Son gönderilerden haber almak için twitter hesabımızı takip edebilirsiniz

Okurken heyecanlandığım son kitap neydi hatırlamıyorum. Ta ki 2 gün önce aldığım Hayvanlardan Tanrılara Spiens ( insan türünün kısa bir tarihi) isimli kitaba kadar…

Normal biri gibi okumadığım için (çatlaklık var azıcık, sanıyorum); 5-6 kitaba başlayıp, not ala ala yavaş yavaş 2 ayda falan bitiriyorum. Birbirinden alakasız da olabiliyor, bir ondan bir ondan…

Eğer bir kitabı seversem (Steve Jobs – Walter Isaacson gibi) abartısız 10-15 kere okurum (bu baştan, bölüm bölüm okuduklarım sayılmıyor). Dizi ve filmleri de böyle… Neyse.

**

Maalesef kitapçılardaki kitapların %80’inin aptallar tarafından, aptallar için yazılmış aptalca kitaplar olduğunu düşünürüm (kusura bakmayacaksınız artık). Nadirdir güzel kitap, hazine gibi bir şeyi bulmak… Derken buldum. Tedx konuşmasıyla vay be dedim ve buldum…

Hayvanlardan Tanrılara Sapiens

16 yaşından itibaren beden dili, psikoloji, psikolojik savaş ve bunların politika, toplum ile ilişkilerini inceler dururum. Zaman zaman PUA (pick up artist) gibi garip şeylere sapanlarının peşinden de koştum ama hedef belliydi; insanları ve aralarındaki ilişkileri anlamak, tabi ki buradan yola çıkıp insanın yapısına uygun politik sistemleri (ekonomiden sanata, spordan bilime kadar) geliştirmek ve uygulamak.

Kitabın başında şöyle diyor:

Yaklaşık 13,5 milyar yıl önce, Big Bang olarak adlandırdığımız bir şeyle madde, enerji, zaman ve uzay ortaya çıktı. Evrenimizin bu temel özelliklerinin hikayesine fizik diyoruz.

Bunların ortaya çıkışından yaklaşık 300 bin yıl sonra madde ve enerji, atom adını verdiğimiz daha karmaşık yapılar ortaya çıkardılar, bunlar da zamanla birleşerek molekülleri oluşturdu. Atomların, moleküllerin ve aralarındaki etkileşimin hikayesine kimya diyoruz.

Yaklaşık 3,8 milyar yıl önce, Dünya adı verilen gezegende, bazı moleküller organizma adı verilen oldukça geniş ve karmaşık yapılar oluşturdu. Organizmaların hikayesine biyoloji diyoruz.

Yaklaşık 70 bin yıl önce homo Sapiens’e ait organizmalar, kültür adını verdiğimiz daha karmaşık yapılar oluşturdular. Bunu takip eden insan kültürlerinin gelişimine tarih diyoruz.

Tarihin akışını üç önemli devrim şekillendirdi:

  • Yaklaşık 70 bin yıl önce başlayan “Bilişsel Devrim”,
  • Yaklaşık 12 bin yıl önce bunu hızlandıran “Tarım Devrimi”,
  • Tarihi sona erdirip bambaşka bir şeyi başlatabilecek yalnızca 500 yıl önce başlayan “Bilimsel Devrim”.

Bu kitap, bu üç devrimin insanları ve diğer organizmaları nasıl etkilediğinin hikayesini anlatıyor.

**

Avrupa Tarihi dersine girmiştim okulda ve hiç fark etmediğim bir gerçeği yüzüme çarptı ders. Bundan bir kaç yüz yıl önce böyle şeyler yoktu. Savaşlar vardı, tarım ve hayvancılık vardı. Sonra (yanılmıyorsam) uluslararası siyasal ekonomi dersinde; tarih ile birlikte birden bağdaşma oldu. Öğretmenimiz, sanayi devriminin fabrikaları, fabrikaların işçi sınıfını ortaya çıkarttığı; işçi sınıfından oy almak için söylemlerin de sosyal politikaları ortaya çıkarttığını (kabaca böyle açıklayayım) söyledi.

İkisini birleştirince ortaya çok garip bir resim çıkmıştı kafamda. Evet, bir kaç yüz yıl öncesine kadar sanayi yoktu! Tarım ve hayvancılık ile takılıyorduk. Bırak telefonu, interneti! (ki bütün bu “telekominikasyon” altyapısı Nazilerin V2 roketleriyle de hız kazandı). konuyu dağıtmayayım…

**

Yuval Noah Harari’nin kitabıyla bambaşka bir şey eklendi; insanlar neden binlerce yıldır bunu yapamamıştı ama son 500 yılda bu kadar ilerleme kaydetti?

Daha düne kadar basit bir hayvan iken, dünyaya hükmeden(!) canlılara nasıl dönüştük?
Harari’de bu dönüşümün hızlı olduğunu, doğanın buna hazırlıksız yakalandığını ve insanların hâlâ buna alışamadığını ve gücümüzün bu yüzden bu denli yıkıcı olduğunu anlatıyor.

 

Politik Yorum İçin Tarih, Kültür, Coğrafya Öğrenin!

Bazı “hümanist” politikacılar, akademisyenler, aydınlar neredeyse cinsiyeti, medeniyetleri, milletleri tamamen silelim diyecek kadar ileri giderken şaşırıyorum. Bir yandan Türk olmanın doğuştan geldiğini dili, tarihi, kültürü öğrenmemiz gerektiğini ancak ırkçılık boyutuna ulaştırmamak gerektiğini anlatmaya çalışırken (ki Türk tarihiyle gurur duyarım ama bu diğer medeniyetleri ve milletleri aşağılamama neden değildir); diğer yandan bu “insancıl” olmaya çalışanların aslında kültür, tarih, coğrafya konularını böyle düşünerek yok saydıklarını anlatmaya çalışıyorum.

Bunun en güzel örneğini bu kitapta bulabilirsiniz. “Irk Karışımı” ve “Yerine Geçme” teorilerini okuyacaksınız. Orada bazı şeyleri göreceksiniz. Zaten Afrika’daki Homo rudolfensis’i, Asya’daki Homo erectus’ü, Avrupa ve Batı Asya’daki Homo neandertalensis’i (Neandartaller dediğimiz) karşılaştırmış ve devamının geldiğini açıklamış. Yani biyolojik olarak farklı olduğumuz gibi, kültürel olarakta farklıyız. Bunların hepsini “yok sayarak” öyle hepimiz kardeşiz falan dersek ortaya reddetme çıkıyor. Binlerce, yüz binlerce, milyonlarca yıllık değişimi, genetiği, DNA’yı, evrimi falan reddetmiş oluyoruz.

Celal Şengör Aykırı Sorular’da güzle güzel anlattı [1], Marks gibi bu tarz bilimleri, geçmişi, tarihi, kültürü falan atmak pekte mantıklı değil. Zaten Sovyetler Birliği döneminde gördük. Farklı kökenlere tarihi, dili, dini, kültürü nasıl unutturulmaya çalışıldı, BUNA RAĞMEN başarılamadı onu da gördük…

Neyse bu bambaşka bir konu.

 

Geçmişten Günümüze Benzerlikler

En sevdiğim olay bu oldu. Mesela bir nesneyi elimizde tutarken bıraktığımızda düşer. Bunu hepimiz biliyoruz. Bunu 1900’lerdeki insanlar da biliyordu, 1200’lerdeki insanlar da… Hatta eminim, bundan 100 bin önce yaşayanlar da biliyordu belki bir kaç milyon yıl öncesindeki maymunun atası olan cinslerde biliyordu.

Bilmek iyi güzel. Fakat nedenini ne zaman öğrendik?
Ne zaman yer çekimi gibi şeyler açıklandı, ne zaman bilim gelişti o zaman öğrendik. İşte bu kitap bunu açıklıyor.

Size bir örnek, politikacıların neden mitingler yaptığını, mitinglerde bebekleri öptüğünü, insanlarla tokalaştığını falan düşündünüz mü? Evet güç kazanmak için ancak bunun amacı nedir? Temeli nedir? Yani nesneyi bıraktığımızda yere düşer, hepiniz biliyorsunuz ancak neden ve nasıl? Öğrenelim (sayfa 38):

Peugout Efsanesi

Şempanze kuzenlerimiz genellikle bir kaç düzineden oluşan küçük gruplar halinde yaşarlar. [..] Baskın üye (hemen hemen her zaman bir erkektir) “alfa erkek” (baskın erkek) olarak adlandırılır. Diğer erkek ve dişi bireyler, alfa erkeğe itaatlerini önünde eğilerek ve sesler çıkartarak gösterirler; tıpkı kralların önünde eğilen insanlar gibi. Alfa erkek grubun içindeki sosyal uyumu korumaya çalışır; iki birey kavga ettiğinde araya girerek şiddeti durdurur, zaman zaman daha doğrudan müdahale ederek çok sevilen gıdalara el koyar ve daha alt sıralarda bulunan erkeklerin dişilerle çiftleşmesini engeller.

İki erkek alfa pozisyonu için mücadele ettiğinde, bunu genellikle grubun erkek ve dişi üyelerinden oluşan geniş bir destekçiler ağı oluşturarak yaparlar. Grubun üyeleri arasındaki bağlar sarılma, dokuma, öpüşme, tımarlama ve karşılıklı iyilikler gibi yakın günlük ilişkilerle oluşur. Aynen politikacıların seçim kampanlarında etrafı gezerek insanlarla el sıkışıp bebekleri öpmeleri gibi, bir şempanze grubunda da üst pozisyon için mücadele edenler diğerlerine sarılmakla, sırtlarını sıvazlamakla ve bebek şempanzeleri öpmekle vakit geçirirler. Alfa erkeği genellikle bu pozisyonu sadece fiziksel olarak güçlü olduğu için değil, daha geniş ve istikrarlı bir destekçi ağı olduğu için kazanır. […]

**

Bu, bazı şeylerin çok basit bir göndermesi. Elbette “tam bilgi için”, araştırma yapmak gerek ancak sürekli olarak insanların, özellikle cahillerin (ki burada ilkeller diyebiliriz, taa binlerce yıl önce yaptığı şeyleri yapan ilkellerin) neden diktatörlere eğilim gösterdiğini de rahatça görebilirsiniz.

Size başka bir araştırma vereyim. “Aşk nedir? Kime aşık oluyoruz?” başlıklı bir yazıdan [2], Doç. Dr. Oytun Erbaş anlatmış ve bir yerde şöyle diyor:

Korteks nasıl gelişiyor peki? Eğitimle. O hayvansal beyin yani limbik sistemle korteks arasında bağlantılar oluşmaya başlıyor. Böylece insan sadece cinsellikten zevk almıyor; aynı zamanda kültürden, sanattan, bilimden, felsefeden de zevk alıyor. Yani bu noktada, zevk alma devrelerimiz hayvandan farklı. Onlarda da yeme, içme, cinsellik var ama bizde ona ek olarak korteks var.[…]

[…] Ama eğitimsiz adam üç şeyden zevk alıyor sadece; birilerini dövmek, yemek yemek ve cinsellik. Yani kısaca eğitim arttıkça korteks gelişiyor ve aşk da artıyor.

**

Bu da çoğu şeyi açıklıyor sanıyorum. Eğitimsiz insan, ilkellik ve ilkel insanların diktatörlere; tıpkı yiyeceğine el koyan, kimin kiminle nasıl sevişeceğini belirleyen baskın erkeklere duyduğu politik çekimi mesela….

 

Açıklayamadığım Şeyleri Çözdüm

Bütün yapılar (devlet, şirket, grup vs) küçükken güzeldir ancak büyük ve hantallaşır. İsmini vermek istemediğim ancak annemin çalıştığı ve Türkiye’nin en iyi ilaç firması olan şirkette bir sorunun patrona ulaşması için 7 farklı aşamadan geçiyor (yönetici, müdür, grup sorumlusu falan fişman, ceo’dur şudur budur ve müdür)….

Steve Jobs’un kitabında, ar-ge şirketi olarak bu tür hantallıklardan sakındıklarını falan güzelce anlatmışlardı. Bu da Türkiye’deki bilimin başka bir sorunu.

Mesela 150-200 kişilik ar-ge ekipleri olan şirketler var. Gereksiz yere hem de… Sayıların fazla olmaması gerektiğini savunurdum sürekli. Eğer bir organizasyon büyüyorsa, hemen gruplandırılarak özelleştirilmeli ve bölünmeli. Hem mafyavari hücre tipi yapılanma olmalı (herkes işine bakacak, bir nevi Fordizm) hem de gruplar küçük tutulmalı.

Fakat bunun nedenini anlamakta ve anlatmakta zorlanıyordum. Böyle olması gerektiğini defalarca farklı örneklerle tecrübe ettiğim gibi, çok büyük insanların da bu şekilde davrandığına şahit oldum.

Harari kitabında şöyle açıklamış:

Doğal koşullarda tipik bir şempanze grubu 20 ila 50 arası bireyden oluşuyor. Bir gruptaki şempanze sayısı arttıkça sosyal denge istikrarsızlaşıyor ve nihayetinde kırılma yaşanarak yeni grup oluşur.

[…] Benzer örüntüler muhtemelen arkaik Homo sapiens de dahil, ilk insanların yaşamında da egemendi.

[…] Bilişsel Devrim’in arifesinde, dedikodu Homo sapiens’in daha büyük ve daha istikrarlı gruplar kurabilmesini sağladı ama dedikodunun bile bir sınırı vardı. Sosyolojik araştoırmalar dedikodu sayesinde bir arada durabilen “doğal” bir grubun sınırının 150 kişi olduğunu göstermiştir. Grup bundan büyük olursa, çoğu kişi diğerlerini ne yeterince yakından tanıyabilir ne de dedikodu yapabilir.

**

Hatta bu sayıların önemini 30 kişilik askeri müfreze, 100 kişilik bir askeri bölük ile falan vermiş. Tabi insanların nasıl milyonlarca kişilik şehirler yaptığını,  imparatorlukları falan da anlatmış.

Ancak burada bir şey daha anlatmam gerek, dedikoduyu tanımlıyor çünkü, bu da gözümüzün onunda olan ancak “cisim neden yere düşer” gibi kafa yormadığımız bir gerçek:

“Dedikodular genellikle yanlış davranışlar üzerine odaklanır” diyor ve açıklıyor,

Diğer canlılar da ses çıkartırken hatta papağan Einstein’ın sözlerini ve hatta daha fazlasını tekrarlayabilirken neden insanların dili bu kadar önemli olmuştur? Örneğin yeşil maymunlar arasında bir bağırış “dikkat kartal geliyor” anlamını taşır ve bunu apayrı bir gruba dinlettiklerinde başlarını yukarı kaldırıp kaçışmışlar. Yani ortak bir dil var ancak insanın farkı nedir? Çeşitli teorileri var, ikincisini açıklamış,

[…] dilimiz dedikodu aracı yapmak üzere evrilmiştir ve Homo sapiens her şeyden önce sosyal bir hayvandır, sosyal işbirliği hayatta kalma ve üreme için kritik öneme sahiptir. Kadın ve erkek bireyler için aslanların ve bizonun yerini bilmek yeterli değildir (diğer hayvanların iletişiminde olduğu gibi), asıl olan kabilede kimin kimden nefret ettiğini, kimin kimle ilişkiye girdiğini, kimin dürüst ve kimin hilebaz olduğunu bilmektir.

Birkaç düzinelik bir grupta sürekli değişen ilişkileri takip edebilmek için edinilmesi ve depolanması gereken bilgi miktarı inanılmazdır (50 kişilik bir grupta, 1.225 farklı birebir ilişki vardır, ve bundan çok daha fazla sayıda karmaşık kombinasyon bulunur).

***

Bilmeden Konuşmamak Gerek

Gördüğünüz üzere bazı şeyler bilgiye yani araştırma ve çalışmaya dayalıdır. Politik olaya bağlarsam (ki ilgi alanım, eğitim alanım ve blog bununla ilgili); tarih, coğrafya, kültür bilmeden, araştırmaları öğrenmeden çıkarımlar yapmamak gerekmektedir.

Bugün bir yorum gördüm facebook’ta, sanırım sorgulayan tartışma platformundaydı, diyor ki eleman “ulus devletler bitti, Osmanlı gibi çok kültürlü ülkeler var artık neden diretiyorsunuz” gibi bir şeydi. Sadece İlber Ortaylı’yı dinleseydi; Avusturya-Macaristan ve Osmanlı çöküşü ile (1919’da en son) federasyon yapıları tamamen ortadan kalktı diyor. Kaldı ki eski bilgilerimi eklersem; Fransız Devrimi ile başlayan “ulus devlet modeli” ki Atatürk bunu görerek Türk milleti kavramını getirmiştir, ortaya çıktı.

Yani bu arkadaş biraz tarih bilse, tarihi geçtim; tarihçileri takip etse Osmanlı gibi yapının yeniden başlamadığını, aksine çöktüğünü görecekti. Ya da Samuel Huntingon’ın “Medeniyetler Çatışması” makalesini okusa işler farklı olacaktı ki ben bunun konusunu yazmıştım isteyenler buradan okuyabilir.

**

Her zaman dediğim gibi, “politika müzik aleti gibi değil ki çok konuşanın eline aleti verip ilk 20 saniyede iyi bilip bilmediğini anlayalım”. Herkes çok biliyor ancak gerçekten bilen?

Bu konularda uzman olmak için yıllarını vermek gerek. Farklı şeyleri okumak gerek. Ben mesela uzman falan hiç değilim. Ancak çoğu insandan yaptığım farklı bir şey var; yaklaşık 11 yıldır psikoloji, beden dili, markalaşma, bilgisayar mühendisliğinde gördüklerim, Steve jobs ve Putin gibi insanlardan öğrendiklerim (ki çok sıkı hayranıyım bu tarz kişilerin, bir sürü şeylerini biliyorum); tarih, coğrafya, dil gibi ya da propaganda gibi bir çok konuda öğrendiğim her şeyi (ki PUA gibi garip şeyler bile var içinde) birleştiriyorum.

“Öğrendiğim ve tecrübe ettiklerimi harmanlayarak” vermeye çalışıyorum. Farklı bakış açılarıyla. Ancak uzman değilim.

Yukarıda farklı örneklerle anlattığım gibi bilginin ve uzmanlığın ardında araştırmalar yatar. İnsanlar “elini bıraktığında cismin neden yere düştüğünü bilmeden” ortaya çıkıp saçma sapan fikirleri öne sürüyorlar. Hatta tam açıklamak için hicvetmek gerekirse kimisi “cinler yere düşürüyor” diyor kimisi ise tarihsel bağlar diyor.

Saçmalığın daniskası.

 

Yazarın Mükemmelliği

Zen ve minimalizm gibi şeylerden sonra hayatımda büyük değişiklikler olmuştu. Özellikle Steve Jobs’un bütün videolarını, filmlerini, hakkında yazılmış kitapları ve (bütün olmasa da çoğu) önemli makalelerini falan okuduktan sonra ne kadar detaycı olduğunu gördüm. Sadece MacOs’taki kaydırma çubuğu (scroll bar) için bir ekibi 6 ay uğraştırmış. Basit bir kaydırma çubuğu ama 6 ay!

Öğrendiğim şeylerden birisi de; başarı için bütün detayları tek tek elden geçirmektir, incelemek ve şekillendirmek gerektiğidir. Fakat bunları öyle bir şekilde yapacaksınız ki, dışarıdan bakanlar sanki her şey kendiliğinden ve tesadüfen olduğunu düşünsün. Yani herkes yapabilir gibi hissetsin. İşte böyle yaparsanız, başarı gelir diyorlardı.

***

Kitabı okurken bir yerde şunu gördüm:

Bu eski Sapienslere, örneğin Türkçe öğretmek, İslam’ın temel öğretilerini anlatmak veya evrim teorisini açıklamak sonuçsuz çabalar olarak kalırdı.

Dedim ki, çevirmen herhalde böyle yaptı. Fuck you mother fucker sözcüğünü “kahretsin, çünkü sen de annene kahretmişsin” gibi çevirmek gibi bir şey dedim. Çevirmen kim diye bakacakken başlarda şöyle bir şey gördüm:

Yayıncını Notu: bu kitapta Türkiye’den verilen örnekler metnin orjinalinde yer almaktadır. Yazar kitabın yayımlanacağı her ülkeye özel değişiklikler yapmıştır.

Sonra ikinci kez hayran oldum. Vay be dedim.

 

 

Detayla bu kadar uğraşan birisi??? E başarısı süpriz olmasa gerek değil mi?

Kendisi İsrail’i tarihçi ve yazar. Ayrıca bordrolu profesör (Jeruslam’deki Hebrew Üniversitesinde, tarih bölümünde). Steve Jobs ve benzeri insanların hayatında gördüğüm ve kendisinde de görünce şaşırmadığım şekilde “meditasyon” yaptığını da eklemek isterim.

**

Bir hocam, benim politik olaylarda tarihçi gibi yaklaştığımı söylemişti ki ondan sonra çalışma sistemimi değiştirmiştim (iyiki yapmışım çünkü hem bilgileri daha kolay anlıyorum hem sınavlarda daha başarılı oluyorum). Bu adamın da günümüzdeki olaylara evrimsel bir tarih ile yaklaşarak yorumladığını görmek, kitabını okuyunca beni de heyecanlandırdı çünkü günümüzdeki bir çok şeyi böylece anlayabiliyoruz.

Uzunnn aradan sonra, beni heyecanlandıran bu kitabı paylaşmak istedim sizlerle. Ehh yukarıda bazı şeyleri nasıl harmanladığımı ve politik olayları nasıl yorumladığımı da yazdım. Belki işinize yarar…

Son olarak Tedx konuşmasını veriyorum (altyazı mevcut, açmanız gerekiyor):

Neden dünyayı insanlar yönetiyor?