Steve Jobs ve Putin, hayatıma çok katkısı olan iki insandır. Hiç tanışmadım fakat katkı sağladılar. Nasıl? Tıpkı yaptıkları ve davranışlarıyla hayatıma ve muhtemelen sizin da hayatınıza katkı sağlayan Fatih Sultan Mehmet ve Mustafa Kemal Atatürk gibi.

Plato’nun güzel bir sözü vardır:
“Hayranlık duyduğumuz kişiler çok önemlidir. Çünkü bakış açımızı, fikirlerimizi ve davranışlarımızı etkiler.”

Bu yüzden hayatınızda “idol”, “rol model” ve/veya örnek alabileceğiniz kişiler olsun. Yoksa bile, insanların hayatını araştırın. Fakat sevmek ve örnek almak, rol model olarak benimsemek arasında fark vardır. Örneğin Elon Musk’ı severim. Yaptıklarını takdir eder ve hayatını araştırırım. Fakat örnek aldığım, rol model olan birisi değil.

Örnek aldığım insanları ise derin bir “göz hapsine”(!) alırım. Bilgisayarımda Atatürk, Steve Jobs, Putin, Yılmaz Büyükerşen gibi insanların farklı fotoğrafları, videoları ve internette gördüğüm ve dedikodu olsa bile kaydettiğim bilgileri vardır. Neden dedikodu? Inglorious Bastards filminin başında, fırlama Alman subayın sorgusundaki Fransız çiftçinin, “bir şeyler duydum fakat sadece dedikodu” demesi karşılığında söylediği gibi; “bilgiler doğru veya yanlış olabilir, fakat dedikodular ise çoğu zaman açıklayıcıdır”.

Yani giysilerinden, davranışlarından, insanlara karşı yaklaşımlarından, yaptıklarından ve söylediklerinden (yaptıkları ile ilgili geçmişte söyledikleri ve yapacağını söylediği şeylerden); dedikodulardan ve okuduğum/izlediğim/duyduğum her şeyden çıkarım yaparım. Çapraz sorgu ile çoğu elenir, doğrular ortaya çıkar; bu insanların nasıl düşündüğünü, ne dediğini, ne yapmaya çalıştığını anlamak için uğraşırım. Kısacası davranışlarını çözmeye çalışırım.

**

Örnekler üzerinden gitmek daha mantıklı olacak.

Türkiye’de çok az yerde bulabileceğiniz bilgileri, “Putin’in günlük düzeni ve karakteri” başlıklı konumda vermiştim. Bu konuyu ise yıllardır üstte yazdıklarımı yaparak; üzerine facebook’da “yarı-resmi” (görünürde resmiyet yok ancak bilgilerin bir elden çıktığı o kadar belli ki) Putin grupları, İngilizce ve yarım yamalak Rusçam (+Google Translate) ile Rus sitelerinden falan toplayarak yazdım.

Dedikodu bölümünü açıklığa kavuşturmak için de şu örneği verebilirim;

  1. Çok dinle, az konuş
  2. Sivri çıkışlar yapma
  3. Kararlarını kendine sakla
  4. Patronuna sadakatini belli et
  5. Sakın ön plana çıkma
  6. Gerekmiyorsa konuşma

Putin’in KGB’den öğrendiği 6 öğüt. Bu bilgi, yine yurt dışı kaynaklı fakat dedikodu niteliğinde. Yani Putin’in ağzından çıkmış ya da doğrulanabilecek bir bilgi değil. Fakat Rusya’da bazı devlet görevlilerinin önce FSB (yeni KGB) tarafından bazı konularda eğitildiği, ardından KGB çalışanlarının da internet kullanabildiği ve hepsinden önemlisi Putin’in davranışını çözmeye çalışanların da olduğu göz önünde bulundurulursa; bu 6 madde ortaya çıkmış. Putin’in bu 6 maddeyi hayatında uyguladığınız bir çok örnekle görebilirsiniz.

Putin, Türk Akımı ile ilgili görüşmek amacıyla Türkiye’ye geldiğinde toplantıyı falan izlemiştim. Orada ve daha sonra Putin’in de Erdoğan ile ilgili açıklamalarda göreceksiniz; Putin’in proje bitene kadar anlatmayalım dediğini ve Erdoğan’ın söyleyelim dediğini öğreniyorsunuz. Yani kararlarını (yapacağın işler vs) kendini sakla sözcüğü gerçekten önemli ve Putin’in öğrendiği 6 öğüt olsun olmasın; hayatınıza bu 6 maddeyi dahil edin derim. Çünkü bir iş bitene kadar, yapmayı niyetlendiğiniz şeyi yapana kadar kimseye anlatmayın; etrafınızdakilerin %99’u sizi durdurmak isteyecek. Belki bilerek değil ancak türk insanının sürekli “yapamazsın”, “sana mı kaldı?”, “imkansız, düzen değişmez” gibi saçma sapan sözleri sonucunda kendine olan güveniniz sarsılabilir. Dinlemeyin. Etrafınızdakilerin %99’u, bir bok bilmiyor. Özellikle sizin yapmak istedikleriniz konusunda…

**

Putin hakkında daha fazla bilgi almak için İlyas Kamalov’un “Putin’in Rusyası” kitabını öneririm. Ayrıca yine aynı isimli belgeseli (Putin’in Rusyası 4 bölümlüktür) öneririm.

 

Putin ve Batı Propagandası

Henüz lisedeyken (2005-2006) psikolojik savaş, propaganda ve beden dili ile ilgilenmeye başlamıştım. Sonra politikaya merak sardım (ister istemez). Haliyle yolumun Putin ile kesişmesi süpriz değildi fakat bu, 2010’ların başında oldu. 2013’te uluslararası ilişkiler bölümüne geçişim, bir çok şey değiştirdi ve 2014’te Emre Çetin Blog’u açtım. 2014 yılından itibaren Türkiye’nin Rusya ile iyi ilişkiler kurması gerektiğini ve Rusya’yı buradan yazmaya başlamıştım.

2014’te: “uluslararası ilişkilerde iki kutuplu dünyaya doğru“, “Rusya ekonomisi çökerse dünya ekonomisi çöker“, “Yeni Soğuk Savaş’a girerken son durum” gibi yazılar ve devamında 2015’te; “Suriye’de Rusya adımı” gibi konular açmıştım.

Hatta kriz durumunda; “Rus uçağı sınır ihlal etti mi?“, “düşürülen uçak Rusya’ya yaradı, Suriye’de eli güçlendi” gibi konular yazmıştım. Yalan söylemeyeyim, o dönemde ve sonraki dönemlerde; okulda 4 ayrı derste işime yaramıştı. Sunum, araştırma ödevi arkadaşlara konuyu açıklayarak bolca puan da almıştım. Bu da blogun yararı olmuştu…

**

Fakat bu süreçte, Putin ve Rusya’nın güçlenmesi doğal olarak çıkarlarına ters düşen Avrupa ve Amerika; Putin hakkında bilgi kirliliği yaymaya başlamıştı. Aynı şeyleri Türkiye’de de iktidar ve/veya muhalefet üzerine görebiliyoruz. Zaten Putin’in Rusyası belgeselini izlerseniz, istihbarat alanında ne gibi şeylerin yapıldığını da göreceksiniz.

Rusya’ya ambargo konulmuştu bir kaç yıl önce, bütün Türk medyası da Avrupa basınını takip edip; “Rusya çöküyor” demişti. Ne oldu? Geçtiğimiz süreçte Avrupa ambargosu ile birlikte Rusya çöktü mü yoksa özellikle bölgede ve dünya politikasında daha da güçlendi mi?

Avrupa aynı şeyleri bizim için de yapıyor. Bizde hadsiz ve densiz birileri çıkıp, “kadınlar hamileyken sokakta yürümesin”, “kadın sokakta kahkaha atmasın” gibi saçma şeyleri söylüyor; burada kimse dönüp yüzüne bakmıyor, ne kadar salak olduklarını hissettirmeye çalışır gibi attıkları bakış harici… Fakat Avrupa bunu manşette veriyor. Kaç arkadaşıma (kız) “siz dışarıda kahkaha atabiliyor musunuz?”, “Türkiye’de de böyle mi dolaşıyorsunuz”(açık) dediklerini biliyor musunuz? Ve dahasını. Yani rezalet… Abartma eğiliminde bir Avrupa.

Gündemleri yok, 2 kişi bir araya gelip evleniyor, 1 çocuk yapıyor (yaparsa); haliyle öldüklerinde yarıya düşüyorlar. Yaşlılık, alzaymır, az çocuk sorunları… Zaten rahatlık var Avrupa’da… Türkiye’nin 1 günlük gündemi, Avrupa’nın 1 yılına bedel neredeyse (ciddiye almayın, abartı sanatıdır). Haliyle böyle şeyleri vurguluyorlar.

Fakat Türklerden nasıl çekinip korktuklarını Avrupa’da bizzat gözlerimle gördüm. Muhtemelen aynı durum Ruslar’a karşı da var. Haliyle korku+tarihsel olaylar ve can sıkıntısı böyle saçma bilgi kirliliğine neden olabiliyor. Avrupa’nın medeni geçindiğine falan bakmayın, anlaşılan o ki; Avrupa’daki basın da gerzek ötesi (bknz: gerzek Türk basını)

**

Size neden bunları anlattım? Toparlayarak geleyim…

 

Kitaplardaki Putin

Kitapçılara gittiğinizde ve Putin hakkında kitap görmek isterseniz; Putin’i, yaptıklarını ve karakterini olduğu gibi anlatan ve karalamayan tek bir kitap göreceksiniz, “Putin’in Rusyası” (İlyas Kamalov). Fakat görebilir misiniz bilmiyorum. Çünkü bu kitabı bulabilmek için sadece İstanbul’da (Eskişehir hariç) 8 kitapçı dolaştım. Şans eseri karşı tarafta (Anadolu) buldum ve tek olan kitabı aldım.

Peki Putin ile ilgili doğru düzgün bilgi anlatmak yerine, köy kahvelerinde bulabileceğiniz ve ancak radikal solun başvrubileceği rezillikte olan saçma kurguları, “derin devlet” söylemlerini, ispatlanamayan bilgileri mi istiyorsunuz? En yakın kitapçıya gidin, raflarda 3’er 5’er bulacaksınız. Avrupa’da olduğu gibi, Avrupa’daki bilinçli Putin karşıtı propagandanın işletildiği gibi…

Hepsi mi kötü? Değil. Fakat Türkçe 2-3 kitap var, gerçekten objektif bakmaya çalışanlar ise İngilizce.

 

Ahh Ah!

Bu yazıyı niye yazdım… Gelelim bu konuya.

Rusya’yı Ayağa Kaldıran Lider isimli kitabı görünce tabi ki ister istemez elime aldım kitabı ve arka kapağına, içindekiler bölümüne ve önsözüne baktım. Süper, 2 gazeteci yazmış. Sovyetlerin sonu ve Rusya’nın başını görecek şekilde 20 yıl yaşamış bir gazeteci hem de. Rusça biliyor, Rusça kaynaklara bakabilir… Süper dedim ve aldım.

Biyografileri severim. Hele hele Putin ve Steve Jobs ile ilgiliyse (Walter Isaacson’ı tekrar analım). Uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi okuyunca, Putin’in Ukrayna ve Gürcistan’da yaptığı politik ve hukuksal manevraları çok iyi biliyordum. Örneğin Gürcistan’da Amerika’lıların durumunu ve bunun küresel politikada ne anlama geldiğini. Ya da Ukrayna’da yaşananlar… Kısaca örneklendireyim; Eskişehir (doğup büyüdüğüm yer olduğu için bu örneği veriyorum), Türkiye’nin bir parçasıdır. Eskişehir’den bazı silahlı gruplar ve şehir yöneticileri kalkıp Türkiye Cumhuriyeti Devleti yetkileri ile masaya oturmaz. Çünkü Eskişehir, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir parçasıdır. Devlet, şehri ve şehrin yönetimini; Anayasa’daki belirlenmiş yönetim şekli çerçevesinde kontrol eder. Ukrayna’da ise Rus kökenli vatandaşlar, Ukrayna devleti ile masaya oturdu.

Ne demek bu? Hiçç diyorsunuz değil mi?

Uluslararası hukukta, 1933 Amerikan sözleşmesi (Montevideo Sözleşmesi) çok önemlidir. Amerika Birleşik “DEVLETLERİ” bölümünü ilgilendirir. Yani uluslararası bir yanı yoktu aslında. Fakat uluslararası hukukta da aynı maddeler geçerli oldu. Peki bir devletin devlet sayılması için ne gibi özellikler gerekiyor?

Article 1:

  1. Permanent population
  2. Defined territory
  3. Governemnt
  4. Capacity to enter into relations with other states

Türkçesiyle:

Madde 1:

  1. Kalıcı (sürekli) insan topluluğu
  2. Belirlenmiş alan/sınır (askeri dilde mıntıka, politik dilde hükümranlık alanı)
  3. Hükümet
  4. Diğer devletlerle ilişki kurabilme yetisi

**

Yukarıda yazılan maddeler gerek Ukrayna gerek Irak, gerek Suriye ve hatta Türkiye için bir çok konuyu açıklayıcı nitelikte. Yani Türkiye’de neden federasyon olmamalı? Irak’ta neden bağımsızlık olayları gerçekleşebilir veya KKTC neden tanımıyor (gerçi BM farklı bir bakış açısı sundu ama…)

Bir ülke federal şekilde yönetilirse, vilayetin bağımsızlığını ilan etmesi; üniter devlette bir bölgenin bağımsızlığını kazanmasından daha kolaydır. Bu yüzden belirlenmiş alan ve diğer devletlerle ilişki kurması gerekmektedir. Tabi burada “özgür biçimde” olmalı.

Bunları bilirseniz, Ukrayna ve Gürcistan’da yaşanan şeyleri ve Rusya’nın nasıl cin gibi adımlar attığını rahatlıkla anlayabilirsiniz. Hatta ve hatta Kırım’ın ilhakı olayı var ki çok ilginçtir.

**

Yazdıklarım sadece ufak örneklerdir. Putin’in KGB memuruyken Doğu Almanya’da yaptığı iş ile ilgili çıkan söylentilerden birisi ise yasa dışı toplanan istihbaratı yasal hale çevirmeyi de içerdiği söyleniyordu. Bu ne demek? Örneğin ben gizli ses kaydı alıyorum. Aldığımı kimse bilmiyor. Bir suçu aydınlatacak. İşte bu delil mahkemece kullanılamaz. Tabi çok sınırlı durumlarda kullanılabilir, ne gibi? Eğer birisinin suçsuzluğunu ispatlıyorsa. Çünkü suçsuzluk, hukuk açısından en değerli kavramdır. Fakat bu delil, her şey göz önünde olsa da yapanın suçlu olduğunu göstermesine rağmen, mahkemece kabul görmez. Avukatlar, başka yoldan bunu göstermek zorundadır.

Veya daha basit örnekle; mahkeme kararı olmadan telefon dinlenilemez. Fakat dinlenildi ve burada bir bilgiye ulaşıldıysa, bunu sanki yasal yollardan elde etmiş gibi göstermek. Ehh hukukçu olan Putin’in böyle görevlerde çalışması olasıdır. Kaldı ki farklı kaynaklar, Putin’in masabaşı işi ve bu tarz istihbarat raporları ile uğraştığını doğruluyor. Tabi tam işi hakkında dedikodu ve söylentiler ötesinde bir bilgiye rastlamak çok zor olacaktır ki dorğu olsa da ispatlamak zor olacaktır.

**

Kitaba Eleştiri

Bahsettiğim kitabı okuduğumda Putin’in karakteri, tarzı, Rusya’da yaşam (ki bununla ilgili yazarlardan birinin çok güzel kitabı vardı) vs gibi şeyleri daha derinlemesine okuyacağımı düşünüyordum. Tamam Putin’i severim fakat kör değilim, bazı konularda objektif bakabilme yetim var. Haliyle Putin’in kendi hakkında nasıl propaganda haberleri ve bilgileri yayınlattığını biliyorum. Bunlardan bahsetmiş yazarlar.

Derken…

Putin’in gazabını çeken 3 Oligark’ın Yahudi olması tesadüf değildir gibi bir söylemle Putin’i anti-semitist bir yapıya mı sokmak istediler bilemiyorum. Tabi ki Rusya’da Yahudi karşıtlığı yüksek seviyede. Fakat Oligark snıfının Rusya’ya zararı ve devlet işlerine burunlarını gereğinden çok çok sokmaları tahammül edilebilecek bir şey değildir. Hele hele güçlenmek isteyen bir iktidar ve lider varsa, dünyanın hiçbir yerinde buna müsade etmemelidir. Peki bu 3 Oligark’ın Yahudi olması? İşte burada bakış açısı devreye giriyor.

Müttefiklerin size sağladığı istihbaratı, aynı askeri birlikte olduğunuza mı yoracaksınız,
Yoksa “Türkiye bu iktidardan önce güçsüzdü, oralarda istihbaratı hep Ameriga veriyordu, İsrayıl veriyordu” gibi söylem içine mi gireceksiniz?

Bu 3 Oligark, Putin’e karşı çıkmaya çalıştı. Sonları ise felaket oldu. Aynı mantıkla yola çıkarsak, “Yahudiler hep ülke düzenini bozmaya çalışıyor” diyen Rus dayı, Rus köyünde konuşabilir.  Rusya’da bir çok Yahudi, Müslüman ve farklı etnik kökenlerden insan yaşamaktadır. Rus milliyetçiliği yükselse dahi bir şekilde yaşamayı başarmışlar. Haliyle bu 3 Oligark’ın başına gelenler Yahudiliğinden değil, Putin’in kararlarına boyun eğmeyen ve devleti yönetmeye çalışan OLİGARK olmasından.

Putin döneminde yani 2000’lerde zenginleşen Oligarklara bakın, aralarında Yahudi kökenlileri göreceksiniz. Haliyle bu deneyimli gazetecilerin nasıl böyle satırlar yazabildiği konusunda birazcık şaşırdım. Hatta Rusça bilmenize, Rusya’da yaşamanıza gerek yok. İngilizce biliyorsanız, 5 dakikayı bulmayacak bir araştırmayla Google sayesinde öğrenebilirsiniz.

Örneğin; Alisher Usmanov, German Khan, Leonid Mikhelson, Mikhail Fridman, Mikhail Prokhorov, Pyotr Aven, Roman Abramovich, Vitaly Malkin, Viktor Vekselberg (ailelerine, geçmişlerine bakın anlayacaksınız).

Putin’i Yazacaksan Beden Dili Öğreneceksin!

Kitabın 304’üncü sayfasında şöyle bir şey göreceksiniz; Putin, (benim de gayet mantıklı bulduğum) Sovyet tipi T makam masasında üst düzey diplomatlar, bakanlar ve başbakan gibi önemli insanları ağırlar ve hatta resmen “sorguya çeker”. İşte görsel:

 

Bununla ilgili aynen şunları yazmış:

“Ama dikkatimi çeken, neredeyse her görüşmede Putin’in de son derece gergin olması, bakışlarını karşısındaki kişinin gözlerinden kaçırması, ona sadece kaçamak bakışlar atması.
Yüzlerce, belki binlerce kere seyrettiğim bu görüntünün bende uyandırdığı tek duygu Putin’in aslında çekinden bir kişiliğe sahip olduğu.”

ve eklemiş

“Tabii, kameraların varlığının da onun için bir gerginlik kaynağı olabileceğini unutmamak gerekiyor”

Yukarıdaki alıntı, neden kitabın büyük bir bölümünü eleştirdiğimin özeti niteliğinde. Bence böyle böyle diyor, bir önyargı ve gerçeklerden uzaklık var ve ardından kapıyı da kapatıyor, “tabi kameralar var, ondan da olabilir” diyor. Ben size 12 yıldır beden dili, psikolojik savaş, propaganda ile uğraşan biri olarak anlatacağım; neden böyle. Bir uzman değilim ancak bazı konularda da (bunun gibi) açıklamalar yapacak seviyedeyim.

Yanılmıyorsam siyaset bilimi okumuş, 21 yıl Rusya’da kalmış. Bir siyaset bilimcinin ve gazetecinin, özellikle beden dilini çok iyi kullanan KGB eğitimli bir ajan ve Rusya gibi bir ülkenin devlet başkanlığını yapan Putin’in kitabını yazarken dikkat etmeliydi.

Çok değil, sadece Ahmet Şerif İzgören’in “Dikkat Vücudunuz Konuşuyor” kitabını okusaydı, orada gözlerle ilgili bir bölüm vardı. Orada okusanız yetecek (hatta hayatımda okuduğum en iyi beden dili kitaplarından birisidir). Sosyal değeri yüksek olan insanlara herkes bakar. Hatta bir an olsun gözlerini kaçırmaz. Fakat sosyal değeri yüksek olan insanlar, gözleriyle bakma gereği duymaz. Putin’de bu özelliği sık sık kullanır.

Hatta “imaj ve hitabet teknikleri” konumda bundan bahsetmiştim.

 

Bu görselde kimin değerli, kimin ne olduğunu size bırakıyorum.

Hatta ben bu konuda insan ilişkilerini bir adım ileri götürüp, ecnebilerde PUA (pick up artist – kız tavlama uzmanı) denilen ve bilimsel teknikleri geliştirip bunları oyunlar haline getiren bir olay vardı. Neil Strauss’un Oyun kitabını okuyabilirsiniz. Hatta Robert Greene’in Baştan Çıkartma Sanatı ve yine Green’in Güce Ulaşmanın 48 Yasası adlı kitaplarını mutlak okuyunuz. Sadece kadınlar değil, aynı zamanda diğer erkeklere karşı üstün konuma geçme (psikolojik olarak) gibi konular ayrıca müzakerelerde (şirket görüşmeleri ve bakanlık vs) oldukça işe yarıyor. Orada da şunları göreceksiniz:

Eğer masa ve/veya ortada bir kadın varsa bedeninizi ondan uzağa döndürüp diğerleri ile konuşursanız ve gözlerine bakmazsanız tamamen psikolojik ve mağara döneminden kalan nedenlerle, sizin ilginizi çekmeye çalışacaktır. Hatta sadece kadın değil, tüm insanlarda geçerlidir.

Yani derin derin anlatmak isterdim fakat konu zaten uzun. Ben, Putin’i yorumlarken işte 12 yıllık bu tarz beden dili, PUA ve psikoloji+beden dili konularındaki bin bir çeşit şeyi okuyup, araştırıp, birleştirip ve özel hayatımda kullanıp; bunlarla birlikte “Putin ve Erdoğan beden dili (ilk karşılaşma)” gibi konuları yazıyorum. Eğer bunları bilmeden, hele hele gazeteci ve siyaset bilimciyken ve Putin gibi bir liderin özelliklerini yazıyorken; tabi ki gözüne bakmamasını temelinde “çekingenlik” olmasına bağlayabilirsiniz.

Ehh yine kendi yaptığım bir video ile cevap vereyim:

 

Ayrıca şu konuya da bakabilirsiniz: Resimlerle Putin’in özellikleri ve diğer liderler

 

Her Şey Şans Eseri ve/veya Derin Devlet Mi?

Evet Putin KGB ajanıydı. Evet KGB ajanı olarak eğitimde ve işini yaparken öğrendiği her şeyi ki buna çevresi dahil; iş bulurken ve devlet içinde kullanacaktır. Herkesin yaptığı gibi. Yani KGB’den birileri tarafından iş ayarlanması süpriz olmasa gerek?

Ayrıca St. Petersburg dönemi var… Putin, hukuk eğitimi ve KGB tecrübesini Belediye işlerinde koşuşturuyordu. Sonradan akıl hocası ve St. Petersburg Belediye Başkanı Sobçak’a sadakatini fazlasıyla gösterecek ve bu yüzden Yeltsin’in dikkatini çekecekti.

Maalesef elimdeki kitabı okurken bu dönemde farklı hikayelere yer verilse de bol bol “derin devlet” klişesine başvurulmuş. Yani neredeyse Putin’in bu olaylarda başarısı yokmuşta, derin devlet kuklası bir adammış ve direkt Rusya’nın başına konulmuş gibi bir anlam uyandırdı bende. Açıkçası tecrübeli gazetecilerin yapacağını düşünmediğim bir hata, eğer böyle bir anlam istemeden ortaya çıkartılmışsa. Veya Yüzü Olmayan Adam kitabından fazlaca etkilenilmiş.

Derin devlet deniyorsa kim? Oligarklar olmadığı ve aksine Oligark sınıfının kontrol edildiği söylenmiş. Peki derind evlet denilen yapı nedir? Onu açıklamaları gerekirdi. FSB üzerinde durulmuş ancak o bile tam verilmemiş. Yani FSB vs olabilir, fakat “birileri” tarafından planlandığı gibi çeşitli cümleler yazılmış. Yani 20 yıl Rusya’da kalan ve Putin, Rusya ile ilgili yazılar yazar bir “gazeteci”, sanıyorum bu tür kavramları okuucuya biraz daha açıklamalıydı. Bir iddia bir şey varsa, en azından daha net şekilde dillendirmeliydi.

**

Tabi başka dikkatimi çeken yerler var fakat bunları yazarsam sanki sadece bu kitapla ilgili bir olaymış gibi olacak. Oysa kitap güzel, önemli gazetecilerin elinden çıkmış. Fakat Putin’in karakteri ve tarzı hakkında daha fazla detay bekliyordum ve gazeteci olarak kişisel görüşlerin bu kadar fazla ön plana çıkmamasını; okuduğu, duyduğu, öğrendiği bilgileri vererek sadece bölüm sonlarında tek paragrafta kendi düşüncesini anlatmalarını beklerdim. Diğer kitapları okudum, bu kitabı okuyunca artık bir şeyler yazma zamanım geldi dedim. O yüzden bu konuyu yazdım.

 

Putin: İyi Mi Kötü Mü?

Daha 2-3 yıldır doğru düzgün Putin kitapları görebiliyoruz raflarda. Oysa Putin, 2015-2016’da birden parlayan birisi değil. Başkan olmasıyla, 10-12 yıl içinde Rusya içerisinde bazı değişim ve dönüşümlere ağırlık vermiş, askeri kanatta gelişim sağlanmıştır. Medvedev’i çok güzel kullanmış, teknolojik yatırımlar yapılmış; sivilde karşılığını tam alamasa da askeri kanatta çok önemli işler çıkmıştır (bizim Aselsan vs gibi düşünün, özel sektörün ilerisinde).

İlk önce Çeçenistan, sonra Gürcistan, sonra Ukrayna ve şimdi Suriye ile uluslararası arenada görmeye başladık. Uçak krizi vs ile birlikte dikkatimizi çekti. Ben yazılar yazdım, İngilizce videolardan bazılarını Türkçe’ye çevirdim yükledim, bazıları geyik amaçlı olsa da Youtube kanalımda en fazla ilgiyi genellikle Putin videoları gördü. Fakat kitapları ve belgeselleri çok geç geldi Türkiye’ye…

Türkiye olarak Avrupa’dan çok fazla etkileniyoruz. Avrupa bir çok konuda, özellikle insan hakları gibi konularda bizden iyi fakat ilah gibi görmeyin derim. Sonuçta Avrupa’da kadının adı şurada yüz yıldır var. Bizde ise binlerce yıldır kadınlar, erkeklerle bir tutulurdu. Biz özümüzü kaybetmeseydik, Avrupa’ya da bu kadar hayran olmazdık. İslam adı altında Araplaşmaya, çağdaşlık adı altında yozlaşmaya son vermek gerek.

Bu etkilenme, maalesef politik anlamda da gerçekleşiyor. Türkiye’nin Rusya’ya bakış açısı düne kadar Avrupa’daki ile aynıydı. Yahu biz Avrupalı değiliz. Aynı kültüre, aynı tarihe, aynı dinamiklere sahip değiliz. Rusya, Orta Doğu, Orta Asya, Amerika vs konularında farklı görüşlerimiz olabilir.

**

Putin’e dönecek olursak, iyi mi kötü mü?

Bu soruyu bilerek yazdım çünkü her şeyi tek sözcükle açıklamaya çalışan halkımıza uygun. Eğer demokrasi açısından bakarsanız, Putin demokratik bir lider değil. Fakat güç açısından bakarsanız; Rus ekonomisini, Rus askeri teknolojisini, Rusya’nın küresel politikada gücünü vs arttırdı. Benim değerlendirmem ise tamamen Rusya’nın çıkarları açısından ne yapıp yapmadığı ile ilgilidir. Elin Rus’u kalkıp Orta Doğu’da kendi çıkarlarını bırakıp Avrupa çıkarları vs ile uğraşmayacak herhalde? Tabi ki kendi ülkesinin çıkarlarını koruyacak.

Bak Ecevit’in kitabı yayınlandı. Mehmet Çetingüleç’in kitabıdır. Açın okuyun. Sosyal demokrat olan Ecevit, çıkar konusunda neler demiş. Adeta ders verir. İşte bütün bunlara baktığınızda; sol-sağ kavramları daralıyor. Eğer hiçbir şey bilmiyorsanız, kolaylıkla takım tutar gibi politik görüş tutup; kendi partinizin yaptığı her şey iyi, diğerlerinin yaptığı her şey kötü diyebilirsiniz.

Fakat politikada bu işler o kadar kolay değil.

Evet demokrasi sıkıntılı.
Evet güçle yönetim var (bknz: sert güç ve yumuşak güç)

Hatta daha bir sürü şey sayabiliriz. Fakat bunalımda olan bir ülkenin ekonomisini dirilti. Askeri teknolojisini geliştirdi; her şeyden öte, Rusya’yı tekrar Amerika ve Avrupa ile rekabet edebilecek hale getirmeye başladı. Gürcistan’da Amerika’nın çaresizliği, Ukrayna’da Amerika ve Avrupa’nın çaresizliği ve şimdi Suriye’deki tartışılmaz Rus kontorlü ve Rusya’nın yine Amerika ve Avrupa müttefiki Türkiye’yi yanına çekmesi… Tabi başka etkenler de var ancak baktığımız zaman; uçağını düşürdüğümüzde savaş açabilecek bir konumdaydılar, bugün ise görüyoruz ki bunu yapmamalarının nedeni daha derin ve büyük planlarının olması.

Ehhh durum yine size kalmış. Köy kahvesindeki dayı gibi;

Derin devlet, FSB, illüminati diyebilirsiniz.

YA DA,

Bu iş başta Putin’in doğru adımları ve etrafındaki sağlam insanlar (bknz: Sergey Lavrov) gibi bir çok etmenin bir araya gelmesiyle, ancak özellikle liderin kendi bilgisi, tecrübesi, davranışları ile ilgili olduğunu düşünebilirsiniz.

**

Diyeceksiniz ki; “kardeşim Putin Rusların özgüvenini tazeliyor, ekonomiyi düzeltti, Kırım’ı aldı, Gürcistan’ın başkentine 2 günde gidecekti, Avrupa ve Amerika’ya kafa tutuyor tamam doğru ama Erdoğan’da bunu yapıyor? Neden Putin’i severken, Erdoğan’ı eleştiriyorsun?”. Onun da hemen cevabını vereyim.

Bugün yediğiniz sebzelerin tohumları nereden geliyor? İletişim firmalarının kaçı yabancı? Türk olan Turkcell neden bu hale düştü ve öngördüğüm şekilde yabancılara mı satılacak? Türkiye’de hayvancılıkta, öküz ve inek çiftleşemez! Ceza var. Veteriner gelecek, dölleme yapılacak. Azot tankındaki o spermler neden yurt dışından geliyor? Türkiye’deki eğitimin durumu neden bu kadar rezil?

Dahası var ancak sadece bunları cevaplasınız bile anlamaya başlayacaksınız. Putin, Rus vurgusunu ön plana çıkartıp, yabancıların elindeki kurumları devletleştirirken; biz her şeyi özelleştirip para sağlama derdindeydik. Türklüğü kaldırıp, devlet yapısını rezil ettik. Rezil rüsva ettik!

Kıyaslamanız için söylüyorum; Putin Oligark yapılanmasını kontrol altına alıp, devlet yönetiminden uzaklaştırırken, Türkiye’de FETÖ’ye her kapı açıldı. Ne zaman çıkarlar çatıştı, o zaman savaş başladı. FETÖ gitti ne oldu? Şimdi Menzil’e kucak açıldı, devlet kapıları açıldı. Yani bu bile bazı şeylere güzel bir örnektir.

 

**

Yazıya başladığımdan bu yana 3 saat oldu, 2 başlık daha vardı ancak onu eklersem hem dağınık kafayla toparlayamam hem de geç olacak (şu an saat 00.18).

Medyada gördüğünüz her şeye inanmayın. Kitaplarda okuduğunuz her şeye inanmayın.
Hatta siz iyisi mi, gözlerinizle görseniz dahi inanmayın!
Çapraz sorgu yapın. Benim yazdıklarıma da inamayın.
Çünkü algı farklı şeydir, doğru bilgilerle yanlış algılar yaratılabilir.

Ben bunu Türkiye’de çokça gördüm, bazılarını düzeltmeye çalıştım ancak elde medya yokken ve kontrol ettiğin bazı örgütlü gruplar yokken; hiçbiriyle mücadele edilemez. Siz kendinizi geliştirin, gerisi gelecektir.