Son gönderilerden haber almak için twitter hesabımızı takip edebilirsiniz

İnsanlık, dünya bir bütündür, uzaydan baktığımızda sınırlar yoktur….

Evet bunlar doğru , hatta güzel sözcüklerdir. Ne yazık ki gerçeklerle uyuşması zor. Türkiye’de bulunmayan, Türkleri tanımayan biri “Türkler” ve Türklük hakkında ne düşünecek? Fikri nasıl oluşacak?

Her birimiz bir temsilciyiz. Yurt dışında yaşayanlar özellikle. Bunun dışında ülkelerindeki gazeteler, politik söylemlerde etki eder. Ancak bunlara etki eden en önemli şeylerden birisi şirketlerdir.

Peki Türk şirketlerinin durumu nasıl? Maalesef, yani üzelerek bunu son son zamanlarda deneyimledik. Büyük şirketler elbet kurumsal olduğu için farklı olabilir (bilinen holdingler vs) ancak gazetelerde okuyacağınız bazı şirketler bile rezil durumda.

 

Kaypaklık, Yalancılık, Hukuk Dışılık

Bir çok şirketimiz vergiden kaçmanın yollarını keşfetmişler. Vergi dönemlerinde birbirine para aktarmadan tutun, çalışanların ücretinin bir bölümünü elden vererek vergiden kaçmaya kadar bir sürü durum. Bu devletle ilgilidir, sistemseldir, buna değinmeyeceğim.

Değineceğim şey şu; bir şirketle anlaşırsınız ve dersiniz ki “bu kadar paraya, bu kadar ürün/hizmet”. Geri dönüşü nasıl olur?

Anlaşmanıza rağmen parayı düşürmeye çalışırlar, daha fazlasını talep ederler. Ne alabiliyorlarsa almaya çalışırlar. Anlaşma ve işe başlamadan önce buna “pazarlık” diyebiliriz ancak anlaştıktan sonra yapılanlar ise tam anlamıyla rezillik.

Dahası, işi tamamladıktan sonra ücreti ödeyecekleri gün bellidir, ancak ücreti alabilmek için haftalarca uğraştırırlar. Ararsınız “bugün yatıracağız”, “yarın yatıracağız”, “ilgili kişi yok”… Bir sürü bahane.

Defalarca, ısrarla anlatırsınız çünkü ihtiyacınız vardır. Düzeni ona göre kurmuşsunuzdur ancak bunun üzerine, yine parayı yatırmazlar. Yine arıza, yine sorun. Kaypaklık, hile, hurda, yalan, dolan Türk şirketlerinin kimliği olmuş durumda.

Daha Kötüsü

Size daha mide bulandırıcı yanını anlatayım. Türkiye, eski Türk ülkeleriyle ilişkileri geliştirmek istedi. Bizim Türk firmalarını, oradaki “ortak” ya da iş yapacakları insanlar, “otelde kalma, misafirimiz ol” diyerek evlerine davet etti ve karşılığı ne oldu?

Evde, adamın karısına, kızına sulanmaya gidebilecek kadar iğrençleştiler. Hani “Turan, Türk birliği” gibi fikirler peşinde koşanlar var ya, işte özellikle onlara anlatıyorum. Şunu bilin ki; o bölgedeki insanlar, Avrupa’daki bazı şirketler Türklerle iş birliği yapma konusunda temkinli. Hatta eski Türk devletlerinden bazıları bunları görünce yüzünü başka yerlere çevirdi.

 

Politik Elit

Bitti mi? Bitmez. Elit, Türkçesiyle “seçkin”. Bunu siyaset bilimiyle açıklamayacağım. Çok basit, bugün gelişmiş 20 ülke bir araya geldiğinde kimleri görürsünüz? [1]: Brüt üretimin %90’ına sahip şirket sahipleri, işçileri, sendikalarını ya da dünya nüfusunun 3’te 2’sini mi?

Hayır; isimlerini bildiğiniz Erdoğan, Putin, Obama vs başta olmak üzere bir kaç tane politikacı. Hepsi bu. İşte politik elit budur. Kürsel ısınma kararları, anlaşmalar, politik adımlar hepsi bu insanların yapısı ve düşüncesiyle, çevresindeki ekibi tarafından oluşturulur.

 

Ya da politikaya katılmak istiyorsunuz; işçi maaşı ile bu mümkün mü? Değil. Teoride herkes eşit, herkese politik alan açık. Ne yazık ki bugün 4 partinin birinde olmanız dahi yetmez. Parti başındaki ekiple de aranız iyi olmalı. Asgari ücretli birinin seçime girme, kazanma ihtimali çok zordur.

İşte politik eliti kısaca böyle açıklayabiliriz. Bütün politik sistem ve kararlar, bir avuç elit tarafından dönüyor.

 

Ekonomi ve Şirket Bölümü

Türkiye gibi bir ülkede, iktidar, her yere el atıp kadrolaşmaya çalışır. İş dünyasında da budur. TÜBİTAK bağlantılı adamlar gelip bize, “bizim için çalışın, ortak olalım” (kısacası bilginizi sömürelim) dediğinde hayır diyebilirsiniz. Karşılığında ise “TÜBİTAK projelerinin çıkacağına dair güvence veremeyiz” diyebilirler.

Ki bu bahsettiğim adamlarda iktidara yakın kişiler.

Hadi bu çok uç. İş bulmak için kaç kişiye “AKP’ye kaydol işin hazır” denilmedi?

Çoğu kuru sıkı atıp, tehdit ve şantaj ile boyun eğdirmeye çalışıyor. İşte bunlara karşı direnmek durumundasınız. Böyle bir Türkiye düşünün, liyakat değil kölelik temel olmuş. Yoksa işiniz zor.

İşinizi bu şartlarda yapmaya çalışırken, üzerine para vermemeler, sözünde durmamalar… Türkiye’den, Türk halkından umutluydum. Ancak ülkeden gitme noktasına bu gibi olaylar getirir.

İşinizde iyi olmanız, ne kadar iyi olduğunuz önemli değil. Tanıdığın adam yoksa, birilerinin kontrolü altına girmiyorsan devlet desteği alamazsın. Birilerinin desteği ve tanıdığın yoksa işe giremezsin. Dürüst, ahlaklı, çalışkan olman önemli değil. Her denileni yapmak zorundasın.

 

Neden Okuruz?

Şahsen diplomaya zerre önem vermedim. Ancak diplomanın neden önemli olduğunu anlamaya başladım. İnsanlar güvence istiyor. Böyle kaypak, yalancı, hileci, başkalarının hakkına göz koyan saçma bir elit tarafından kukla olmak istemiyor.

Okumak, işinde iyi olmak istiyor. Bu Avrupa ya da eski Türkiye’de geçerli olabilirdi. Artık devlet memuru olmanız bile garantili değil. Her şey sallantıda.

 

İşin Özü

Bu zor zamanda, bu saçma sapan şirketlerle boğuşmak gerçekten yorucu. Hepsini geçtim, bireyselliği geçtim; bir an için yabancıların Türk şirketleriyle bunları yaşamasını düşündüm.

Bugün karşısınızda İsrail’de doğup büyüyen ve Yahudi kökenli biri olsa ne düşünürdünüz? Millet ne düşünür? Belki adam ateist, İsrail devletinden nefret ediyor ama önemli değil. Ya da Türk’ün başka yere gittiğini düşünün. Devleti eleştirmesi, alevi, solcu, hatta ateist falan olması önemli değil. İnsanlar Türk dendiğinde bu şekilde kaypak, sözüne güven olmayan, demokrasi ve hukuk tanımaz biri olarak düşünecek. Önyargı… Bu önyargıyı oluşturanların başında da bu şirketlerimiz geliyor.

Kaçınız şirketlere güveniyor? Kaçınız şirketlerin düzgün ve dürüst çalıştığını düşünüyor? O koca koca şirketler vergi dönemlerinde birbirlerine borç vererek, vergilendirmeden kaçmanın yöntemini çoktan bulmuş. Sen ise aldığın ve geçinmeye çalıştığın maaşından kesilen vergiyle sömürülüyorsun.

**

İnanılır gibi değil. Suriyelileri nasıl görüyorsanız, millet bizi öyle görüyor. Siz, “biz öyle değiliz” diye reddedebilirsiniz. Ancak Suriyelilerde “biz sizin gördüğünüz gibi değiliz” diye reddedebilir.

Durum bundan ibaret. Bir iki tane olsa neyse de çoğunluğu böyle utanmaktan aciz, yüzsüz, karaktersiz olma yolunda. Komünizmden zerre hazzetmem ancak bu olanları görünce, zaten sınırlanması gerektiğini düşündüğüm kapitalizmden de soğuyorum.

Okulda kopya çeken, ezberleyip dersi geçen ve diploma alanların bu şirketlerde, devlette makam elde ettiğini düşünün. Ne bekliyoruz ki?

Toplumsal çöküşün eşiğindeyiz. Herkes birbirine kazık atma derdinde. Okulda kopya ile geçenler şimdi fikir hırsızlığı, hile, hurda ile siyaset ve şirket alanlarında üst düzey yerleri kapmış durumda.

Bu sistemde dürüst, ahlaklı, çalışkan insanlarsa sürekli dışa itiliyor. Toplumsal çöküştür bu. Bas bas bağıran politikacılardan, şiddet dolu dizilere, sırf maddiyata dayalı elektrik alındığı evlilik programlarından şirketlere kadar her şeyin buna katkısı var.

Tehdit, şantaj, kaypaklık, sözünde durmama, ahlaksızlık….

Belki çoğunuz uzaktır ancak küçüğünden ortasına ve büyüğüne (KOBİ) çoğu şirketin üstündeki yöneticiler ve şirketin yapısında böyle kavramlar mevcut.

Bir daha Türkleri sevmiyorlar derken, birazda iğneyi kendimize batırırız belki.