Son gönderilerden haber almak için twitter hesabımızı takip edebilirsiniz

Düzenleme: bu yazıyı dün yazdım ve ağızlarındaki baklaları bir bir nasılda çıkarttılar bugün. Bakınız (mutlaka bakınız) : Bu Aydınlar Osmanlı Parçalanırken Sömürgeci Ülkeyi Tartışan Aydınların Devamı

Malûm bir marış metni ortaya çıktı. PKK sempatizanları ve “hümanist geçinenler” yine “ay ne kadar barışçıl bir metin” dedi. İmzalayan “akademisyenlere” şaşırdım. Çünkü bu metnin gerçek içeriğini ve verdiği mesajı çözebilecek kadar zeki ve uyanık olmaları gerekirdi. YADA çözdüler ve o yüzden imzaladılar ki bu durumda en az 1100 akademiyen terör örgütüne dolaylı yada direkt destek veriyor ve Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı gizliden bir yıkım kampanyası yürütüyor.

**

Metni okuyanlar, sonunda bolca barış, müzakere, siyasi irade gördüğü için hemen yanılgıya kapılabilir. Metinde iki bölüm var (net olarak iki bölüm değil, birbirine karışmış). Birisinde devleti suçlama, diğerinde ise barış istemi.

Propaganda, psikolojik savaş ve algı yönetimi konularıyla 10 senedir uğraşıyor olmasam bende yutabilirdim. Hele biraz AKP karşıtlığı, biraz “anarşi, özgürlük” falan olsa ve AKP’nin yaptıklarına bakarak, polisin yaptıklarına bakarak (teröristi araçta sürükleme ve Gezi Parkı vs); kesinlikle güzel amaçlarının olduğuna ve haklı olduklarına kanabilirdim.

Şansa bakın özellikle Nazi dönemi propagandaları konusunda tor ağına kadar varan bilgilerle inceledim; Sovyetler, Obama’nın ve bir kaç politikacının kampanyaları ve hatta AKP’nin psikolojik savaş konularını ÇOOOKKK yakından takip ettim. Hatta blogtada yazdım.

Rahatlıkla söyleyebilirim ki bu metin bir barış çağrısından fazlasını içeriyor (olumsuz anlamı var). Neden?

**

Önce metni yayınlamak istiyorum.

Bu ülkenin akademisyen ve araştırmacıları olarak bu suça ortak olmayacağız!

Türkiye Cumhuriyeti; vatandaşlarını Sur’da, Silvan’da, Nusaybin’de, Cizre’de, Silopi’de ve daha pek çok yerde haftalarca süren sokağa çıkma yasakları altında fiilen açlığa ve susuzluğa mahkûm etmekte, yerleşim yerlerine ancak bir savaşta kullanılacak ağır silahlarla saldırarak, yaşam hakkı, özgürlük ve güvenlik hakkı, işkence ve kötü muamele yasağı başta olmak üzere anayasa ve taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ile koruma altına alınmış olan hemen tüm hak ve özgürlükleri ihlal etmektedir.

Bu kasıtlı ve planlı kıyım Türkiye’nin kendi hukukunun ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası antlaşmaların, uluslararası teamül hukukunun ve uluslararası hukukun emredici kurallarının da ağır bir ihlali niteliğindedir.

Devletin başta Kürt halkı olmak üzere tüm bölge halklarına karşı gerçekleştirdiği katliam ve uyguladığı bilinçli sürgün politikasından derhal vazgeçmesini, sokağa çıkma yasaklarının kaldırılmasını, gerçekleşen insan hakları ihlallerinin sorumlularının tespit edilerek cezalandırılmasını, yasağın uygulandığı yerde yaşayan vatandaşların uğradığı maddi ve manevi zararların tespit edilerek tazmin edilmesini, bu amaçla ulusal ve uluslararası bağımsız gözlemcilerin yıkım bölgelerinde giriş, gözlem ve raporlama yapmasına izin verilmesini talep ediyoruz.

>>> buradan sonra terör örgütü sempatizanlarının ve hümanist geçinenlerin gördüğü kısım <<<

Müzakere koşullarının hazırlanmasını ve kalıcı bir barış için çözüm yollarının kurulmasını, hükümetin Kürt siyasi iradesinin taleplerini içeren bir yol haritasını oluşturmasını talep ediyoruz. Müzakere görüşmelerinde toplumun geniş kesimlerinden bağımsız gözlemcilerin bulunmasını talep ediyor ve bu gözlemciler arasında gönüllü olarak yer almak istediğimizi beyan ediyoruz. Siyasi iktidarın muhalefeti bastırmaya yönelik tüm yaptırımlarına karşı çıkıyoruz.

Devletin vatandaşlarına uyguladığı şiddete hemen şimdi son vermesini talep ediyor, bu ülkenin akademisyen ve araştırmacıları olarak sessiz kalıp bu katliamın suç ortağı olmayacağımızı beyan ediyor, bu talebimiz yerine gelene kadar siyasi partiler, meclis ve uluslararası kamuoyu nezdinde temaslarımızı durmaksızın sürdüreceğimizi taahhüt ediyoruz.

İmzalarınızı üniversiteniz ve ünvanınız ile birlikte info@barisicinakademisyenler.net adresine yollamanız rica olunur.

**

1- Suçlayıcılık

Metinde altını çizdiğim ve koyulaştırdığım yerleri tekrar okuyun. Göreceğiniz şey şunlar olacak;

Devlet orada halkı açlığa ve susuzluğa mahkum ediyor, halka işkence ve kötü muammele ediyor:

Polis ve askerin yardımı

**

Devletin o bölgeye ağır silahları sokmasının nedeni MASUM HALKA(!) kıyım amacı(!??).

Bakalım operasyonların amacı masum halk mı terör örgütü mü (bu açıklama yayınlanırken, Silopi’de ele geçirilenler):

silopi yignak

**

2- Masum Halka Gerçek Zararı Verenler

Şimdi bir kaç resim ve olay göstereceğim, masum insanları düşünenlerin sosyal medyada yada hayatlarında hiçbir zaman tepki göstermediği ve açıklama yazmadığı; toplanıp imzalamadığı şeyler NEDENSE…

Terör örgütü tarafından hastahanenin vurulması (masum insanlar ve bölge halkı burada tedavi görüyor) [1].

He sadece hastahane değil, savaşta bile dokunulmaması gereken hastahane ve ambulansa saldırdılar; 3 kişi öldü [2]. Yine sessizdiniz.

Cizre hastahanesi roketli saldırı

**

Terör örgütüne kapısını açmadığı için öldürülen MASUM SİVİL AHMET SÖNMEZ için sesiniz çıkmadı? [3]. Barış diye bağrınmadınız? Masum değil miydi o?

Teröristlerin katliamı

**

Masum halkın temel ihtiyaçlarından birisi olan öğrenim ihtiyacı terör örgütlerince engellenirken ve öğrenciler tehdit edilirken [4] neden açıklama yazmadınız?

Yada okullar karargah olarak kullanılırken, ateşe verilirken neredeydiniz?

yuksek ova okul

**

terör örgütü kendilerine destek vermeyen SİVİLLERİN, yani MASUM HALKIN evlerine çarpı konulurken [5] ne yapıyordunuz akademisyenler?

Terör örgütü halkı fişliyor: kırmızıyla çarpı

***

terör örgütü yandaşları halkın evine ateş açarken, hendek kazıp olası bir yangın ve hastalık durumunda ambulansın ve itfaiyenin gelmesini engellerken neredeydiniz? Tonlarca bomba çocukların ve sivillerin geçtiği sokaklara yerleştirilirken neredeydiniz SİZ!!!!

kursun ve molotof

100 kg patlayici (2)

(bakın sadece burada 100kg patlayıcı kullanılmış ve borular yani altyapıda hedef alınmış, bu halkın kullandığı altyapı değil mi?)

**

Ya hendekler?

Terör örgütü etrafı talan ederken ne yapıyordunuz? Neden suskunduuz?

barikat (1) barikat (2) barikat (3)

***

3- Özgürlük İhlali Var Mı ve Devletin Operasyon Hakkı?

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne sokağa çıkma yasağı ile ilgili başvuru yapıldı. Peki sonuç ne oldu?

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Şırnak’ın Cizre ve Diyarbakır’ın Sur ilçelerindeki sokağa çıkma yasağının kaldırılması için ihtiyati tedbir kararı verilmesi istemiyle yapılan başvuruları reddetti [6].

Hade geçmiş olsun, “uluslararası hak ihlalleri” hakkındaki suçlamalarınız, AİHM tarafından düşürüldü. Açıklamanızda bu konuda da patladınız.

**

Gelelim devletin operasyon hakkına.

SİLAHLI GÜÇ BULUNDURABİLECEK TEK ORGANİZASYON DEVLETTİR!
Bu bağlamda uluslararası hukuka göre PKK bir terör örgütüdür, zaten uluslararası listelerde de yer alır.

Uluslar ve uluslararası hukuka göre, PKK’nın doğu bölgelerinde yaptığı eylemler, hendek kazma, patlamalar, bölgeyi ele geçirmeye çalışması SUÇTUR! Devlet, yine ulusal ve uluslararası hukuka göre orada operasyon yapma hakkına sahiptir, yapıyor ve bu pislikler oradan temizlenene kadar yapmalı.

4- Devlete Eleştiri

Demokrasiye inanıyorum, demokratik bir ülkede yaşıyoruz (ne kadarsa). Bu yüzden devlete karşı eleştiri hakkını haklı bulurum. Bu hak içinde şöyle sorular sorabilirdiniz:

1- Oradaki vatandaşların temel ihtiyaçları sağlıklı şekilde karşılanıyor mu?
2- Güvenlik, sağlık, barınak gibi ihtiyaçlar ne derece karşılanıyor?
3- Çatışma bölgesinde kalan halkın tahliyesi sağlıklı mı?  İstedikleri durumda, sağlıklı şekilde tahliye ediliyorlar mı?

Oysa bunlar yerine bol bol suç, ihlal, kırım, katliam, sürgün, kasıtlı plan gibi kelimelerle devleti mutlak şekilde suçlayıp sonra barış demişsiniz….

5- İstekler Suçlamalarla Başlamaz

Akademisyensiniz ancak size ders vereceğim güzel bir alan buldum;

Bir müzakereyi sonlandırmak istiyorsanız, isteklerinizin karşılığını almak istiyorsanız; SUÇLAMAYLA BAŞLAMAYIN! Karşı taraftan da suçlama gelir (ve bilin bakalım ne, devlete bakarak oldukça güçsüzsünüz ve kolayca ezilirsiniz, hele hele demokrasinin bu kadar sorgulandığı ve halkın milliyetçi duygularının arttığı bir ortamda).

AİHM’in kararıyla bile ne kadar eksik, yanlış ve bilgisiz olduğu belli olan suçlamalarla barış istemek yerine; barış olduğunda Türkiye’nin, bölgenin ve insanların neler kazanacağını anlatarak başlasaydınız OLUMLU bir açıklama olurdu.

Eleştiriler ise sadece devlete değil; terör örgütüne de gelseydi, dürüstlük sezebilirdim… İçinde bol bol Kürt geçen, ezilen halk falan geçen bir bildiri. Aynı akademisyenler bunca senedir Roman kökenli vatandaşlar için neden “düşük maaş ve okuma yazma oranı” yada ilk kez bu dönem Roman temsilci meclise girdi diye “ezilen halklar açıklaması” falan yazdı mı?

YAZMADI…

Amaçları Kürtçülük yapmak. Ezilen halklar adı altında Türkiye Cumhuriyeti’ne yüklenmektir. AKP iktidarını sıkça eleştiririm ancak hiçbir zaman devleti, insanların ve iktidarın yürüttüğü bir sistemi eleştirmedim. Devleti eleştirecek kadar saçmalamadım. Devletle iktidar arasındaki ayrımı bildim, AKP’nin politikalarını ve zihniyetini eleştirdim.

Yazıda ise, bu ayrımı göremeden iktidar yerine devleti, Türkiye Cumhuriyeti’ni, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına yaptıklarıyla eleştirmişler.

Nasıl bir kafadayken bu bildiri imzalandı?

6- Aydın Kalıntıları

Sizi çok güzel açıklayan bir söz olmuş Metin Feyzioğlu’nun sözleri [7]. Katılıyor ve aynen aktarıyorum:

Bu noktada kanlı terör örgütü PKK’ya bir cümlecik dahi aleyhte konuşmadan sürekli ama sürekli Türkiye Cumhuriyeti’ne söz söyleyenleri, mütareke döneminin işgal altındaki İstanbul’un sözde aydınlarının kalıntıları olarak niteliyorum.

***

Karşılığını vermek kolay. Maalesef MİT, Jitem, Emniyet, içişleri bu propaganda ve algı yönetiminde zayıf. Ancak karşılığını vermek kolay.

Toplarsın 3-5 bin toplumun ileri gelenlerini; terörün bitmesi, devletin suçlanması gibi durumlara olan tepkiyi gösteren bildiri yayınlanır ve altına imza atarlar…

**

Bu arada daha büyük sorun;

Eğer akademisyenlere cadı avı başlatılırsa işler sıkıntıya girer. Bırakın hukuksal süreçişlesin, sorgulanmalar olsun, ancak siyaseti bulaştırmayın.