Son zamanlarda bölüm değiştirmeyi düşünen, siyaset bilimini öğrenmek isteyen ya da bir şeyler öğrenmek isteyen çeşitli mailler aldım. Haliyle bunu yazmam gerektiğini düşündüm, umarım bazı arkadaşların işine yarayabilir.

Bilgi ve Bakış Açısı

Bilgi neden önemlidir?

Günümüzde bu sorunun cevabını maalesef, “para kazanmak için” gibi sözler duyacaksınız. Mühendis, doktor olmak isteyenler neden bunu istiyor? Mühendisin bakış açısı, doktorluğun önemi ve insanlığa katkısı gibi hiçbir şeyi düşünmeyecekler. Maalesef her şey para oldu.

(Blogu takip edenler ezberleyecek ancak tek bu yazıya gelenler için tekrar etmem gerek); Sayısal çıkışlıyım, 11 yaşında programlama başladım ve bilgisayar mühendisliği bölümünü 3. yılımda terk ettim. Uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi bölümüne geçiş yaptım. Calculus ve fizik neden öğretilmeli diye sorsanız, dönem dönem çok farklı cevaplar verecektim.

Programlamayı herkes öğrenmeli çünkü farklı bir bakış açısı ve düşünmeyi öğretiyor. Sorunlarla karşılaşıyorsunuz (ve genelde sizden kaynaklı sorunlar oluyor) ve bunları düzeltmeyi öğreniyorsunuz ve devamında geliştirmeyi. Yani sistematik düşünme, soru çözme gibi yetenekler ediniyorsunuz. Hatta matematik ve fizik temellerini (ve mantığı, p ise q vs) henüz programlama öğrenirken öğreniyorsunuz.

Bilgisayar mühendisliği bölümünde calculus ve fizik işkence gelirken, şimdi uluslararası ilişkilerin son döneminde neden önemli olduğunu anladım ve tekrar, sadece kendim için eski kitap ve notlardan bilgileri tazelemeye başladım. Neden? Çünkü şu fark ettim; ne kadar farklı alanlarda bir şeyler öğrenirseniz, bir konuya o kadar farklı yaklaşabiliyorsunuz. Sayısal çıkışlı ve temel mühendislik derslerini almış öğrenci ile sözel çıkışlı öğrencinin siyaset bilimi, ekonomi ve toplum gibi bir çok kavram ve disipline bakış açısı farklı oluyor.

 

Doğal Bilimler ve Sözel Bilimler

Günümüzdeki bütün teknolojik gelişmeler bilime, bilim ise Avrupa’daki “Aydınlanma Çağına” dayanıyor. Bir varsayım oluşturursunuz; devamında gözlem, deney gelir ve çeşitli süreçler sonunda teoriler ortaya çıkar. Bu teorilerdeki sorunlu bölümler başkaları tarafından sorgulanarak değiştirilir ya da geliştirilir. Fakat bütün hepsinin temeli, Antik Yunan ve Roma’dan, günümüze kadar tek bir şeye bağlıdır; SORU SORMA, SORGULAMA! Yani felsefe.

Fizik, kimya, matematik gibi DOĞAL BİLİMLER; dünyanın her yerinde sabit teorilere (yani kutuplarda ve ekvatorda 2+2=4’tür) sahiptir. Diğer yandan siyaset bilimi, psikoloji, sosyoloji gibi bilimler ise biraz daha farklıdır. Örneğin aynı coğrafyadaki, komşu iki devletin yapısı kültürleri farklı olacağından, davranışları değişiklik gösterecektir. Yolsuzluğa karşı bakış açısı İngiltere’de, Türkiye’de, Irak’ta farklı algılanacak; haliyle “kesin budur” diyemeyeceksiniz.

Doğal bilimlerde teoriler ve gelişimler birbirini temel alır. Örneğin bir uçak tasarlamak için; yer çekimi kuvveti, sürtünme kuvveti, çeliğin (ya da ne kullanılıyorsa) dayanma gücü gibi bir sürü “kanıtlanmış” teori ve bilgi kullanılacaktır. Yani zaten olan teoriler kullanılır. Çünkü doğal bilimdir ve değişmez. Yani bütün bu teoriler doğadadır. Sen bulmadan önce oradaydı, sonra da orada…

Fakat siyaset bilimine baktığımızda; liberal düşünce, mevcut düzene karşı çıkmıştır. Liberal düşüncenin öncesinde krallık vardı. Din adamları politikaya karışıyor (ve bu yüzden bilim gelişmiyor çünkü “sorgulama” yasaklanıyordu), kralın çocuğu kral olurken çiftçinin çocuğu çiftçi oluyor yani kan bağı devreye giriyordu. Konuşma özgürlüğü yoktu, hatta özgürlük yoktur.

Liberal düşünce dedi ki; felsefe ve bilimsel gelişme için, “din ve devlet” birbirinden ayrılmalı. Haliyle laiklik ortaya çıktı. Babadan oğula geçiş olmamalı, “hak eden, hak ettiği makamda olmalı” ki burada liyakat (meritocracy) ortaya çıktı. Kişisel hak ve özgürlükler çıktı (özel mülkiyet), çünkü bundan önce her şey krala aitti, kimse fikrini beyan edemiyordu… Örnekler sıralanabilir.

Liberal düşünce, karanlık ve eski düşünce tipine bir karşı çıkış oldu. Sonra gelen Marksizm ise, liberal düşünceye karşı bir tutum sergiledi. Genelde siyaset bilimindeki temel teorilere baktığımda, hep birbirini eleştirme üzerine devam etmiş. Sonra zayıflığı kabul eden, bir şeyleri yenilemek ve çağa ayak uydurmak zorunda kalmış ve “neo” kavramları çıkmış. Neo-liberalizm örneğin…

Tabi ki vice versa (karar verdim araya bazı terimleri atacağım, vice versa; tam tersi demektir) geçerlidir.

 

Farklı Bakış Açılarına Sahip Olmak

Muhtemelen günümüzdeki çoğu çocukta olduğu gibi ben de “her şeye çabuk merak salıp, hemen sıkılırdım”. Benim şansım, annemin buna müsade etmesi oldu. Ayrıca bilimsel çalışmalar yaptığı okuluna beni sık sık götürür, o havayı tattırır; ya da eve bateri alacağım dediğimde, alırdı. Tabi imkanı el verdiği şekilde bütün her şeyimi destekledi. Bateri, keman, gitar gibi müzik aletlerine heves ettim; yüzme, voleybol, tenis, dans, okçuluk gibi sporlarla ilgilendim. AIESEC, okul kulüpleri cabası… 14 programlama diline saldırdım, linux dünyasına giriştim vs…

Çok değil geçen sene, okulu erken bitirebilir; hayata erken başlayabilir ve her şey farklı olabilirdi diye üzülüyordum. Çünkü her şeyle uğraşıp hiçbir şeyde uzmanlaşamadım. Fakat bu yıl bazı şeylerin farkına vardım (ki buna bazı politik ortamlara girmek, yeni kurduğumuz şirketi ayaklandırmaya çalışmak ve çeşitli görüşmelere katılmak fazlasıyla etki etti). Dönüp baktığımda iyi ki bunlarla uğraşmışım diyorum.

16 yaşımdan bu yana siyaset, beden dili, psikoloji, propaganda, markalaşma ile uğraştım (ki bilgisayar mühendisi olmak istiyordum o dönemde). Reklam ile ilgili kitapları okumak saçma gelebilir.

Steve Jobs’un bir sözü var, “noktaları ileriye doğru birleştiremezsiniz”. Yani bazı şeyler, yıllar geçtikçe anlaşılacak ve nasıl yarar sağladığı, neden olduğu; hayatınıza ne gibi etkiler ettiği o zaman anlaşılacak. Bu yüzden sıkıntılı dönemlerde üzülmeyi bir kenara bırakın ve “keşke” demeyin.

 

Farklı Alanlarda Kendinizi Geliştirin

Dönüp baktığımda, farklı alanlardaki bilgileri bir araya getirebilmenin değerini yeni yeni anlıyorum. Siyaset biliminde akademisyen kadar bilgili değilim, ya da bilgisayar mühendisliğinde… Veya bir iletişimci kadar reklam, markalaşma ve propagandayı bilemeyebilirim. Öte yandan “büyük veri” politik alanda nasıl kullanılır, bunu bilgisayar mühendislerinden daha iyi bilirken; siyaset bilimcilerden daha iyide bu verinin nasıl işleneceğini ve nerelerden toplanacağını bilebilirim.

Bu, bir alanda uzmanlaşmayın demek değil, aksine başka alanlarda da temel bilgileri öğrenip birleştirin. Bakın “yerli arama motoru neden önemli” başlıklı konumda yazmıştım, her yıl ortalama 3.500 kişi bilgisayar mühendisliğinden mezun oluyor (kontenjanlara baktım ve tam doldurulmadığını farz ettim). Peki kaçı Silikon Vadisi ve hatta Hindistan’daki ortalama bir bilgisayar bilimci kadar kendini yetiştirmiş? Ortalam diyorum dikkat. Peki kaçı bilgisayar bilimi üzerine bir işte çalışabilecek? Türkiye’de bu kadar iş açığı yok.

Fakat hem bilgisayar bilimini bilen, hem hukuku bilen kaç insan var Türkiye’de? Bir kaç yıl önce bunları araştırırken hem bilgisayar dünyasını bilen hem hukuku bilen sadece iki kişi vardı. Tabi mahkemelerin “bilirkişi” olarak başvurduğu insanı söylüyorum. Ya da bilgisayar bilimini ve psikolojiyi bilen (ya da iletişim?); yani hangi uygulama hangi renk olmalı, buton ve diğer şeyler (arayüz) nerede olursa kolay kullanım sağlar gibi çeşitli sorulara cevap verecek kaç kişi var? Apple’da böyle insanlar olduğunu düşünürsek…

Yani sadece bilgisayar mühendisliğini bitirirseniz, ya da sadece hukuk bölümünü bitirirseniz; işiniz zor. Fakat farklı alanlarda kendinizi geliştirip, temelleri öğrenir ve birleştirirseniz işte bir şeyler değişir. Hele “yurtdışında” yüksek lisans yaparsanız… İşte şimdi bir şeyler değişecektir.

 

Bilgiye Ulaşma ve Öğrenmeyi Öğrenme

Gelelim en önemli konuya… Bir insan her şeyi bilemez. Hatta uzman olduğu konuda dahi her şeyi bilemez. Haliyle öğrenmenin sınırı yok. Bu yüzden önemli olan ne öğreneceksiniz, ne kadar öğreneceksiniz? Burası önemli… Genç kardeşlerim sorduğu için henüz orta okul dönemlerinden başlayarak devam etmek istiyorum adım adım…

Dikkat: Bir uzman vs değilim. Bu yüzden aşağıdaki şeyler sadece benim izlediğim yoldur. Sadece tavsiyedir, denemeniz için yazıyorum. Yoksa böyle kesin öğrenirsiniz, ya da yolu budur diyemem. En iyi öğrenme yolunu bulmak için, bir sürü deneme yapmanız gerekmekte. Herkesin farklı şekilde öğrenme tarzı vardır. Zaten okullardaki sıkıntı bu. Herkesi aynı varsayıyor.

 

1- Ne İstediğinize Karar Verin

Biliyorum zor. Hele benim söylemem garip gelebilir, malum 3. yılımda mühendisliği terk edip, görünürde mühendislikten alakasız bir bölüme geçtim). Dönem dönem sorsanız pilot, rallici, bilgisayar mühendisi, teknoloji şirketi kurmak, 2030’da yeni parti ile Türkiye’nin karderini değiştirmek ve model bir ülke kurmak cevaplarını alacaktınız.

16 yaşıma kadar toplamda 10 tane kitap okudum mu bilmiyorum. Fakat 16 yaşımdan sonra her şey değişti. Hadi dertleşelim de biraz; 11 yaşımda bilgisayara başladıktan sonra, çok sevdiğim ve 3,5 yıl gittiğim (takımdaydım ve derecelim vardı) yüzmeyi bıraktım. Asosyalleştim. Kendi kendime bu işin ne ile ilgili olabileceğini sordum ve psikoloji ile ilgili olduğuna karar vererek; psikolojiyi öğrenmeye karar verdim. Henüz telefonlarla internete bağlandığımız (çevirmeli ağ daha doğrusu) bir dönemde öyle Google’a girip aratayım, Youtube’dan biri bana anlatsın gibi imkanlar olmayınca nereden öğrenecektim yeni bilgiyi? Tabi kitaplardan… Başladım kitap alıp okumaya… Psikoloji, beden dili derken psikolojik savaş, politika ve sonrası çorap söküğü gibi geldi.

Hele hele Steve Jobs’un hayatını, fikirlerini öğrenmeye başlayınca…

**

Lise döneminde bilgisayar mühendisi olmak istiyordum. Sonrasında bir teknoloji şirketi kurmak (tabi ki Apple gibi) ve dünyaya, insanlığa katkı sağlamak istiyordum. Derken bilgisayar mühendisliği ile ilgili bir sürü sorun yaşadım ve çok istediğim, çok sevdiğim bölümden ayrıldım. Belki gidiş yönüm değişti ancak insanlara katkı sağlama ve dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için katkı sağlama isteğim hiç değişmedi.

Yani 11 yaşımda programlama öğrenmek istiyordum,
16 yaşımdan sonra psikoloji, beden dili, propaganda ve markalaşma öğrenmek istedim,
lisede bilgisayar mühendisi olmak istiyordum,
üniversitenin sonuna doğru ise siyaset bilimini sağlam şekilde öğrenip; insanlara öğretmek ve 2030’a temel hazırlamak istiyorum.

Programlama öğrendim; psikoloji, beden dili, propaganda ve markalaşma konularında bir çok şeyi öğrendim; bilgisayar mühendisi diplomasını alamadım ancak bilgisayar bilimini öğrendim ve calculus, fizik gibi doğal bilimlerin temelini aldım. Siyaset bilimini çok değerli öğretmenlerden öğrendim (zaten temelim vardı).

Bakınca, gelecekte ne yapmak istediğim konusunda bazı değişkenler olsa bilye; yani 7 yaşında “kozmonot” olacağım deyip 40 yaşında olan insanlardan biri olmasam dahi; neyi öğrenmek istediysem öğrendim, neyi yapmak istediysem yaptım. Kaldı ki her konuda (yüzme, dans vs) bu şekilde tutkum varsa, kafama koyduysam başardım… Ta ki sıkılana kadar.

Önemli bir şirket kurma projem önümüzdeki yıllarda var ve bakacağız… Öte yandan siyaset alanında neler olacak bakalım…

 

2- Amacınız Para Olmasın

Babası yolladığı için, geleceğin mesleği olduğu için, oyun oynadığı için, iyi para kazanır bilgisayar mühendisliğine gelen ve gelmeden önce açıp bakmamış insanların bölüme gelip sonrasında bitirip nasıl mutsuz bir hayat yaşadıklarına defalarca şahit oldum. Özgüvenlerini kaybediyorlar, ve gerçekten sıkıntılı…

Haliyle iyi para kazanmak için doktor, mühendis olmak istiyorsanız VAY HALİNİZE!

Sevin…
Özü budur, yaptığınız işi seveceksiniz.
Yaptığınız işi sevmek zordur ve her zaman olmaz,
O halde sevdiğiniz işi yapacaksınız…

İşte olayın özü. Hangi konuda mutluysanız, hangi konuda bir şeyler başarmak istiyorsanız yani hangi konu hobiniz ise; işte o konuda kendinizi geliştirin. Eğer hukuku seviyorsanız, gidip aileniz istiyor ya da iyi para kazanırsınız diye mühendisliğe gitmeyin. Hayatınıza yazık etmeyin.

Gün 24 saat, 8 saati uyuyacaksınız ve 8 saati çalışacaksınız. Geriye 8 saat kalıyor ki bu sürede ulaşım, duş, yemek, tuvalet gibi şeyleri yapacaksınız. Kısacası; işinizle, ailenizden daha fazla zaman geçireceksiniz. O yüzden sevmediğiniz işi yapmayın. Hatta şöyle diyeyim, sevmediğiniz işi yapmayın ve sevmediğiniz biriyle evlenmeyin!

 

3- Bilmediğinizi Öğrenin

Kahveye, meyhaneye ya da aile buluşmalarına gitseniz; görüşler ne olursa olsun fark etmez, herkesin siyaset konuştuğunu göreceksiniz. Siyaset bir bilimdir. Kimya, felsefe, fizik, sosyoloji konuşmayan insanların; oturup bir uzman gibi siyaset konuştuğunu ve bunu da yalan yanlış yaptığını göreceksiniz. Hatta şöyle diyeyim; federasyon-üniter devlet yapısını bilmeyen, yasama-yürütme-yargı farklarını ve kavramlarını bilmeyen ama benimle çok iyi biliyormuş gibi tartışan son sınıf siyaset bilimi öğrencilerini gördüm. Sorun bilmemeleri değil, bilmeyen insana tüm bildiğimi anlatmaya hazırım; sorun, bilmedikleri halde bildiklerini iddia etmeleri ki sonunda yanlış oldukları ortaya çıktı. Maalesef, boşu boşuna tartışılmış saatler…

Millet olarak sorun tartışmak, siyasetle uğraşmak değil; bilmediğimizi bilmemek.

Değişimin ilk kuralı ise farkındalıktır. Yani bir şeyler bilmediğinizi ya da bir şeylerin yanlış olduğunu fark ettiğiniz an; kaçınılmaz şekilde değişim gelecektir. Böyle oldu ve böyle olacak.

O yüzden neleri bilmediğinizi bulmaya çalışın. Bu kolay gelebilir fakat felsefi bir yönü vardır. Mesela ben kimyayı bilmiyorum. Anlamam, sevmem. Fakat öğrenmek istesem nereden başlayacağım? Yani neyi bilmediğinizi bilirseniz, örneğin periodik cetveli; ardından öğrenmesi kolaylaşacak. Bir plan olacaktır.

Neyi bilmediğinizi bilmek için, önce yol haritası çizip; bilene danışma, wikipedia’ya bakma, interneti karıştırma gibi şeylere bakacaksınız.

 

4- Beyaz Tahta ve İlerleme

Ufak bir beyaz tahtam var. Program yazarken ya da arayüz tasarlarken çeşitli adımları buraya yazıp çizerdim. Siyaset bilimine geçtiğimde de uluslararası hukuk kavramlarını, siyasi teorilerdeki farklılıkları falan burada yazıp çizdim.

Plan yapmak ve sistematik ilerlemek önemlidir. Bu yüzden bol bol çizip, yazmanız gerekebilir.

Örneğin Elon Musk’ın biyografisini okuyup gaza geldim ve dedim ki “roket nasıl çalışır” öğreneyim. Bir wikipedia ya da makaleyi (yazıyı) açıp buradaki temelleri not edeceğim. Gazları, motor içerisindeki işlemleri falan. Sonra bunları tek tek araştıracağım. Yapısı nedir? Özellikleri nedir? Ardından içerisindeki şeyleri temel olarak okuyup anladıktan sonra, yani not ettiğim “içeriği” anlayıp öğrendikten sonra; roketin çalışma ilkelerini okuyacağım.

Bu süreçte wikipedia (ne yazık ki İngilizcesi, çünkü Türkçesi biraz sıkıntılı ve sığ), youtube ve hatta Stackexchange (space domaini) gibi bir sürü kaynaktan ve devamında akademik makalelerden, hatta kitaplardan (libgen sağolsun, ücretsiz :P) yararlanacağım.

İngilizce bilmek size çok önemli bir katkı sağlayacak. Çünkü tüm dünya size açılacak. İngilizce bulabileceğiniz kaynakların yanında Türkçe gerçekten sönük kalacak (ya da başka bir dil). Türkçe olarak çok genel bir tanım okuyabilecekken; İngilizce olarak işin akademik makale ve ders kitabı niteliğindeki materyallere ulaşma şansınız olacaktır.

Bu yüzden bol bol İngilizce kitap okuyun (çocuklar için masal kitapları), İngilizce videolar izleyin.

 

5- Öğrendiklerinizi Birbirine Bağlamaya Çalışın

Mesela hücrelerde mekanik basınç vardır. Yanyana duran hücrelerden biri, büyümeye ve çevresindekilere karşı baskı kurmaya başladığında; diğerleri ona “öl” der kısaca. Çeşitli kimyasallarla vs. Sonunda da o ölür ve baskı ortadan kalkar.

Siyaset bilimine bakalım;  “demokratik kurumları” oturmuş bir ülkede; bir politikacı baskı kurmaya başladığında, “güçler dengesi” devreye girecek ve bu adımlar engellenecektir. Demokrasisi oturmamış bir ülkede ise politikacı belki gücünü devam ettirir fakat baskı geldikçe, tepkisi daha güçlü olacak ve sonunda demokratik ülkeye göre daha kötü sonları olmuştur ve olacaktır. Bakınız: Hitler, Çavuşeski, Mussolini, Kaddafi vs…

Ayrıca fizikteki şu sözde hatırlatılabilir; her etkiye, eşit ve ters yönde tepki vardır. Örneğin Türkiye’de hukuka yönelik bir eğilim var. Neden? Başka insanlar, farklı şeyler diyebilir ancak kişisel düşüncem; herkesin hakkı yendiği için (birbiri ve devlet tarafından), bir şekilde haklarına sahip çıkmak istiyorlar. Yani bir etki var ve buna karşılık bir tepki var.

Belki size anlamlı gelmeyebilir fakat bunun gibi farklı disiplinlerdeki bir çok kavram; benim için siyaset bilimine uyarlanabiliyor ve anlayabiliyorum. Bu sayede bir çok şeyi daha kolay hatırlıyorum. Bir anlamda bilgileri kodluyorum ki normalde hafızam çok zayıftır.

**

Genelde siyaset bilimi derslerinde işime yaramayacağını düşündüğüm bölümler varsa (bazıları gerçekten çok saçma), ilgilenmiyorum. Avrupa Birliği dersini alırken, düzgünce öğrenmek istemiş ve okul kütüphanesine gidip bu konudaki 3-4 kitabı alıp kuruluş aşamalarını okumuştum. Avrupa Birliği nedir sorusuna bir karşılık verebilirken, neden kurulmuştur? Bunu bir çok uluslararası ilişkiler öğrencisine sorduğunuzda başka yanıtlar alabilirsiniz. Ancak tarihini ve gelişimlerine bakıp yorumlarsanız işler değişecektir.

Mesela Avrupa kıtasında çok sayıda savaş vardı. Din savaşları, sömürgecilik alanındaki yarışlar… En 1. Dünya Savaşı geldi ve sonrasında “League  of Nations” kuruldu. Türkçesi Milletler Cemiyeti imiş. Bakınız bu, Birleşmiş Milletler’in (2. Dünya Savaşı sonrasında kuruldu) temelidir. Türkçesine baktığımda Milletler Cemiyetini bulamadım ve İngilizcesine baktığınızda orada başlangıcında “league of nations” göreceksiniz. Yukarıda bahsettiğim Wikipedia’nın Türkçe ve İngilizcesi arasındaki farkı da anlatmış olduk.

Neyse, 2. Dünya Savaşı sonrası liberalizm temelli 3 kurum kuruldu; IMF, Dünya Bankası ve GATT sonra WTO olacak olan, Dünya Ticaret Organizasyonu. Haliyle Avrupa’nın geleceği Amerika’ya (Sovyet Tehdidi hissediliyordu!) bağlıydı ve Amerika, bol bol para basıp yolladı. 3 kuruluş ile birlikte liberal değerler aşılandı ve ülkelerin düşmanlığı bırakıp biriyle iyi ilişkiler kurabilmeleri için uğraşıldı.

Avrupa’ya çok büyük zarar veren 2. Dünya Savaşı’nda en fazla ne kullanıldı? Silah yapımı için çelik (demir) ve bunu eritmek ayrıca silahları, insanları ve mühimmatı taşımak için buharlı trenlere de gereken “kömür”…. O zaman adım belliydi; Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu kuruldu. 2. Dünya Savaşında, atom bombasının zararları görüldü. Fransa’da da nükleer araştırmalar başladıktan sonra, bunu da kontrol etmek amacıyla EURATOM kuruldu.

Görebileceğiniz üzere olay savaşa götürecek şeyleri kontrol etmek. Ardından ekonomik birliğe gidildi. Sonunda da 1992’de ortak topluluklar, ortak dışişleri ve politikalar, ortak güvenlik ve adalet şeklinde 3 sütunlu bir yapı oluşturuldu. Ki birliğe gidiş budur.

Yukarıdaki bilgilere bakarak diyebiliriz ki, işin başlangıcı başka bir savaş ve çatışmadan kaçınma.

 

Sonuç Olarak

Yorulduğum için kısa kesiyorum, belki ileride eklemeler yapabilirim

Görebileceğiniz üzere bilgi edinmenin ilk kuralı önce bilmediğini fark etmek ve devamında neleri bilmediğini araştırmaktır. Yani her şeyi öğrenmek için saldırmayın. Önce neleri bilmediğinizi anlamaya çalışın. Ayrıca ben her şeyi öğrenmek öğrenmek yerine belirli bir alana yöneliyorum. O alan için neler öğrenmem gerektiğini araştırıyorum. Temel şeyleri öğrenip, alana yoğunlaşıyorum.

Daha da açmam gerekirse; siyaset bilimi konusunda her şeyi öğrenemezsiniz, hele hele tarihini falan. Bu yüzden önce “liberalizm” seçip öğrenebilirsiniz. Liberalizm nedir, ne değildir araştırırken; kimlerin bunlara katkı sağladığını göreceksiniz. Ardından bu insanların yazdığı kitaplara ulaşacaksınız. Bunları okuyun. Çünkü kişisel özgürlükler, özel mülkiyet, liyakat, hukukun üstünlüğü gibi bir çok kavrama değinmiş olacaklar. Örneğin Thomas Hobbes’ı ve yazdığı kitap olan Leviathan’ı okuyacaksınız. Derken bir yerlerde “toplumsal sözleşme” gibi kavramlara, Jean Jack Rousseau (umarım bu sefer doğru yazdım) gibi insanları göreceksiniz. Bunları okurken sadece kişisel özgürlükleri değil, aynı zamanda aradaki eleştirileri, cevapları okuyacaksınız. Neo-liberalizm ile klasik arasındaki farklar nedir öğreneceksiniz.

Liberal düşünce bittiğinde, kapitalizmi (aslında ekonomi alanındaki liberalizm); sıkça duyacağınız “hukukun üstünlüğü”, özel mülkiyet, basın özgürlüğü, liyakat ve bir sürü şeyin ne olduğunu zaten öğreneceksiniz. Benim tarzım bu şekilde. Bir alanı seçip, onu öğrenirken; temel kavramları öğreniyorum. Öte yandan bütün bu kavramları tek tek öğrenip; sonra dönüp liberalizmi öğrenmeyi seçenlerde olacaktır ki bu bölüm pörçük sanki aynı şeyin içinde değilmiş gibi bir algı yaratıyor bende. Böyle öğrenemiyorum, hiçte sevmiyorum.

**

Şunu da kabul edip anlatmam gerekir, öğrenmek öyle kolay iş değil. Yani işin hemen başında her şeyi bildiğinizi düşüneceksiniz. Daha önce söylediğim gibi, okumak cahilleştirir. Çünkü öğrenmeye başladıkça, ne kadar cahil olduğumuzun farkına varırız. Sonra ucu bucağı gözükmeyen bir dünyaya gireriz ve sanki hiç bitmeyeceğini sanarız. Okursunuz, okursunuz, okursunuz… Bir şeyleri anlamaya başlarsınız ancak bu öyle 1-2 ayda olmayacak. Hatta üniversiteyi bitirseniz dahi olmayacak. O alanı öğrenmek için akademisyenliğe devam ettiğinizde yüksek lisans, doktora gibi yollardan devam edeceksiniz. Bütün hepsi, tek alanda uzmanlaşmak için.

Yani her şeyi bilmek diye bir şey söz konusu olamaz. Fakat kendinizi bir alana yönlendirebilirsiniz. O alandaki akademisyenlerle ve çalışma yapanlarla bir araya geleceksiniz (kongre vs) ve ortak projeler yapacaksınız. Bir alanda uzmanlaşmak için tüm hayatını adayan insanlar var.

Gözünüzü korkutmasın tabi. Bazı alanlarda temel kavramlar öğrenilemez demek değildir. Fakat şunun için söylüyorum; her ne kadar eğitim sistemimiz sıkıntılı olsa da, her ne kadar çoğu akademisyenin yeterliliği sorgulanmalı desem de, akademisyenlik ve bilim insanlığı zor iştir. Uzmanlar öyle kolay yetişmez. Bir sürü profesörü, bir sürü uzmanı sırf politik amaç uğuruna (yani kendi gibi düşünmedi, onları desteklemedi diye) harcamaya çalışan politikacılar var. Bunu aklınızın bir kenarına iliştirin. Bilgili insanlara ve bilgiye saygıyla yaklaşın.

**

Felsefeciler, bilim insanları ve cesur hayalperestler sayesinde bugün etrafımızdaki şeylere sahibiz; demokrasi, uçaklar, giysiler, tıbbi malzemeler vs… Bu alanlarda çalışma yapan (ki dönem dönem bunun için aforoz edildiler hatta idam edildiler) insanlar, çalışmalarını gelecek nesillere aktarmayı başardı. Onlar da geliştirip kullandı.

Yani insanlığın gelişimi ve daha iyi yaşamak için kesinlikle bize öğretilenleri sorgulamalı, geliştirmeli ve gelecek nesillere aktarmalıyız. Yani toplu eylem olarak düşünmeliyiz. Bunun aksine, bencillik yaparsak ve kendimizi düşünürsek; ilerleme olmadığı gibi gerileme olacaktır. Bütün bu durumları, farklı toplumlarda görebiliriz.

Bilgiye ve bilene saygı, herkese saygı, herkese hoşgörü… Fakat aynı zamanda fikirlerin ve eylemlerin sorgulanması, kıyaslama, üzerinde düşünme… İşte bunlar gelişmeyi sağlar. Bu şekilde başarabiliriz.

Bilgi özgür olmalıdır! Öğrenin ve öğrendiklerinizi, insanlara öğretmeye çalışın. Çoğu zaman hiç ummadığınız insanlarla tartışırken (fikir alışverişi anlamında), sizlere akdemisyenlerin öğretemediği şeyleri öğretecek. İşin güzelliği burada, bilginin sahibi yok! Öğrenmek isteyen herkese açık, hele hele günümüzde…