Son gönderilerden haber almak için twitter hesabımızı takip edebilirsiniz

Basın, demokraside bilgi alma özgürlüğünü karşılayan bir organdır. Liberal demokrasilerde bağımsız olması gerek. Peki neden bağımsız olmalı? Neden basın özgür olmalı? Sosyal medya nedir ve sosyal medyanın önemi ne kadar?

Halkın ne kadarı politika ile ilgileniyordur? Nerede 3-5 kişinin bulunduğu toplum varsa, “ne olacak bu memleketin hali” diye sorsak insanlar konuşmaya başlar. Peki politika konusunda ne kadar şey biliyorlar? Bu fikirleri nereden alıyorlar? Kaç tanesi her gün uluslararası kaynakları takip ediyor?

İşte basın (sosyal medya dahil) burada devreye giriyor. Basının politika üzerine etkisi; halkın iktidara, iktidarın halka olan etkisine kısaca göz atalım. Halk mı liderleri yönlendiriyor, liderler mi halkı?

andıç : medya İngilizce kökenlidir, bu yüzden basını tercih ediyorum.

Türkiye’nin Eğitim Düzeyi

Okuma yazma bilmeyen yüzde 5,
Bilen ancak okul bitirmeyen yüzde 7,
İlkokul mezunu yüzde 28,
Ortaokul bitiren yüzde 5,
Lise bitiren 22.
Üniversite yüzde 11.
Yüksek lisans mezunu %1, doktora mezunu ise yüzde 0.3’ler civarında [1].

**

Bunları neden verdim? Bina üniversitelerinin mantar gibi olduğunu ve dünyadaki en iyi 1000 üniversite içinde sadece 10 üniversite olduğunu (ki bence yine iyi) ve en iyi olan ODTÜ’nün 396’dan başladığını düşünürsek [2]; üniversite mezunu olanların bile “eğitim, yaratıcı düşünme, sorgulama” gibi bir çok konuda ne kadar iyi olduğunu sorgulayabiliriz!

İktidar – Basın – Halk İlişkisi

Bunu demokratik ülkeler ve demokratik olmayan ülkeler diye ikiye ayırabiliriz.  Bunları açıklamadan önce, neden basına ihtiyacımız var?

Herkes politika ile ilgilensede, politika konusunda bilgi sahibi değildir (öyle olduklarını düşünmelerine rağmen). Komplo teorileri üretirler, kendilerince mantıklı açıklamalar yapabilirler ancak ana akım teorileri (realizm, liberalizm, Marksizm) bile bilmiyorken bu konuda nereden bilgi alıyorlar ve yorum yapıyorlar? Doğru, BASIN!

Köşe yazıları okuyabilirler, uluslararası basını takip edebilirler, tartışma programlarını dinleyebilirler. Böylece ne olduğu ile ilgili çeşitli fikirler edinebilirler. Bunlar, halkı “siyaset bilimi” konusunda uzman yapmaz ancak fikir elde ederler.

Bu yüzden basının bağımsızlığı çok önemlidir. Farklı görüşlerin tartışıldığı; farklı insanların, akademisyenlerin, politikacıların, ekonomi ve köşe yazarlarının rahatça ve özgürce konuştuğu bir ortam çok çok önemlidir. Böylece Soma, Ankara patlaması gibi yerel yada 9 Eylül gibi ulusal olaylarda ne olup bittiğini “halk” öğrenecektir. Ancak Türkiye’de sürekli karşımıza çıktığı gibi karartmalar ve yasaklar halkı kötü yönde etkiler.

Yani tüm halkın siyaset ile ilgili teorileri, yaşanmışları, tarihi, sistemleri bilmesi imkansızdır. Televizyonda tartışma programları ve haberler (liderlerin konuşmaları vs), yazılı basında köşe yazıları, sosyal medyada “çok konuşulanlar” (TT) veya Wikileaks, Fuat Avni gibi hesap ve siteler tüm politikayı veya halkı etkileyebilir.

Ana Akım Medya ve Sosyal Medya

Bu ayrımı hemen açıklamak gerek, araya sıkıştıralım.

Ana akım medya; şirket veya devlet tarafından yönetilen “kanal, gazete, dergi vs” gibi yayın organlarıyla derledikleri haberi okuyucularına ulaştırır. Haber ajansları vardır, muhabirleri ve “kaynakları” vardır.

Sosyal Medya ise görünürde “şirket” tarafından yönetilsede (twitter); haberi yapan ve yazanlar insanlardır. Yani içerik ve paylaşımlar haber ajansından alınıp, doğruluğu kontrol edilip, yayınlanırken; sosyal medyada insanlar paylaşımda bulunur ve etki yaratabilir. Örneğin Gezi Parkı, Occupy hareketleri, Arap Baharı gibi olaylarda bilgileri insanlardan aldık.

Ana akım medyada okuyucular, haber şirketlerinin, kanallarının, radyolarının verdikleri/yayınladıkları haber ve yazıları okurlar. Şekillendiren şirket yada devlettir.

Sosyal medyada ise insanlar, diğer insanlar için yazar. Bir sınırlama yoktur, “kâr” için haber yayınlama yoktur. Tabi kontrolsüz olduğu için, bazı hesaplar bilinçli şekilde yalan bilgi yayabilir.

***

Demokratik Ülkelerde Basın

Demokratik ülkelerde basın özgürdür (yada özgür olmalıdır). Çeşitli belgelere ulaşabilir ve yayınlayabilir, bir çok “rahatsız edici konuyu” tartışabilir; devlet, partiler, kurumlar, şirketler eleştirilebilir ve halkın gerçekleri sorgulaması sağlanabilir.

Örneğin bir devlet “sivil ölümü yaşanmadı” diyorken, “gizli” belgeler sızdırılırsa ve sivillerin öldüğü ortaya çıkarsa; “hani yaşanmamıştı” diye hesap sorulabilir.

Tehlikesi

Fakat bazı yayın organları halka propaganda amaçlı çeşitli fikirleri tekrar tekrar yayınlayarak devleti, kurumu, şirketi yıpratabilir yada yanlış algı oluşturabilir. Kısacası yanlı yayın yapabilir.

Türkiye üzerine yapılan yıpratıcı politikalar konusunda sosyal medyada Türkiye üzerine yapılan yıpratıcı politikalara yer vermiştim. Amaç halkı ve dünya kamoyunu etkilemeye çalışmaktı.

Demokratik Olmayan Ülkelerde Basın

Demokratik olmama seviyesine göre değişir. Türkiye gibi karma sistem (demokrasi içindeki otoriterlik) mi var ? Yoksa rejim olarak teokrasi, diktatörlük vs mi var?

Demokrasinin olduğu ancak otoriter bir yönetimin olduğu ülkelerde basına karşı baskı vardır. Daha doğrusu muhalif basına karşı baskı vardır. Çeşitli nedenlerle yazarlar tutuklanır, yayın organları kapatılır. Örneğin Koza İpek Holding… Bakmayın “hukuki süreç” dendiğine, Nazi yasalarına göre katliam serbestti. Ancak evrensel hukuk ne diyor?

Yarın AB raporu yayınlanacak (seçim yüzünden ertelendi ve basında özgürlük gibi konular var). Yayınlandığında muhtemelen basın üzerindeki baskıya güzelce değinecek.

Hem karma hemde demokratik olmayan sistemlerde baskı vardır ve basın, haber alma özgürlüğü değil, “propaganda malzemesi” olarak kullanılır. Demokrasinin olmazsa olmazlarını “Bahsedilen demokrasi hayal mi?” adlı konumda belirttim. Bunlardan birisi “bilgi alma özgürlüğü” idi. Ancak karma ve demokratik olmayan sistemlerde bilgi alma özgürlüğü yoktur. Onun yerine “süzülmüş, budanmış” bilgi halka verilir.

Örneğin Türkiye’de Gezi Parkı için darbe dediler. Yanlı ve yandaş yayın organları bunu darbe ve hükümeti devirme ve hatta “yurtdışı destekli” bir hareket olarak günlerce ve aylarca yayınladı. Mitinglerde kullanıldı. Tamamen propaganda malzemesiydi. Yalan bilgiyi defalarca ve defalarca yayınlarsanız halk inanmaya başlar. Ancak davalar birer birer sonuçlanınca gördük ki verilen cezalarda “darbe teşebbüsü” gibi bir şey yok. Kamu malına zarar verme gibi suçlar var.

Yani darbe değilmiş. Kanunen ispatlandı.

Propaganda ve Etkileme Yönü

 

Propaganda konusunda tam bir uzman olan Nazi Almanyasının Propaganda Bakanı Goebbels’in bir kaç sözünü vermek istiyorum, propaganda konusunda güzel bir fikriniz olur (yada demokratik olmayan rejimin ve iktidarın bakış açısı konusunda):

  • Basını, hükümetin kullanabildiği dev bir klavye olarak düşünün.
  • Bir şeyi ne kadar uzun süre tekrarlarsanız insanlar ona o kadar fazla inanırlar.
  • En parlak propaganda tekniği, tek bir temel prensip akılda sabit olarak tutulmadıkça başarıya ulaşmayacaktır: Kendini birkaç nokta ile sınırlamalı ve bunları defalarca tekrar etmelidir.
  • Yalan atın, mutlaka inanan çıkacaktır.

Görebileceğiniz üzere “yalan bilgi bile olsa” defalarca tekrarlandığında; facebook sayfalarında, gazete köşelerinde, camilerde, kahvelerde, twitter’da, televizyonda vs insanlar inanmaya başlar. Yapımız gereği en çok söylenenin doğru olduğuna inanırız.

İşte bu yüzden, basın çok tehlikeli bir araçtır.

***

Halkın, devletin politikalarını etkilemesi kolay değildir. Seçimlerle etkileriz ancak seçim döneminde propaganda ile kolaylıkla kandırılabiliriz (yeterince eğitimli, bilgili olsa bile toplum etkilenebilir). Oy verdikten sonra istemediğimiz bir şey yapıldığında tepki önce (günümüzde) sosyal medya ile geliyor. Aydınlarla, köşe yazarlarıyla, politikacılarla geliyor. Ancak dinlenmediği zaman protestolar ve gösteriler yapılıyor. Yine dinlenmez ve daha kötüsü güç kullanılırsa, iş bu kez Gezi Parkı eylemleri gibi büyür. AKP, Gezi Parkı eylemlerini güzelce bastırdı. Eğer Suriye’deki gibi ateş açmış olsaydı, iş iç savaşa sürüklenebilirdi. Halk kazanırsa devrim, kaybederse tamamen otokrasi gelebilirdi.

Basın özgür oldukça, basında insanlar farklı konuları ve devleti tartışabildiği sürece büyük tehlikeler yoktur. Ancak aksi halde, işler karışabilir.

Öte yandan “farklı kesimer”, devleti ve kurumları yıpratmak için basın özgürlüğünü kullanabilir yada devlet destekli özgür basın halkı çeşitli fikirlere yöneltmek için propaganda yapabilir. Yani basın özgürlüğü Atatürk’ü kötülemek, devleti yıpratmak, çeşitli terörist ve gerici hareketleri savunmak için kullanılabilir. Avrupa ve Amerika’da bu hareketlere “basın özgürlüğü” diyerek arka çıkabilir (Amerika’da Hizbullah gazetesi çıkartın, AB’de IŞİD gazetesi çıkartın bakalım ne kadar basın özgürlüğü varmış!).

Öte yandan basın özgürlüğü diyen bu ABD ve AB, wikileaks gibi sızdırılan belgeler içinde laf söyleyebilir. Karışık yani.

***

Bu konuda orta yol bulunmalı ve dikkatli olunmalıdır.

Devlet ve şirketlerin basını elinde tutması ne kadar doğrudur sorguluyorum. Yani kendi çıkarları doğrultusunda yayın yapacakları kesindir. Bu “propaganda” bir ölçüde savunma için kullanılabilir ancak fazlasının olması nasıl engellenecektir?

Ne olursa olsun, basın özgürlüğü ve tartışma özgürlüğü olmalı ancak yasalarla sınırları çizilmelidir.

Basın çok tehlikeli bir silahtır ve yanlış ellerde telafi edilemeyecek sonuçlar doğurur.