Son gönderilerden haber almak için twitter hesabımızı takip edebilirsiniz

Araştırmayı okumanızı şiddetle tavsiye ederim (illüminatici, derin devletçi kahvehane teorisyenlerimize güzel cevap verir). Bknz: sıradan bir Türk kahvehanesi,

**

Samuel Huntington’a göre, dünyadaki mücadelenin çeşitli kaynakları olmuştur ve bulunduğumuz dönemde mücadele; beşeriyetler arasındaki büyük bölünmeler ve hakim mücadele kaynağı “kültürel” olacaktır.

Bunu anlamak için eski deyişle “beynelmilel”, yeni deyişle “uluslararası” (Milletlerarası) ilişkilerin tarihine bakmak gerekecektir. Yani dünya krallıklara, oradan Fransız Devrimine, oradan Soğuk Savaş’a nasıl geldi ve neden geldi? Neler yaşandı? Mücadelenin (çekişmenin, çatışmanın) kaynağı ne idi?

 

Westphalia Barışı – 1648 (Peace of Westphalia)

Avrupa şu anda bir birlik olabilir ancak, öncesi fazlasıyla çatışma doluydu. İkinci Dünya Savaşı bu çatışmalara mum dikti (mum dikmek deyimini araştırınız).

Özellikle temelinde mezhep savaşları başlatan 30 Yıl Savaşları ve 80 Yıl Savaşı sonrasında Avrupa derin bir nefes almak istedi ve Barış 1648’de imzalandı.

Bir çok tarihçi ve uzmana göre, modern çağ ve uluslararası ilişkiler bu antlaşma ile başlamıştır.

Bu süreçten sonra Huntington’a göre Avrupa’da meşruiyetçi monarşinin yani halkın oylarıyla seçilen bir yönetime sahip krallıklar ile mutlakiyetçi monarşinin yani seçme değil kraliyet ailesinin her konuda fikir sahibi olduğu bir krallık yönetimi ile çatışmalar yaşandı.

Kısa Not: Değişime Direnen Krallıklar ve Direnmeyen Krallıklar

Bunu eklemem gerek. İngiltere gibi ülkelerde (ki çok saygı duyduğum bir ülkedir), demokratik değişim toprak ağalarının (landlord) isteği ve halkın isteği ile birlikte “kraliyetinde kabullenmesiyle” başlamıştır. 15. yüzyıldan itibaren değişimler göstererek ve meclis içindeki yapılar önem kazanarak bu günlere gelmiştir.

Yani İngiliz Krallığı değişime direnmemiş, kabullenmiştir.

Fransa Krallığı ve Osmanlı İmparatorluğu’nda ise olay farklı oldu (ve bir kaç örnek daha var). Monarşi değişime direndi. Değişim kaçınılmazdır ve yönetim mekanizmalarının direnci, halk içinde de direnç ve gönülsüzlük, devamında ise çatışma yaratacaktır.

Haliyle Fransız Devrimi ile Fransa’da krallık yıkıldı, Türk devrimi ile, Türkiye’de Osmanlı hanedanlığına son verildi. Yeni yönetimde eski kültür devam ettirilmedi (rejimsel olarak).

 

Fransız Devrimi (1789-1799)

Fransız Devrimini hiç değilse wikipedia‘dan okuyunuz. Halkın Acun programları, saçma sapan evlilik programları, 2 parça elbise için birbirini öldürecek kadar kinlenen yüzeysel kızların yarışmalarını; şiddet, öfke, kin ve bağırış çağırış dolu dizilerin mi yoksa Fransa’da olduğu gibi halkın iyi eğitim görüp, kitap okuyup kültürel üretime geçmesinin mi değiştireceğini anlarsınız.

Hızla aydınlanan Fransız Halkı ve krallık arasındaki çatışma sonucunda Fransız halkı ayaklanmış ve devrimi gerçekleştirmiştir (Türkiye’de olanın aksine, bizde aydınlanma Atatürk ve yönetimi tarafından getirilmeye çalışıldı ancak bu günlere baktığımızda ne kadar minnettar olsam da milletin bu durumun farkına yeterince varamadığı aşikârdır).

**

Fransız Devrimi ile birlikte milliyetçilik akımları yayınlama başladı ve “ulus devlet” kavramı ortaya çıktı. Yani krallıklar arasındaki savaş bitti ve ulusların oluşturduğu ülkelerin savaşı yani milletler (uluslar) arasındaki çatışma, mücadele devreye girdi.

Kısa bilgi : Osmanlı ve Balkanlar

Osmanlı’nın avantajı, ele geçirdiği bölgelerdeki insanların ibadetlerine ve bir arada cemiyet olarak durmalarına karışmıyordu. Hatta dini görevlilere çeşitli yönetimsel yetkiler verilmişti (evlendirme vs vs).  Haliyle azınlık gruplar dahil, bütün halk cemaat içinde bir arada duruyordu. Oysa diğer krallıklarda iş farklıydı (kültürel soykırım diyorum ben).

Osmanlı’da birçok azınlık rahat etti (şimdi söylenmelerinin aksine). Ancak “her avantaj, dezavantaj; her dezavantaj da avantaj doğurur” diye düşünüyorum. Birlikte durmaları, Fransız Devrimi’nden sonra, milli bilincin hızla yayılmasına neden oldu. Çünkü bir aradaydılar.

Tabi tarihsel süreç, zaman içinde bu hale geldi ve 1912, 1913’te Balkanları da kaybettik. Bunu gören İngilizler, Lawrence gibi çeşitli insanlarla, Arap ayaklanmalarını organize etti. Osmanlı’da küçülme, milliyetçilik akımlarıyla birlikteydi.

Atatürk bu durumu gördü ve Osmanlı tebaasına, daha fazla parçalanmaması için “siz milletsiniz, Türk’sünüz” hatırlatması yaptı ve bunun altında birleştirildi. Bugün yabancı devletlerin çeşitli oyunlarıyla Türkiye içinde nasıl parçalanmalara sürüklendiğini size daha önce anlatmıştım [1], temelinde aynı mantık var.

 

Rus İhtilâli – 1917 (Bolşevik Devrimi)

Milletlerarası savaş, 1. Dünya Savaşına kadar devam etti. Rus ihtilali ile birlikte dünyada ilk kez, komünist bir devlet kuruldu. Bundan sonra komünizm ve liberal demokrasi (ki liberal ekonomi eşitti kapitalizm) arasındaki savaş, çatışma, çekişme başladı.

bknz: ekonomik sistemler ve farkları

Nazi Dönemi ve Soğuk Savaş

Naziler döneminde bir sürü teknolojik gelişme yaşanmıştı [bknz: Nazi Teknolojisi – Anlatılmayan Tarih]. Şu an kullandığımız telekominikasyon (iletişim, uydu, internet vs) Nazi döneminde bulunan V1, V2 füzelerinin sayesindedir. Aynı şekilde elektron mikroskobundan uzaktan kumandalı araçlara, tanklarda kullanılan bazı mekanik şeylerden Tosbağa arabasına kadar bir çok şey o dönemde keşfedildi.

2. Dünya Savaşı’nda Sovyet ile Amerikan askerleri Berlin’de buluştu. Berlin ise Sovyetlere, İngilizlere, Fransız ve Amerikanlara verilmek üzere 4’e bölündü.

Tabi bu süreçte Amerika ile Rusya arasında teknoloji istihbaratı başladı çünkü iki taraf da, karşı tarafın elinde neler olduğunu bilmek istiyordu. Acaba hangi teknolojilere sahiptiler? Bu, uzay savaşını tetikledi, ve bu savaş Soğuk Savaş’a dönüştü.

 

Soğuk Savaşın Bitişi (1991) – Medeniyetler Çatışması

Sovyetler Birliğinin Çöküşü ile birlikte Soğuk Savaş bitti. Samuel Huntington’a göre bu süreçten sonra “medeniyet” bilinci gelişecek ve medeniyetler arasında bir çekişme, çatışma, mücadele olacak.

Hangi medeniyerler bunlar?

  • Batı
  • İslam
  • Hint
  • Konfüçyus
  • Slav-Ortadoks
  • Latin Amerika
  • Japon
  • Afrika

 

Medeniyetler Neden Çatışacak?

Medeniyet tanımını, Türkiye üzerinden örnekleyeyim ve sonra anlatıma geçeyim.

Örneğin Karadeniz bölgesini ele alalım. Artvin’in bir köyündeki bir insan ile taa Batısında, Bolu’daki bir köyde yaşayan insanın kültürü, dili, öğrendikleri tamamen aynı mıdır? Farklılıklar vardır. Öte yandan Edirne’de bir köyü ele alın ve Hakkâri’de bir köyü ele alın. Yine bu farklılıklar vardır.

Fakat Karadeniz bölgesinin yemekleri, şiveleri, davranışları, kültürleri birbirine benzer.
Türkiye’de yaşayan insanların da birbirine benzer. Edirne’de ve Hakkâri’de İslamî kültürü görebiliriz.

Fakat Danimarka ile Türkiye’de iki köy ele alsak fazlasıyla fark göreceğiz. Tarihi, kültürel, dinsel farklardır. İşte burada “kim olduğunu tasvir eden” çeşitli özellikler devreye giriyor ve bu ayrımlar “medeniyet” adını oluşturuyor.

**

Peki medeniyetlerin çatışmasındaki nedenler nedir?

  1. Medeniyetlerin tarih, dil, kültür, gelenek ve din konusunda farklı oluşları
  2. Dünyanın gittikçe küçük bir yer haline gelmesi (göçler zorunlu hale geliyor ve göç edenler husumet oluşturuyor)
  3. Sosyal ve ekonomik değişim insanları milli kimliklerden kopartıyor; bu da “ulus devletin” kaynağı olan milli bilinç demek haliyle ulus devlet anlayışı zayıflıyor
  4. Medeniyet bilinci gelişiyor; İslamlaşma, Ruslaşma, Asyalılaşma, Hindulaşma (kim bilir belki Türkleşme??)
  5. Sovyetler döneminde komünistin liberal olması ya da zenginin fakir, fakirin zengin olması kolaydı ancak o dönemde bile Azerbaycan Türk’ü Ermenileşmedi, Rus, Estonyalı olmadı. (andıç: SSCB döneminde azınlık okulları yoktu, komünizm adı altında Türkiye’de azınlık okulu diye bağıran sola bir cevap)
  6. Ekonomik bölgecilik artıyor. Bölgesel ekonomik bloklar gelecekte daha önemli olacak. Bknz: İslam İşbirliği Teşkilatı vs

**

Sınırları, kapak resmindeki haritada görebilirsiniz.

 

Tarihi Gelişim

Haçlı orduları 11. yüzyıldan 13. yüzyıla kadar büyük başarılar elde etti ve Kutsal Toprakları (Anadoluyu ele geçirip, buradan Suriye, Lübnan ve Filistin’e gidip) ele geçirdiler.

Osmanlı ile birlikte 14. yüzyıldan 17. yüzyıla kadar Ortadoğu ve Balkanlar İslami yönetim altına geçti ve Osmanlı, İstanbul’u alarak hem Roma imparatorluğuna son verdi hem de Viyena’yı 2 kez kuşatarak Haçlı seferlerini tersine çevirdi.

19. ve 20. yüzyıllarda Osmanlı çöküşe geçmiş ve İngiltere, Fransa ve İtalya; Ortadoğu’da, Osmanlı’nın bölgelerinde ve Kuzey Afrika’da güç sağlamış, daha farklı deyişle SÖMÜRGECİLİK FAALİYETLERİ başlamıştır. Sömürgecilik, 2. Dünya Savaşı’nda Nazilerin sömürgeci ülkelerle savaşması ve sömürülen bazı devletlere (Kuzey Afrika’da) girmesiyle, farklı bir boyuta taşınmış ve 2. Dünya Savaşı’ndan sonra sömürgecilik bitmiştir.

Bu, Arap milliyetçilliyetçiliğini tetiklemiş ve ardından radikâl İslam örgütleri ortaya çıkmıştır. Batı ise enerji konusunda Basra körfezi ülkelerine ihtiyaç duymaktadır. Haliyle bu ülkelere para vermiş, zenginleştirmiştir. Bu ülkelerden silah almıştır. Bu silahları Arap-İsrail savaşlarından, Arapların Kosova’ya yardım etmesine kadar farklı yerlerde görebilirsiniz.

**

1950’li yıllarda Fransa, Cezayir’de kanlı katliamlarla dolu savaşa girdi, İngiliz ve Fransız kuvvetler 1956’da Mısır’a saldırdı, Amerika 1958’de Lübnan’a girdi, sonra Libya’ya saldırdı ve İran ile askeri çatışmalar yaşadı.

İslam dünyasına gelen bu saldırılar sonucunda, radikâl İslam grupları ortaya çıktı ve uçaklara, Batı dünyasına saldırıya başladı. Terörist eylemler başladı. Ortadoğu geçmişinde göreceğiniz üzere, bu saldırılar bahane gösterilerek Irak ve çeşitli ülkelere karşı saldırılar ve askeri harekatlar başladı.

Ne garip değil mi son yüzyılda hiçbir şey değişmedi ve Suriye’de iç çatışmalar körüklendi, merkezi hükümet zayıflatıldı ve ardından terör örgütleri ortaya çıkınca bunlar bahane gösterilip, buralara müdahaleler ediliyor.

**

Batı, 1945 sonrası kurduğu Birleşmiş Milletler, IMF, Dünya Ticaret Örgütü (eski GATT), Dünya Bankası gibi çeşitli kurum ve kuruluşlarla; kendi çıkarlarına uyan kararlar, dünya topluluğunun çıkarları olarak yansıtılıyor ve bu tarz kuruluşları öne sürerek, bu kararları diğer ülkelere de yansıtmaktadırlar.

İlginçtir ki, Sovyet askerlerinin 2. Dünya Savaşı sonrasında 2 milyon Alman kadınına tecavüz etmesinden tutun, Amerika’nın BM kararı olmadan Irak’a girmesine kadar hiçbir olayda bu uluslararası mekanizmalar işletilemiyor.

 

Türkiye

Samuel Huntington, Türkiye’yi bir çok kez incelemiş ve kullanmıştır. Türk devletlerinin Arap olmadan İslam’ı kabul etmesi (ki bana göre bu hareketle, Türk kültüründen uzaklaşıp, Araplaştık), Türkiye’nin İslam dünyasının lideri olması gibi çeşitli fikirleri ve çalışmaları vardır.

Şöyle bir sözü var:

Türkiye, Mekke’yi reddettikten sonra (Arap birliği ve dünyasını) ve ardından Brüksel tarafından reddedildikten sonra; yönünü nereye çevirecektir? Cevap Taşkent olabilir (Özbekistan’ın Başkenti).

Kısacası Türk medeniyetinin lideri olabilir diyor.

Zaten yıllardır verdiğim uğraş budur. Irksal bir milliyetçilik, Türk akımı yerine “Türk medeniyeti”dir. Eski Türk Cumhuriyetlerinin Rusçuluktan, Türkiye’nin ise Batı ve Araplaşmadan uzaklaşıp özüne dönmesidir. Neden özü diyorum?

Budizm’in kurucusu Buda, kadınları dine kabul etmezken,
Roma hukukunda kadının mal mülk hakkı yokken, söz söyleme hakkı yokken (demokrasi?),
Araplar kızları diri diri toprağa gömerken,
Türklerde kadınlar Şaman (Din insanı) olabiliyordu,
Büyük Hun İmparatorluğu ile Çin arasındaki barış andlaşmasını Mete Han’ın hatunu imzalıyordu,
Tomris Hatun (MÖ 8. yüzyıl), boy yönetip, İran şahının kafasını kesiyordu.

Türklük böyleyken şimdi kadını döven, öldüren bir yapıya büründük. Hayvanlara tecavüz eden, asan insanlar aramızda. İşte kültürümüzde bunlar çok ayıptı. Fakat Türk kültüründen uzaklaşıp nereye geldik? E onu da yukarıda yazdım.

Dipçe: yılbaşı gelirken uyarayım, Noel Baba değil Ayaz Ata!