2002-2015 Türkiye Ekonomisi konumda bazı kafa karışıklıkları olmuş. İşin ilginç kısmı, ekonominin “söylendiği kadar” iyi olmadığını AK Partililere anlatmaya çalışırken, asgari ücret ile alınacak ürünlerin arttığı konusunu AK Parti karşıtlarına anlatmaya çalıştım. Tabi yıllardır duyduklarından sonra inanmakta güçlük çektiler.

Fakat ekonomi ve politika böyle ikili karşılaştırmalara bakılıp karar verilemeyecek kadar karmaşıktır. Bu konumda ise alım gücünü biraz detaylı ele alalım.

Şimdi, ekonomist değilim, uzman değilim. Haliyle gözden kaçırdığım noktalar olacaktır, bunları (emrecetinblog.com@gmail.com) adresine atarsanız güzel olur.

Başlarken: sizden tek bir şey istiyorum, ekonomiyi asla tekli verilerle değerlendirmeyin. 2002’de bu şöyleydi, 2016’da böyle olmuş oo süper, yada bak nasıl kötü diye değerlendirmeyin. Ekonomi, politika bu kadar basit değil. Bunu defalarca vurgulayacağım.

 

Alım Gücü Nedir?

Yada daha resmi adıyla “satınalma gücü”, halk ağızıyla konuşmak gerekirse bir market sepetini kaç liraya doldurduğunuzdur. Yada SAGP, yani Satınalma Gücü Paritesi ise tam tersini, bir fiyata sepeti ne kadar doldurduğunuzu, ülke ülke ve dönem dönem ölçer.

 

Öncelikle Asgari Ücrete Alınan Ürünler

Asgari ücret 1.300,99 lira [1]. Sözlük, forumları karşılaştırdığımda şöyle diyorlar; 2000’lerin başında asgari ücrete şu kadar et alırken, şimdi bu kadar et alıyorsun. Doğrudur arkadaşlar. Özellikle CHP’li arkadaşlar. Önceki konumda artışların katlarını yazmıştım. Oradaki amaç ekonominin değişmesiydi. Çünkü yatırımcılar için ekonominin dengeli ve sabit (stabil) olması gerekir. 10 yıl, 15 yıl sonrasını kestirebilmek, fiyatları bilmek önemlidir. Ne kadar denge ve istikrar, o kadar fazla yatırımcı. Ne kadar fazla yatırımcı, o kadar fazla iş gücü vs… Bu başka konu.

Türkiye, OECD ülkesidir (OECD = Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü). Asgari ücretten çalışma saatlerine adar bir çok ekonomik veri, hatta eğitim gibi farklı konularda da hesaplama ve veriler sitesinde mevcuttur. Biz alım gücüne bakalım.

(Geri kalan her şey için OECD Türkiye: https://data.oecd.org/turkey.htm )

Yanlış anlaşılmasın, bu en kötüden iyiye. Türkiye 200’de “sondan 8.ci” sırada [2]. Defalarca anlattım, politikada algı ilginçtir. Mesela cari açıkla dış borç genelde ters hareket gösterir. Bu yüzden politikacılar bir dönem cari açığı düşürdük der, diğer dönem dış borcu düşürdük der. Dış borç düşerken cari açık artar; cari açık düşerken dış borç. Haliyle iktidar cari açık düştü derken, muhalefet dış borcu eleştirir.

Bu tarz olay olmaması için kriterleri veriyorum (zaten bağlantıdan sitesine de gidebilirsiniz). Peki bu hangi verilere göre ölçüldü?

Ülkelerin açıkladı yasal TÜFE (tüketici fiyat endeksi), yine yasal asgari ücretin ortak para birimine (burada hepsi için ABD doları) dönüştürülerek hesaplanmasıyla olmuştur.

Peki diğer yıllarda nasıl? Yine aynı bağlantıdan sırasıyla (gerçek asgari ücret):

Değerler sondan kaçıncı sırada olduğudur, yani düşük olması sona yaklaşması, yüksek olması sondan uzaklaşması demektir.

2001’den 2003’e kadar : sondan 5. sıra
2004’ten 2008’e kadar sondan 8. sıra (gelişim demek).
2009’dan 2015’e kadar  sondan 7. sıra (gerilemiş demektir).

İyi de nasıl olur?

Şöyle olur; Yılbaşında vergiler şişirilir. Yada derbi maçları olduğunda, yada 15 Temmuz gibi, Gezi Parkı gibi olaylar yaşandığında; yani insanların dikkati bir yönde olduğunda, vergiler ve çeşitli kanunlar geçirilir. Normalde dikkat çekecek, ancak büyük olayların ardında gizlenecek şeyler…

Sen 900 lira maaş alırsın, sonra 1300’e çıkar. İçtiğin sigara 9’dan 10’a çıkar. Aldığın domateste vergi nedeniyle 2,5’tan 3’e çıkar. 30 binlik arabanın ÖTV vergisi 8-9 binden 10bine çıkar… Sonuçta kazandığını sandığın o 400 lira bir şekilde gider.

Evet 900 liraya litresi 4,5’ten 200 litre benzin alıyorken, 1300 liraya litresi 4,9’dan 265,3 litre benzin alırsın ve oo 63 litre kârdayız diye düşünebilirsin. Fakat bütün harcamalarını düşündüğünde ekonomi bir sistemdir. Öyle “ben asgari ücreti 900’den 1300’e çıkarttım” demekle ülke zenginleşmiyor.

Ülke Nasıl Zenginleşir?

Ekonomiyi geliştirmenin yolu teknolojidir. Teknolojik yatırımlardır. Tarım ve hayvancılıkta teknolojik yatırımdır, yeni tekniklerdir, en basitinden inekten aldığın sütte “hayvanın psikolojisini” önemsemendir. Köylüyü, çiftçiyi eğitmektir. Evet zaten babadan oğula biliyorlar ama damla sulama sistemini nasıl verimli kullanırlar, inekleri hangi saatte sağmaları gerekir, ekim ve biçim için teknolojiyi nasıl kullanacaklar bunları anlatmak gerek.

Ekonomi bir sistemdir. Bu tür yatırımları yapmadan 900’ü 1300’e çekersen, 3 liralık ürün 3,5 olur. Hele hele serbest piyasada, piyasa kendini dengeler ve alım gücü bir süre sonra yine aynı duruma gelir.

Cem Seymen’in sunduğu Para Dedektifi’ni izlemenizi tavsiye ederim, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Konya büyüklüğündeki Hollanda nasıl gelişti göreceksiniz.

Buyrun en sevdiğim bölümlerinden bir kesit: Hollanda 1, Hollanda 2, Fransa, İsrail 1, İsrail 2.

**

Dönelim Alımgücüne

1999 Depremi

Ekonomi, alımgücü şeyler aynı zamanda üretime odaklıdır. Türkiye, 1999’da tarihinin en büyük depremlerinden birisini yaşadı. Üstelik ekonominin ve üretimin can damarı olan Marmara’yı vurdu. Şirketler battı, üretim fabrikaları çöktü, iş gücü azaldı. 1999’da yerel seçimden sonra bir çok belediye, seferberlik nedeniyle 2002, 2003’e kadar doğru düzgün iş yapamadı (Eskişehir dahil). Sadece kalıntılar ve görünenler 2-3 yıl etkiledi. Peki ekonomiye etkisi neydi? En az 6-7 yıl etki gösterecekti. Bu yüzden , önemli depremi sakın unutmayın.

Önce GSYİH değerlerine bakalım [3]:

Gayri safi yurtiçi hasıla, bütün ekonomidir, dahası için wikipedia.

 

Başta dediğim gibi ekonomiyi tekli veri olarak bakarsanız, “oo 2002’de 8.667 dolar iken 19.917 dolar olmuş” diye yanılgıya düşersiniz. Peki neden?

Kişi başı milli gelir gibi bir çok konuda TÜİK ve iktidar farklı hesaplamalara gitti [4]. Resmi kaynak 19 bin diyebilir. Peki dünya banası ne diyor? [5]: 9,130

Dikkat edin bu, eski yani 2000’lerin başından beri gelen hesaplamaya göre yapılan hesaplamadır.

Peki CIA Türkiye sayfasında ne diyor? [6]:

$20,400 (2015 est.)
$19,900 (2014 est.)
$19,500 (2013 est.)

*

Hangisine inanacaksınız, ne düşüneceksiniz? İşte burada politika devreye giriyor. Fakat ben girmeyeceğim.

Peki neye bakacağız?

Dönelim OECD verilerine,

Türkiye
2002: 8.667 dolar
2015: 19.917  dolar

Aradaki fark: 2.29

OECD Ortalaması (34 OECD ülkesi)- dolar
2002: 26.670
2015: 39.954

Aradaki fark: 1.49

OECD Avrupa Ortalaması – Dolar

2002: 36.821
2015: 36.821

Fark: 1,52

***

Peki 9.130 dolardan alırsak ne olur? Cevap : 1.05

Kaldı ki bunu hesaplamada 10 bin dolar altına düşüldüğü için, yeni hesaplandığı Hürriyet Dailynews gibi bir çok habere çıktı [7].

Burada sizin iktidara güveniniz önemli. Ben Dünya Bankası ve haber sitelerinde geçen “yeni formül”e inandığım için ekonominin onca özelleştirmeye rağmen söylendiği kadar gelişmediğini düşünüyorum. Wikipedia’da “kişi başına düşen milli gelir” 10.576 olarak görünüyor [8].

Tabi bu GDP, GDP PPP, GNP gibi bir sürü şey var karışık ve TÜİK gibi kurumlar OECD’de böyle yazıyor diyor geçiyor. Yani bir noktada OECD’yi doğru olarak kabul etmek zorundayız. Fakat aşağıda göreceksiniz, Yunansitan’dan kötü olduğumuz durumu göz önünde tutarsak nasıl iş bu? denebilir.

**

 

Kişi Başına Düşen Gelir

Şimdi, kişi başına düşen milli gelir arttı falan diyorlar. Öte yandan “orta sınıf” gibi bir kavram çıkıyor bu nedir? Üretimi, kazancı nüfusa bölersen kişi başına düşen milli gelir çıkıyor. Fakat şöyle bir sakınca var;

100 kişi düşünün. Toplamda kazanç 300.000 lira ve 100’e bölersen kişi başı 3 bin düşer. Kimisi 2-3 bin kazanıyor, en fazla kazanan ise 6-7 bin olsun. Aradaki uçurum yüksek değil.

Başka bir 100 kişi düşünün. Yine toplam kazanç 300.000 lira. Fakat bu sefer bazı insanlar değil 1-2 bin, sadece 300-400 lira kazanıyor. Bir kaç kişilik elit ise 30-40 bin kazanıyor.

Bu nedir? Gelir eşitsizliği ve adaletsizlidir. Politikaya girersek, orta sınıfın çökmesidir, zeninin çok zengin, fakirin çok fakir olmasıdır. AK Parti Türkiyesinde, yandaşların çok fazla para kazanırken; işçinin, emekçinin, memurun yandaşlar kadar para kazanmasını geçtim, yerinde bile sayamayıp alım gücünün düşmesi demektir.

Hemen OECD’de buna bakalım [9]:

OECD gelir eşitsizliği

0, eşitsizlik yok (yani herkes aynı parayı alıyor), 1 ise tamamen eşitsizlik var.

Dikkat edin Almanya 0,289
KRİZDE OLAN Yunanistan 0,349
Türkiye ise 0,402

Yoksulluk oranına bakalım:

OECD yoksulluk oranı

Yine krizde olan Yunanistan’dan daha kötü durumdayız.

Türkiye’de yoksul sayılanların oranı %73 [14].

 

İşsizlik oranı [10]:

OECD işsizlik oranı

OECD ortalamasının üzerinde. Burada pike yapanlar kimler? Afrika, Yunanistan, Portekiz, İtalya, İspanya, İrelanda.. Krizler hep…

**

Türkiye’de Kriz Mi Var?

Verilere baktığınızda, Yunanistan ile başa baş durumda olduğumuzu görürsünüz. Yunanistan’da kriz var. Türkiye’de var mı?

Üstelik okullara ayrılan bütçeler kısıldı, jandarma merkezlere toplanıyor (hem stratejik, hem ekonomik olarak daha iyi olacak diye), 15 Temmuz yüzünden kapatılan askeri kurum ve okullar yine rant için biçilecek [11]. Hem alanı büyük, hem yeşillik malum…

AVM’lere gittiğinizde yabancı üreticileri göreceksiniz ki yerel üreticilerin bu büyük markalarla rekabet şansı yok. Telekomdan madenlere, limanlara her şey özelleşti. Yetmedi topraklarımız satıldı (Hatay’ın yarısından fazlası yabancıların). Yabancılara 83 milyon metrekare toprak satıdlı [12].

Yol yapıldı deniyor ya; bu kadar maden, toprak, liman, devlet kurumu özelleştirdin; yapa yapa yol mu yaptın? Köprü yapıyorsun, üzerinden geçenden para kesiyorsun. Kriz mi var Türkiye’de? Nedir, şunu açıklayın.

7-8 yıl içinde Türkiye kaynaklı ağır bir kriz yaşayacağımızı düşünüyorum. Zaten bunu görebilirsiniz.

***

Devam Edelim

Credit Suisse’in raporuna göre kişi başına düşen servet (2015) [13]:

  • Türkiye’de kişi başına düşen servet 19 bin dolar
  • Yunanistan’da kişi başına düşen servet 81,3 bin dolar
  • ABD’de yetişkin kişi başına düşen servet 352 bin 996 Dolar
  • İngiltere’de yetişkin kişi başına düşen servet 320 bin 368 Dolar
  • İsviçre’de yetişkin kişi başına düşen servet 567 bin 122 Dolar

Yunanistan bizden 4 kat fazla! Dikkat yine.

**

Sonuç Olarak

AK Parti dönemindeki ekonomi düşünüldüğü kadar düzgün değildir. Söyledikleri kadar iyi değildir.

Liberal ekonomi adı altında her şeyi YABANCI firmalara özelleştirmek çözüm değlidir. Her yer bina tarlası oldu. Binaları diktik, yolların kaldırıp kaldıramayacağını hesaplamadık. İnşaatı, ekonomi büyüyor olarak kabul ettik. Şöyle diyor Rahmi Koç [15]:

Ne yazık ki, son 10 senede yapılan yatırımların çoğu taşa toprağa ve çimentoya gitti. Oysa memlekete ihracat getirecek, rekabeti kuvvetlendirecek, ‘greenfield’ dediğimiz yeni yatırımlar, yeni fabrikalar, yeni işler açılması lazımdı. Esas bu konuda hükümetimizin alacağı aksiyonları bekliyoruz. Türkiye ekonomisi 2012’den itibaren ne yazık ki arzu edilen hızda büyüyemedi. 2015 de dahil olmak üzere son dört yıldır büyüme, yıllık ortalama yüzde 3 civarında kaldı. Buna paralel ister yerli olsun ister yabancı, özel sektörün yatırımlarında da yavaşlama görüyoruz. Dünya ekonomisinin de zayıf bir performans gösterdiğini düşünürsek, büyümeye ihracat tarafından da gerekli desteği alamıyoruz. Tüm bunların neticesinde, kişi başı milli gelirimiz, 10 bin dolar civarında takılıp kaldı. Aslında dünya genelinde birçok ülkenin, düşük gelir seviyesinden orta gelir seviyesine hızla yükselip, bir sonraki sıçramayı yapamadıkları bir vaka. Ekonomistler buna orta gelir tuzağı diyorlar. İşte bence 2016’da yeni hükümetin yapması gereken ilk iş, orta gelir tuzağını aşmamızı sağlayacak ve 2023 hedeflerine bizi yaklaştıracak yol haritasını hazırlamak, bunu iş dünyası ve kamuoyuyla paylaşmak ve hızla uygulamaya koymak olmalı. Türkiye son 7-8 yıldır uluslararası rekabette ancak yerini muhafaza edebilirken, daha yükseklere tırmanacak hamleleri yapamıyor. Öncelikli dönüşüm programlarına da en çok bu nedenle ihtiyaç duyuyoruz.

**

Dediğine dikkat! AKP’nin altın yılı 2002-2007’dir. Farklı ses görüş vardı, azınlıklara ve farklılıklara yönelme vardı. Batı olumlu bakıyordu. Sonra AKP içinde parçalandı. 2010’a kadar devam etti ama 2010’dan itibaren AKP hem otoriterleşmeye, hem de çözülmeye başladı. Devamında gelen cemaat atışması ve “aldatıldık”, “kandırıldık” gibi şeyler; AK Partiyi doğru şekilde eleştirseler bile AK Parti yöneticilerinin ve tepeden atanmış bilgisizlerin bunu karakter saldırı olarak algılayıp bu insanları görevden alması, baskı uygulaması gibi çeşitli nedenlerle devlette liyakat değil, yandaşlık başgösterdi ve bugünlere geldik.

O kadar özelleştirmeden sonra tabi ki ekonomi güzel duracaktı. Yollar yapıldı, hareketlilik arttı. Bakın bunlar yetmedi, çeşitli dönemlerce büyük miktarda sıcak paralar girdi ki özellikle seçimlerden bir süre önce [16] [17] [18].

**

Özellikle şuna bakarsanız anlayacaksınız:

Türkiye ekonomisi dünya sıralaması Bülent Ecevit dönemi ve AKP dönemi

 

İnsanların Hataya Düştüğü Nokta

Başında söyledim, tekrar söyleyeceğim; genelde insanlar tek düze bakıyor. Ayrıca 14 yılda teknolojinin geliştiğini; et, süt, üretim gibi konularda teknolojinin ve bilginin getirdiği imkanlarla üretim maaliyetlerinin düştüğünü unutuyor.

En büyük yanılgı da şurada; Mercedes’e binmek bir zenginlik göstergesi olarak kabul ediliyor.

Bir adam düşünün, Corsa arabası var, 150 bin liralık evi var ve aylık 2500 lira geliri var. Bu adam illa ben zengin görüneceğim diyor. Arabasını ve evini özelleştiriyor yani satıyor. İçindeki dolapları, beyaz eşyayı, bilgisayarları falanda satıyor. Bir villada da kiraya çıkıyor. Sattığı ev ve arabasıyla Mercedes alıyor. Çocuğunu özel koleje gönderiyor. Ohh para var. Bankadan da kredi çekiyor biraz, ailesiyle dünyayı geziyor. Mercedes arabada, dünyayı gezerken, çocuğunu özel kolejden alırken fotoğrafları facebook’a atıyor. millet diyor ki nereden buldu parayı? Aynı işte de çalışmaya devam ediyor.

1- o çekilen kredi illa ki bitecek,
2- o maaş; Mercedes’in vergisine ve benzinine yetmeyecek. Çocuğun kolejine yetmeyecek.

Ne olacak peki sonunda??? E tahmin edersiniz.

Türkiye’de bu kadar liman, maden, devlet kurumu özelleştirildi, YABANCILARA satıldı yani kazancın büyük bir kısmı yabancı ülkelerdeki sahiplerine gidiyor ve onlarda bu parayı başka yerlerde yatırım yaparak geçiriyor. Bu paralarla, satılan ve gelen bu paralarla IMF borcu kapatıldı, otoyollar yapıldı, çeşitli yerlere yönlendirildi.

Alkol, sigara ve benzinden ağır vergiler alındı. ÖTV (Özel Tüketim Vergisi) şişirildi. Bunca sene böyle devam edildi. Millet yolu gördü sevindi, özel sektörün yaptığı AVM’yi gördü, yine yurtdışından 4 bine alınan iPhone’u kullandığı için sevindi. Fakat onu kapatmak için kaç tane çekyat, kaç tane domates satacak?

Neticede O KREDİ BİTECEK, O GELİR ARABANIN BENZİN VE VERGİSİNE YETMEYECEK KARDEŞİM!

***

İyi denilen ekonomiye bakın işte TÜİK’in 1923’ten günümüze ithalat-ihracat dengesi [19]: (dışa sattığımız şeyler, dıştan aldıklarımızın kaçını karşılıyor?) – yüzde

2002 : 69,9
2003 : 68,1
2004 : 64,8
2005 : 62,9
2006 : 61,3
2007 : 63,1
2008 : 65,4
2009 : 72,5
2010 : 61,4
2011 : 56,0
2012 : 64,5
2013 : 60,3
2014 : 65,1
2015  : 69,4

2002’den 2015’e değişen ne arkadaşım? HİÇ. Dıştan aldığından daha azını dışa satıyorsun. Kaldı ki adam sana iPhone satıyor, içinde iOs var, içinde App Store var, iTunes var. Bu App Store ve itunes ile sana yazılım ve müzik satıyor. Onu buraya katmıyorsun. Yada sanal gerçeklik gözlükleri alıyorsun Samsung için, onu buraya katmıyor. Oldukça odun bir yapısı var.

**

Sabah saat 5.35 oldu, artık yatayım 4 saattir bu yazıyı yazıyorum. İşin özü değerli arkadaşlar, ekonomi gelişmedi, enflasyon değerleri oturmadı falan demiyorum. Diyorum ki aslında o kadar da gelişmedi, söylediklerinin yarısı kadar bile güzel ekonomimiz olmadı.

Daha da önemlisi yorum ki; bu ekonomik politikalar bizi ekonomik sömürge yaptı (baknız cebinizdeki telefon, üzerinizdeki kot, bunu okuduğunuz aygıt, yeyip içtikleriniz, izlediğiniz programlar ve onları izlediğiniz ekranlar vs vs)… Ekonomik sömürge yaptı, dışa bağımlı hale getirdi, kazandığımızdan daha çok harcıyoruz.

Haliyle yakın bir gelecekte ki bu 10 yıldan uzun değil, taminimce 5-6 yıl olabilir, sağlam bir ekonomik kriz gelecek. Devamında politik krizlerle boğuşacağız.

Ergenekon ve Balyoz davalarında,
Cemaat ile ilgili konularda,
Suriye politikasında,
Çözüm Sürecinde nasıl haklı çıktıysak; tarih bizi nasıl haklı çıkarttıysa, UMARIM bu şekilde haklı çıkmam. Çünkü çok fena tepetaklak geleceğiz.

Ülkede eğitim yok,  sürekli sistem değiştiriliyor. Ülkede bilim yok (ledli ekmek kabı, suyla çalışan cami çeşmesi gibi), ülkede sanat yok, spor yok, teknoloji yok… Birileri bir yenilik yapıyor, biz peşinden gidiyoruz.

Bak Güney Kore’ye; müziğinden kültürüne, filmlerinden teknolojisine adamlar başardı. Daha Kore savaşı ne kadar önceydi?

Kısacası, 10 yıl biraz sıkıntı çekeceğiz, sonra düzeleceğiz ancak ekonomik ve politik krizler kapımızda… Birbiri ardına patlayacaklar…

Kaydet

Kategori: Ekonomi - Genel - Politika