Sanıyorum İstanbul’a taşınmamız 2010 gibi oldu. Beylikdüzü denilen yerde 4,5 yıl kadar kaldıktan sonra Başakşehir 1. etap taraflarına geldim. Eskişehir’de 2 katlı müstakil bir evde, Porsuk ırmağının yanında yeşillik ve ağaç içinde takılırken; İstanbul’a gelmek tabi ki işkence halini alabiliyor. Özellikle Beylikdüzü’nden Taksim’e gitmeye çalışırsanız…

İstanbul’dan önce Düzce’de bir süre kaldım. Fakat Kıbrıs’ta (Mağusa, 40 bin civarı nüfus var) okuduğum için; Eskişehir’den sonra Mağusa ve sonrasında İstanbul, tahmin edebileceğiniz üzere trafik konusunda sıkıntı çıkarttı. Fakat uzun süre İstanbul’da kalmıyor, Eskişehir’e bol bol kaçıyordum (ki oranın trafiği de ayrı konu). Derken okulun bitmesi ile birlikte, aylardır İstanbul’dayım ve trafiğe ister istemez takıldım.

İstanbul’un trafiği yetmez gibi; emniyet şeridinden giden uyanıklar, makas atanlar, bir karış kalacak kadar dibine girenler (ki önde araba olduğu için gidemediğim halde), telefonla konuşurken solunu sağını görmeyenler… Esas problem bunlar.

Yetkililere Teşekkür

Bunlarla ilgili blog üzerinden yakındım fakat ilgili kişilere çok teşekkür ediyorum; zaten aylardır emniyet şeridinde bol bol ceza yağdırıyorlar fakat kanun teklifi verildi ve cezalar yükseltildi. Yıllardır trafik kurallarına uymamanın (bildiği halde uymamanın) psikolojik bir sorun olduğunu söylüyordum ki kırmızı ışıkta 2 kez geçenden, psikolojik rapor istenecek.

Bunlar da yetmez; makas, kırmızı ışık ve emniyet şeridi ihlali gibi durumlarda 2. tekrarda 1 ay ve 3. tekrarda 6 ay ehliyete el konulması gerekiyor. Bunun yanında ağır cezalar getirilmeli.

Fakat bunlardan daha büyük bir problem vardı!

Polislerin, gözü önünde olan duruma müdahale etmemesi. Makas atıyor gözü önünde fakat müdahale etmiyor. Geçen ışıklarda bekliyorum, önümde polis arabası var; sağ tarata bir araç sürücü, telefonla konuşuyor ve sol elinde. Yani solu görmediği gibi, dikkati de dağıtık. Çıkarttım telefonu video çektim 8 saniyede, o sırada ışık yanınca durdurdum. Tam hareket ettik, polisin üzerine sürdü araba. Sinyal yok, ayanaya bakmak yok, sola bakmak yok. Normalde Avrupa ve Amerika’da olsa bu adamı uyarır veya ceza yazarlardı. Bizde ise polisler korna çalmakla yetindi. İnsan tabi şaşırıyor ama daha kötüsü kızıyor.

Polislere kızmıyorum yanlış anlaşılmasın. Bakan bilmem nesi veya ensesi kalın birine ceza yazarlarsa, bu insanların başına gelmedik kalmıyor. Haliyle önce polisi korumak gerek. Sonra serbest bırakacaksın. Telefonla konuşan, makas atan, emniyet şeridini kullananlara anında ceza gelecek. Polis arkadaşlara söylenecek; maaşlarını çıkartsınlar… Ceza yağdırsınlar. Motosikletle dolaşırken gördükleri an, ceza kessinler. Emniyet ise polislerimizi rahat bırakmalı, eğer yetersiz geliyorsa, daha fazla polis memuru alınmalı.

**

Yine de son bir kaç haftadır otobüs duraklarına, yaya geçitlerine park edenlere hemen işlem yapıldığını gördüm. Denetleme var yani. Bugün gözümün önünde saçma sapan giden bir araca müdahale edildi. İşte bunlar mükemmel şeyler.

Yasanın orada olması önemli değil. Denetleme ile halkı trafikten başlayarak terbiye etmek, devletin ve kuralların olduğunu; uymaları gerektiğini göstermek gerekiyor. Herkes devlete saygılı olmalı! Bir kanunu, kuralı beğenmiyorsa; değiştirmek için yasal yollara başvuracak. Fakat uymamazlık yapmamalı. Hatta bu süreçte devletin kasasına para girecek. Bir taşla bir çok kuş.

Bu yüzden trafik denetimlerini sıkılaştıran, cezaları arttıran, polislere ceza yetkileri veren (sivil+jandarma da geliyor); her kim varsa, o yetkililere vatandaş olarak teşekkür ediyorum. Eminim ki denetimler bir iki haftalık değil de; sürekli hale gelirse, bir kaç yıl içinde değişimi birlikte gözlemleyeceğiz.

Trafik Sorunu

Gelelim trafik sorununa… İstanbul’u biraz gözlemlediğinizde, trafik sıkışıklığının olduğu yerlerde hep aynı şeylerin olduğunu göreceksiniz ki buralar mantık açısından da fazlasıyla saçmadır.

İstanbul trafiği için 2 büyük problem gördüm. Birincisi 3+3+3=3 denklemidir, ikincisi ise X yollardır. Şimdi bakalım.

3+3+3!=3 Eşitlik Problemi

Okulda, “bunlar ne işimize yarayacak” diyordunuz ya; bakın mühendisler, mimarlar yetiştirilmiş bu ülkede ancak temel matematiği geride bırakmışlar.

3 şeritli anayolda gidiyorsunuz. Yandan 2 şerit geliyor. Normalde 2 şerit olması gerekir, fakat trafik sıkışıklığında 2 şeride 3 araç giriyor. Bir kaç yüz metre gidiyorsunuz ki, yine 2 şeritli yol geliyor. Bir kaç yüz metre sonra tekrar 2-3 şeritli yol…

Peki bu 2,3 şeritli yollar nereye bağlanıyor? Anayola. Anayol kaç şeritli? 3 şeritli. Peki anayol 3 şerit, 2 şerit bağlantı, bir tane daha 2 şerit bağlantı; kaç eder? 3+2+2=7… Yani bir kaç kilometre 7 değilse bile 4-5 şerit yapıp, sonra yavaş yavaş 3 şeride düşürülmesi gerekiyorken bizde ne oluyor? TRAFİK SIKIŞIKLIĞI… Oysa basit bir matematik denklemiydi.

Ne demek istediğimi kabaca anlatayım. Mavi şerit, anayol ve kırmızılar bağlantı yolu. Zeytinburnu tarafından Başakşehir’e gelirken o yolda gösterdiğim alan berbat oluyor. Öncesi ve sonrasında da girişler var. Bakın 550-600 metre içinde 2 tane bağlantı yolu var ve gelip yine 3 şeride bağlanıyorlar. Peki 3+2+3=3 gibi bir matematik doğru mu? Tabi ki değil. İşte size trafik sıkışıklığının birinci nedeni.

X Şeklindeki Kesişim Yolları

Gelelim başka bir probleme ki burada hem trafik sıkışıklığı hem kaza sıkıntıları oluyor. Sağdan gidip, ileriden tekrar girmeye çalışanlar; 3-4 şeritli yolda 5-6 şerit araba birikmesi (şeritler kayboluyor), sinyalsiz geçişler, makaslar, telefona bakarken (dur-kalk sırasında) öndekine dokunma… Ne ararsan var.

Yine aynı yerden örnek vereyim. Mavi anayol, kırmızı giriş ve yeşil çıkacak olanlar. Gördüğünüz gibi girecekler ile çıkacaklar ve yoluna devam edecekler aynı noktada kesişiyor. Burada neler yaşandığını, her gün o yolu çekenler bilir sanıyorum.

**

Üst taraftaki yeşil, mavi, kırmızının karıştığı yere dikkatinizi çekerim. Tüm trafik sıkışıklığı orada. Bu da yetmez gibi 3+2+2=3 sıkıntısı da yine aynı noktada toplanıyor. Sonuç ise yaklaşık 2,7-3 km uzunluğundaki yolu 30-40 ila 1 saat arasında almamız.

Şimdi size aynı kesişim sıkıntısının bir başka halini göstereyim. Yine mavi anayol olsun, kırmızı geliş, yeşil ise çıkış:

Bakın bu giriş ve çıkış bölümü arasında ne kadar var biliyor musunuz (Yandex’ten bakabilirsiniz) 147 metre! Hadi trafik olmasın, milletin 100-120 ile gittiği yolda 150 metrede sağa girip çıkmak ve/veya 150 metrede 30-40km’den 100’lere çıkmak durumundasınız.

Uyarıyorum; 100 ile giderken, saniyede 27,7 metre yol alırsınız! Yani bir kaç saniyede işlemler tamamlanmalı. Haliyle kaza riski yükseliyor. Sinyalsizler, makasçılar cabası.

148 Bin Nüfuslu Rusçuk/Bulgaristan

Şimdi daha önce 2 kez gittiğim ve göstereceğim dönel kavşağı karşıdan gören (emniyet tarafından) bir yerde oturan akrabalarımızda kalıp, “bu ne yaa” dediğim durumu göstereyim:

Çekimler bana ait (sondaki bölüm hariç):

**

**

Bakın 150 bin nüfuslu yerde dahi 3 şeritli yol ve ara sokaklar 2 şerit. Planlamayı yapmışlar. Bizdeki gibi sik kadar kavşak yok. Büyük kavşak olursa, mecburen bekliyorlar.

Yine aynı yolda (Zeytinburnu, Topkapı tarafına giderken) 3 şeritli bir yol var ki düşman başına. Aylardır, en hızlı gidilen sol şeridin sol lastiğinin geldiği yer iğrenç bir yama/bozukluk ile devam ediyor. IKEA, Forum İstanbul yanından geçiyorsunuz.

Bu yol yapılmıyor abi! Aylardır, belki de yıllardır yapılmıyor. Yol felaket, lastiği kaptırırsan çekiyor. Yağışlı havalarda kayabilir çünkü sola eğim var. Peki ilgilenen var mı? Yok. Fakat suç sizde de. Binlerce araç geçiyor, neden şikayet etmediniz? Eğer şikayet ettiniz ama sonuç alınmadıysa o zaman belediye şikayet edilmeli.

Sonuç Olarak

İstanbul trafiğinde, sıkışıklığın nedenlerini yazmak istedim. Beni bıktırdı. Çok büyük sorunlar var fakat bunu “dövlet bize bohmiğğğ” gibi bir yakınma olarak algılamayın. Bunları anlatıyorum ki; yarın öbürgün bir yerlere geldiğinizde belki değiştirme gücünüz olur. Biraz daha akıllıca, biraz daha güvenli yapın bunları. Yoksa aynı İStanbul’daki yollar, çok az değişiklik yapılsa, trafik fazlasıyla rahatlayacak.

TBMM Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Sözcüsü Ilıcalı, “İstanbul’daki trafik sıkışıklığının bir yıllık maliyeti 6 milyar lira.” dedi (kaynak: AA).

Cebimizden gidiyor arkadaşlar. Benzin parası, yurtdışından parayla aldığımız benzin parası! Bağımlılık… Uğuruna milyonlarca insanın öldüğü, petrolün parası. Bunun üzerine 2 yıl bile dayanmayan kötü yol (tutuş vs yok), yoldaki bozukluklar, belediye çimleri suladığı için zaten tutmayan yolda kayıp kaza yapan arabalar, canlarını veren motosiklet sürücüleri gibi bir takım durumları eklersek; trafikteki bilinçsizlik yüzünden 2017’de ölen 7,500 kişi ve yanlış hatırlamıyorsam 350-400 bin civarındaki yaralı ve bakım masraflarını; ailelerin ölen çocuklarına yaptığı yatırımlar, okulları vs eklersek…

Trafik, Türkiye için epey bir maliyetli. 6 milyar dolar hiçbir şey değil! Nice politikacı, doktor, mühendis; nice emeği ile üreten işçi, çiftçi yitip gidiyor. Trafik kazalarının %98’i insan hatasından kaynaklanıyor. Bunun üzerine gelecekte önemli iş yapacakken haberimiz bile olamadan trafik canavarlarına ölenleri ekleyin… Kaç yüz milyar dolar? Daha da önemlisi kaç kez “daha güzel bir ülke olabilme” potansiyeli harcandı?

**

Trafik kurallarına uyun. Daha da önemlisi basit matematik denklemini bile bilmeyen salak mühendisleri bu projelerde çalıştırmayın. Bundan da önemlisi “sen, ben, bizim oğlan” mantığında saçma sapan tiplere ihaleleri vermeyin. Bari bilip, düzgün iş yapsınlar. Tamam alayınız para yiyiyor, kabullendik, mecburen. Fakat işi düzgünce yapın bari. Bir yıl dayanmayacak yolu yapan müteahhite iş vermeyin. En az orta kalite yol (4-5 yıl dayanacak) yapın. Altına mıcır değil, beton atın. Tutunmayı sağlayacak çakılları ve özel taşları kaliteli kullanın ki ilk yaz sıcağında eriyen zifte gömülmesin, dümdüz buz pisti gibi yollar olmasın.

Yani yol yaptık diyorlar fakat motosiklet kullanıcılarına sorun, özellikle yurtdışında da sürmüş olanlara… O yol ile bu yol arasında nasıl fark var?

Banketlerde çimin olması insan hayatından önemli değildir! Eşe dosta para yedireceğiz diye kalitesiz iş yapmayın artık yeter… İşte bu yüzden saçma sapan yollar, bağlantılar var. İşte bu yüzden her yıl 6 milyar dolar dur-kalka gidiyor; çok daha fazlası bozuk yollarda bozulan arabalara gidiyor. Kendimiz üretsek parçaları tamam, fakat ithal benzin, araba vs ile; para sokağa atılmamalı!

Umarım derdimi anlatabilmişimdir. Nereye el atsak sorun, akılsızlık var. Geri dönüşü büyük maliyet. Daha da önemlisi canlar ile ödüyoruz!