Son gönderilerden haber almak için twitter hesabımızı takip edebilirsiniz

Kıbrıs sorunu neden çözülemiyor? Taraflar neden uzlaşamıyor? Annan planında ne oldu?

Kişisel olarak çok şey söyleyebilirim ancak yorum olur. Ben size, hayatını bu işe adamış bir adamın sözleriyle karşılık vereceğim. Çözüm neden olmuyor, neden çözülemiyor? Sorun nerede?

Bahçeşehir Üniversitesi Yayınları’ndan “Siyaset Okulu” isimli kitapta yazılan söyleşilerden kısa alıntılardır.

**

Müzakere Süreci Neden Çözülemiyor?

Zaman içerisinde iyi niyetle “aman bu mesele halledilsin, halkımız kan vermekten, can vermekten kurtulsun” diye ödünler verirsiniz. “Aman Türkiye’nin başına bela olmaktan kurtaralım artık bu meseleyi hallederek” diyerek iyi niyetle ödünler verirsiniz. Karşı taraf bunları cebine atar, görüşmeler kesilir.

Sonra yeniden başlar ve “verdiğiniz ödünlerden başlamak mecburiyetindesiniz“. Ne için? Çünkü meseleye teşhis konmamıştır. Çünkü meseleyi çözmek için soyunmuş olanların bir art niyetleri vardır. “Zaman her şeyi halleder” diyorlar. Zaman uzadıkça 30 yıllık arşivler açılır. O arşivlere bakarsınız ve meselenin niye halledilmediğini görürsünüz.

Çıkarlar üzerine halledilmediğini görmeye başlarsınız. Adada adalet için değil, kendi çıkarları için uğraştıklarını görürsünüz. Çıkarlar üzerine idare edilen bir dünyada adalet arıyorsanız, adalet bulamazsınız. Hakkınızı koruyacak güçte ve kararlılıkta değilseniz, büyük devletler sizi “sizin dediğiniz asla olamaz ve kabul edilemez” diyerek kendi istedikleri yere sürüklemeye çalışırlar.

Gördüğünüz gibi ABD bugün Irak meselesinde Birleşmiş Milletler’i ayaklar altına alarak (BM kararı çıkmadan kafasına göre operasyon yaptı ve kimse bir şey diyemedi, çünkü büyük güç), Irak’ta masum insanlara gece gündüz bomba yağdırarak işgale direnenleri terörist adderek, “O ülkeye demokrasi götürdük, o ülkeyi bir diktatörden kurtardık” diyebiliyor.

(Bugün gördüğümüz üzerine, Amerika’nın yaptığı bu operasyonlar, demokrasi baharları merkezi otoriteleri sarsmış ve terör örgütlerine; ülkelerin bölünmesine zemin hazırlamıştır).

**

Kıbrıs’taki Mücadele

Kıbrıs’taki Mücadele bilinmiyor belki ama, bağımsızlık için değildi. Enosis içindi. Ve dünyaya verilen mesaj şuydu: Kıbrıs halkı kendi kaderini tayin etme hakkını kullanarak Enosis istiyor. Tek halk varmış Kıbrıs’ta, iki toplumdan oluşan %80’i Rum, %20’i Türk tek bir halk! O çerçeve içerisinde, Kıbrıs’ın geleceğini tayin etme hakkını kendilerinde görüyorlar ve Kıbrıs’ı almak istiyorlar; 1954’te Yunanistan Kıbrıs meselesinin bu formülünü Birleşmiş Milletler’e götürüyor. Ancak o zaman Türkiye uyanıyor ve itiraz ediyor. “Kıbrıs’ta iki halk vardır, iki eşit cemaat vardır. Tek halkın arzusu üzerine Kıbrıs, koloni idaresini değiştiremez. Yunan kolonisini getirmek istiyorlar”.

Mücadele Enosis için başlıyor 1954-55’te; terör 1958’e kadar devam ediyor. 1958’de Yunanistan bakıyor ki Türkiye kararlı, duvar gibi önüne çıkmış. Ya Kıbrıs Türkiye’ye gider, tarihi jeopolitik hakları vardır veyahut da Türk-Yunan savaşı olur. İki NATO üyesi savaşmasın diye ABD araya girer.

İngiltere: Rum-Yunan ikilisine “kaderi tayin hakkı Kıbrıs’ta iki tarafındır, tek yanlı kullanılmaz” der. Taksim formülü (çift Enosis) gündeme gelir. Makaryos katıksız, ödünsüz Enosis der.

**

1960 Anlaşması

Türk köyleri basılır. 33 köyden göç başlar. Şehit sayısı yüzlere tırmanır. Türkiye Taksim’de kararlı azimli duruyor. Yunanistan’ın siyaseti, Kıbrıs’ı Türkiye ile savaşmaksızın almak. Türkiye’nin savaşı dahi göze aldığını görünce diyorlar ki o halde ortaklaşa bir cumhuriyet kuralım, Kıbrıslılar arasında eşit şartlarda. Enosis’i, Taksim’i yasaklayalım. Türkiye bunu kabul ediyor ve 1960 Anlaşması bu şekilde yapılıyor.

** Kıbrıs’ta yapılacak bir anlaşmanın kalıcı olabilmesi için bu dengenin korunması lazım. Bu denge Yunanistan lehine bozulursa, 1960 anlaşmalarında Türkiye’ye verilen haklar kalkarsa, ortada Enosis’i önleyecek hiçbir şey kalmamış demektir.

**

Rumların Kirli Yüzü Ortaya Çıkıyor

1960 anlaşması imzalanıyor, Rum parti liderlerine milis kuvvetler kurma hakkını tanıyor. İçişleri Bakanı, eski Eoka vurucusu Yorgacis’in başkanlığında bir teşkilat kuruluyor: Akritas teşkilatı. Teşkilatın önemli hususu şu, diyor ki: Esas hedef Enosis, ancak katiyen bunu söylemeyeceksiniz. Safha safha açılacağız.

Birinci safha: Silahlı Kuvvetlerimiz hazır olduğunda anayasayı tadil etme safhasıdır. Kıbrıs halkına haksızlıktır ve değişmesi lazım.

İkinci safha: bunu başardıktan sonra eğer Türkler itiraz ederlerse baskı uygulamak. Baskı şiddete dönüşürse süratle Türkleri top yekün sindirmek; öyle ki kimse mücadele dahi edemesin. Türkiye’nin müdahale etme olasılığı var. Hiç merak etmeyin milli güçler ve ABD bunu önler.

**

1974 Kıbrıs Barış Harekatına Giden Süreç

Hangi safhaya geldik? 1963-1974 arasında iç dengeyi bozdular. Bizi küçücük bölgelere hapsettiler. Yolda çıkanları alıp kaybettiler. Direnen varsa toplu mezarlara gömdüler. Ekonomiyi sıfırladılar. Kızılay’la, Kızılay yardımıyla yaşayan bir duruma geldik ama direnişe devam ettik, niye? Çünkü Ankara, milli davadır, garantörlük haklarımızdan asla vazgeçmeyiz, Kıbrıs’ı Yunan’a asla bırakmayız diyor.

Bir avuç Kıbrıs Türk’ü bu inanç içerisinde. Milli davaya, Türkiye’nin jeostratejik davasına, milli davasına öncülük ediyor, cephede vuruşuyor, inancı, güveni, gururu içerisinde görevini yapıyor. Her şeyini ortaya koyarak. Er geç gelecekler, er geç bizi bırakmayacaklar inancı içerisinde tarihi bir direniş.

Ve 1974 oluyor, Yunanistan bakıyor ki Makarios işi uzatmakta! Yunan Cuntasının acelesi var. Halbuki Makarios akıllı davranıyor, sorunu zaman içine yayarak safha safha halledecek. Makarios kralcıdır. Kıbrıs’ı Cunta’ya bırakmaz. Dolayısıyla Cunta Makarios’tan kurtulmak istiyor, bir an evvel darbeyi yapıyor.

/** burada araya gireyim; darbeden önce Kıbrıs Türk’ü İngiltere’ye yollandı. Evini, topraklarını getiriyordun; Rum tarafı sana İngiltere’de iş ayarlıyordu, ev ayarlıyordu. Böylece Türkler azınlığa düşecekti. Akıllıca ama yavaş bir süreçti, cuntacılar buna tahammül edemedi, Avrupa’nın şımarık çocuğu Yunanistan’da aceleci davrandı.**/

**

Türkiye, garantör İngiltere’ye diyor ki; Kıbrıs’taki üslerinizden birlikte göstermelik bir müdahale başlatalım. Etkili olmazsa, ilerleriz, kan akmasın. Darbe hakkımızı kullanmış olalım.

İNGİLTERE HAYIR DİYOR!

Hangi ingiltere? 1963’te uluslararası antlaşmaları çiğnemiş olan, Kıbrıs’ta insan haklarını çiğnemiş olan, masum insanları toplu mezarlara gömen ve anayasaya rağmen “ben meşru hükümetim” diyen İngiliz’in garanti ettiği ortaklık haklarını ortadan kaldırıp Türklere “azınlık haklarını kabul et, etmezsen istediğin yere git” diyen Makaryos’u meşru Kıbrıs hükümeti olarak tanımış olan İngiltere.

Amerikan arşivlerinde ortaya çıkıyor ki İngiltere’nin tutumu şudur: “Kıbrıs meselesinin halli, Kıbrıs’ın yunanistan’a verilmesi ile mümkündür. Türkiye’de gücendirmemelidir”.

**

Türkiye Soykırımı Önledi

Türkiye gelmeseydi Kıbrıs’ta muazzam bir katliam olacağının bilinci içerisindedirler. Geldiği halde katliam olmuştur. Üç dört köyde, arka arkaya, Türkiye oralara gidinceye kadar, bütün köy halkı sivil halk toplanarak kadın, çocuk, çoluk demeden 16 günlük bebekler, birkaç yaşına giren çocuklar, 90 yaşındaki ihtiyarlar dahil kurşuna dizilmiş, toplu mezarlara gömülmüştür. Ve bu dostlar(!), parmaklarını bile oynatmadılar. Çünkü çökmemizi beklediler

(yazı sonunda yorumumu belirteceğim ama şu kadar diyorum; bu soykırımı yapanların sırtını sıvazlayan AB’yi, bu soykırımın ve katliamların karşısında kılını kıpırdatamayan Birleşmiş Milletleri, iki yüzlü şeytan olan Amerika ve İngiltere’yi unutmayın)

**

Meşru Kıbrıs Hükümeti İki Yüzlülüğü

Kıbrıs sorunu nasıl çözülemiyor, başlangıçta belirtmiştim ve cevabı basitti: çözülmesini istemeyenler, Kıbrıs’ın Yunanistan’a verilmesi sureti ile meselenin halledilmesini kendi çıkarları açısından tercih edenler “meşru Kıbrıs hükümeti Makarios’un idaresidir” demek sureti ile esas siyasetlerini yürütmüşler ve halen de yürütmektedirler.

Ortaklık cumhuriyetini yıkıp, bütün Kıbrıs’a sahip çıkmak için bunu yapıyorlar. Siz ABD ve diğerleri kendilerine “meşru Kıbrıs hükümeti” dediğiniz sürece bunların bizimle yeni bir ortaklık kurma ihtiyaçları olmaz. Bunların meşru hükümet olmadıklarını, Türklerin hükümetleri olamayacaklarını söyleyin ki Kıbrıs’ın birleşmesi için bize ihtiyaçları olsun.

Bunları söylememekle kalmadılar ve 1992’lerde garantör İngiltere’nin öncülüğü ve desteği ile “meşru Kıbrıs hükümeti” olmayan, sadece bu ismi alıp kaçmış olan, terörist bir idareyi Avrupa Birliği’ne Kıbrıs’ın tümünü temsilen üye yapma yoluna girdiler.

**

Annan Planı

1964’te ülkede kan akarken, duman varken, silahlar patlarken, açlık devam ederken; 103 köy yıkılıp yakılırken, Türkler küçük küçük bölgelere hapsedilmişken, “anayasa ölmüştür, gömülmüştür” diyen uuluslararası anlaşmaları çiğneyen bir adamı meşru hükümet diye başına taç yapmış olan ABD, İngiltere ve Sovyetler artık meselenin Rumlar için halledildiğini görmüyor muydular? Tabi görüyorlardı bilerek yaptılar. Çıkarları bunu gerektiriyordu.

Annan Planı ile oturup, Annan planı ile kalkıyorlar. 9.000 sayfalık bir planı halkınn önüne koyuyorlar. Halka olmadık yalanı söylüyorlar, aklınıza gelmeyecek kadar para yağdırıyorlar. Yalan yanlış propaganda gece gündüz devam ediyor ve biz; “aman sakın ha, hayır deyiniz, aksi takdirde pazarlık gücünüz elden gider, daha pazarlık yapılması gereken çok şeyler vardır. Biz bile bunların tümünü görmedik” diye feryat ederken son ağırlığı Türkiye de koyuyor. Türk hükümeti “Annan Planı kabul edilebilir, görüşülebilir” deyince halkımıza “evet dediğiniz takdirde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tanınma yolu açılacaktır ve açacağız” diye tehdit konunca Türk kökenli vatandaşlarımıza özel ulaklarla, telefonlarla “evet demeniz Türkiye’nin lehinedir, Anavatanın istemidir” diye haberler gidince yüzde 65 oyla halkımız buna evet dedi. Bu şartlarda halkın %35’inin hayır demiş olması, milli omurganın sağlamlığını gösterir.

/** önemli bir andıç: bu karaktersizliği yapan, bu söylemleri yayan ANAVATAN zamanında hükümet kimlerin elindeydi? 2004’te referandum yapıldı yani AKP’de. Ülkeyi soyup soğana çeviren, her şeyi babalar gibi satan, yerel üretici ve üretimi bitiren AKP’de… Bazı şeyleri iyi bilin. **/

**

Atatürk ve Kıbrıs

1938’de, Atatürk genç subaylara soruyor: “Yeniden İstiklal Savaşı verecek olsak, işgal altındayız, ikmal yollarımız nelerdir?”

Genç subaylar cevap veriyor; Suriye üzerinden, İran üzerinden yol gösterirler, Irak derler, şu derler, bu derler.

Atatürk haritaya gider, “beyler Kıbrıs’a dikkat ediniz, Kıbrıs düşman elinde ise ikmal yollarınız tıkanmıştır” der.

1965’te İnönü, Kıbrıs Türklerinden oluşan ve yardım isteyen heyete ise şunları söyler: Biz mesuduz, bahtiyarız ki Kıbrıs’ta vatanını korumak için ayağa kalkmış insanlarımız var. Size elden gelen yardımı yapıyoruz (Kızılay ile). Vatan müdafaasında Türk’ün sabrı bittiği yerde başlar. Türk, vatan müdafaasında sabrım bitti diye teslim olmaz. Türk iseniz sabredeceksiniz. Karşınızdaki Yunan ise göreceksiniz, birbirlerine düşecekler”.

**

Erdoğan Burada da Aldatılmış

/** FETÖ, PKK, PYD, ABD, AB tarafından aldatılan Erdoğan yine aldatılmış, şöyle diyor Denktaş: **/

Hatırlayacaksınız sayın Erdoğan Annan planı konusunda Genel Sekreter beni kandırmıştır, aldatmıştır demiştir.

 

Kıbrıs Sorunu AB Engeli Değildir! Kıbrıs’tan Vazgeçilse Devamı Gelir

Söylediklerimin yayınlanmasını kim yasakladı ben bilmiyorum ama basın yazmıyor (Türkiye ve AB konusunda). Ve bunların çoğu arkadaşım benim. Yüz yüze geldiğimde konuşuyorum, şikayetimi de yapıyorum ama gülüp geçiyorlar. Zannediyorsam patronları siyasetine uygun gelmiyor Kıbrıs meselesinin gerçeklerini söylemek.

Bu halka (Anadolu Türklerine) “Avrupa Birliği’ne girmek için Kıbrıs’tan vazgeçelim mi?” sorusu sorulursa yalan bir soru sorulmuş olur. Çünkü türkiye Kıbrıs’tan vazgeçse de kimse size, Türkiye’ye Avrupa Birliği’ne giriş garantisi vermez , veremez.  Yolun ucu yine açıktır.

Yine Ermeni meselesi gelecektir. Yine Kürt meselesi gelecektir. Yine efendim vilayetlere özerklik, bilmem ne meselesi gelecektir. Gelecektir, gelecektir… Dolayısıyla Kıbrıs’ı verirsek yol açılık gibi bir durum yok. Bütün mesele şu Avrupa Birliği’ne girebilmek için hangi hükümetten, hangi üye devletten milli bir davasından vazgeçmesi istenmiştir ki Türkiye’den isteniyor ve niçin Türkiye’den isteniyor Kıbrıs meselesinin halli? Kıbrıs meselesini yaratan Türkiye mi? Devam ettiren Türkiye mi? Rum halâ ilan ediyor, açıklıyor “biz uzlaşma istemiyoruz, biz Avrupa Birliği’ne girmek suretiyle Türkiye’den hak kopartmak niyetindeyiz diyor. Hala bu gerçeği görmüyor mu AB?

Kıbrıs meselesini başlatan, devam ettiren, kan akıtan, anayasayı ayaklar altına alan, uluslararası anlaşmaları çiğneyen, toplu mezarlar açan Rum idaresine bunları hallet öyle gel denmiyor, Türkiye’ye bu söyleniyor. Bunun karşısında Türkiye’nin isyan etmesi lazım, bunu yapamazsınız demesi lazım.

Şimdi durmadan Türkiye’ye Kıbrıs meselesini hallet, Kıbrıs’ı tanıt dediklerinde bir beyaz kitap hazırlanmalıdır. Beyaz kitabın içinde bunların kim oldukları, yaptıkları soykırım anlatılmalı. Kıbrıs’ta eğer Türkiye gelmeseydi, bugün tek bir Türk kalmayacaktı. Türk askeri çıksın, Türkiye çekilsin, kısa bir zaman içinde yine tek bir Türk kalmaz. Mümkün değil, bırakmazlar. Soykrımmış, Ermeni soykırımı. Sen olmamış hikayeyi al, Türkiye’nin önüne koy.

Kıbrıs’ta soykırım var, geliniz toplu mezarları görünüz diyorum, tek bir diplomatı toplu mezarlara götüremedim. Rum kızar diye gelmezler. Ondan sonra otururlar, Lefkoşe’nin Rum kesiminde Kıbrıs hakkında rapor yazarlar. Dolayısıyla bu haksızlık karşısında biz hakikaten milli bir davadan böyle soğuyup vazgeçersek bir şeyler alacağız diye bekliyoruz ve ne alacağımızı da bilmiyoruz. Alıp alamayacağımızı da bilmiyoruz.

En haklı, en güçlü olduğun davada ver Kıbrıs’ı, sonrası çorap söküğü gibi gelir. bu kadar güçlü olduğu bir davayı koruyamayan Türkiye, hangi davasını koruyabilecek? Ve artık Türkiye’den kim, falan davasını dış Türklerin filan meselesini halletmesi için yardım isteyebilecek??

***

Kişisel Yorumum

Kitaptaki Denktaş bölümünü okudum fakat yukarıdaki açıklamalarına baksanız bile bir çok şeyi görebilirsiniz. AKP hükümetinden başlar, Türk diplomasisinin zayıflığına, Avrupa Birliği işinin olmayacağına, AB’ye girmeyi düşünmemiz gerektiğine kadar gider.

Öte yandan sürekli olarak bahsettim [1], Türkiye’de derneklerin gelirlerinin %82’si yurt dışı kaynaklı. Propaganda, psikolojik savaş gibi konuları ele alırsak ve taa Lawrence’a kadar uzanırsak; STK’ların bazı istihbarat servislerince kullanıldığını görebiliriz.

Sürekli diyordum ki; Türkiye’deki ayrılıkçı terör hareketi ile Kıbrıs’taki Türk karşıtı grupların SÖYLEMLERİ AYNI! Tabi biz bu konuları engellemede zayıf kalıyoruz devlet olarak. Fakat Denktaş bile en basit örneğini Annan Planı dönemine gönderme yaparak vermiş.

Peki neyi planlıyorlardı?

Bugün 8 yıldır adada yaşayan biri olarak söylüyorum ki; Kıbrıs Türkleri ve Anadolu Türklerini birbirine düşürme gayreti içerisindeler. Kıbrıslılar “biz Türk değiliz” deme aşamasına gelmiş, ve bizim Başbakan Kıbrıs Türklerine besleme diyor. Geçmişten, sıfatından utan be!

İşte bunlar planlı, bunlar destekli hareketler. Aşama ağır ağır yürüyor. Denktaş’ın da dediği gibi, süreç uzadıkça; Türkiye vazgeçme noktasına gelecek. Haliyle sahip çıkmalıyız. Kıbrıs bizim davamızdır.

Doğruları ve gerçekleri de hem kendi halkımıza, hem Kıbrıs Türklerine hem de dünyaya anlatmamız gerekir.

***

Öte yandan sinir olduğum bir konu var. Kıbrıs Türklerinin bir bölümü; dillerini, kültürlerini, tarihlerini unutma pahasına Rumlar ile anlaşma yapmak istiyor çünkü işin ucunda AB var. Hatta Türklüklerini reddedecek aşamaya gelmişler.

Dedeleri, nineleri, hatta bir kaç aylık akrabaları SOYKIRIMA amacıyla toplu şekilde katledilmiş ancak hâlâ Rumlar ile aynı yatağa girme, birleşme peşindeler. Rumlar yaptıkları katliamların hesabını vermemişken üstelik. Hatta ve hatta bunlar yaşanmış ve Türk askeri, Kıbrıs Türk’üne adada kendi devletine sahip olma ve kendi bayrağı altında yaşama özgürlüğü vermişken milletvekili çıkıp “Türk askeri tecavüzcü” diyebilecek kadar tarihini unutmuş ve akıl yoksunu olarak davranabiliyor [2]. Dikkate bile alınmaması gereken biri.

**

Birleşik Kıbrıs kurulsa dahi, 1960’a geri döneriz. Bu sefer daha dikkatli yürütürler Enosis planlarını. Hele hele mecliste yaşananlar konusunda Rumlardan hesap sormayı bırakıp her fırsatta Türkleri eleştiren Doğuş Derya gibi vekiller birleşik mecliste varken.

Birleşme olsa dahi en geç 30-40 yıl içinde Türklere karşı ırkçılık başlar çünkü Rum, Ermeni, Yunan milletleri Türk düşmanlığı ile büyütülür. Daha çözüm olmadan Rum tarafındaki Türk araçlarına saldırıları görüyoruz [3]. Türk askerinin, Türk iradesinin ve Türkiye’nin garantör olmadığı bir devirde neler yaparlar?

İstenilen belli, süreci uzatarak Kıbrıs Türkü ve Anadolu Türkünü bezdirmek. Birbirlerinden uzaklaşmaları sağlamak, çözüm masasında sürekli olarak Türklerin taviz vermelerine neden olmak.

Bu oyuna gelmeyin!