Sınava çalışırken ara verip, kafamı dağıtmak istedim.

Yıllar önce bu adaya geldiğimde, narenciye bahçeleriyle dolu yeşil bir ada hayal etmiştim. Okul otobüsüyle okula yolculuk yaparken (güneş batmak üzereydi) her tarafın çöl gibi olduğunu görünce her şey ilginçleşmeye başladı. Lisede hocalarıma, aileme karşı çıkıp sözel değil, sayısal bölüme gittim çünkü bilgisayar mühendisi olacaktım. Henüz üniversiteye gelmeden, 11 yaşından beri programlama ile uğraştığım için iyi kötü 14 programlama dilinde bir şeyler yapabiliyordum. Fakat okul beni bundan soğuttu. Google gibi projeleri okuyup, üniversitede sağlam arkadaş ortamı kurup, büyük projeler yapacağımı sandım.

Fakat Osmanlı döneminde sürgün adası olan Kıbrıs’a dönüştü her şey (Namık Kemal’i tekrar analım). Hayattan soğuduğum bir dönemdi. Okulu bırakma noktasına gelmiştim, zaten 3. yılımda bölümü terk ettim.

16 yaşımdan beri yakından ilgilendiğim başka bir konu olan politika ile ilgili bir bölüme geçtim, uluslararası ilişkiler.

**

Hayatımın bir şeylere bağlı ve birileri tarafından kontrol edilmesi fikrini hiç sevmiyordum. Böyle bir şeyin düşüncesini reddettim ancak yıllar geçtikçe; hayatımızda olan bazı şeylerin, aslında kontrolümüz dışında olduğunu görmeye başladım. Kader kavramına inanma konusunda hâlâ kararsızım ancak hayatımıza giren insanların ve olayların bizi yönlendirdiğini düşünüyorum. Özellikle şunu gördüm; “iyi insanların başına gelen kötü şeyler bile, onların iyiliği içindir”.

Bazen cesaretimiz olmadığı için, risk almak ve köklü değişim yapmak zor gelebiliyor. Fakat bu “kötü” diye nitelendirdiğimiz olaylara bir kaç yıl sonra bakınca, aslında bizim iyiliğimiz için başımıza geldiğini anlayabiliyoruz.

**

Aklımda Kıbrıs’a gelmek yoktu, kazandım geldim. Aslında bilgisayar mühendisliği konusunda biraz direttim ancak bildiğim için kolay geçeceğimi düşündüm. Zaten bitirsem bile bu işi yapmayacaktım. Haliyle sevmediğin bir şeyi yapmak işkenceye dönüştü. Ancak ardında bir şey yatıyormuş.

Doğu Akdeniz Üniversitesi’ne gelip, bölümü 3. yılımda terk edip; Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi bölümüne geçmek sanıyorum hayatım boyunca yaptığım en doğru karardı. Şans, kader, risk… Ne derseniz deyin, mükemmel bir zamanlamaymış!

**

Çok değerli hocalar tarafından eğitim alıyoruz. Türkiye’de, Ankara’da bir kaç üniversite harici bu kadar tecrübeye sahip öğretmenlerin olduğu başka bir siyaset bilimi bölümü olacağını düşünmüyorum. Hâlâ öğrencisi olduğum için hocaları sayıp daha fazla detay vermeyeceğim, doğru bulmuyorum.

Fakat alanlarında tecrübesi olan; ders harici bir etkinlik ve faaliyette bulunan, Kıbrıs sorunun çok içten bilen ve bunu derslerle birleştirerek farklı şekilde anlatan çok sağlam hocalarımız var. Bunu Türkiye’de bulamazdım. Açık ve net söylüyorum.

**

Ufacık bir adanın, değil Türkiye; Avrupa’nın bir çok ülkesine demokrasi dersi vereceğini düşünüyorum. Üstelik üzerinde bu kadar baskı varken ve tamamen bağımsız bir ülke değilken! Sabah kahvaltı yaparken her gün farklı bir milletvekili gelip, güncel durumu konuştuğu programları görebilirsiniz en basitinden. Türkiye’de düşünemiyorum.

Üstelik polisler silah falan taşımaz. Yasalara saygı vardır. Bknz: Kıbrıs’ta Kanun. Öte yandan demokrasi savaşında Türkiye’deki gibi şeyler pek olmuyor. Ne yazık ki dış müdahaleler mevcut… Bu bambaşka konu.

**

2030’da Türkiye Cumhuriyeti’nin iktidarını devralıp, Avrupa’nın örnek alacağı projeler çıkartan bir ülke haline getireceğim. Bunun için çok farklı, çok güncel olmak gerek. Bu blog, bunu bir parçası. Fakat örneğe ihtiyacım vardı. Çünkü sol-sağ gibi kutuplaşmaları delip geçmek; farklı görüşten insanları biraraya getirmek ve hoşgörünün, farklı düşüncelere saygının olduğu ve tartışmalardan mutabakat; yani konsensüs denilen farklı görüşlerin biraraya gelip ortak bir görüş üzerinde anlaşmaya varabileceği bir yapıya kavuşturmak istiyorum Türkiye’yi. Ancak örnek?

Türkiye, Rusya gibi biat kültürüne sahip. İki ülkede de sert liderler ve anti-demorkatik hareketler mevcut. Bunu yapmak zor. Nasıl yapacağım?

İşte önüme güzel bir örnek çıktı. Bu düşünceme çok yakın bir parti belirdi ve seçimlere girecek. Örgütlenme süreci var. Mümkün olduğu kadar bu partiyi takip ediyorum (tabi ki ismi ve cismi bazı nedenlerle bende saklı, kiminiz partiyi anlayabilir).

**

Öte yandan Türkiye’de bunlar yaşanırken, Türkiye’ye kesik kesik gelme fırsatım var (ne yazık ki otobüse atlayıp haftasonu ailemi göremem). Haliyle Türkiye’nin değişimini farklı şekilde görebiliyorum. Daha net görüyorum. Bir anlamda uzaktan baktığım için daha yansız (objektif) bakış açısına sahip olabiliyorum. Zaten sadece iktidarı ya da sadece muhalefeti değil; Türkiye’de yanlış olduğunu düşündüğüm her şeyi eleştirme nedenim bundan kaynaklı.

 

Noktalar Geriye Doğru Birleşir!

İşin özü bütün bunları düşündüğümde; özellikle 2010-2011 yıllarımda bütün hayattan soğumuştum. Beni hayata bağlayan bir hayalim yoktu (bilgisayar mühendisliğine gelirken Apple gibi bir şirket kurup dünyayı değiştirme hayalim vardı oysa).

O dönem başıma gelen bütün talihsizliklere bakınca, zaman zaman keşke önceden bölüm değiştirseydim diyorum fakat önceden değiştirsem yine bu sürece denk gelemezdim.

Kıbrıs’ın “elden çıkartıldığı” bir dönemde buradayım. Süreci iyice analiz edebiliyorum. Öğretmenler, Kıbrıs’ın yapısı, Türkiye’den uzak kalmak… Hepsine baktığımda aslında Kıbrıs, zorluklar yaşadığımda düşündüğüm gibi bir sürgün yeri değil; aksine bir fırsatlar cennetiymiş.

Kıbrıslıları, Kıbrıs’ı tanıdıkça; gelecek için kafamda bazı şeyler belirmeye başladı haliyle. Örnekler görüyorum 2030 için, farklı şeyleri tadıyorum. 20 bin öğrenci var, 70 milletten gelen. Siyaset bilimi bölümünde Türkler genelde 40 kişi arasında 6-7 kişi oluyor (en fazla). Haliyle eski Türk Cumhuriyetlerinden Afrika’ya, İtalya’dan Pakistan’a, Kuzey Afrika’ya kadar farklı ülkelerden farklı insanlarla tanışıyoruz ve farklı kültürler tanıyoruz.

Bunu Türkiye’de bulamazdım.

Bütün bu gecikme, hayatımın son 7-8 yılında aşırı şekilde dalgalanması, aslında beni olgunlaştıran farklı bir dönemmiş.

Bu yüzden başınıza gelen kötü şeylere kafayı takıp yere yığılmak yerine, aynı şeyleri yapıp farklı sonuç beklemek yerine; taktik değiştirin, farklı şeyler deneyin. Ayrıca mevcut durumu hemen değerlendirmeye çalışmayın. Gerçekler ancak yıllar sonra ortaya çıkıyor.

O kadar önemli dönemde bunları yaşadım ki…

Şu an 3. yılımda bölüm değiştirmek gibi risk almasam (ki Türkiye’deki insanların çoğu bana salak olduğumu bile söyleyebilir); mezun olup sevmediğim işi yapacaktım. Oysa Türkiye’nin geleceğini değiştirmek gibi bir amaçla yolda ilerliyorum. Hatta üniversitedeki bu gecikme, 2030 için adım adım fırsat sunuyor gibi görünecek ama bakacağız.

Köklü değişimden çekinmeyin.
Başınıza gelen kötülükleri o an değerlendirmeyin.
Yılmayın,
Ayağa kalkıp, yürümenizi sağlayacak bir amaç edinin.

Ben inanıyorum, hep birlikte mükemmel bir Türkiye yaratacağız. İnanıyorum ki, değişimi başlatacağız. Ama önce; Japonya’nın Japonya olması için atom bombasına, Almanya’nın Nazi rejimine, Güney Kore’nin savaşa ihtiyacı varmış. Türkiye mi? Başımıza neyin geldiğini biliyorsunuz…