Hafta sonunda şöyle güzel Fransız filmi izleyeyim dedim, bazı şeyleri karıştırdım. Malum, Amerikan filmlerinde genelde bol aksiyon varken derin mesajlar ya da insanı olduğu gibi kabul etme pek yok. Kapitalizmin etkisi mi yoksa insanların kendisini zayıf hissetmesi mi bilmem ama sahnede sürekli güç var. Bazen sıkıcı olabiliyor.

Alman ve Fransız filmleri burada imdada yetişebilir.Fakat bu gönderinin konusu bu değil.

Sabah 8 gibi kalktım, yağmurlu (gerçekten yağmurlu diyebileceğimiz) bir havada biraz kısa film vs bakayım derken Türk filmlerinde bakmak istedim. Derken “Bıyık” filmini gördüm. Siyah-beyaz filmleri genelde sevmem. İlginçtir, en sevdiğim film olan Schindler’s List, siyah beyaz. Ona benzettim biraz ve izlemeye başladım. Çekimleri falan gerçekten ilginçti.

Derken kapak fotoğrafı olan sahneyi gördüm başında (Bıyık yazısını ben ekledim). Bakın filmlerde, dizilerde, reklamlarda böyle şeyler TESADÜF değildir! Hitler bıyığı ve sahnede ne yazıyor? “mutluluğu paylaş”. Fakat adam Hitler bıyığını seçmiş. Bakıyorsunuz herkes Hitlerleşiyor! Nasıl iş?

**

Filme geri döneceğim ancak filmin, bir lise öğrencisinin dönem ödevi olduğunu öğrendim. Bakın diğer filmler (ki nice ünlü isimler oynamış, çekmiş); nedir ne değildir diye araştırmaya itmedi. Fakat bu filmi merak ettim. Hikayesi şöyle [1].

Resim öğretmeni filmi çekmesine yardımcı oldu, felsefe öğretmeni başrolü oynadı. O dönemde lise öğrencisi olan Umut Delimehmet ailesinden destek göremese de “Bıyık” adlı 7 dakikalık sessiz filmini Trabzon Sürmene’de çekti, filmi adım adım Batı’ya kaydı. Önce İstanbul’da, Bahçeşehir Üniversitesi’nin Kısakes Film Festivali’nde ödül aldı. Sonra geçtiğimiz ay, dünya sinema sektörünün nabzını tutan Cannes Film Festivali’nde özel gösterimle seyirci karşısına çıktı. Filmi çeken Umut Delimehmet ise, vize alamadığı için Fransa’daki gösterime gidemedi.

Kısa film Facebook üzerinden yayınlanmış, burada bulabilirsiniz. Fakat günümüzde Youtube bu işler için doğru mecra. Danışman öğretmenin Youtube hesabından izleyelim biz:

 

**

Bu kadar kısıtlı imkanlarla, böyle güzel mesajlar veren bir film çekilebiliyor demek ki! Televizyonda bir merdiven çıkma sahnesini 40 saniye boyunca gerilim müziği eşliğinde gösterek; 2 saat dizi çekmelerine rağmen 30 dakika bile içeriği olmayan; hadi diziyi geçtim, filmlerde artık yabancı filmlerin çekilmesine başlanan bir sektör var.

Türkiye’deki yasal ve politik baskılar vardır, belki bu nedenle Fransız filmleri ve müzikleri, klipleri gibi “bir şey anlatan” filmleri fazla çekemiyoruz. Ya da saçma sapan komedi ve dramanın dibine vurulmuş ancak insanlığın görülmediği; ezbere senaryoları, para kaygısı yüzünden çekiyorlar bilemem…

Diyebileceğim tek şey, bu kadro kutlanmalı! Bu çocuğa destek olunmalı (eminim olmuşlardır), Fransa’ya gidememesi, o ortamı görememesi; hem de maddi sıkıntılar nedeniyle… Gerçekten üzücü.

SENARYO ve YÖNETMEN: Umut Delimehmet
OYUNCULAR: Cevat Zengin, Alperen Karamustafa
KAMERA ve GÖRÜNTÜ YÖNETMENİ: Yasin Yılmaz
YÖNETMEN YARDIMCILARI: Sudenur Kulaç, Tuğçe Çilingiroğlu
SES KAYIT: Nermin Çakır
IŞIK: Doğukan Bilgin
KAMERA ASİSTANI: İsmail Furkan Kadayıfçı
ÖZGÜN MÜZİK: Türkay Nişancı
DANIŞMAN ÖĞRETMEN: Hakan Sümer

 

Bıyık Filmi Ne Anlatıyor?

Gelelim bu bölümüne. Haliyle “süpriz bozan” (spoiler) içerir. Çoğu insan filmle ilgili bilgileri önceden okumak istemiyor.

 

Öncelikle bir iletişim bölümü öğrencisi değilim. Ya da sanat üzerine kendimi geliştiren birisi hiç değilim. Mesela Fazıl Say’ın İstanbul Senfonisini dinledim, beğendim. Fakat Eskişehir’de Senfonide çalan (ve dünya çapında başarılı olan) bir arkadaşım bana, bununla ilgili bir şey söylemişti; aslında ne kadar boş dinlediğimi fark ettim. Çünkü senfoni içinde farklı bölümler var ve insan hayatlarını, İstanbul’un farklı durumlarını anlatıyor. Dikkat etmemiştim.

O yüzden, böyle bakamayacağım. Fakat ne anladıysam onu anlatacağım…

**

Her insan seçim yapıyor. Baş roldeki karakterin seçimi ise içlerinde Barış Manço, Hulisi Kentmen, İsmet İnönü, Niçe, Einstein gibi bir çok bilim insanı, filozof, oyuncu, politikacı kişi içinden Hitler’i seçmek. Burada seçimlere vurgu yapmış. Bunu sonda tekrar bağlayacağım.

Burada bir eleştiri: berberden çıkınca, bakkalın bize göre sağda kaldığını görüyoruz. Fakat karakter bize göre sola dönüyor ve bakkala giriyor. Işık açısıyla ilgili bir olay olduğunu düşünüyorum ancak benim gibi bazı detaylara fazlasıyla takılan biri için ufak çaplı rahatsızlık yaratabiliyor.

Bakkala girdiğinde, görevlinin de kendisi gibi olduğunu görüyor ve şaşırıyor.  Devamında bakıyorsunuz, herkes aynı şekilde. İlerleyen sahnede çocuğun kendisi gibi olmamasını istiyor. Kendi yaptığı seçimi, çocuğun yapmamasını istiyor. Ki böyle durumlarda çocuk genelde ya gelecektir, umuttur ya da kişinin özüdür.

**

Bu filmi izlerken, bakkaldan çıkıp çocukları bıyıklı gördüğünde aklıma şu gelmişti; neden bu bıyığı Hitler ile bağdaştırırız, Charlie Chaplin ile değil? Hatta 2030’da güzel bir konuşma metni olabilir diye düşünmüştüm. Fakat sonlara gelindiğinde, filmin de böyle bir mesaj verdiğini gördüm. Yani daha 2. dakikasında mesaj aklımda oluşmuş. Nasıl yaptılar bilmem ama çok iyi…

Son bölüme gelirsek,
Çocuk,  karaktere silah çeker ve onu öldürecek gibi bir hava vardır. Çünkü Hitler bıyığı seçimini yapan, etrafa siyah-beyaz bakmaya başlar (bu politik anlamda da çok sağlam bir göndermeydi filmde, ya bendensin ya onlardan). Herkes baş karaktere komplo kurar, herkesi kendi gibi görür. Bütün bıyık meseleleri budur.

Bir seçim yaparız, kendi “idollerimizi”, yani rol modellerimizi seçeriz. Dünyayı ise, kendi seçimlerimize göre şekillendirmeye çalışır ve daha önemlisi, kendi seçimlerimize göre görürüz. Yani Hitler’i seçerseniz; herkes sizin gibi güç manyağıdır, herkese komplo kurmaya çalışır, herkesi öldürmeye çalışır…

Derken, çocuk silahı tutarken gülmeye başlar. Baş karakter öleceğinden emindir. Gevşet fakat başı da diktir. Derken çocuk başka yere bakıp gülmeye başlar. Adam şaşırır ve anlayamaz, o da duvara bakar; Charlie Chaplin’i görür. Sadece bir komedyen değil, 1. ve 2. Dünya Savaşlarını ve insanlığın sömürülmesini görüp, bunlarla ilgili bir çok mesaj veren filmlere imza atan Charlie Chaplin’i. O da gülmeye başlar….

**

Kısacası,
Hayat seçimlerinizle ilgilidir. Kimi izlediğiniz, hangi yola baş koyduğunuz; dünyaya bakışınızı şekillendirir. Eğer bu yol yeterince iyi değilse, düşmanlık varsa; herkes sizi kandırır(!), dış mihraklar size komplo kurar, en yakınınızdaki insanlara bile güvenmezsiniz.

Öte yandan seçtiğiniz yol düzgünse, dünyaya güçlü şekilde bakarsanız; 17 kişiyle birlikte Samsun’a çıktığınız gemidekilerin çoğu bile saltanatın kalkacağına, cumhuriyet kurulacağına falan inanmazken; hepsini başarırsınız. HEPSİNİ! Üstelik dönemin en çok saygı duyulan lideri olursunuz. Ölümünüzün üzerinden değil onlarca, yüzlerce yıl geçse dahi, sizin peşinizden gelecek insanlar olur.

Hayat seçimlerden ibarettir. Kimisi umudunu kaybeder, ülkeyi terk eder, teslim olur…

Kimisi ise, 2030’da yeni partiyle Türkiye’nin başına geçip; 1938’de kaldığı yerden geliştirmeye ve ülkeyi bir bütün yapmaya kendini adar!

Pes etmeyin, umutsuzluğa kapılmayın, dünyaya karşı olumsuz bakmayın! Eğer bu ruh haline girerseniz; gerçekten başınıza gelecek şeyler bunlardır… Mücadele etmeyi, gülmeyi, eğlenmeyi öğrenmek zorundayız. Seçimlerimizde de bunları hatırlayarak yola devam etmeliyiz.