Son gönderilerden haber almak için twitter hesabımızı takip edebilirsiniz

Düzenleme: daha bu yazıyı yazdıktan bir gün sonra yine tahrik geldi [3]. Devam edecektir! Türkiye ciddiyetini sert şekilde göstermediği sürece devam edecektir.

Sun Tzu’nun bir sözü vardır: “zayıfken güçlü gibi görün, güçlüyken zayıf”… Çok anlamlıdır.

Rusya’nın müttefiki Suriye’de işler karıştı ve Amerika ayrıca Avrupa’daki devletler Suriye’ye müdahale etme planları yapıyordu. Tıpkı Irak gibi olabilirdi ancak Irak’ta neler olduğunu gördük. Fakat bu planlarda hesap etmedikleri bir şey vardı; PUTİN!

Hukuku ve daha önemlisi uluslararası hukuku iyi bilen, Doğu Almanya’da KGB’nin işlerini yapan Putin’in görüşü vardı, dünya ile ilgili bir düşüncesi vardı. Rusya, eski görkemli günlerine kavuşmalıydı. Tabi bunun için uluslararası politikada da etkin olmak gerekiyordu. Ortadoğu ise Amerika’ya bırakılmayacak kadar önemliydi.

Birden Güricstan’daki sorunlu bölgelerde patlak veren çatışmalar, savaşa döndü. Rusya müdahil oldu (neden mi? bknz: SSCB Sonrası Rus Politikası), ardından savaş çıktı ve Rusya, 2 günde Gürcistan’a girdi. Durum şuydu:

Biter mi? Bitmez. Tekrar düşündüklerinde Ukrayna iç savaşı patlak verdi. Dünyanın tasarlamaya çalıştığı Suriye planları ertelendi. Bir daha kalkıştıklarında Rusya Kırım’ı ilhak etti.

Böyle planlar ne zaman düşünülse, Rusya ya tarihin en geniş tatbikatin yapıyordu ya da böyle işler yapıyordu. Yeteri kadar hazır olduğunda ise Suriye’ye indi (detay: Suriye’de Rusya Adımı).

Rumlar Birleşmeyi İstemiyor

Buna bağlı olarak bir kaç gün önce sosyal medya hesabından “eğer birleşmeyi istemiyorsanız bir şekilde ifade edin” demiştim bizim hükümete üstü kapalı.

Fakat 7 yıldır falan Kıbrıs adasındayım ve özellikle son 4-5 yılda çok büyük yatırım aldı. Yatırımlara bakarak; Kıbrıs’ın ne Türklere ne de Rumlara kalmayacağını söyleyebilirim. Fakat bizim hükümet “Kıbrıs’ı vermeye” dünden razı.

Nereden biliyoruz? Rauf Denktaş’ın Kıbrıs Sorunu Üzerine Sözlerinden. 2004’te Erdoğan nasıl Annan Planı’nı desteklemiş (tabi sonra kandırıldık demiş), neden bu süreçler sürekli uzuyor hepsini anlatmış. Detaylı şekilde okuyabilirsiniz ancak kısaca:

Zaman içerisinde iyi niyetle “aman bu mesele halledilsin, halkımız kan vermekten, can vermekten kurtulsun” diye ödünler verirsiniz. “Aman Türkiye’nin başına bela olmaktan kurtaralım artık bu meseleyi hallederek” diyerek iyi niyetle ödünler verirsiniz. Karşı taraf bunları cebine atar, görüşmeler kesilir.

Sonra yeniden başlar ve “verdiğiniz ödünlerden başlamak mecburiyetindesiniz“. Ne için? Çünkü meseleye teşhis konmamıştır. Çünkü meseleyi çözmek için soyunmuş olanların bir art niyetleri vardır. “Zaman her şeyi halleder” diyorlar. Zaman uzadıkça 30 yıllık arşivler açılır. O arşivlere bakarsınız ve meselenin niye halledilmediğini görürsünüz.

**

İşin daha kestirmesi şudur; iki yüzlü Batı, 1960 anlaşmasını çiğneyen Rumları meşru hükümet olarak kabul ederken, Türk tarafına yapılan soykırım girişimlerine bile sessiz kalır. Zaten Birleşmiş Milletler vs hangi meseleyi halledebilmiş? Onu buraya hiç sokmayalım.

Haliyle Rumlar için mevcut durumun uzaması hiçbir şekilde zarar değildir! Yani isterse 500 yıl uzayabilir. Fakat Türkiye’ye bağımlı olarak yaşayan bir Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden bahsediyoruz. Bir 300 yıl daha gidemez.

İşbu olunca, Rumların da Yunanların da tuzu kuru… Masadaki bazı şeylerden rahatsız olacaklar ki, yukarıda Rusya örneğini verdiğim şekilde Kardak Kayalıkları sorunuyla ortamı geriyorlar. Sonuç ne olacak?

 

Türkiye’nin En Zayıf Döneminde Saldırılar Başladı

Şunun altını kesinlikle çizmem gerek; AKP iktidarının ekonomi, tarım, sanayi, tarikat, eğitim, spor, sanat, akademi gibi bir çok konuda attığı yanlış adımlar yüzünden zayıflayan; ancak temeli 1980 darbesine ve darbe sonrasında gelenlerin Fethullah Gülen’i beslemelerinden türbanlı insanların üniversitelere girmemesine kadar AKP’nin kullanacağı istismar ortamını yaratan politikacılardır.

Yani 1980 darbesindekiler zaten kafası çalışan gençleri içeri atmış, idam etmiş, devletten uzaklaştırmış; yetmemiş, bu çocukların sinmesine ve politikadan uzaklaşmasına neden olmuş, komünizm ile mücadelede taktik değiştirerek dini öne sürmüş ve bugün yaşadığımız sorunların alt yapısını hazırlamıştır.

Fakat 1980 sonrası gelen iktidarlar da sorunu derinleştirmiştir. Türbanlıları sen niye okuyacakları üniversiteye sokmuyorsun be salak! Devlet ayrı konu fakat okuyacağım diyen kızın üzerine bu şekilde gidilir mi? Bunun dışında Turgut Özal’ın sayesinde Mercedes’e bindik diyorlar da sömürge olduk farkında değiller. 1980’lerdeki neo-liberal politikaları darbe ve sonrasında gelen Özel güzelce uygulayarak Türkiye’yi dışa bağımlı yaptık.

Aynı kumaştan kesilen Erdoğan ise kendi kendine yeten ülkeyi aldı; saman, et, meyve ve sebze başta olmak üzere AVM’lerde göreceğiniz firmalara kadar dışa bağımlı yaptı. Ancak 15 yıllık mevzu değil, 1980 darbesinin mimarları ve sonra gelen iktidarların “bok yemesidir”.

En basitinden Özal’ın “Körfez Savaşı”nda Türkiye’ye aldığı 1-1,5 milyon kişi (notlarım yanımda yok ancak bu civarda) Kürt peşmerge, daha sonrasında PKK’ya katılarak yeni filizlenen PKK’yı güçlendirdi. E bakıyorsun bugün Suriye konusunda da durum aynı. Dikkat edin, insanları alıp almamaktan bahsetmiyorum. Görevimizdir, masum halkı alacağız. Fakat şehirlerin içine böyle rastgele bulaştırmayacaksın. Çok özel adımlar gerekirdi. Ki IŞİD ilk çıktığında, bizim sınırımıza füzeler gelince; “uluslararası hukuka da uygun olarak, güvenlik nedeniyle” Suriye’nin 40 kilo metre içine girin ve çadır kentleri burada yapın demiştim. Ancak Davutoğlu gibi süperötesi bir dış politika uzmanımız vardı ve bugün gelen itiraflarla ne rezil politikalar izlediğini gördük.

***

Yetmedi İç Sorunlar

1980 ve sonrasının başlattığı zayıflatma politikaları, AKP’nin saçma sapan ve yanlış politikalarıyla ayyuka çıktı ve üzerine tüy dikti.

Çözüm Süreci’nden Suriye Politikasına, Cumhurbaşkanlığından ekonomik politikalara hepsini uyardık; dinlemediler, sonra hata olduğunu kabul ettiler. FETÖ konusunda da uyardık. O zaman Fethullah Gülen hocaefendi idi…

FETÖ’nün yıllarca TSK içindeki haysiyetli gençlere baskı (mobbing) uygulayarak nasıl ordudan ayrılmaya zorladığını gördük. Aynı şekilde başka kurum ve kuruluşlarla da buna BİZZAT şahit oldum. Sonuç?

Zayıflayan bir odu,
Zayıflayan bir devlet,
Zayıflayan bir Türkiye…

Yetmedi… AKP’nin kutuplaştırıcı dili, hukuku ezmesi, parlamento ve demokrasi gibi kavramları hiçe sayması (bakmayın dillerinden düşürmediklerine); insanlarda kutuplaşmaya ve hatta düşman olacak seviyede kutuplaşmaya neden oldu.

Türkiye Cumhuriyeti Devlet Kurumu ÇÖKTÜ!
Devleti tarikatlar ile yönetmeye çalışıyorlar.

İşbu olunca, Metehan’ın devrinde kurulan Türk Silahlı Kuvvetleri, yol katede ede, Anadolu’ya geldi ve Türkiye Cumhuriyeti’ne de sahip çıktı. Fakat Türkiye Cumhuriyeti, TSK’ya sahip çıkamadı. Zayıflatılmasına razı oldu.

Türkiye’nin ekonomiden politikaya, halk birliğinden orduya her alanda zayıfladığı, zayıflatıldığı bu dönemde tabi ki bütün düşmanlar saldırmaya başlayacaktır. Kardak bunun bir örneğidir.

Acil, sert ve her şey göze alınarak (ki yazar burada kesinlikle savaş ihtimalinden bahsediyor), gereken cevap verilmeli ki sinek gibi rahatsız eden Yunanlılar; kanın kokusunu alıp bu tür taciz ve sorunlara devam etmesinler. Bu bölge neden önemli?

Zaten 18 kadar kaya, kayalık, ada ve adacığı TESLİM EDER GİBİ Yunanistan’a verdik. Daha fazlasını istiyorlar. Karasuları sınırı 12 mil diyorlar, biz 6 mil diyoruz. Peki ne farkı var?

 

12 mil olursa o mavi yerler Yunanların olur ve Türk gemileri Yunanistan’dan izinsiz Ege’de adım atamaz! Bu kaya, kayacık, ada ve adacığın teker teker ele geçirilmeye çalışılmasının nedeni de budur. Şu soru sorulmalı:

Ege’deki Hurşit, Fornoz, Eşek, Nergizçik, Bulamaç, Kalolimnoz, Keçi, Sakarcılar, Koçbaba ve Ardacık adaları ile Akdeniz’deki Gavdos, Dhia, Dionisades, Gaidhouronisi ve Koufonisi adalarının durumları nedir?

Hatta bu konuda gizli mutabakat yapıldığı iddiaları mevcut [1]. Türkiye tamamen sömürge olma yoluna gidiyor. TAMAMEN!

Sanıyorum Türk düşmanı bir Yunan’ı, Rum’ı, Ermeni’yi, Bulgar’ı falan o koltuğa oturtsak; devlet kurumu olan şirketleri (Türk Telekom gibi) yabancılara satardı. Limanları, madenleri, yer altı kaynaklarını satmaya çalışırdı (bugün kaç liman yabancıların kotnrolünde bakınız). Yerel üreticileri çökertip, yabancı firmaları buraya doldururdu (mesela AVM gibi bir şeyler açardı). Sonra eğitimi, sanatı, sporu kalitesizleştirir; bilim ve teknolojiyi çökertirdi. bknz:

200 milyar dolara yakın bir bütçemiz var bizim 2016’da. Yalnız bu bütçenin çoğu, personel harcamalarına, cari harcamalara gidiyor. 200 milyar dolarlık bütçenin ancak 10’da 1’i yatırımlara gidiyor. [2]

Türkçe’nin çöküşünü izlerdi (bugün tanıtılarda “mall, shopping center, lavash” gibi saçmalıklar görürdük), Türkler tarihini bilmezdi, kültürünü tanımazdı ki defalarca yazdım bunları… Sonra bizim olan fakat kesin şekilde bizim olmayan yerleri; Kıbrıs, Süleyman Şah türbesi, Ege adacıklarını falan elden çıkartmanın yollarını bulurdu.

Bir bakıyorsunuz zaten bunlar olmuş. Türkiye bir sömürgedir!

 

Kıbrıs Türklerine Sözüm – Kıbrıs Çözümü Hakkında

Sanıyorlar ki, Türk düşmanlığı ile büyümüş olan Rum ile girecekleri yataktan aşk doğacak… Heves ediyorlar. 30-40 yıl içinde aynı sorunları yaşayacaksınız. Irkçılık, düşmanlık, saldırılar…  Fakat Kıbrıs Türk’ünü Türkiye’den kopartmak için büyük bir çaba var. Aynı söylemleri PKK destekçilerinden görüyorum. Türkiye ve Türklük hakkında söyledikleri şeyler, ayrılma ile ilgili söyledikleri şeyler var ve bunları alıp sözcükleri değiştirin Kıbrıs’a uygulayın. Demek ki nedir? Aynı kaynaktan çıkma söylemlerdir.

İşte size “yurtdışı destekli STK’ları” sürekli anlatıyorum. Putin ne yaptı? Bunları yasakladı. İngiltere’nin yediği haltları çatır çatır gösterdi ve İngiliz Başbakan ağzını dahi açamadı. Kabullendi. Bizde mi? İstihbarat sanıyorum olayları kaçırmasın diye Twitter’ı takip ediyor çünkü televizyondan öğrenirse geç geliyor haberler… YA SABIR!

**

Diyeceğim o ki; Kıbrıs Türkleri’ne pompalanan propaganda (ki bir de barış adı altında yapılıyor bu, yani bakın siz bunu kabul etmezseniz barışı kabul etmezsiniz diyerek), Türk düşmanlığını içeriyor. İçeriden sayıları ne kadar az olursa olsun yapılan bir hareket koca KKTC’ye mâl ediliyor ve kalkıp dönemin Başbakanı Kıbrıs halkına “besleme” diyerek olayları daha da geriyor….

Zaten politika, hukuk, toplum gibi konulardan anlamadığı ortadadır. İktidarda doğru düzgün anlayan kimse yoktur! Çünkü anlayan insanlar bunlara karşı çıktı ve bunlar da, karşı çıkmaları kendi karakterlerine yapılmış eleştiri gibi kabul ettiler. Dün köyden göçen adamı devletin başına koyarsan olacağı bu. Haliyle liyakat bitti, sadakat başladı.

Devlet kurumunun çöküşü böyle böyle geldi…
Şimdi zorluyorlar… Yunanistan bastıracak, Bulgaristan bastıracak, Ermenistan bastıracak, Irak bastıracak… Suriye’de olaylar durulsun, onlar bastıracak….

Daha şurada 3-5 çöl yabanisiyle, İstanbul’un 3-5 mahallesi kadar ordusu olan Yunanistan ile baş edemeyen iktidar hedeflerini büyük tutmuş! 2071 falan diyorlar. Bak kardeşim; Irak ve Suriye’de sular durulduğunda, ordaki güçlerin yönü Türkiye olacak. Sadece terör örgütleri değil; komşular ve bölge güçleri…

Peki Kıbrıs’ı elden çıkartırsan, bizi kışkırtmak için ilk ne yapacaklar sanıyorsun? Kıbrıs Türkleri hedef alınacak. Ege’deki adalar hedef alınacak. Belki başka ASALA kurulur. Sürekli duygusal davranmamız, mantıktan uzaklaşmamız için uğraşılacak. Mevcut hükümette sırf millete gaz verdiğinden ve yaptıklarının içinde mantık olmadığında nerelere sürükleniriz Allah bilir!

***

Fakat bu Kardak krizi tırmanacak. Gerekirse Yunan botu batırılır, oraya 2 tane askeri gemi gönderirilip Kardak Kayalıkları ömrümüz boyunca savunulur. Gereken neyse yapın.

 

Dipçe: Hümanist gibi görünen dangalaklar var bizim ülkede. Hani “Kürtler eziliyor yeaa” deyip Alevilerin, Roman kökenli vatandaşların ve nicesinin sorunlarına hiçbir zaman el atmamış popülist hümanistler var ya… Onlar Çipras’ı çok sevmişti. Ne oldu? Türk düşmanı manyak bakanın söylemleri sertleşince ortada yoktunuz? Şimdi böyle boklar yiyiyorlar yine ortada yoksunuz?

Şu hümanistliğinizi alın, Avrupa’ya gidin, parka oturup orada kendi kendinize hümanistçilik oynayın. Zira dünyanın en tehlikeli bölgesinde bu işler böyle olmaz!

Machiavellist ve pragmatist olmadan bu alandan çıkamazsınız! Hele hele Türk kültürünü tanımayan Türk hümanistler; bu bölgeyi tanımayan sözde insan severler, askerin ve askeri disiplinin Türkler için en anlam ifade ettiğini iyi analiz etmeli. Neyse sizin gibi insanlar için zaten ayrı konu açmak gerek.

 

Kategori: Genel - Politika - Tarih