Kapak görselinde, başında taç taşıyan piyon kullanmamın bir kaç nedeni var. Öncelikle piyonlar, genelde satrançta ilk oynanan taştır. Satrancın en önemli bölgesi olan merkez ve/veya genişletilmiş merkeze doğru hareket ettirilir. Burada her taş güçlüdür fakat özellikle at ve piyonu seviyorum. Piyonun vezire dönüşebilmesi, oyun sonunda tüm taşların aynı kutuya konulması gibi bir çok kavramı barındıran bir görsel.

Fakat her şeyin başında, “ilk adım” vardır. İlk adımı simgeliyor ve piyon üzerindeki taç, hayalleri olan fakat henüz bu doğrultuda adım atamamışlığı simgeliyor. Evet 2030 hayalime de bir gönderme var.

**

Seçim bitti, birazcık kafamı toplamam gerekti. Bu seçimde muhalefet yenildi. Eğer “iktidar olmak” bir amaç ise ve iktidar olamayanlar yenilmiş sayılıyorsa, muhalefet zaten yıllardır yeniliyordu. Fakat bu sefer gerçek anlamda yenildi. Muhalefet seçmeniyle, partileriyle, liderleriyle…

 

Muhalefet Her Anlamda Kesin Bir Kayıp Yaşadı

Gelişmek, ilerlemek istiyorsak; ister kişi, ister kurum, ister bir topluluk olun fark etmez; soluklanarak mevcut durumu analiz etmek ve yanlışlarımızı kabullenip, ders çıkartmak zorundayız.

Bu seçimde ben de büyük yanılgı içerisine düştüm. Parti programı olarak bakarsanız, en düzgün programın; Türkiye için en yararlı olacak vaadler ve programın İyi Parti’de olduğunu gördüm. Fakat kaç kişi programı okuyor, kaç kişi buna göre oy veriyordu? Hatta kaç parti bu sözleri tutuyordu?

Seçimden 1 ay öncesine kadar, Erdoğan’ın %51,4 gibi bir oranla kazanacağını düşünüyordum. Fakat iktidara yakın kişilerle konuştuğumda hepsinin düşüncesi aynı idi: bu seçim biraz belirsiz…

Çok koyu AKP’li seçmenler bile, bu düşünceye girmişti. Topluma kulak vererek ve Muharrem İnce’nin toplumda yarattığı yeni dalgayı hesap ederek, ikinci tura kalabilir dedim. Fakat ikinci turda Erdoğan’ın alacağını düşünüyordum. MHP’nin %10 altı kalacağını düşünüyordum.

Tabi ki koca koca anket firmaları bu işi doğru bilemezken oturduğum yerden ben tutturamam fakat gidiş yolunda yanıldım. Bir çok konuda yanıldım. Bunu kabul edebilmek gerekiyor.

 

Muhalefet Nasıl Kaybetti?

Seçimden sonra farklı köşe yazarlarını da takip ettim. Saçma sapan şeylerin bolca olduğu teoriler atıldı ortaya. Ben bunlarla ilgilenmiyorum. Siyaset “bilimi” ve uluslararası ilişkiler öğrencisi olarak derin devlet, kaçırılma, illüminati gibi saçmalıklara ayıracak vaktim yok. O yüzden görünen sıkıntılardan başlayacağım.

1- Muhalefet Halkın Sınırlı Bölümüne Hitap Ediyor

Bu özellikle CHP için geçerli. Evet aydın bir toplum olmak için bilim, sanat, spor, teknoloji gibi alanlara ağırlık vermek gerekiyor. Fakat bunun için eğitimli kitleler, bilinçli toplum gerekiyor. Yani önce toplumu bilinçlendirmek gerekiyor.

Buna örnek vermek gerekirse, Eskişehir. Yılmaz Hocayı çok severim bilirsiniz ve Anadoluyu düşündüğünüzde Eskişehir’i bir dünya markası haline getirdi, Avrupa şehri yaptı. Fakat yinede beğenmeyenler var. Tabi ki çoğu, neredeyse hepsi AKP’li. Önce kızıyordum sonra bir şey fark ettim, yaşam tarzını. Buraya değineceğim.

Opera, tiyatro, senfoni orkestrasının konserleri falan filan ücretsiz. Yurt dışından ekipler geliyor, tiyatro yabancı ise yan taraf ekranlar asılıp, Türkçe yazı geçiyorlar konuşulanları falan. Böyle bir şehirdir Eskişehir. Yeşil, gittikçe yeşilleniyor. Porsuk kenarına meyve ağaçları ekildi. Böyle bir yerden bahsediyoruz.

Sonra düşündüm, kaç AKP’li tiyatro, opera, senfoni orkestrası ile ilgileniyor? Ortada bir yaşam tarzı savaşı var. AKP’li seçmenin ilgilendiği Kuran kursları, camiler, cemaat… Çok şükür (gerçekten benim açımdan sevindirici) şimdi Türk kültürüne yöneldiler. Tezhip, hat, ebru, minyatür… Maalesef günümüzde aydın görünen kesim Avrupa adı altında yozlaşıyor. Cumhuriyet kurulduğunda Atatürk bir sürü öğrenciyi yurt dışına yolladı. Türk Beşlisi adı verilen Türk Sanat müziği ortaya çıkartmaya çalıştı. Fakat biz, Avrupa kültürünü alıp kendi kültürümüz yapma peşindeyiz. Kendi kültürümüzü unutuyoruz. Haliyle muhafazakar seçmen bundan rahatsız.

Ben tiyatrolara, senfoniye vs bayılırım. Fakat bunların yanında kendi kültürümüzü geliştirip, dünyaya “pazarlayabileceğimizi” biliyorum. Buradaki pazarlama kötü anlamda değil, Türk kültürünü yayacaksın. Fakat sen daha kendi kültürüne sahip çıkmazsan bu işler nasıl olacak? Haliyle muhafazakar seçmende çok şükür yıllar sonra sanatla uğraşmaya başladı.

Uğraşın, aman uğraşın; yeter ki sanatla, sporla, teknoloji ile, bilim ile uğraşın.

**

Görebileceğiniz üzere burada bir farklılık var. Eskişehir’deki AKP’lilere soruyorum neden memnun değilsin diye, trafik var en başta. Doğru, Eskişehir trafiği rezalet. Fakat sonra kaldırım, şu bu demeye başlıyorlar. Gelin sizi İstanbul’da AKP’li belediyelere götüreyim… Yolları ne rezil halde göstereyim. Fakat hayatında Eskişehir’den başka şehirde 2-3 ay yaşamamış insanların Eskişehir’e laf söylemesi tamamen “taraftar tipi” seçmenliktir. Aynı şekilde İstanbul’da eskiden beri bulunanlara soruyorum, çöp dağları ne iş? Gerçekten grevler varmış ve leş gibi koku, her yerde çöpler varmış. Annem de Ankara’da vs olduğunu da söyledi. E şimdi bunları görmezden gelmekte “muhalefet koyunu” olmaktır ve yine “taraftar tipi seçmenliktir”.

 

Muhalefet Muhafazakar Seçmeni Anlamıyor

Muharrem İnce çıkıp “Sanayi 4.0” dedi. Mükemmel! Süper söz. Geriye yaslanıp nasıl yapacağı konusunu anlamaya çalıştığımda maalesef beni anlattıklarıyla ikna edemedi. Yazılıma ağırlık vereceğiz diyor ama anlatayım; bilgisayar bilimi eğitimi veren okulları inceleyiniz (bilgisayar mühendisliği, yazılım mühendisliği, IT, MIS vs) ve yıllık mezun sayısına bakınız, (tam veri bulamadım fakat) kaba bir hesapla 3-3,5 bin öğrencinin mezun olduğunu biliyorum. Bunların hepsinin en az 1 yazılım dili bildiğini varsayabiliriz. Sonuç?

Fakat Muharrem İnce’nin seçim ekibine baktığımda başarılı buldum, Muharrem İnce en büyü gücünün teşkilatlanmada olduğunu gördüm. Haliyle aynı şekilde ekip kurarsa yapabilirdi.

FAKAT….
Ben işin içinde olduğum için biliyorum ve sizlere soruyorum; Muharrem İnce’den önce kaçınız Sanayi 4.0’ı biliyordu? Etrafınızdaki insanların kaçı 4.0’ı biliyor?

Hani muhalefet seçmeni kızdı ya, “kıraathane ve kek vaadi” diye; sonuca baktığımız zaman Türkiye’de Sanayi 4.0’ın değil, kek ve kıraathanenin tuttuğunu gördük?

Spor, sanat, bilim, teknoloji ile uğraşan; eğitime, adalete önem veren, yasalara uyan ve “laik, demokratik sosyal bir hukuk devleti” arzu edenlerin sayısına bakarsak en fazla %35-40 olduğunu görüyoruz. Daha yüksek maaş, bedava yolculuk, bedava ilaç, bedava kek gibi çeşitli şeyler halka daha cazip geliyor (geri kalanına).

İşin özü, Türkiye’de muhalefet; Türk halkını çözebilmiş değildir! Türk halkının ne istediğine bakmak yerine, ilkokul ve ortaokul mezunu kitlenin çok olduğu bir ülkede “sanayi 4.0” diyor. Bakın Balkan ülkesinde olsak, ve hatta Gürcistan, Azerbaycan’da olsak tamam anlayacağım veya Türkiye’deki insanların yapısı başka türlü olsa anlayaağım… Fakat bu seçmen kitlesine Sanayi 4.0 gitmedi! Sanayi 4.0’ın taban bulduğu kesim en fazla %10’dur.

Ortak Aday Meselesi

Kabul ediyorum ki, yanıldığım olaylardan bir tanesi de buymuş. İlk Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde 2. tura kalmama nedenini çatı adaya bağlamıştım. Fakat şimdi muhafazakar, milliyetçi ve Atatürkçü ve HDP’li aday vardı. Fakat buna rağmen muhalefet %50’yi geçemedi. Burada yanlış bir analiz yapmışım.

Seçimin 2. tura kalmamasının nedeni fazla aday olması değildir. Maalesef muhalefet tarafındaki koyun seçmen böyle sözler söyleyebiliyor. Çatı adayla çıkılsa, Erdoğan’ın oyu daha fazla olurdu. Hele hele Abdullah Gül ile çıkılsaydı; Erdoğan’ın %60’ları bulması beklenebilirdi.

Muharrem İnce

Çok kısıtlı zamanda çok iyi ekip topladı. Çok iyi program ortaya çıkarttı. Vaatleri iyi idi. Türkiye için çok iyi. Fakat Türk halkının anlayabileceği vaatler olmadığı, daha doğrusu Sanayi 4.0 ve demokrasi, cumhuriyet, yasama-yürütme-yargı dengesi ve adalet gibi kavramlardan önce başka şeyleri ön planda tuttukları ortada. Kızabilirsiniz ama kızmayın iktidar seçmenine.

10-12 yıl önceydi sanıyorum, Düzce’ye gidip geliyorduk Eskişehir’den. Adapazarı’na kadar olan yol tek şeritti. Düşünüp duruyordum, Türkiye’de en çok kullanılan yollardan bir tanesi neden tek şerit? Şimdi tekrar düşünüyorum; Türkiye’de en çok kullanılan yollara bakıyorsunuz, 80-90 yıllık Cumhuriyet döneminde neden yapılmamış?

Özel sektör, Özal ve Erdoğan döneminde gelişti. Ben Menderes, Özal ve Erdoğan için “aynı kumaştan kesilmişler” diyorum ve açıkçası Türkiye’nin, Türk üretiminin içine… pardon içini boşalttıklarını düşünüyorum. Fakat liberal ekonomiyi savunan birisi olarak; özel sektörün bu dönemlerde geliştiğini, köprüler, yollar, AVM’ler, gökdelenler  (iş dünyasının merkezlerinin) bu insanların döneminde yükseldiğini görüyorum.

Evet Erdoğan döneminde her konuda olduğu gibi bilinçsiz ve plansız bir patlama vardı AVM’ler vs üzerine. Fakat kendi kendime düşünüyorum, neden bu kadar geç kalındı? Evet gelir adaletsizliği gibi konularda sosyal demokrat yapıp ön planda fakat iş alanında büyük anlamda liberal ekonomiyi doğru buluyorum.

**

Bütün bunları düşündüğümde iktidar seçmenine koyun diye kızmanız yerine, haklı oldukları konulara odaklanmanızı tavsiye ederim. Buradan vaatler çıkabilir. Buradan bir şeyler yakalanacaktır. Söyledikleri her konuda haklı değiller fakat haklı oldukları konular var. AKP seçmenine sadece iktidar seçmeni olduğu için her konuda yalan ve yanlışmış gibi davranmayın.

Muharrem İnce’ye dönecek olursak, açıkçası AKP seçmenini kendine çekebildiğini düşünmüyorum. Ben beklerdim şöyle bir şey desin; “AKP’li kardeşim, en zoru sizin işiniz. Size yıllarca masallar anlatıldı, doğru olmayan şeyler doğru gibi gösterildi. Benim ile birlikte nasıl kandırıldığınızı, aldatıldığınızı göreceksiniz. Merak etmeyin, bu zor gününüzde de birlikte olacağız ve Türkiye’yi birlikte büyüteceğiz”… Veya buna benzer bir şey. Fakat söylemedi.

Muharrem İnce yeni parti kurarsa ne olur? Açıkçası DSP’nin başına geçmesi, yeni parti olasılığından daha doğru olabilir (DSP’nin de bir ağırlığı var). Kılıçdaroğlu bu seçim ile birlikte kaybedenlerin en başındadır. Artık meşru olarak orada oturmuyor.

Yeni Dünya Düzeni

Dedim ya derin devlet, illumünati gibi şeylerle uğraşmıyorum diye. Fakat komplo teorisindeki “yeni dünya” değil bu bahsettiğim. Siyaset biliminde de “yeni dünya” vardır. Henry Kissenger gibi kişilerin yazdığı kitaplar var fakat esas kime ait olduğunu şu anda unuttum, bulduğumda eklerim.

Yeni dünya için tabi ki “Yeni Türkiye” fikrine ihtiyaç vardır. Evet AKP’nin dediği gibi…
Yeni Türkiye için, yeni bir muhalefete, Yeni CHP’ye ihtiyaç vardır.

Yeni CHP olmadan Yeni Türkiye olmaz ve Yeni Türkiye olmadan Yeni Dünya düzeni sağlanamaz. Biraz mantık sahibi olan insanlar bunu anlayacaktır. İktidarın gücü, muhalefetin güçsüzlüğü ve basiretsizliği ile ters orantılıdır aynı zamanda.

Türkiye’yi değiştirmek için kurucu değerlerine saldırmak gerekir. Oltadaki Balık Türkiye kitabını okuduğunuzda ve Banu Avar’ı dinlediğinizde bir şeyleri duyacaksınız elbet. Fakat AKP ve kurulmak isteyen yeni Türkiye ile ilgili yabancı istihbarat ajanları ve diplomatların onayladığı tek bir düşünce var: Atatürk ve Atatürkçülüğün yıkılması.

Yani Atatürk, Atatürkçülük yani Atatürk ilkeleri olduğu sürece Türkiye Cumhuriyeti taş gibi yerinde duracaktır. Bu yüzden yeni Türkiye’ye ihtiyaç var ve burada muhafazakar, Atatürkçülük ve Türklükten uzaklaşmış bir Türkiye’ye ihtiyaç vardır. Bunun için basiretsiz bir muhalefete ihtiyaç vardır. Tıpkı Kılıçdaroğlu’nun yaptığı gibi ulusalcılardan yani milliyetçi ve Atatürkçülerden arınmış bir CHP’ye ihtiyaç vardır. Hatta HDP çizgisindeki insanları katarak, muhalefetin bu görevi daha güçlendirilmelidir.

Ters taraftan gidersek;
Güçlü Türkiye için güçlü CHP gerek. Güçlü CHP içinse Atatürkçü ve milliyetçi insanların CHP’yi kontrol altına alması gerek. Maalesef bu insanlar ya dışarı atıldı, ya baskıyla istifa ettirildi ya da susturuldu. Delegeler dahil, Cumhuriyet Halk Partisi şu an Atatürkçü olmaktan çok uzak. Bilinçli ve kasıtlıdır!

Atatürkçülere çok iş düşüyor, yazı sonunda geleceğim.

İyi Parti ve Saadet Partisi

İyi Partinin CHP ile ittifak yaptığı için “oy kaybettiği” düşünülüyormuş. Atatürkçü ve milliyetçi CHP’lilerin İyi Parti sempatisi vardı. Fakat git gide bunu bitiriyorsunuz. Türklüğü Araplaştırma gayesini başarıyla yürüten sözümona milliyetçi MHP’nin yaptığını yapma peşindeyseniz buyrun… Yok CHP’nin yapamadığı ve MHP’nin engellediği gerçek “milliyetçiliği” güçlendirme arzunuz varsa ne MHP ne CHP ne AKP’yi bahane etmeden çalışacaksınız.

Saadet Partisi hakkında bir şey söylemeyeceğim, fazla abartılmış.

 

2- Oy Çalma Meselesi

Oylar sandığa girmeden önce çalınıyor, girdikten sonra değil!

Bakıyorsunuz muhalefetin bilmem kaç sandıkta müşahiti yokmuş. E kardeşim Erdoğan’ın konuşmasında erken gidin deniyordu, bak bir bildikleri varmış. Bunu engelleyemediniz.

İstanbul’da Başakşehir’de Akif İnan İHL’deydim sabah. Sandık müşahitlerinin AKP’den başka bir partiden olabilme şansı yoktu. Bu kadar net söylüyorum…

16 kişi falan varsa, yarısı Arap şivesiyle Türkçe konuşuyordu. Türkçeleri düzgün olmadığı gibi, okul içinde Arapça konuşanları duydum… Suriyeli mi bunlar? Kimler oy veriyor ne oluyor? Çözmek muhalefetin.

Bunun dışında sistem kuramadı muhalefet! Anadolu Ajansı’nın tekel olduğunu biliyordunuz. O kadar muhalif parti, iş adamı, gazeteci var. Kurun bir ajans? Sistem kurdunuz çöktü, onu bile beceremediniz. Yani Muharrem İnce’nin teşkilatlanma gücü ne kadar iyi ise, muhalefetin o kadar REZİL, BERBAT!

Tek yaptığınız konuşmak… Birilerine ve bir şeylerine suç atmak. Hem sandık güvenliğini sağlayamadınız, hem gözlemcilerinizi gönderemediniz, hem sistemi çalıştıramadınız. Ee??

3- Aşiretler ve Kentsoylular

Kentsoylu deyince kafanız karışmasın, burjuva yani….

Bakıyorsunuz doğuda aşiret lideri ne derse, tüm aşiret onu takip ediyor. Çatır çatır AKP’ye oy basılmış. Biz batıda demokrasi, sandık güvenliği falan diyoruz ancak bir doğuya gidin bakalım… Hadi aşiretin olduğu ilçelerde gözlemcinizi yerleştirin… Hadi alttaki görüntüde yapılanlara engel olmaya çalışın?

 

**

 

Muharrem İnce TÜSİAD ile falan görüştü fakat KOSGEB, TÜBİTAK, teşvikler vs gibi konularda doğru düzgün bir şey söylemedi. Ne olacak, yatırımlar ne olacak? Bir çok firma devlet desteği ile ayakta. Çünkü Türkiye’de “yatırımcı” sistemi gelişmemiş. 200 bin lira verip, şirketin %60-70’ini isteyen saçma sapan tipler var. Mecburen devlete gidiyorsunuz. Fakat bununla ilgili İnce’den çıt yoktu, çok genel şeyler söyledi.

Diğer tarafta aşiretler bu kadar önemli iken, kaç aşiret lideri ile görüşüldü merak ediyorum? Kaç tanesi “bağlandı”. Yok aşiretler ve parayı elinde tutan insanlarla görüşülmediyse daha büyük sorun. Aşiretlerin ve patronların Sanayi 4.0’ı salladıkları yok.

 

Kısaca Nasıl Kazandılar?

Çok kısa anlatacağım…
15 Temmuz’da insanlar tek bir çağrı ile dışarı çıktı. Tankın önüne yattı, mermilerin önüne atladı.
Muhalefete baktığınızda, çoğu “aptal” demekle yetindi. Fakat bir şeyi kaçırdınız…
TEŞKİLAT!

AKP’nin kadın ve gençlik teşkilatları, cemaatleri kullanarak sıkı ağ kurması işlerine yarıyor. Öte yandan Atatürkçüler ve aydınlarda böyle bir şey yok. İnsan bilinçlendikçe birey olur ve birey oldukça toplumdan uzaklaşır. Fakat birey olmak, herkesten tiksinerek tek başına yaşamak değildir. Birey olduğunuz vakit, diğer bireylerle birlikte hareket etmeniz gerekiyor.

Nasıl kazandığını anlamak istiyorsanız kendinize şu soruyu sorun; eğer Muharrem İnce, Meral Akşener ve desteklediğiniz lider kimse (parti lideri de olabilir); günün birinde tankın önüne çıkmam için bana çağrı yapsam çıkar mıyım?

İçinizden evet diyebilirsiniz, fakat ben CHP seçmeninin %80’inin çıkmayacağını biliyorum. Karşılığında diyecekler ki, “biz birey olduğumuz için çıkmayız, emir alıp çıkmayız; onlar koyun”… İşte bu kafayla daha çok “koyarlar”. Birlikteliği öğrenmek zorundasınız. Öğrenemedi Atatürkçüler fakat önümüzdeki 10 yıllık süreçte çok acı şekilde öğrenecek.

 

Lider Yok!

Muhalefete bakıyorsunuz, lider yok. Lider çıkartamıyor! Ecevit’e bakın, gitti Yılmaz Büyükerşen’i politikaya soktu. Sağlam insanlar yetiştirdi. Deniz Baykal kimi yetiştirdi? Kılıçdaroğlu, Muharrem İnce, Meral Akşener???

Beğenin beğenmeyin, katılın katılmayın; Abdullah Gül, Tayyip Erdoğan gibi isimler, Erbakan’ın öğrencisi. Yani Erbakan birilerini yetiştirmiş.

Tekrar soruyorum, muhalefet hangi lideri yetiştirebilmiş? Ecevit bile CHP ile didişti ve ayrılıp yeni parti kurmak zorunda kaldı. CHP’nin içi bu kadar kötü durumda. Dinazorlar köşe başlarını sarmış. Kılıçdaroğlu geldi, bunları temizledi, başka tip dinazorlar yerleştirdi.

Lider yetiştiremeyen bir hareket, boğulmaya mahkûmdur. CHP’nin bu kadar oy almasının tek nedeni Atatürk’ün partisi olmasıdır. Bu kadar açık ve net. Ne lideri, ne politikaları BEĞENİLMİYOR! Ehh CHP’lilerin neden CHP’ye sahip çıkmadığını da ısrarla sormak doğru olacaktır.

 

Geleceğe İlişkin

2030 planlarımı boş bir temel üzerine yerleştirmedim. Bir hesaba göre 2030 civarında bir şeylerin değişeceği ortadadır. İktidar değişim için bastıracak. Türkiye gittikçe muhafazakar olacak. İktidarı şu anda yenebilecek birisi yok. İktidar ne zaman yenilecek? En güvende hissettiği dönemde. Şu an temkinliler. Hâlâ temkinliler, savunmadalar. Günü gelecek diyecekler ki; “Gezi Parkı oldu, bertaraf ettik. 15 Temmuz oldu bertaraf ettik. Atatürk’ün getirdiği sistemi değiştirdik. Yürütmeyi daha güçlü yaptık. Devletin tüm kurumlarını ele geçirdik. Karşımızda kimse duramıyor. Muhalefet yok karşımızda”…

Günün birinde millet şunu anlayacak, birilerinden bir şey beklediğiniz sürece bu iş olmayacak. Günün birinde toplum içinde ufak ufak tepki hareketleri başlayacak. Birisi gelip bunu birleştirdiğinde, bu iktidar gider. Fakat toplumun uyanması gerek. Daha o noktada değiliz.

Hitler’e olan güven ve destek Erdoğan’dan kat kat fazla idi. Hitler savaşı başlattığında, Alman askerleri tüm Avrupa’yı ezerken, Alman seçmenler ne büyük yanlış yaptıklarını anlamadılar. Hatta kendilerinden gurur duydular. Ne olduğundan haberleri yoktu. Amerikan uçakları tonlarca bomba yağdırdığında (ki stratejik olmayan bölgelerde sivillere bunu yapmak, savaş suçudur aslen) ve Sovyetler Berlin’e girdikten sonra 2 milyon Alman kadınına tecavüz ettiğinde neler olduğunu anladılar fakat çok geç idi.

Bu yüzden Türkiye’de seçmenlerin nasıl bir yanlış içinde olduğunu anlaması için sert duvara çarpmaları gerektiğini düşünüyorum. “CHP’li laik teyze” kıvamındaki oturup boş boş konuşan fakat hiçbir soruna çözüm üretmeyen, partisine sahip çıkmayan, sadece boş boş konuşan insanlar da bunun bedelini ödeyecekler.

Kızgınım, öfkeliyim. Fakat AKP’ye değil. Tam tersine Atatürkçüyüm diyenlere. Nutuk’u okumamış Atatürkçülere öfkeliyim. Tarihi, Atatürk’ün hayatını, Türkiye’nin kuruluşunu bilmeyenlere… CHP’ye ve Atatürkçülüğe sahip çıkmayanlara öfkeliyim. Halktan üstün olduklarını düşünen ve halka Demokrasiyi, Cumhuriyeti, Atatürk ve Atatürk ilkelerini anlatmayan insanlara öfkeliyim. Çünkü sen anlatmazsan, birileri yanlış şekilde anlatır ve kendi davaları için bu insanları kullanır.

Maalesef, neler olacağını hep birlikte göreceğiz.

 

Yaşam Tarzı

Eskişehir örneğinde size vermiştim… Burada açmak istiyorum. Okulumda bir çok Azerbaycan Türkü öğrenim görüyordu. Aynı şekilde Türkmen, Kazak, Kırgız… Osetyalı (Gürcistan’dan ayrılan bölge), Ukraynalı, Rus… Tabi Afrika ve Orta Doğu’dan da bolca vardı da fakat Sovyetler Birliği ülkelerinden gelenlere baktığınızda bir şeyi net olarak görüyordunuz: KÜLTÜR.

Dayım konservatuvarda okurken, hocaları Azerbaycan Türkü idi. Şimdi bir hocasının çocuğu, dünyaca ünlü müzisyen ve Eskişehir Belediyesine bağlı ekipte.

Bulgaristan ve Sırbistan gibi ülkelere gittiğimde şehirleri dolaşıyorum. Şehir planlaması inanılmaz. 170 bin kişilik Rusçukta anayollar 3 şerit, ara yollar 2 şerit. Bizim için ORMAN diyebileceğimiz parklar var. Caddeler geniş, kaldırımlar geniş, her yer yeşillik. Büyük parkların yanında büyük meydanlar ve büyük meydanlar ise bir sanatsal binaya çıkıyor.

Eski Sovyetler Birliği ülkelerinde bir planlama var. Daha önemlisi binalarda bir karakter var. Sanata değer var. Şimdi size Youtube’da çok sevdiğim kanallardan birisinin Azerbaycan gezisini vereceğim. 6 bölümdür fakat ilk 2 bölümünü izleseniz bile anlayacaksınız…

 

 

**

Binalara dikkat ettiniz mi? Müziğe verilen değere? 2. Bölümünde ise konseri göreceksiniz. Konser dediğimiz şey “müzik kursunun konseri”. Yeğenim piyano çalıyordu ve İstanbul’da konsere geldiler. Maalesef Azerbaycan gibi olmadığımız için, bir kaç kurs toplanıp konser veriyor ki kalabalık görünsün. Çocuklara heyecan aşılayacaklar. Yeğenim salonu görür görmez insanların neden bu kadar az olduğunu sordu. Sonra da piyanoyu bıraktı.

Bakın, Azerbaycan’da insanların %80’i piyona çalar. Rusça bilir ve bir çok arkadaşım İngilizce biliyor. Bulgaristan’da lise bitiren anneannem bile Türkçe ve Bulgarca yanında Balkan dinlerini anlayabiliyor, biraz Fransızca biliyor ve çok az olsa da Rusça konuşabiliyordu. Ağız armonikası çalıyordu… Böyle bir sanatsal eğitimden bahsediyoruz.

Okulumuza grup olarak Ruslar geldi. İki kızla sahilde dolaşıyordum, açılıp geri gelirken denizdeki bir kızın omuzunda ayak gördüm. Dimdik duruyor. Bu ne falan derken indirdi, kızın ayağı imiş. Ne yapıyor bu deyince kızlar tak bacaklarını sıfır açtı oturdu. Şaşırdım. Kızlar dedi ki biz 3-4 yaşından itibaren cimnastiğe gidiyoruz. Sonrasında voleybol, futbol vs gibi sporlara devam ediyoruz. Çoğu piyano, gitar çalıyor. Birisiyle biraz yakınlaşmıştık, konuşurken hayatımda ilk kez bir kızla böyle iletişim kurabildiğimi gördüm; programlama biliyordu, felsefe biliyor, politika ve dünya tarihi biliyor. İlk kez bir kızla oturup konuşmaktan bu kadar zevk aldım.

Sonrasında bölümde Türkmen, Azerbaycan Türkü, Kırgız kızlarla da arkadaş olunca, fark ettim ki kültürleri böyle. Normalde Türkiye’de erkeklerle oturup bunları konuşursun. Kızlarla oturduğumuzda kızlar dedikodu yaparsa sıkılırım, o yüzden geyip yapmaya başlarım. Bir kız ile kafanın uyuşması ne kadar önemliymiş, ilk kez bir böyle bir şey gördüm. Annem güçlü ve bilgili bir kadındır. Fakat Türkiye’de etrafımızda böyle kadınlar NE YAZIK Kİ yok.

**

Fazla uzatmayayım. Gördüğünüz gibi böyle insanlar yetişiyor bu ülkelerde. Sanata, sanatçıya değer veriyorlar. Spora, sporcuya, bilim ve bilim insanına değer veriyorlar. İnanılmaz bir şey. Tabi ki buradan çok büyük işler başaran insanlar çıkacak. Böyle mükemmel kadınların yetiştirdiği çocukları düşünemiyorum.

Bizde ise varımız yoğumuz Kuran kursu, cami… Yahu gitsin, öğrensinler. Keşke öğrenseler… Bakın bir İlahiyatçı yazar ne demiş:

**

Maalesef doğru. İslam adı altında Araplaşıyoruz. Fakat bir başka büyük kitle var ki, onlar da batı ve çağdaşlık adı altında yozlaşıyor. Türk kültürünün üzerine batının güzelliklerini ve doğunun güzelliklerini EKLEMEK gerek. Fakat Türk kültürü yerine İslam kültürü ve/veya Türk kültürü “yerine” batı kültürü getirmeye çalışırsanız; kültürümüzü, başka kültür ve yaşam tarzları ile değiştirmeye çalışırsanız orada sıkıntı olur.

Bilime, sanata, spora, teknolojiye önem veren ve bunlarla yetişken; adaleti, insan haklarını, özgürlüğü, demorkasiyi  bilen insan ve toplumlar gelişir. Aksi mümkün değildir.

Türk birliği, Türk dünyası falan deniliyor ya; işte olursa bunun merkezi ancak ve ancak Azerbaycan olur. Biz sadece Batıya odaklanmışız. Azerbaycan bizim tarihimizi ve kültürümüzü ders olarak okutuyor okullarda. Bunun yanında Orta Asya’daki Türki cumhuriyetleri biliyor, Rusya’yı biliyor, Avrupa ve Orta Doğuyu biliyor. Biz ise Azerbaycan, Türkmenistan gibi ülkelerde neler oluyor bilmiyoruz, umursamıyoruz.

Türk sanatları, Türk müziği ve Türk dünyası Azerbaycan’dan yükselecektir. Türkiye, kimliğini unutmuş ve gönüllü olarak vazgeçmiş haldedir. Meetingleri set eden plaza çalışanlarıyla, Türkçesini okumayıp Arapça hayranlığı yapan muhafazakarlarla olacak iş değil…

 

Şimdi Ne Olacak?

Muhalif seçmenler yerle bir olmuş durumda. Tamamen çöktüler. Çünkü her seçim kazanacağız diyorlardı fakat bu seçimde neredeyse emin gibiydiler. Hatta ben bir kaç tanesine “ilk turda Erdoğan %51 ile alabilir, çok emin olmayın” dediğimde beni AKP tarafından beyni yıkanmış olmakla, siyaset bilmemekle suçladılar. Benim sözümü kesip, bir şeyler anlatmaya; nasıl ve niye kazanacaklarını söylemeye çalışıyorlardı.

Tüm muhalefet partileri ağır bir yenilgi aldı. Bütün muhalefet liderleri (İnce dahil) ağır bir yenilgi aldı. Fakat Muharrem İnce, en az zararla çıktı. AKP’den oy olabilecek bir lider olma yolunda ilerliyor. Fakat CHP ile değil, yeni bir formül bulunması gerekir. Kılıçdaroğlu ise İnce’yi partiden uzaklaştırmanın keyfini yaşıyor.

%73 katılım oranlı 2014 seçimleri:
Erdoğan – %51,79
İhsanoğlu – %38,44
Demirtaş – %9,76

%86,4 katılım oranlı 2018 seçimleri:
Erdoğan – %52,59
İnce – %30,64
Akşener – %7,42
Demirtaş – %8,32
Karamollaoğlu – %0,90

Şöyle yapalım, tüm muhalefeti toplayalım (Demirtaş hariç):
Erdoğan – %52,59
Muhalefet – %39,11
Demirtaş – %8,32

2014 seçimine bakarsak %0,6’lık bir artış var… Hepsi bu. Erdoğan’a da Demirtaş’dan oy gitmiş. Yani 4 yılda muhalefet hiçbir başarı göstermemiş. Ben bunu anlıyorum.

HDP meclise girerse, tek başına iktidar olamayacak diye HDP’ye oy verenler CHP’liler vardı. HDP sayesinde AKP tek başına iktidar olamadı. Ve bunun sayesinde MHP, meclisteki en büyük güç haline geldi. Zaten AKP’nin kadroları kötüydü ve MHP’nin kadroları çoğu yerde görevi aldı. Cemaatten boşalan beyin kadrolarını MHP ile tamamlamaya çalıştılar. Fakat MHP şimdi çok güçlü halde (meclis içinde). Fakat yürütme, yasamadan daha güçlü pozisyonda.

**

Bütün bunları ve yukarıdaki değerlendirdiğimizde;
Muhalefet tüm stratejiyi değiştirmeli. Yeni liderler ve yeni yüz/isimler çıkartmalı. Sağlam şekilde yapılanmalıdır. Fakat ne olursa olsun, muhalif seçmen kendi hareketine ve partisine destek çıkmadığı ve aktif rol almadığı sürece bu iş tam olarak oturmayacak.

Yıllardır CHP için söylediğimi, diğerleri için söyleyeceğim; PROPAGANDA VE STRATEJİ BİRİMİ ŞART! Bu konuda rezil haldeler. Örneğin şu sıralar Youtube’da bazı kanallar dikkatimi çekti. Youtube karizma görünen bir kaç “erkek” bulmuşlar. Biraz Adnan Oktar-vari. Çok espirili ama “cool” bir arkadaş imajı var. Durdurup insanlara falan sorular soruyor. Tabi soruların yanında kime oy vereceksiniz durumları var. İnce ince (yok Muharrem İnce’yi kast etmiyorum) AKP’ye yöneltme var. Şaşırdım. Baktım tamamen bilinçli bir yapılanma var.

Bir kaç kanal daha dikkatimi çekince nedenini anlamaya çalıştım. Sonra anladım. Andy-Ar ve Konda ve sonra bir kaç araştırma şirketi daha; gençlerin çoğunluğunun AKP’yi tercih etmediğini görüyor. Sürekli olarak vurguladığım üzere bu tarz propaganda ve algı yönetimini iyi yapan AKP ekibi, gençlerin olduğu mecranın Youtube olduğunu keşfederek burada çalışma başlatmış.

Bakın adamlar 2 yıl sonrasına değil, 10-15 yıl sonrasına yatırım yapıyor! Gençlere nereden ve nasıl ulaşıyor? Direkt parti mi yaptırdı bu işi, başkaları mı bilmem. Bu sadece tahminim. Fakat başarılı bir iş yürütülüyor. CHP’ye bakıyorsunuz yapabildikleri en büyük yakınlaşma, Kılıçdaroğlu’nun animasyon fikri. Yani bir reklam izleyince kitleler CHP’ye yönelmez. Yıllar boyunca ilmek ilmek işlemek gerekiyor.

 

Yeni Stratejiler Ne Olabilir?

Açıkçası seçim üzerinden bir kaç hafta geçmişken şu an blogta anlattıklarım üzerinde başka bir şey anlatamayacağım. Size aktarmadığım 2030 için olan bazı fikirlerim var. Fakat blog üzerinden sık sık “sosyal medya” vurgusu yapıyordum. Öyle parti hesabı açmak değil. Bir teşkilatlanma… youtube kanallarında ilginç içeriklerle halka ve gençlere doğruları anlatmak gerek en basitinden. Fakat 1-2 kanal değil, 10-15 kanal açmak gerek. Farklı içerikler, farklı tarz ancak aynı mesajlar.

Bir kere eski kafayı tamamen bırakmak gerek. Yenilenmek gerekecek, gençleri alıp yetiştirmek gerekecek. Sanayi 4.0 güzel bir vaat idi. Yenilikçiydi. Gerçi Erdoğan’ın teknoloji konuştuğu programı buna karşılık çok sağlam bir cevap idi. Orada 4.0 ile ilgili bir şey söyledi ve biz zaten yapıyoruz diye cevapladı. Erdoğan’ın ayakta durduğu ve diğerlerinin çevresini sarıp sorular sorduğu bir kaç program yapıldı. Bakın bu yeni bir şey, sanayi 4.0 vaadi kadar yeni.

Bu tarz yenilikçi şeyler bulmak gerekiyor. Fakat hepsinden öte, tüm stratejiyi yeni fikirler üzerine kurmak gerek. Milleti birleştirip toplamak üzerine. Bakın İnce’nin bu kadar oy almasının nedeni insanları birleştirmesiydi. Demek ki yeni bir şeyler karşılığını buluyor.

Fakat ülkede değişim isteniyorsa, muhalefet değişmeli. Muhalefette değişim için yönetimin değişmesi gerek, parti yapılarının değişmesi gerek. Muhalefetin stratejisinin değişmesi gerek. Parti yapısı, parti zihniyeti, stratejiler aynı kaldığı sürece Türkiye’de iktidar değişmez.

***

Şöyle düşünün… Etrafınızda size etki eden şeyler bellidir. Aile, arkadaşlar, mahalle, okul, televizyon. Evinize giren kişiler ve gazeteler bellidir, izlediğiniz kanallar bellidir. İşte gerek iktidar gerek muhalefet seçmeni olsun, bir araya geldiğinde ve tartışma olduğunda tarafların fikirleri pat diye değişmez. Çünkü bir tartışmada bir söz duyması değişimi tetiklemez.

Değişimi tetikleyecek şey için, kişiye etki eden etmenlerin değişmesi gerek. Örneğin hayatı boyunca 2 mahallede (ev-okul veya ev-iş) yaşamış olan bir insanı alıp, başka şehire götürür ve orada başka kişilerle tanışırsa (üniversite gibi) o zaman vizyonu genişleyecektir. Değişim başlayacaktır. Sporla, sanatla, okul kulüpleriyle etkileşime girerse kendini geliştirecek. Okursa öğrenecek (ne okursa okusun fark etmez).

Aynı şekilde sürekli burjuvazi şekilde yaşayan, belirli gelir düzeyi ve kültür seviyesinde olan ortamlarda dolanan insanları alıp; Anadolu ve doğuya götürdüğünüzde buralarda yaşadığında işler değişecektir. Bakışı değişecektir.

Bu iki örnekte de kötüye değil, iyiye doğru bir değişim olacaktır. 16 yaşıma kadar köye gitmemişken, 1-1,5 ay köyde yaşadım. Sonraki yıllarda en az 2-3 hafta Samsun Havza’da köyde kaldım. Köyün ve doğanın mükemmelliğini öğrendim. Erzurum Karaçoban’da 1 ay kadar kalıp etrafı dolaştım. Kıbrıs’ta 9 yıl yaşadım, şu an İstanbul’da yaşıyorum. Babam mühendis idi fakat ticarete atıldı. Dayım müzik öğretmeni, annem ise bilim insanı (sonradan ilaç firması kurdu). Görülebilecek bir çok alanı ve yeri gördüm. Yurt dışına gitmek ve oradaki köy ve şehir hayatını görmek, bilim insanlarıyla tanışmak yine farklı bakış açıları kattı. Farklı alanlarla uğraştım (kaligrafiden dansa, bateriden yüzmeye bir çok spor, sanat ve hobi ile); ve hepsinden çok çabuk sıkılıyordum (yüzme hariç). Fakat hepsinden bir şey aldım. 3. yılda terk ettiğim bilgisayar mühendisliği dahil!

Bunlara göre söylüyorum ki; insanların hayatına etki eden değişkenlerden en az bir tanesin değiştirmediğiniz veya yeni değişkenler eklemediğiniz sürece ne CHP’li taraftar seçmenin AKP’lileri anlamasını sağlarsınız, ne de AKP’lilerin CHP’lileri… Eğer seçmenler ve insanlar birbirini anlamazsa, o ülkede huzur olmaz, ilerleme olmaz.

En büyük strateji, bu insanların hayatlarına etki etme üzerine kurulmalıdır. AKP bunu çok iyi yapıyor. Cemaatler ile, geziler ile, adı ne olursa olsun garip garip teşkilatlanmalar yapıyor. Kafelerde buluşuyorlar, sözümona birilerine yardım ediyorlar fakat farklı alanlardaki insanları bir araya getiriyorlar.

Aydın kesim toplumdan kendini soyutlayıp ülkeden çekip gitmeyi düşünüyor. Beyingöçü demek. Olacak zaten. Fakat nereye gideceksin? Ben gittiğim her yerde Türk düşmanlığını gördüm. HDP’li bir ateist olsan dahi, Kürt olmadığında “Türk’üm” dediğinde, “en gelişmiş” denilen ülkelerde dahi karşılaşacağın önyargıyı göreceksin. Hiçbir yer, Türkiye gibi olmayacak.

Ya yaşadığın yeri güzelleştireceksin, beğenmediğin insanlara doğru bilgileri aktaracaksın ya da rakı sofrasında, kahve masasında ve aile meclisinde her şeyden şikayet edip hiçbir şey yapmamaya devam edeceksin. Fakat böyle olmaz. Şu an saçma bir durum içerisindeyiz.

Gerekiyorsa şu yapılmalı:
İlk 2-3 ay boyunca partinin ileri gelenleri, uzmanlar ile birlikte yeni bir plan üzerinde tartışmalı. Ardından ülke karış karış gezilip insanlara “biz bunu yapacağız” demeden önce, “ne istiyorsunuz” diye sorulmalı. İnsanlar dinlenmeli. Dinleminin gücünü keşfedeceksiniz. Hepsinin ardından, halk dinlendiğinde sizlere doğruları anlatacaktır. Ne istediklerini, ne beklediklerini anlatacaklar. Sadece muhalif seçmen değil, iktidar seçmeni de dinlenmeli. Sorun nedir? Nasıl görüyorlar, bu görüş nasıl bozulur, ne bekliyorlar? Bunları dinlemek, ama hepsinden öte anlamak gerekiyor. İktidar seçmeninin muhalefeti sevmemesinin en büyük nedeni anlayamaması. Cahil insanlarda gördüğüm bir şey var; anlayamadığı, onlar için yeni olan şeylere tepki ve eleştiri ile yaklaşıyor. O anda ikna devreye girmeli. Sadece iktidar için değil, muhalefet için de geçerli.

AKP iktidarı tarım/hayvancılık, dışişleri, eğitim, bilim ve sanat gibi nice konuda çuvalladı. Fakat savunma sanayi, enerji, destek (şirket ve insanlara) gibi nice konularda da Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılıp sonra yapılmayan şeyleri yaptı.

Sizler muhalifseniz AKP’ye baktığınızda, tamamen her şeyiyle yanlış ve hata bir iktidar görüyorsunuz.
Eğer iktidar seçmeniyseniz; her şeyiyle doğru ve her şeyi bilen bir iktidar görüyorsunuz.

Politika böyle bir şey değil. Türkiye’de hiçbir şey size anlatıldığı kadar iyi değil ve hiçbir şey sandığınız kadar kötü değil.

Bütün bunları anlamak, kavramak gerekiyor. Şu an bir değişimin başındayız. Türkiye değişiyor. Rejim değişti, sistem değişiyor. İktidar kendini değiştiriyor, MHP değiştiriyor. Peki bu kadar çok değişimin yaşandığı bir dönemde muhalefet ne yapacak?

Atatürk’ten sonra CHP’nin liderlerine bakınız (bir yıllık ve vekil olanları eklemedim):

İsmet İnönü : 1938-1972
Bülent Ecevit: 1972-1980
Deniz Baykal: 1992-1999, 2000-2010
Kemal Kılıçdaroğlu: 2010-günümüz

80 yılda 4 liderden bahsediyoruz. Lider başına 20 yıl demek ortalamasını alsak. ÇOK! Gereksiz yere yok. Özellikle 1950 sonrası başarısız olan bir CHP’den bahsediyoruz. Başarılı olduğu dönemin lideri  Bülent Ecevit, yeni parti kurmak zorunda kaldı.

Böyle düşününce, başarısız olan bir liderin en fazla 4-5 yıl orada kalması gerek. Yani bir yerel seçim bir ulusal seçim. Bitti. Bugün CHP’de lider kim var? Muharrem İnce ve Kemal Kılıçdaroğlu harici parti başına geçebilecek muhtemel isimler kimler?

Hatta şöyle sorayım, LİDER ÖZELLİKLERİNİ TAŞIYAN kimler var? Bak aniden işler karışmaya başladı. Görebileceğiniz üzere CHP lider çıkartabilen bir parti değil. Türkiye muhalefeti, büyük oranda CHP içinden çıktı fakat demek istediğim Bülent Ecevit’in Yılmaz Büyükerşen’i politikaya katması, Erbakan’ın Erdoğan ve Gül ve hatta diğerlerini yetiştirmesi/keşfi (ne derseniz deyin) gibi bir durum CHP’de yok.

İşte burada bir sorun var. Japonya’da ustanın ustalığı, kendinden daha iyi çırak yetiştirmesiyle belli olurmuş. Bilmem anlatabildim mi…

**

Hepinize sesleniyorum,

Yurtta şort giydiği için ifadesi alınan insanları görüyoruz. Yaşama dair nelerle karşılaşacağız. Bu gibi durumlarda tek ses olabilmek gerekiyor. Muhalefet partilerinden ve liderlerinden umudu kesin. Bir şeylerden rahatsız olan insanlar olarak birleşmeyi öğrenmediğiniz ve aranızdan liderler çıkartmadığınız sürece, teşkilatlanmayı öğrenmediğiniz sürece daha kötü yaşam standartlarınız olacak.

Kişisel fikrim şudur; 2025’e ve hatta 2026-2027 civarına kadar insanlar bunu öğrenemeyecek. Gençlik bir şeyleri başlatacak. Yani üzgünüm ama ben 2025’ten önce Türkiye için bu anlamda olumlu hareketler ve düzgün muhalefet beklemiyorum.

Eğer olur da istediğim gibi 2030’da yepyeni bir hareket ve parti ile iktidara gelirsem, hesap sormaya önce CHP’den başlayacağım, bunu da böyle bilin.