Kıbrıs ile ilgili yazılarımı alta ekleyeceğim. Burada ise biraz gözlemlerimi aktaracağım. Politik bir yazı olmayacak. 9,5 yıllık süreçte deneyimlediğim şeyleri aktarmak ve Anadolu Türkleri için, Kıbrıs Türklerinin yapısını biraz olsun betimlemek istiyorum.

**

Kıbrıs Türkleri

Gözünüze Türkiye Cumhuriyeti haritasını getirin. Komşularını düşünün. Uluslararası ilişkiler bölümüne ilk başladığım yıl, hukuka giriş dersi alırken yabancı bir profesör; Türk bir kıza, komşularımızı sormuştu. Irak ve Yunanistan dedi kaldı. Bu kadar zayıf bir coğrafya bilgimiz olduğu için; Nahçıvan’ın Azerbaycan olduğunu, Kıbrıs’ın Akdeniz’de falan olduğunu bilmekte zorlanabiliriz. Aksini iddia eden varsa; Youtube’ta, halka sorulan “Kıbrıs nerede” videosunu izlesin.

Kıbrıs adasının yerini bulmakta zorlanan milyonlar varken, Anadolu Türklerinden Kıbrıs’ın tarihini beklemek fazlasıyla zor olacaktır. Fakat kendi tarihini, dilini, kültürünü bilmenin yanında; bölgedeki ülkelerin, Kıbrıs’ın, Orta Asya’nın, Avrupa ve büyük devletlerin tarihini, kültürünü bilmeden politik konuları konuşmak maalesef hem zor olacak, hem ahmaklık olacaktır.

Türki ülkelerin kültürünü, tarihini ve sosyal yapısını bilmeden Turan/Türk Birliği hayalleri kuranları gördükçe, ne kadar sıkıntılı bir durumda olduğumuzu anlıyorum.

Türkiye-KKTC ilişkilerinin inceldiği bu süreçte, hele hele okulu henüz bitirmişken; düşüncelerimi ve deneyimlerimi buradan yazmak, geleceğe bir not bırakmak olacaktır.

 

Tarihi

Dediğim gibi politik bir yazı olmayacak. Detaylı detaylı yazmayacağım, çünkü daha önce yazdım. İsteyenler KKTC ve Kıbrıs etiketleri altında yazdığım Kıbrıs sorunundan, KKTC’deki politik sürece ve Kıbrıs operasyonunun öncesindeki durumlara göz atabilir. Kısaca anlatmam gerekirse;

DAÜ’deki spor salonunda ve Kıbrıs’taki camide ismi olan Lala Mustafa Paşa, ki kendisi “Kıbrıs Fatihi” unvanını almıştır; tarafından Kıbrıs fetih edilir.

İlerleyen süreçte İngilizlere kiralanır, İngilizler ise adaya konar! Malûm, sonraki süreçte parasını verdiğimiz gemilerle birlikte paraya da el koyacak kadar ahlak yoksunudur bu arkadaşlar.

**

1950’de kilisede plebisit yapılır, ENOSIS yani Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanması konusunda %90 küsür (galiba %96 idi) sonuç çıkar. Tabi tamamen hikaye. Referandum falan değildir, fakat kilisede yapılması sonucunda sonradan adını duyacağınız Makaryos ve kilisenin parlamasına neden olur.

1954 önemli yıldır. İngiliz sömürgeciliğinden kurtulmak için EOKA örgütünün adımları atılırken, Rumlar ise Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanması için Birleşmiş Milletler’e başvurur. Tabi 4 yıl kadar uğraşırlar fakat sonuç çıkmaz. Bu süreçte İngilizler ise, “siz ENOSIS isterseniz, Türklerin’de taksim yani Türkiye’ye bağlanma hakkı vardır” deyince işler karışmaya başlar.

Tabi Kıbrıs Türklerinin zulmü başlamıştır ve bazı köyleri boşaltmışlardır. 1959 ve 1960 antlaşmaları ile birlikte hem garantörler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere olarak belirlendi hem de Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu. 3 yıl sonra fazlasıyla uyanık olan Makaryos, 13 maddelik bir anayasa değişilikliği ortaya çıkarttı ki Türkler “kurucu” statüsünden, “azınlık” statüsüne düşecekti; KABUL EDİLSEYDİ! Edilmedi.

Can güvenliği olmayan Türkler, 1960 Antlaşmasında verilen devlet makamlarındaki görevlerini yürütemedi ve Rumlar ise “Türkler isteyerek çekildi” diyerek, boşaltılan yerlere kondu. Bu süreçte Türklerin hakkını (her zaman olduğu gibi) he Avrupa ne de Birleşmiş Milletler ve diğer devletler savunmadı. Kıbrıs Cumhuriyeti, o dönemden bu yana Rumlar tarafından yönetiliyor ve meşru sayılıyor.

Soğuk Savaş dönemi ve 62 füze krizinin ardından patlak veren bu olaylar; iki önemli NATO ülkesinin savaşa sokabileceği için ABD Başkanı Johnson, daha sonra Johnson mektubu olarak anılacak mektubu yazmış ve müdahale etmiştir. 1964’te, KKTC’de göreceğiniz UNFICYP yani Birleşmiş Milletler Kıbrıs Barış Gücü kurulmuştur.

Türkiye ise bir kaç kez çıkartma girişiminde bulunsa da, gemiler yoldan çevrilmiştir. Türkiye hem tek başına kaldığının farkındadır hem de bu farkındalıkla birlikte çıkartma için “hangi hükümet gelirse gelsin” ilgili donanımı üretmek amacıyla bütçe ayırmıştır.

1974’te Yunanistan’da darbe olunca, milliyetçi Yunan darbe hükümeti, Kıbrıs’ta da darbe girişiminde bulunmuş, başarmış ve kukla hükümeti göreve getirmiştir. Makaryos kaçmıştır. Makaryos çakal biriydi ve Kıbrıs türklerinin elindeki toprakları, Kıbrıs kimliğini, evlerini vs alarak; Kanada, İngiltere, Avusturalya gibi ülkelerde iş, ev, vatandaşlık veriyordu. Yani usul usul kovuyordu. Bugün 1 milyon kadar Kıbrıs Türkü, “Kıbrıs dışında” yaşamaktadır. KKTC’de ise 200 bin vatandaş vardır. Yunan generaller için bu süreç yavaştı. Soykırıma varacak katliamlara giriştiler ki toplu mezarlar hâlâ mevcuttur.

Türkiye ise gerekeni yaptı, garantörlük haklarını kullandı ve “barışı sağlamak amacıyla” adaya müdahale etti. birinci operasyondan sonra müzakerelerden sonuç çıkmadı ve Ayşe tatile çıktı, 2. operasyon sonucunda bugünkü sınırlara ulaşıldı. 1974’ten bu yana Kıbrıs Türklerinin ve Rumların burnu kanamamış, adadaki barış sağlanmış fakat Türkler gerek hukuk insanı eksikliği, gerek duygusallığı ve diplomasi yoksunluğu nedeniyle; haklı olduğu davada haksız duruma düşmüştür.

Bununla da bitmemiş, Anadolu Türkleri ve Kıbrıs Türkleri arasında gerginlikler yaşanmaktadır.

 

Kıbrıs Türklerinin Yapısı ve Düşüncesi

Gerginliklerin yaşanmasının nedeni aslında aynı. Türkiye’de solcusu ya da sağcısı fark etmez, herkes; diğer insanların da, kendi gibi yaşamasını istiyor. Birisi türbanlıya, türban taktığı için kızıyor; diğeri ise etek giydiği için. Böyle olmaz. Anlayış yok. Kıbrıs Türklerinin tepkileri de bu zihniyetin sonuçlarından kaynaklanıyor.

Kıbrıs Türklerinin;

1- Egemenliğine,
2- Laikliğine,
3- Hoşgörüsüne DOKUNMAYACAKSIN!

Türkiye kurtardı ve özellikle büyükler, o günleri yaşayanlar minnettar. Fakat KKTC kurulduysa, burada yardım geliyorsa; Türkiye’nin, Türk politikacılarının, hükümet yandaşlarının burada istediği gibi at koşturacağına ve istemedikleri bir şey olduğunda parayı kesmesi ve bu sayede yaptırım uygulamasına gitmesi hakkını vermez. Kıbrıs Türkleri, kendi kendini yönetmek istiyor.

Diğer yandan laiklik… Kıbrıs toplumu laiktir, hatta din ile bağları daha gevşektir. Bu şekilde kabul edeceksiniz, saygı göstereceksiniz. Türkiye’den, KKTC’ye bazı dini baskılar ve adımlar geliyor. Birincisi, Kıbrıs Türklerinin yapısını bilmeden bunları yapan gerzekler aslında boşa para harcıyor. Dindar Kıbrıs Türklerini tanıyorum. Fakat oturup rakı falan içerler. Onların dindarlığını sorgulamak hem haddinize değil, hem de sorgulamanız ve dini empoze etmeniz hiçbir işe yaramayacak. Hiçbir işe yaramayacağı gibi, Türkiye karşıtlığını arttıracaktır.

Diğer bir konu ise hoşgörüsüdür. Buradaki insanlar daha yufka yüreklidir. İftira, yalan, dolandırcılık, hırsızlık… Böyle şeyler yoktur. Kumsala mı gittin? Bırak çantanı. Arabayı kitleme, hatta çalışır halde bırak; bakkala falan git. Sorun değil.  Aynı şekilde politik anlamda sol-sağ fark etmez; adamlar birbirine zıt insanlarla oturur, her hafta mangalını yapar, datlı datlı (tatlı tatlı) konuşur fakat düşmanlık, küslük, kırgınlık olmaz.

Bu 3 alana da müdahale var.
Egemenliğe müdahale,
Laikliğe müdahale,
Hoşgörüye müdahale.
KKTC’yi Ankara’dan yönetmek, dini gruplar ve oluşumları baskıyla kurmak, KKTC halkını kutuplaştırmak; Türkiye’ye karşı cephe almalarına neden olacaktır. Bu yanlış bir yönetimdir.

 

Yobaz Değiller!

1974’ten sonra bölgedeki nüfusu arttırmak için Türkler Kıbrıs’a göçtü. Göçtü de kimler gitti? Akademisyenler, memurlar, öğretmenler mi? Tabi ki hayır. 1974’te genel af çıktı mesela, buradakiler gitti. İşi olmayanlar gitti. Şidmi düşünün, Suriye’den bir kaç şehir aldık diyelim. Türkiye’ye bağladık. Dedik ki hadi gidin. Kim gidecek? Ben gitmem, ne işim var orada?

Fakat ev, tarla falan veriyorlar. İşi olmayan adam, hapise girdiği için iş verilmeyen insanlar gidecek. Sonuça aydın, okumuş kesim ne kadar gidecek; gidenlerin kaçta kaçını oluşturacak şüpheli. Ehhh baktığınız zaman dindarlık ve hatta radikal dindarlık olan yobazlığı; genelde cahil kitlede görürsünüz… İşte böyle taksicilerden Kıbrıs Türklerinin hakkında, buraya yazmaya utandığım neler duydum.

Fakat size buraya yazacağım bazı şeyleri anlatayım:

1- Rahatlar

Doğru, hatta bazen yakındığım da doğrudur. Fakat insanların yapısı bu. İstanbul’a kıyaslarsak, trafikte bile görürsünüz; oradan giriyor, oradan çıkıyor, bir yerlere yetişecek.. Öldü, geberdi yetişemeyecek diye. Sinir, stres, acele… Tüm hayatı böyle geçiyor. Kıbrıs Türklerinde bu olmaz. Muhabbet etmeye, takılmaya, eh birazda dedikodu yapmaya meyilliler. Severler yani. Bir yere girip, biraz laf attığınızda gerisi gelir. Öyle sıkmazlar gendilerini (: Trafiğe de yansır. Yayalara yol verirler, korna falan çalan çok yoktur (ne yazık ki son yıllarda değişti).  Sakinler, morallerini pek bozmamaya çalışıyorlar.

Her hafta mangal falan yaparlar. Ya bahçede, ya belirli yerde. İstanbul’da, Eskişehir’de bazı yerlere gitmeye kalksan hem insan kalabalığı ve gürültüsünden geçilmez, hem oksijen diye geldiğin bölgede mangal dumanından oksijen alamazsın hem de her yer çöp, pisliktir. Kıbrıslılar ise, mangalı, keyiflerini, yemeyi içmeyi ve muhabbeti severler.

Yaşayacaksan böyle yaşayacaksın arkadaşım. Ada küçük, ben Taksim’e gitmek için 1,5 saat harcıyorum. KKTC’de ise bir ucundan bir ucuna 1,5 saat neredeyse. Bir de dönüşü var; 3 saat yoldayım. Bir günde 24 saat var. 8 saat çalış, 8 saat uyu; geriye 8 saat kalıyor. İşte o 8 saatte yol, yemek, duş; Türkiye’de okunmasa da kitap, sanatsal ve spor faaliyetlerine gidiyor. Bakıyorsun Mağusa civarına, Boğaz bölgesinde kalıyr, 15 dakikada Mağusa’da işinde. Bitti. Mis!

Küçük yerlerde yaşacaksın yani. Stres yok, sinir yok, trafik ise onlara göre var; İstanbul’da yaşayan bana göre bu da trafik mi!

**

Yine Türkler eleştiriyor bol bol, dışarıda yiyiyorlarmış. Aile işten geliyor, yemek yapacak, yiyecek, yıkayacak. Öyle her gün değil ama haftada 1-2 gün dışarıda takılırlar. Alır çocuğunu ve eşini; gider dışarıda yemek yer, belki arkadaşları gelir ya da çocuğunun arkadaşı ve ailesi. Oturup muhabbet eşliğinde yemek yerler, sonra çay falan ve eve dönerler.

Bizim Türklere göre bu “rahatlık” ancak biraz küçümser gibi “çok rahatlar” diyorlar. Ben ise hak veriyorum. Bir kere geldiğin hayatta, durumun varsa gidip yiyeceksin; eşini ve çocuğunu çıkartacaksın kardeşim.

2- Özgürlük

Diğer olay, kızların özgürlüğü. Kıbrıs Türklerinin kızları kendine güvenir. Özgürlük, dimdik durur. Tabi ki kadını sosyal hayattan kopartmaya çalışan dindar kafaların anlayacağı bir şey değil. Neymiş, diskoya gidiyormuş. Gider. Kıbrıs adası, dünyanın en güvenli ülkelerinin başında gelir. Kız arkadaşlarıyla diskoya gider; taciz ve tecavüze uğramadan geri gelir. Türkiye’de çocuk ve kadınların günün her saatinde ve Türkiye’nin her yerinde özgürce dolaşabilmesi için elimizden geleni yapacağımıza; aksine tecavüzcülere, tacizcilere iyi hal indirimi yapan hakimler var bu ülkede! Televizyon dizilerinde, kadına tecavüzü göstermeye de başladılar.

Madem öyle, size anlatayım… Bizim yobazlar alevilere etmedik laf bırakmaz, Kıbrıs’a gidenler ise Kıbrıslı kızlara… Fakat ben ahlaksız olarak nitelendirilen erkek ve kadınların; hem “ayıp, yapma, günah” diye cinselliği baskılayan ailelerin çocukları olduğunu gördüm. İftira, yalan, çirkeflik; sürekli sapıkça düşünce… Ee?? Kim ahlaksız kardeşim?

Koldan, bacaktan, saçtan; damacanadan, ördekten, parktaki banktan, vitrindeki heykelden tahrik olacak kadar cinselliği bastıran yaratıklar bu konuda konuşmasın. Tavsiye etmem!

 

3- Sosyaller

Bizde bakıyorsun; “komşum başka köken, din, mezhepten olmasın” diye %70-80’lerde çıkıyor anket sonuçları. Çocuğunun arkadaşına bile böyle bakıyorlar. Kıbrıs Türklerine bakıyorsun; oturup farklı din, mezhep, görüş ve kökenden insanlara yer, içer, kalkarlar. Öyle önyargı, düşmanlık falan yoktur.

Kıbrıs’a gidip, Afrikalı, Orta Doğulu, Asyalı falan bir sürü arkadaş tanıdım. Başka mezhep ve dinden insanlar tanıdım. Bizde “Noel” de, adamlar deliye dönüyor. Onu düşman, pis, nalet şey; “git ötede oyna” gibi görüyorlar. Oysa ben bakıyorum, adamların bayramı. Arkadaşlarımın bayramını kutluyorum denk gelirse, onlar da benim kutluyor. Düşmanlığa ne gerek var? Sonra Pazar günü kiliseye nasıl özenli ve temiz gittiklerini görünce; bizim cuma günü “temizlik imandan gelir” diyen dayıların nasıl Cumaya katıldıklarını görüyorum… konuşacak çok şey var!

Fakat işin özü; Kıbrıs halkı kutuplaşmış, kin ve nefret dolu değillerdir!

**

Bir kafe gibi yere gidersin, bir bakarsın 4-5 kadın gelmiş. Alırlar bir-iki bardak şaraplarını, peynir tabağı söylerler ortaya; oturup muhabbet edip kalkarlar. Ne sarhoş olup sapıtırlar, ne de sağdan soldan bu kadınlara sarkıntılık yapılır.

 

4- Eğitimliler

İngiliz sisteminden kaynaklı, okulları da iyi. Liseden itibaren üniversiteye bir hazırlık var. Ders sistemi olarak. İngilizce konuşuyorlar, eğitimlerini alıyorlar. Bizimkilerin üniversite mezunu olup öğrenemediği şeyleri, Kıbrıs Türkleri lisede öğreniyor. Çoğu, iyi İngilizce konuşuyor. Çalışkandırlar. Belki iş konusunda Türkiye’ye oranla yoğun iş yapmazlar fakat ders konusunda çalışıyorlar. Tabi eğlenmeyi, gezmeyi, yaşamayı severler. Ehhh Avrupa ve OECD ülkeleri arasında “en çok çalışan” insanların Türk ve Yunan olduğunu fakat refah konusunda en iyi ülkelerin ise az çalışanlar olduğunu görünce; çok değil, verimli çalışmanın ve eğlenmenin, gezmenin, hayatı yaşamanın ne demek olduğunu da anlıyorsunuz. Türkiye’deki çalışanlar, köle gibi görülüyor ve çalıştırılıyor! Fakat hak, hukuk aramazsan; müstehak kardeşim.

 

Sonuç Olarak

Burada anlatmadığım, sonradan aklıma gelirse yazacağım bir sürü şey var. Gördüğünüz gibi Kıbrıs Türkleri modern bir yapıdadır. Bizim akrabalar, Bulgaristan’da adını  Türk adından Bulgar adına çevirmediği için işkence gördü. Bu yüzden Türklük bilinci vardır. Fakat bu insanlara, Azerbaycan Türklerine bile “siz Türk değilsiniz” diyen fakat baktığınızda İslam adı altında gittikçe Araplaşmış, yobazlaşmış ve Türklük kültüründen uzaklaşmış tiplemelerin (ki bugün Türkiye’yi yöneten zihniyettir), kalkıp Kıbrıs Türklerine laf atması da şaşılacak bir şey değil.

İster savun, ister eleştir; ister Türk birliği de, ister politik konuş hiç fark etmez, ÖNCE HALKLARIN TARİHİNİ, KÜLTÜRÜNÜ VE SOSYAL YAPISINI ARAŞTIRIP ÖĞRENECEKSİN!

Kıbrıs Türklerinin yapısını, düşüncelerini, kültürünü ve tabi ki bunları oluşturan tarihi süreçleri bilmeden; kendi Arap zihniyetli yapınla ne burada milliyetçilik tasla (ki Ankara’dan aldığın emirle) ne de buradaki insanları eleştirme cürretinde bulun!

Bu yazıyı yazdım, çünkü “Kıbrıs pahallı”, “Girne’deki tank dimdik yere iman gücü bonusuyla çıkmış, yeşil sarıklılar çıkartmış” gibi saçma sapan neler duydum. Olaylar değişiyor, her şey değişiyor; bilgileriniz hem yanlış, hem eksik, hem de güncel değil.

Siyaset ve tarihin bilim dalları olduğunu; kimya, fizik, sosyoloji, psikoloji gibi bilim dallarını olduğunu ve bilgi, birikim olmadan konuşulmaması gerektiğini tekrar hatırlatayım. Konuşmak için İlber Hoca gibi olun demiyorum. 4 yılda siyaset bilimi bölümünde öğrenecekleriniz, Ahmet Taner Kışlalı’nın 2 kitabını okursanız öğrenebilirsiniz. Kitap okuyun. Kıbrıs konusunda farklı kitapları, gazeteleri ve köşe yazılarını okudukça anlayacaksınız. Hele hele “Türk Birliği” peşinden koşuyorsanız; Kıbrıs Türkleri, Türkmenler, Azerbaycan Türkleri ile oturup konuşacaksınız. Bu insanların neler düşündüğünü, neler hissettiğini bilecek ve hatta anlatmasalar bile anlayacasınız. Bunun için bölgenin tarihini ve kültürünü okumanız gerekir!

Diyeceklerim bu kadardır.