Son gönderilerden haber almak için twitter hesabımızı takip edebilirsiniz

İstanbul’da metroda vs gençler konuşurken sıkça “mühendis 5 bin alıyor”, “doktor 5 bin alıyor” gibi (nedense hep 5 bin) çeşitli konuşmalara ve bu yüzden liseli çocukların bu meslekleri seçmek istediğine şahit oluyorum. 9 yıl üniversitede kalan biri olarak bir kaç nesli görme imkanım oldu ve şimdiki gençler kısa yoldan (ve kolay yoldan) para kazanma derdinde. Kopya ve ezberciliğin ARGE’yi bitirdiğini ve daha kötüsü insanları bu yola soktuğunu; yani eğitim sisteminin rezil olduğunu defalarca söylemiştim.

Öğrenciye internetten ödev verirsiniz, turnitin gibi bir şeye yüklemezseniz hemen başka ödevi alıp gönderirler. Sınavda kopya/ezber… Oysa okula öğrenmek için geliyorlar fakat öğrenmeden, araştırmadan, kendilerini geliştirmeden tamamen diploma almak için okuyup gidiyorlar ve işte hiçbir şey yapamıyorlar. Hatta hayatları boyunca hiçbir şey yapamıyorlar.

Başarılı olmadıkları için başarıya aç ve muhtaç oluyorlar. Tuttukları futbol takımının kazanması bu yüzden önemli çünkü kendilerinde başarı yok. Bu yüzden politik partileri takım tutar gibi tutup; mantığı devre dışı bırakarak ya kendi partilerini sonsuz şekilde savunuyorlar ya da diğer partilerin ve liderlerin yaptığı her şeyi tamamen karalıyorlar.

Hatta Türkiye’deki bu politik sıkıntı yüzünden bir çok dürüst ve çalışkan insan başka ülkeye kaçıyor. Çünkü Türkiye’de iş yaparken sadece iş yapmak mümkün değil. Aynı zamanda ofiste politik olmak zorundasınız. Öyle yandaş falan gibi algılamayın. “Ofis politikası” denilen ve midemi bulandıran yalakalıklar, adam kayırmalar falan fişman. Türkiye’deki 3 büyük ilaç firmasının nasıl saçmaladığına yakından şahit oldum. Haliyle dürüst insanlar sadece iş yapmak isterken; koltuklarını kaptıracak korkusuyla başlarındaki kişiler ya onları engelliyor ya da kopya ile okul geçen bilgisizler alttakilerin fikirlerini alıp üste satıyor. Alttaki kadroyu da güçlendirmediğinden, tebrik etmediğinden; bu insanlar bıkıp işten ayrılıyor.

Yani böyle bir zihniyet; dürüst, ahlaklı, çalışkan insanları sürekli kenara itiyor. Bir çok insan Amerika ve Avrupa’ya bu saçma zihniyet yüzünden kaçıyor. Türkiye’de yeterince destek yok (para basmak destek değildir!), sonra adamlar başka kurumlarca destekleniyor ve başka kurumlarda ve ülkelerde yaptığı çalışmalar nedeniyle ödül kazanıyor. Biz ise “Türk kazandı” diye seviniyoruz.

Ben sevinmiyorum. Türkiye Cumhuriyeti’nde kazanmamış. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından KAÇMIŞ, Türkiye’deki politik durum ve saçma zihniyetten kaçmış. İmkansızlıklardan kaçmış. Başka bir ülke destek vermiş, başka bir ülkedeki, o ülkenin üniversitesi ya da şirketi desteklemiş ve bu şekilde almış ödülü. Bu Türk’ün başarısı olabilir ama Türkiye’nin başarısı değildir! Özellikle başarıya bu kadar aç ve muhtaç olan bir ülke vatandaşları; imkan olduğunda neler yapabileceklerini çoktan kanıtladılar fakat SİSTEM! O da, düzgün iktidarlardan geçer. Sadece düzgün iktidarlardan değil, millet olarak bir şeyler yapmak gerek. Buna geleceğim.

**

Türklerin ortalama çalışma saati nedir biliyor musunuz? Haftalık çalışma saati bakımından ilk sırada, 48,9 saat [1].

4857 sayılı İş Kanunu’nun 63. maddesi, haftalık çalışma süresi 45 saattir.

Ayrıca şöyle bir durum var; Meksika, Yunanistan, Türkiye gibi ülkelerde çalışma saat sayısı çok yüksektir. Danimarka, Norveç, İsveç, Finlandiya, Fransa, Almanya, Hollanda gibi bir çok ülkede ise +/-2 değişken oranda ortalama 40 saattir.

Yani çok fazla çalıştığımız halde çok zaten alım gücünün çok sıkıntılı olduğu ülkemizde, emeğimizin karşılığını çok az alıyoruz. Üstelik çok çalışmak, verimli çalışmak değildir. İşçi verimliliğine baktığımızda ise OECD ülkeleri arasında son sıralardayız.

 

 

Amerika’da eyaletten eyalete değişiyor fakat ortalama bir enaz ücret (Asgari ücret), 1800 dolar civarında. Almanya’da ise 1500 euro. Avustralya’da 2776 Avustralya Doları.

Amerika
Enaz ücret (ortalama): 1800 dolar
Mercedes AMG GT S:  129 bin dolar (bknz: İlkay Zaman Mercedes Fiyatları videosu)
Türkiye’de enaz ücret 1.400 tl
Mercedes AMG GT S: 1.224.000 tl (evet 1 milyon 224 bin)
Direkt kuru çevirsek bile 129.000$ = 460.000 tl ediyor ama aradaki 764.000 bin tl vergidir!

Avustralya
Enaz ücret, orada haftalık 694 Avustralya doları, 4 ile çarparsak; 2776 Avusturalya Doları
Not: 1 Avustralya doları = 2,7 TL
Bakıyorsun Yaris’e [2], 16.000 Avustralya dolarından başlıyor.
Evet 2.776 birim enaz ücret aylık ve 16.000 birim Yaris fiyatı.
Türkiye’ye bakıyorsun: 1.400 en az ücret,
Yaris fiyatı ise sitesinde 55.000 tl.

Almanya
Enaz ücret: 1.500 euro
Mercedes C serisine bakalım [3]: 40.000 Euro’dan başlıyor.
Türkiye: enaz ücret 1.400 tl
Mercedes C serisi fiyatı (sitesinden) : 220,800 Tl’den başlıyor (220d ikisi içinde)

 

Eşek Gibi Çalışmak Yetmiyor!

Bakın dostlar emek veriyorsunuz, iş yapıyorsunuz, zamanınızı harcıyorsunuz fakat elinize geçen şey nedir?

Amerika’lının 71 ayda aldığı süper lüks yarış aracını siz 874 ayda alıyorsunuz.
Avustralya’lının 5.7 ayda aldığı Toyota Yaris’i siz 39,2 ayda alabiliyorsunuz
Almanya’lının 26,6 ayda aldığı Mercedes C serisini siz 157,7 ayda alabiliyorsunuz.

Yani o kadar çalışmanıza rağmen alım gücü ne durumda? Bunun da çeşitli nedenleri var tabi ki. Bu bambaşka bir konu ki bununla ilgili 3-4 konuyu blogtan bulabilirsiniz.

Dünyanın demokrasi ve ekonomik alanlarında en çok gelişmiş ülkeleri ise fazla çalışmıyor ama iyi yaşıyor. Çünkü düzen oturmuş, kanun oturmuş, her şey yolunda. İşinizle ilgileniyorsunuz. Trafiğe çıktığınızda kırmızı ışıkta geçen, makas atan, sinyal vermeyen soytarılar sinirinizi bozmuyor. Biri sizin canınıza kastettiğinde ağır cezalar var. Ya da işe gittiğinizde abuk subuk saçma sapan insanlarla uğraşmıyorsunuz, işinizle uğraşıyorsunuz ve işinizi iyi yaptığınızda ödülünü de alıyorsunuz.

Yani iş ise, sadece iş ile ilgileniyorsunuz.

İşte toplumsal hoşgörü ve saygı burada devreye giriyor. Kurallara uymak burada devreye giriyor. Bunu uzun uzadıya başka bir konuda anlatabilirim ancak kurallara uymak, hoşgörülü ve saygılı olmak eğitimden ekonomiye her şeyi düzeltecektir.

1.400 tl ile çalışıyor gösteriyorsunuz çalışanları ama elden ekstradan 1.600 lira veriyorsunuz. Bazı şirketler bunu yapıyor. Hatta bazı şirketlerin, yasa ve sistem açığını bulup nasıl milyonları vergiden kaçırdığını da biliyorum. Ya da vergi affıyla kaç milyar doların devletin kasasına GİRMEDİĞİNİ zaten internetten bile bulabilirsiniz. İşte bunlar hep millete kazık, devlete kazık. Öte yandan zabıta geliyor, sokakta müzik yapıp para kazananları engelliyor. Hırsızlık mı yapsın adamlar?

Sistemi oturtturamazsak, kurallara uymazsak, düzen içinde yaşamaz ve birbirimize karşı hoşgörü ve saygı içinde bulunmazsak hiçbir şey çözülmez! Bunları devletten beklemek yanlış. Millet olarak bir şeyler yapabiliriz.

Bakın sadece bugün ne yaptığımı göstereyim;
Mecidiyeköy’de trafik sıkışıklık. Video var sonra yükleyeceğim ama kısaca tıkalı trafikte millet kornaya basıyor. Sanki insanlar keyiften bekliyor. Öte yandan birisi kaldırımdan geçmiş, ikisi yol beklememek için ters taraftan gelmiş. EGM İhbar’a yüklüyorum. Haa muhattap alınıp ceza kesilir mi bilmem ama ben vatandaş olarak SÖYLENMEK DIŞINDA görevimi yaptım. Üstelik ben fotoğraf çekmek için telefon çıkartırken arkadan gelen 4 kişi “yahu bunları fotoğraflayıp internetten göndereceksin emniyete” dedi. Neden yapmadılar? Çünkü sadece konuşan bir milletiz. Ben yapıyorum dedim, çektim. İşte HIYARLAR;

 

 

 

Yıl 2017, sadece söylenmeyin. Rahatsız olduğunuz şeyleri düzeltmek için biraz uğraşın ve aynı rahatsızlıkları paylaşanların yaptığı şeylere destek verin.

 

Gelelim Genç Arkadaşlara

Belki kimim neyim tanımıyor olabilirler; 11 yaşımda bilgisayarla tanıştım. Programlamayla başladım, oyuna neredeyse hiç dadanmadan üniversiteye gelene kadar 14 programlama dilini öğendim. 4-5 tanesiyle her işimi hallederken diğerlerinde başlangıç seviyesindeydim. Lise 1’den lise 2’ye geçerken annem ve öğretmenlerim sözele git, sen sözelcisin dedi fakat ben direttim bilgisayar mühendisi olmak için. Tabi bilgisayar yüzünden asosyalleşirken, psikoloji kitapları okuyup sorunu çözmeyi düşündüm. Psikoloji, psikolojik savaş, beden dili falan derken 16 yaşından sonra politik kitaplara iyice sardım.

2008’de şimdiki Siri’nin yazılı hali gibi olan (tabi ilkel hali) Tarcanbot’u yapmıştım. Amacım akıllı arama motoru geliştirmekti. Bilgisayar mühendisliğini kazandım. Fakat ilk yıl; bana windows’u savunan ve explorer varken neden chrome/firefox kullandığımı anlamayan hocalarla karşılaştım. Linux kullanıyordum ve robot işine girelim dediğimde hoca “önce ben öğreneceğim de, sonra sizlere öğreteceğim” diyordu. Kendini geliştirmeyen ve 40 yıl önceki bilgilerle hala ders anlatan adamlardan tiksindim ve bölüm değiştirmek istediğimi söyledim. Gerek ailemi ikna gerek bölüm tercihleri derken ancak 3. yılımda bölüm değiştirdim.

Uluslararası ilişkiler bölümüne geçtim ve Şubat ayında bitiyor. Tabi bu sırada farklı politik aktivitelere katıldım. Partiler değil, kişiler benim için önemli. 3 yıldır blogu yazıyorum ve insanlara bir şeyler anlatmaya çalışıyorum. Politik alanda da bazı şeyleri gördüm ancak annemin 24 yıllık akademisyenlik ve 12 yıllık sanayi alanındaki tecrübelerinden sonra; iş dünyasındaki salaklıktan ve arge yapılamamasından bıkıp ilaç arge firması kurması tabi ki hayatımı da değiştirdi. İkinci yılındayız ve Türkiye’nin en zengin insanlarıyla, farklı ve büyük şirket çalışanlarıyla, firma sahipleriyle ve hatta bakanlıklardan insanlarla iş gereği oturdum ve konuştum. Devam da ediyor..

Bütün bunlara göre yazacağım yazacaklarımı…

**

Metroda ve bazı yerlerde gençlerin “5 bin kazanıyorlar oğlum” dediği bilgisayar mühendislerini de biliyorum ve bazı arkadaşlarım var, doktorları da biliyorum ve yakınlarımız var. Şunu yapın bunu yapın ya da yapmayın diye iş kolu önermeyeceğim. Günümüz şartlarında kaç bilgisayar mühendisi mezun oluyor biliyor musunuz?

Ben üniversite başladığımda bilgisayar mühendisliğine 128 kişi başlamıştı galiba. Hadi bir bölümü bıraksın, bir bölümü şöyle böyle oldu; diyelim ki 80 kişi mezun oldu. 193 üniversite var. Hadi bunların sadece 100 tanesinde bilgisayar mühendisliği, yazılım mühendisliği  ve/veya bilgisayar ve yazılım ile ilgili bölümler olsun. Hepsinden de az atalım, 60 kişi mezun olsun.

Yılda ne yapar? 100 üniversite çarpı 60 kişi eder size 6 bin bilgisayar ile ilgili insan mezunu. Her yıl! Bazı forumlarda ve sözlüklerde 8 binlerden, 10 binlerden bahsetmişler ve bazı yerlerde yılda bütün mühendisliklerin toplamı 70-80 bin demişler… Orasını bilmem. Net bir sayı ve resmi olan bir sayı yok elimizde.

Her yıl 6 bin bilgisayar bilimi mezunu. Türkiye’de böyle bir açık var mı sizce? Bilgisayar mühendisi olsanız dahi 2.000 civarı maaş alacaksınız. İstanbul’a gelseniz belki bu 3.000 olur ama masraflar artacağı gibi; kötü meyve/sebze, kötü hava ve her gün 2-3 saatinizin yollarda geçmesi… Gerçekten iğrenç.

Doktor olsanız belki o parayı kazanacaksınız ancak bir gün gidip bir hastanede 3-4 saat bekleyin. Özellikle toplumun ortalamasının gittiği yerlere bakın. Bakın bakalım kimler, hangi hasta tipleriyle uğraşıyor. Kaldı ki üniversitede kafayı sıyırma durumuna gelmeleri, 10 yıl civarı üniversite okumalarını falan saymıyorum. Bu insanların 5 bin alması az bile arkadaşlar.

 

Peki Hangi İşi Seçeceksiniz?

Tersten başlayayım. Eskişehir’de doğup büyümüş, Kıbrıs’ta okumuş ve İstanbul’da yaşayan biri olarak söylüyorum; İSTANBUL’A GELMEYİN! Belki bir kaç yıl iş öğrenmek için eyvallah ancak burada belki iki misli para kazanırsınız aynı işten. Masraflar demeyeceğim, fakat istanbul PAHALI! Paha deyince hemen kira, ulaşım vs gelebilir aklınıza ancak bunlar değil.

Evet İstanbul’da işi gerçekten öğrenirsiniz. Ancak burada biraz uzun yaşarsanız; meyve ve sebzenin saman gibi olduğunu ve buna rağmen fiyatının yüksek olduğunu görürsünüz. Zaten hazır yemek (fast food) yiyeceğiniz için işler karışır. Üzerine deseniz ki spora gidelim, e malum spor salonları da para.

Bunlardan da kötüsü var; Başakşehir’de oturuyorum. Taksim’e falan gideyim desem 1,5 saat sürüyor. Gelişte o kadar eder size 3 saat. TAMI TAMINA 3 saat! Zaten 8 saat uyuyorsun, 8 saat çalışıyorsun; kalan 8 saatin 3 saati yola gidiyor. Size yemek, eğlence, dinlenmek, spor, duş vs için 5 saat kalır. Kaldı ki metro bu. Araç olursa, sabah ve akşam trafikleri? Hele hele kıta değiştirip 4 saat yol çeken çalışanlar???

Bunu da geçtim, iğrenç İstanbul havası… Bu kadar araba, sanayi tabi ki havayı kirletiyor. Ormanlar kesiliyor, ağaçlar katlediliyor. Bina kurataracak bizi. Ne demek istediğimizi şimdi anlamıyorlar. Fakat İstanbul’da 20 yıl yaşayan insanlar; para kazanma uğuruna İstanbul’a gelip burada kalanlar, hastalıklarla boğuşmaya başladıklarında hayatları boyunca kazandıkları paraları harcasalar bile iyileşemeyecekler. Bir Ege kasabasındaki, Anadolu şehrindeki, Karadeniz’in o güzel havasını asla alamayacaklar…

Yani sadece parasal yönden değil; zaman ve sağlık yönünden de pahalı İstanbul. Çanakkale’ye gidin, Sinop’a gidin, Eskişehir’e gidin ama İstanbul’da ne işiniz var? Belki 3-4 yıllık olur. İşi öğrenin ancak İstanbul’un oluru yok!

 

Hangi Meslek Dalı?

Bizi cesaretlendirmesi gereken, hayal kurmamız için teşvik etmesi gereken eğitim sistemi bizi ne hallere düşürüyor? Kopya ve ezber. Herkes asker gibi… Üniversiteye geliyorsun birden oturduğun yer bile belli değil, giysiler serbest… Tabi ki üniversitede atomu parçalamıyoruz. Baskıdan özgürlüğe kavuşanların nasıl sapıttığına, hele hele Kıbrıs gibi bir yerde defalarca şahit oldum.

Eğitim sistemi bu kadar kötüyken; Ortaokul, lise, üniversitede iyi notlar alamayan biri olarak diyorum ki: BU SİZİN ZEKANIZIN, KARAKTERİNİZİN YA DA GELECEĞİNİZİN GÖSTERGESİ DEĞİL! Aksine bu sisteme körü körü bağlı kalıp tamamen yüksek notlar almak sıkıntıdır.

Siz bunları bırakın, cesaretinizi kazanmak için, hayal kurmak için neler yapabilirsiniz onlara bakın. Çünkü hayallerinizle yani kalbinizle geleceğinizi çizeceksiniz ve o geleceğe gitmek için cesaretinizi kullanacaksınız, aklınızı kullanacaksınız.

Önemli olan hangi işin ne kadar kazandırdığı değil; hangi işte ne kadar mutlu ve huzurlu olduğunuzdur. Ne iş yapmak istediğinizdir. Mutlu ve huzurlu olduğunuz iş demek, HOBİNİZİ yapmak demek. Hobinizi yaptığınız için size para verecekler. Ve sırf para için bu işi yapan birisinden kat kat başarılı olacaksınız.

Gözlemlediğim, konuştuğum bu maddi anlamda ve başarı anlamında gayet güzel bir hayatı olan insanlar; işlerini “para kazanayım yea” diyerek yapmamış arkadaşlar. Memnunlar işlerinden, seviyorlar. Bir şeyler yapmak istiyorlar. Sadece para kazanmak değil amaçları.

İnsanların %90’ı kalıplarda yaşar, kalıplaşmış fikirleri vardır, modayı takip eder, televizyon izler, genel özellikler gösterir. Fakat bu %90’lık kesim; dünyayı değiştiren, farklı şeyler geliştiren %10’luk kesime zorluk çıkartır, engeller. Bilimsel şeyler yaptığı için geçtiğimiz yüzyıllarda aforoz etmeye, idam etmeye çalışır. Şimdilerde ise Fazıl Say’a yaptıklarını yaparlar. Fakat yıllar geçer, bu %90’lık kesim, bu insanların yaptıkları şeyleri kullanır ve izinden gidenler olur.

Zaten bir kere geldiğiniz, ortalama 70 yıl yaşadığınız, son ve ilk 10 yılını da kontrol edemediğiniz (yani 50 yıllık hayatınızı); mutsuz, huzursuz geçirmeyin. Çoğunluğu aptal olan topluluğun koyduğu kurallara ve kalıplara göre kendi bildiğiniz yoldan şaşmayın.

Her insanın dünyayı değiştirme ve büyük işler yapma potansiyeli vardır. Buna inanırım. Fakat ailemiz, okul, çevremiz, eşlerimiz, kız arkadaşlarımız, arkadaşlarımız tarafından sürekli törpülenir bu cesur yanımız. Çünkü onlar, sizin yapmak istediklerinizi yapamaz. Bu yüzden sizin de yapamayacağınızı düşünür ve size “imkansız” der. Oysa büyük şeyler başarmanın önündeki tek engel, kendi kafanızda yarattığınız “yapamam” ve “imkansız” düşünceleridir.

**

Gün 24 saat. 8 saati uykuya gidecek, 8 saat çalışacaksınız ve kalan 8 saatin bir bölümünü de arkadaşlarınız ve ailenizle geçireceksiniz. Sizi mutsuz eden, cesaretinizi kıran arkadaş, aile ve sevgililerinizden ayrılın. Size destek olmayan insanları hayatınızda tutmayın. Eve geldiğinizde huzurlu değilseniz bu duruma katlanmayın.

Ve yazının konusuna dönersek; günün en az 3’te 1’ini harcayacağınız işinizi seçerken sırf “5 bin kazanmak” gibi bir nedenle seçmeyin; aksine yapmaktan mutlu olduğunuz bir şeyi seçin. Çünkü yapmayı sevdiğiniz basit bir işte başarılı olma ihtimaliniz, yapmayı sevmeyeceğiniz fakat para kazanma hırsıyla seçeceğiniz mühendislik ve doktorluktan başarılı olma ihtimalinizden daha yüksek.

Tek bir hayat yaşıyorsunuz. Birilerinin yazdığı kalıplara sıkışıp kalmayın.
Sizi mutsuz eden, cesaretinizi kıran ve sizi desteklemeyen insanları hayatınızda tutmayın.
Yapmayı sevmediğiniz işe hayatınızı yatırmayın.

Hepimizin içinde dünyayı değiştirme potansiyeli vardır. Yaptığımız işte farkımızı ortaya koyabiliriz. Yeter ki “imkansız” kavramını kendi kafanızda kurmayın.

Sevgiyle kalın.

 

 

 

[1]- Sözcü. Ülke ülke haftalık çalışma saatleri. 2017. http://www.sozcu.com.tr/2017/dunya/ulke-ulke-haftalik-calisma-saatleri-2-1652675/

[2]- Toyota Yaris, Avustralya Fiyatı. http://www.toyota.com.au/main/yaris/prices

[3]- Mercedes Almanya – C Sınıfı Fiyatı: https://www.mercedes-benz.de/content/germany/mpc/mpc_germany_website/de/home_mpc/passengercars/home/new_cars/models/c-class/a205/advice_sales/pricelist.html

 

Kategori: Ekonomi - Genel - Hayat - Politika
Etiketler: , , , ,