlaşmasına sığınmak başlı başına sıkıntı olacaktır. Uluslararası hukuk hem karmaşık, hem dolambaçlıdır hem de konu Türkler olduğunda; Türkofobi olan batı devletleri ve batı devletlerinin kontrolündeki sözüm ona bağımsız örgütlerin bakış açıları değişecektir.

Uluslararası hukuk ve barışı sağlamakla görevli olan (ki bunu başaramamış olan) Birleşmiş Milletler vs gibi örgütlerin ne kadar yararlı olduğunu Kırım’daki Tatar, Bulgaristan’daki Türkler (dedemin abisi Türk ismini değiştirmemek için Belene kampında işkence görmüştür), Hocalı’daki Azerbaycan Türkleri ve en net örneğini soykırımın başlandığı Kıbrıs’ta Kıbrıs Türklerine yapılanlar ve en yakın örneği Suriye ve Irak’ta Türkmenlerin köylerinin boşaltılması, binlerce Türkmenin yurdundan edilerek SAVAŞ SUÇUNUN kanıtlı şekilde işlenmesi karşısında BM ve diğerlerinin nasıl HİÇBİR ŞEY YAPMADIĞINDAN anlayabilirsiniz.

Aynı şey olacaktır. Uluslararası hukuk yolu kapalı!

Uzman ya da uluslararası hukukçu değilim ama temel bilgilerimle bu şekilde yorumlayabilirim.

Kaldı ki, uluslararası hukukçular Türkiye’de ya yetişemediğinden, ya güvenilmediğinden; bakanlığımız sürekli olarak İngiltere’den uluslararası hukuk profesörleri ithal edip; yüklü miktarda paralar verip, kalacak yerinden yiyeceklerine karşılayıp ilgili konuda çalıştırıp geri göndermektedir.

Bir İngilizin böylesine tarihsel ve hassasiyet içeren davada ne kadar özenle çalışacağı konusunda da ciddi şüphelerim vardır. Kıbrıs müzakerelerinde Türk tarafını temsil etmiş olan (ve parti kurmuş olan) hukuk profesörü, derslerde nelerle karşılaştığını ve neler yaptıklarını anlattı. Canla başla ülkeleri ve milleti için çalıştıklarını gördüm. Öte yandan İngilizler demek…

Eğitim… İşte bu seviyedeyiz.

Ee Hukuk Yolu Sıkıntılıysa Ne Olacak?

Şimdi bu herbokolog cahil kitle savaş çığırtkanlığı yapıyor.  O iş yaş ben size söyleyeyim.

Barzani Ankara’ya geldiğinde “Kürdistan” bayrağı Ankara semalarında dalgalandı. Bölgesel yönetim yani federasyonun bir eyaleti; DEVLET PROTOKOLÜYLE KARŞILANDI! [4]  Hatta bu olay 7 ay önce oldu arkadaşlar! Hal böyle olunca…

Siz benden duymuş gibi olmayın ama sınırda 3-5 tank sürmek, eyy Barzani söylemleri, sınırı kapatmak (ki koşullu kapattığına eminim, 2 hafta sonra falan açarlar) tamamen Türk halkının “gazını almak” için yapılmıştır. AKP’nin yaptığı en iyi şey budur. Youtube’daki “bir başbakan iki Erdoğan” videosunda da görürsünüz… İster politika deyin ister Erdoğan’ın balık burcundan olmasına bağlayın; dün ak dediğine bugün kara deme eğilimindedir kendisi.

İç politikada belki olabilir ama dış politika tehlikeli sulardır. Türkiye dış politikada çok kötü duruma düşmüştür!Dün devlet protokolüyle karşıladığın adama şimdi Eyyy Barzani diyorsun ha? Biz de yedik.

**

İşin özü gaz alacaklar arkadaşlar. Türk milletinin gazını alacaklar. Barzani zaten alttan alacak. Pasif direniş gösterecek. Türkiye ise böyle sınır kapatıp açar, sert söylemde bulunur, sınırda tank sürer, iki sınır ötesi hareket yapar ama 1 ay sonra işler değişir.

Savaş çığırtkanlığı yapanların gazını aldıktan sonra nasıl Türklüğü ve Türk kültürünü yok ettiyse bu iktidar, nasıl AKP kabinelerinde Türk bakanların sayısı azsa, nasıl İslam adı altında Araplaşma eğilimine destek veriliyorsa; işte aynı şey uygulanır.

Savaş vs gibi seçenekleri uygulamak zaten uluslararası alanda da işleri karıştıracaktır.

 

Peki Neler Yapılabilir?

Uluslararası hukuk yoluna mutlaka başvurulmalı.

Diplomasi ve uluslararası politika önemlidir. Diğer devletler üzerine, özellikle müttefikler üzerine baskı kurulmalıdır. Sonuçta Irak’ın bu hale gelmesinde Amerika’nın parmağı var. Amerika oraya girdikten sonra Irak 3’e bölündü. Hala, Amerika’nın bazı adımları atılıyor oralarda. Fakat işin arkasında bir de İsrail politikaları mevcut.

İşte bunları eyy Ameriga, eyy İsrayıl diyerek; kolayı tuvalete dökerek falan çözemezsin kardeşim. Bu iş rakı masanda, aile meclisinde, kahve köşesindeki gibi çözülmez! Sağlam diplomatik adımlar gerekir. Bülent Ecevit bunu başarabilen isimlerden birisiydi.

Şu anda Türk Dışişlerinin içine sıçtıkları için bu tarz şeyleri yapabilecek kapasitede bürokratlar vs kaldı mı bilemiyorum. Eğer kaldıysa bile bizim baştaki Kasımpaşa delühanlusu zaten ortamı gerip rezil edecektir.

**

Yine de ben yapılması gerekeni söyleyeyim. Malum muhalefetinden iktidarına kadar bu blogu takip eden(ve hiçbir yardımda bulunmayanlar) belki bunların olmasını sağlar.

Bu iş diplomasiye bakar. Savaş ya da uluslararası hukuk sıkıntılıdır. Diğer devletlere baskı kurmak gerek. Eyyy dedikleriniz de sizi desteklemez! Gerekirse Suriyeliler kozunu oynayın ama ne yaparsanız yapın, televizyon karşısında Irak’taki duruma karşı çıkmalarını sağlayın. En azından Türkiye’nin yanında olduklarını ve toprak bütünlüğüne bütün komşularımızın dikkat etmesi gerektiğini açıklamaları gerekmektedir.

Aynı şekilde terör örgütlerine yardımı kesmeleri gerekir ki bunu nasıl başaracaksınız merak ediyorum. Orta Doğu politikanız rezil oldu. Haliyle ne sizi adam yerine takıyorlar, ne de (artık görevinizi mi gerçekleştirdiniz bilmem ama) rezil ettiğiniz TSK’nın bir caydırıcılığı kalmış durumda.

Bilim ve teknoloji yok, o yok bu yok… TSK vardı ama yok Ergenekon yok Balyoz, yok Atatürk’e saldırma… Derken beslediğiniz ve “ne istedilerse verdiğiniz” FETÖ’cülerin TSK’yı delik deşik etmesi… Hepsi yurtdışından ilgiyle izlendi. Ellerini ovuşturdular ve şimdi memnunlar!

**

Görünen o ki İran ve Irak merkezi yönetimi ile birlikte hareket etmek doğru gibi ama dikkat edin sırtınızdan vurulmayın. Öte yandan bölgedeki İsrail gerçeğini kabul etmek ve bu konuyu görüşmek gerek. Ve diğer bir güçlü aktör: Rusya! Rusya ve Çin’in de bu kargaşanın karşısında olduğunu göstermesi gerek. Bugün dışarıdaydım ama Çin’den tepki geldiği son dakika ile bildirilmişti. Eğer böyleyse güzel…

Bu olayda mümkün olduğu kadar destekçimizi toplamak zorundayız. Mümkün olduğu kadar diplomatik ve politik olmak zorundayız. Eğer bunu başarırsak, uluslararası hukuk alanında da güçlü koz elde ederiz.

Yok efendim biz posta koyacağız derseniz, en son posta koymaya çalıştığınız Putin’den nasıl özür dilendiğini de hatırlatırım.

Hiçbir başarı kazanamamış bu hayatlarınızda, savaş çığırtkanlığı ve “posta koyarak” kendinizi avutmanızı izleyecek değilim. Sizin aptallıklarınız (seçmenler dahil), Türkiye Cumhuriyeti geleceğini çıkmaza sürüklüyor! İktidar gidişatın farkında ve dibe sürüklenişi durdurmak için çırpınıyor. Çırpınırken daha sert ve daha yanlış kararlar alıyor. Ve bu kararlar Türkiye’yi daha da kötü yöne sürüklüyor.

Belki Türkiye içindeki kutuplaşmalar, parti ve yaşam farklılıkları ilerde yenilebilir. Fakat komşuların neredeyse tamamıyla kavga ederken, dünya devletleriyle ve süper güçler ile kavga ederken (ya da etmişken); Türkiye Cumhuriyeti’nin bu karanlık dönemlerden tek parça halinde çıkmasını beklemek fazla Polyanacılık olur.

İç politikayı bir kenara bırakarak, dış politikada dikkatle adım atılmalı. Çünkü yapılan yanlışların telafisi mümkün değildir. Sen posta koydum sanarsın, Osmanlı oluyorum sanarsın; bir bakmışsın ki zaten ekonomik ve kültürel olarak sömürge olan ülken, politik anlamda da sömürgeleşmiş.

**

IQ’su 90 ortalama olan ve günün her saati aptal televizyon programlarını izleyen herbokolog kitleleri kandırabilir ve gazını alabilirsiniz. Fakat 11 yıldır politikayla ilgilenen, siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler bölümünü bitiren (son dönem) ve bu konuda ciddi hedefleri olan biri olarak; yaptığınız bu yanlışların nerelere sürükleneceğini çok iyi görüyorum.

Ve diyorum ki: SİZİ AFFETMEYECEĞİM!

2030’da devlet başkanı olacağım, 2030’dan sonra dün ve bugünlerde yaptığınız bütün hatalar yüzünden tek tek yargılanacaksınız. Ben yapamazsam da, başkası yapacak. Ne saraylar, ne uçaklar, ne koruma orduları ne de yazlık tarafına gemi sığsın diye yaptırılan metrelerce büyüklüğünde limanlar kurataracak sizleri.

Marsa çıkacak ve orada yaşayarak projeyi geliştirmediğiniz sürece, yargılanacaksınız. Bu ülkeye çok büyük zararlar verdiniz. Ve özellikle size söylüyorum cahil herbokologlar! Sizin kahve muhabbetleriniz yüzünden, gaza gelişleriniz yüzünden, saçma oylarınızın yüzünden Türkiye bu halde.

**

IŞİD, Lozan’a karşı başlatılan bir hareketti. 2001’de Irak operasyonu, yine bütün bu planların amacıyla yapıldı. Irak 3’e bölündü, Suriye 3’e bölünüyor. Sırada Türkiye olacak! Amaçları bu. Durdurmak elimizde. Birleşerek. Aptallıkları bir kenara bırakıp, mantık yürüterek durdurabilir.

Neden mi 3’e bölünüyor? Zülfü Livaneli anlatsın:

 

 

 

[1] – BM Enformasyon Merkezi UNIC-Ankara. Viyana Andlaşmalar Hukuku Sözleşmesi 22.05.1969. Erişim: 26.09.2017. Adres: http://www.unicankara.org.tr/doc_pdf/Viyana_69.pdf

[2] – Mesut Çelik. 2014. Ankara Barosu. Kendi Geleceğini Belirleme İlkesi ve Bağımsızlık İlkesi. Erişim tarihi: 26.9.2017. Adres: http://www.ankarabarosu.org.tr/siteler/ankarabarosu/tekmakale/2015-2/06.pdf

[3]- Ali Hüseyin ALİ. ULUSLARARASI HUKUKTA KENDİ GELECEĞİNİ BELİRLEME HAKKI. 2013, Ankara. Erişim: 26.09.2017. Adres: http://acikarsiv.ankara.edu.tr/browse/25226/Uluslararası%20Hukukta%20Kendi%20Geleceğini%20Belirleme%20Hakkı%20%28%20Ali%20Hüseyin%20Ali%29.pdf

[4]- Sözde Kürdistan bayrağı, İstanbul ve Ankara’da göndere çekildi. Sözcü. 26.2.2017. Adres: http://www.sozcu.com.tr/2017/gundem/sozde-kurdistan-bayragi-istanbul-ve-ankarada-gondere-cekildi-1701800/