Kıbrısta grev mevcut ve bu konu hakkında yazmak istedim çünkü Kıbrıs’ın sevdiğim bir yanını açıklayabileceğim. Tabi farklı görüşler olduğu için bir eleştirimde mevcut.

2 gün önce Kıbrıs’ta çok kötü bir kaza meydana geldi. 1 sürücü, lise öğrencisi hayatını kaybetti ve 5 yaralı var, içinde ağır olanlar mevcut.  Öğrencileri taşıyan araç resmen yarıdan biçilmiş:

kibris-kaza

**

Kıbrıs’ı ve Kıbrıs Türklerini derinden sarsan bir olaydı çünkü gerçekten trajik bir durum. Türkiye’nin aksine; cemaat yurtlarında yanan, istismara uğrayan, aile içi tacize uğrayan çocuklar olmasına ve Türkiye’de yeteri kadar tepki görmemesinin aksine, Kıbrıs’ta bu tür durumlarda hemen örgütlenme ve tepki gösterme mevcut.

8 yıldır buradayım ve KKTC halkının, bırakın Türkiye’yi, çoğu Avrupa ülkesinden daha demokratik olduğunu her fırsatta görüyorum. Bağımsız değiller, bir çok politikada Türkiye’ye bağlılar ama boyun eğmişte değiller. Kıbrıs Rumları ile çözüm istiyorlar, AB’nin ve onca yabancı destekli STK’nın baskısına rağmen (ve AKP, imzalayın demesine rağmen) Annan planına karşı bir direnç oldu. Özgürlüklerinden de vazgeçmek istemeyen kemik kitle var.

Yani her durumda demokrasi var diyebiliriz.

Grev

Sendika Platform, grev çağrısı yaptı ve bugün 11’de başbakanlık önünde toplanma çağrısı yaptı [1]. Bu çağrıya katıldılar ve dakika dakika durumu Yenidüzen‘den izleyebilirsiniz. Türkiye’deki bir çok gazetenin aksine dakika dakika durum mevcut. Sputniknews’te bunu görebilirsiniz. ayrıca Al Jazeera Türk’te olayların analizini görebilirsiniz ki bizim medyamız henüz bu kaliteye erişemedi. Bikinili kızları koymaktan ve gelen haberleri kopyala/yapıştır yapmaktan fırsat bulamadı sanırım. Neyse…

Şu an grev mevcut ve istekleri şu yönde (tam meti burada):

30 Kasım 2016 tarihinde toplanan Sendikal Platform aşağıdaki kararları almıştır:

1-) Ülkemizde saatler derhal AB ülke saatleri ile aynı yapılmalıdır.
2-) Çalışma Bakanı, Eğitim Bakanı ve Ulaştırma Bakanı derhal istifa etmelidir.
3-) Bugün saat 16:00’da Başbakanlık önünde Kitlesel Protestoya katılınacak, taleplerin derhal yerine getirilmesi istenecektir.
4-) 1 Aralık 2016, Perşembe (Yarın) Sendikal Platform içindeki sendikalar ülke genelinde Grev ve Eylem yapacaktır. Saat 11:00’de Başbakanlık önünde toplanılacak ve kitlesel olarak cenaze törenine katılınacaktır.

Eylemlerimiz sonuç alıncaya kadar devam edecektir. Yapılacak eylemlere tüm halkımız, sendika üyelerimiz, sivil toplum örgütleri, velilerimiz, öğrencilerimiz davetlidir.

YETER BE!!…..

Sendikal Platform adına
KTOEÖS Başkanı
Tahir GÖKÇEBEL

**

Bu konuya geri döneceğim.

Düzenleme: Protesto ve Grev Sonuç Verdi

İsteklerin bir ayağı olan çalışma saatleri tekrar düzenlendi (Türkiye ilişkileri yüzünden saatler geri alınmadı ancak çalışma saatleri ileri alındı).

Demokrasi budur. KKTC Başbakanı, “bunlar dış mihraklar” demedi. Diyebilirdi. Oyunlar oynanıyor da diyebilirdi. Ancak hükümet toplu desteği gördü, sabahın köründe ufacık çocukları ve insanları karanlıkta dışarı yollamanın mantığı olmadığını gördü; halkın, haklı olduğunu gördü ve gereken adımı attı.

Açıklamayı websitesinden ya da facebook sayfasından okuyabilirsiniz.

 

Basının Önemi

Politikayı sevenler (blogumu takip edenler) House of Cards dizisini izledikten sonra boşluğa düşenler için Borgen’i Danimarka ve gelişmiş ülkelerde olması gereken yapıyı görmek için izleyebilir. Sürekli tavsiye ediyorum. Kıbrıs’ta da mevcut bir yapı var.

Yasama, yürütme, yargı, demokrasinin temelidir. Ancak birde basın vardır. Özgür ve bağımsız basın olmalı. Kıbrıs kanallarında kahvaltı ederken bakanların ve milletvekillerinin çeşitli konular ve gündem hakkında konuştuğunu görebilirsiniz. FArklı partilerden, farklı duruşta olanlar geliyor ve açıklama yapıyor. Haliyle Kıbrıs’ta fikirlerin halka ulaştırılmasında basın güzel bir role sahip.

Demokrasisi kadar, basını ve sistemini takdir ediyorum. Gerçekten, Kıbrıs’a bakıp öğreneceğimiz çok şey var. Birliktelik, örgütlenme yeteneği, basın, demorkasi ve haklara sahip çıkma…

**

Örneğin Türkiye koordinasyon ofisi açılması konusunda bastırmıştı, tasarı meclisten geçti ancak Halkın Partisi Genel Başkanı ve Uluslararsı Hukuk profesörü Kudret Özersay, KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’ya, meclisten geçmesi bir adım ancak onaylayıp resmi gazetede yayınlanmadan önce anayasa ile çatışıp çatışmadığı konusunda, Anayasa mahkemesine gidebilirsiniz diye bir öneride bulunmuştu. Bakın Özersay ve Akıncı, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde rakiptiler. Kudret hoca ise UBP’li Derviş Eroğlu döneminde, Türk tarafının temsilciliğini yaptı. Şimdi ise UBP’nin karşısında CTP’den gelme Akıncı var ve birlik oluyorlar (UBP’yi AKP, CTP’yi ise CHP hatta HDP çizgisinde düşünebilirsiniz).

Yani ulusal konularda birliktelik var. Böyle bir kaza durumunda sadece muhalefet değil, şu an kabinede olanların partilerinin içinde de olaya karşı bir duruş mevcut.

Bu, takdir edilesidir.

**

Eleştirim

Gelelim eleştiriye. Sendikal Platform’un açıklaması şöyle başlıyor (ki tüylerimi diken diken etti):

Yaşatılan katliamla 1974’ten sonra oluşturulan rejimin insanımıza değer vermediği; omurgasız siyasetin kuklalık, yalakalık dışında hiçbir sorunu çözmediği, sorumluluk üstlenmediği, bir kez daha ortaya çıkarmıştır.

**

Akademisyenlerin bildirisi gibi. Konusu doğru olsa da dili çok tehlikeli. Akademisyenlerin imzaladığı metinde nasıl suçlayıcı ve gerçeklere dayanmayan ancak halk tabanında tehlikelere yol açacak bir dil olduğunu burada yazmıştım. Şimdi bu metinin, özellikle giriş bölümüne dikkat çekmek istiyorum.

Kıbrıslılar Türkleri seviyor mu? Diye sorular geliyor. Onu cevaplamıştım aslında [2], ancak burada değinmem gerek. Bakın benim HDP çizgisi olarak gördüğüm bir yapılanma var. Sıkıntılı olan durum şu; Türkiye’de fikirlerini ifade ediş biçimlerinden rahatsız olduğum bazı derneklerle aynı ağızda yürüyorlar.

Bu derneklerin gelirinin %82’sinin yurt dışı kaynaklı olduğunu ve CIA istasyon şefinin politik operasyonları STK’lar üzerinden yaptığını kabul ettiğini ve Türkiye’de çeşitli bölünme, parçalanma ve Türkiye’yi zayıflatma süreçlerinin bu tarz derneklerle (ki istihbaratçıların çalıştığı ya da bunlar tarafından eğitilen insanlarda mevcut), yapıldığını söylemiştim [3].

Evet bir tanesi bu akademisyen bildirisi. “Barış İçin Akademisyenler” ancak açıklamanın diline baktığınızda ve sitesi yenilenmiş ama eskiden “biz kimiz” bölümüne baktığınızda, “Kürtlerin..” diye başlayan ve devamında ayrılıkçı terör örgütü hareketiyle benzer söylemleri içeren bir yapı olduğunu görebilirsiniz. İşte Sendikal Platform’un girişi aynı görüş ve dildedir. Bu paragraftan sonrasına tamamen katılıyorum: sorumlular istifa etmeli, bizde de olan hafriyat kamyonu vs gibi araçlar denetim altında olmalı ancak başına tekrar bakalım:

Yaşatılan katliamla 1974’ten sonra oluşturulan rejimin insanımıza değer vermediği; omurgasız siyasetin kuklalık, yalakalık dışında hiçbir sorunu çözmediği, sorumluluk üstlenmediği, bir kez daha ortaya çıkarmıştır.

**

Çok değil, bir kaç gün önce; Rum-Türk görüşmeleri suya düşünce Rauf Denktaş’ın neden müzakerelerin uzadığına dair fikirlerini ve Kıbrıs sorunu hakkında açıklamalarını şuraya yazmıştım. Okumanızı tavsiye ederim.

Yukarıdaki açıklamaya baktığımda şunu sormak istiyorum:

  • 1960 antlaşmasının çiğnenerek Kıbrıs Türk’ünün eşit temsil hakkının elinden alındığı 1960-1974 rejimi sizin için daha mı sorumluluk üstlenen, insana değer veren bir yapısı vardı?
  • Kıbrıs Türk’ü adanın %3’üne hapsolmuşken, Türkler katledilirken, Noel katliamı gibi katliamlarda çocuk, hamile, yaşlı, kadın demeden katliam yapılırken ve Denktaş’ın açıklamalarına dayanarak, Kıbrıs Türk’ünün toplu mezarı varken, Kıbrıs Türk’üne bir bayrak ve devlet veren, katliamları bitiren 1974 operasyonu ve sonrasında kurulan rejim sizin için bu kadar mı çekilmez?
  • “Oluşturulan” deniyor, yani açıklamamışlar ama satır arasını okuyun (kukla, yalakalık): Türkiye Cumhuriyetine bağlı olan, yalakalık yapan, Türkiye’nin “oluşturduğu” rejim diyorlar. Çok ilginç, bunca katliamı engelleyen, Kıbrıs Türk’ünün 1974’ten bu yana burnunun dahi kanamamasını sağlayan Türkiye ve DÜNYADA SADECE TÜRKİYE’NİN DESTEKLEDİĞİ REJİM çok mu katlanılmaz? Türkiye sırtını dönüp Kıbrıs Türk’ünü adada yalnız mı bıraksaydı? Yine Denktaş’ın ifadesine göre: Türkiye gelmese Kıbrıs Türk’ü diye bir şey kalmayacaktı diyor. Bu olayı Avrupa mı durdurdu? Yunanistan mı? İngiltere mi? AB mi? Birleşmiş Milletler mi?

Yani böyle şeyleri okudukça kan beynime sıçrıyor. Kendi tarihinizi okumanızı şiddetle öneriyorum. Avrupa yanınızda yoktu, AB yanınızda yoktu! İngiltere, yunanistan, Amerika yanınızda yoktu. Sadece Türkiye vardı, şimdi de Türkiye mevcut. Kurulan rejim, kurulan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve dalgalanan bayrağınız varsa bunu Türkiye’ye borçlusunuz!

Şu an bu topraklarda hayatta kalma korkusu olmadan yaşayıp her fırsatta Türkiye’ye ve kukla, sorumsuz, yalaka olmasını eleştirdiğiniz rejime sallayabiliyorsanız; bunun da garantörü Türkiye Cumhuriyeti’dir.

**

Türkiye’nin bazı konularda çok fazla dahil olduğu konusunda hemfikirim. Türkiye’nin yavru vatanı sömürge değil, bir ülke olarak görmesi konusunda hemfikirim. Ancak bir şeyi karıştırmayın. Uluslararası alanda sizi temsil eden Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık yani rejim; bayrak dalgalandığı sürece vardır. Bunun tek garantörü Türkiye’dir. Bazı şeyleri eleştirirken tekrar düşünün.

1974 sonrası rejime söz söyleyenlerin, 1974 öncesini iyi okuması gerek. STK ve dernekler adı altında misyonerlik faaliyetleri gösteren, kendi politik çıkarlarını “demokrasi ve özgürlük” adı altında kullanan bazı devletlerin desteklediği STK’lara özellikle bu konuda tahammülüm yok.

Hele hele “sömürge olduk, Türkiye bizi sömürüyor” diyorsanız size resmi rakamlarla Kıbrıs’a gelen parayı ve aldığımız parayı göstermekten mutluluk duyarım. Buradaki üniversiteler sayesinde, turizm sayesinde; Türkiye’nin kurdurduğu rejim (ki eleştirdiğini rejim) ve Türkiye’nin sağladığı barış durumu sayesinde ekonomi dönüyor.

Evet fuhuş yuvalarına, bet salonlarına, kumarhanelere ve Türkiye’nin KKTC’yi kalkındırmak yerine sürekli dayatmalarına ben de karşıyım. Evet portakal tarlalarının yok edilmesine, kuyuların kurutulmasına, 1974 sonrası adaya gelenlerin kültürel olarak Kıbrıs’a uyum sağlamamasını ben de eleştiriyorum.

Tekrar ediyorum: bir şeyi karıştırmayın! Bugün toplu grev, yürüyüş, gösteri hakkınız varsa; basın açıklaması yapabileceğiniz farklı basın araçlarınız varsa, elinizde silahla yatıp ne zaman çatışma olur diye beklemiyorsanız bu AB, BM, ABD ya da İngiltere sayesinde değil. Türkiye Cumhuriyeti sayesindedir.

Bu yüzden eleştirilerinizi yaparken dikkat etmenizi tavsiye ederim.

Bir Not

Yazılarımı kimlerin okuduğunu biliyorum; onların bir bölümüne (kendilerini biliyorlar):

  • Türkiye ve KKTC içinde bir çok STK bu şekilde misyoner olarak çalışıyor ve istihbarat servisinden elemanlar mevcut. Gelirleri ve bağışlar altında kısıtlamalara gidin, soruşturmalar açın ve istihbarat servislerinin bu kişileri takip edip bilgi toplamasını sağlayın.
  • Gerekiyorsa Rusya’nın yaptıklarına bakın (taşların içine saklanan ses kayıt cihazları vs vs).
  • KKTC’de FETÖ ve PKK’ya ait bir çok yuva var. Öğrenciler bir araya gelip kitaplar okuyor, videolar izliyor, tartışmalar yapıyor. Beyinleri yıkanıyor. KKTC’de bunun çaresine bakın!

Diğer bir bölüme ise söylemek istedim:

Vaktiniz varken tadını çıkartın. 2030’dan sonra benim etki ettiğim hiçbir yerde propaganda ve psikolojik savaş faaliyetlerinizi gerçekleştiremeyeceksiniz. Özgürlük, demokrasi, insan hakları gibi kavramların ardına saklanıp asalaklık yapmanızdan bıktım.