Birinci bölümü okumadıysanız : Kıbrıs Sorunu #1 : Operasyon Öncesi Durum

Diplomasi Savaşları Bölüm 1

Cuntanın Darbesi

Kıbrıs’taki Yunanlı subaylar, Ada’da bir darbe yapmış, Makaryos’u öldürdüklerini ilan ederek Kıbrıs’tan “Kıbrıs Elen Cumhuriyeti” şeklinde Lefkoşe radyosunda bahsetmişlerdi. Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakı, yani ENOSİS artık bir gün, hatta saat meselesiydi…

İlk başta Amerika, darbecileri tutar görünüyordu.
Garantör İngiltere, her zamanki vurdumduymazlığı içinde sus pus olmuştu.
Rusya ise tek meşru yönetimin Makaryos yönetimi olduğunu duyuruyordu.

Türkiye ne yapacaktı? Daha önce askerleri gemilere bindiren ve operasyondan son anda vazgeçip geri döndüren, jetlerle alçak uçuş yapan Türkiye yine aynı şekilde mi davranacaktı?

Artık Ecevit baştaydı ve görüşünü açıkça belirtmişti: Adadaki olup bittiyi hiçbir zaman kabul etmeyeceğimi açık ve seçik bir şekilde belirttiği gibi; uluslararası anlaşmalardan (Londra ve Zürih) doğan her hakkımızı ki bu Kıbrıs’a asker çıkartmayı barındırıyor, meşru olduğunu duyurmuştu.

Ecevit aynı zamanda İngiltere şu fikirle gitmişti:

İki garantör devlet olarak adaya birlikte müdahale edelim.

Oysa İngilizler bu teklife yan çizmekle kalmayıp, Türk tarafına itidal çağrısı yapmıştı.

 

15 Temmuz’da durum bu haldeyken, 22 Temmuz’a kadar Ecevit ve hükümeti olağanüstü şekilde çalışmış ve önemli diplomatik zaferler kazanarak Türkiye’nin haklılığını bütün dünyaya karşı büyük bir mantık ve cesaretle savunmuş ve gerekli adımları atmıştı.

 

15 Temmuz

Haber Ankara’da şok etkisi yarattı. Türkiye, NATO içinde çöküntü olmaması için 20 yıl boyunca sabretmiş, 2-3 kere hazırlandığı harekatı yarıda kesmişti. Bu yüzden müttefikler ve ilgili diğer ülkeler Türkiye’nin bu kadar güçlü tepki vereceğini beklemiyordu.

15 Temmuz sabahı saat 9’u biraz geçe, Dışişleri Başkanlığı Kıbrıs Yunan Dairesi Başbakanı Başmüavir Ecmel Barutçu’nun önüne Lefkoşe’den bir şifre geldi: Kıbrıs’ta darbe oldu, Makaryos devrildi, Rum Milli Muhafızları Yunan subaylarının emrinde harekete geçerek sayarı sardı, radyoya el koydu. Makaryosun öldüğü bildiriliyor.

Barutçu şaşırmıştı. Derhal telefona sarılarak, önce bakanlık servislerine durum hakkında bilgi verdi. Bir taraftan da Başbakanı ve Turan Güneş Çin’de olduğu için yerine vekâlet eden Milli Savunma Bakanını aramaya başladı.

Başbakan Ecevit ise o sırada haşhaş bölgesine yola çıkmak üzereydi ve makamında bazı bakanlarla görüşüyordu. Barutçu ise bu nedenle temas kuramıyordu. Haber gizli olduğu için, özel kalemi ikaz edemiyordu. Saat 10.15’te, Bülent Ecevit Başbakanlıktan çıkıp, Etimesgut askeri havaalanına gitti. Durumdan hâlâ habersizdi.

Uçağın kalkmasına dakikalar kala, Ecmel Baturçu, havaalanından Ecevit’e ulaştı ve bilgi 10.50’de Ecevit’e aktarılabildi. Bülent Ecevit biraz düşündü ve ardından uçağa binerek Afyon’a yola çıktı. Haşhaş konusunda daha önce uluslararası medyaya söylediklerini bu kez köylülerin gözlerine bakarak söylemek istemiş olmalıydı. Erbakan’a Afyon’dan dönüşüne kadar ilgili bakanları toplayıp, durumu izlemelerini kendisinin erken döneceğini söyledi ve 6 saat sonra döndü.

Son haberler değerlendirildi, MGK toplandı, Ecevit parti liderlerini toplayarak durumu anlattı. Liderlerle toplantıdan sonra Bakanlar Kurulu tekrar toplandı ve Başbakan bütün dünyaya Türkiye’nin görüşünü açıkladı:

Bu bir Yunan müdahalesidir. Adadaki anayasal düzen yıkılmış, gayrimeşru bir yönetim kurulmuştur. Türkiye bunu anlaşmaların ihlali saymaktadır.

Aynı zamanda Genelkurmay Başkanı Orgener Ankara’ya gelirken sakin bir tavırla, “böyle bir olayı bekliyorduk” dedi.

 

Atina Suskun İngiltere ve Amerika Telaşlı

İngiltere ve Amerika’nın Ankara Büyükelçileri hemen Türkiye’ye hareket ediyorlardı. Hükümet, nasıl hareket edeceğinin ilk işaretlerini Silahlı Kuvvetleri alarma geçirerek vermişti. Kıbrıs’taki Türk alayı da teyakkuz haline getiriliyordu. Hükümetin görüşü daha o gün İngiltere ve ABD’nin Ankara’daki maslahatgüzarlarına dışişleri yetkilileri tarafından bildirilmiş, bunun Adada fiili bir Yunan müdahalesinden başka bir şey olmadığını ve Türkiye’nin bunu kabullenmeyeceklerini kesinlikle açıklamıştı.

Bakanlar kurulunun üçüncü toplantısı sabaha kadar sürdü. tüm kamuoyu basın kararı bekliyordu: çıkartma kararını…

Ama Başbakanın kararı başkaydı. Önce TBMM’yi toplayacak ve demokrasinin gereğini yerine getirecek, o sırada müttefiklerin tutumu tesbit edilecek ve bir taraftan da askeri hazırlıklara hızla girişilecekti.

Aslında hükümet, daha ilk darbe günü bu işin halkın deyimiyle “karakolda biteceğini” görmüş, bu defa müdahalenin şart olduğuna kanaat getirmişti. Şimdi zaman kazanmak ve iyi hazırlanmak gerekiyordu.

 

Dünyanın en gerçekçi, zeki ve başarılı politikacılarının başı olarak ün yapmış Dr. Kissinger ise 15 Temmuza kadar Türkiye’ye küskündü fakat 22 Temmuz’da Ecevit ile yaptığı son konuşmada Ecevit O’na “merhaba doktor” diye hitap ediyor, Kissinger da:

Sayın dostum, size şunu bildirmekle bahtiyarım; Ateşkesin yarın saat 17’de olması kabul edilmiştir. Sanırım bu zaman süresi sizin adada bir takım son ihtiyaçlarınızı sağlamaya yeterli olacaktır.

Kissinger şunu da itiraf ediyordu: hükümette görev aldığından bu yana Viyetnam, Çin, Rusya, Avrupa ve Ortadoğu krizlerinin bulutlarını dağıtma çabasından; Türkiye’yi yakından tanımak olanağını bulamamıştı. Fakat şimdi Ecevit ile birlikte çalışmaya başlayınca iki ülke arasındaki bir çok sorun daha kolay çözümlenebilecekti.  Bundan emindi.

Kissinger, Ortadoğu ve Viyetnam sorunları için “shutle diplomacy” yani “gel-git diplomasisi”ni kullanmıştı; uçakla gelip giderek ateşkesi ve olayları kontrol altında tutmaya çalışıyordu. Fakat Kıbrıs sorunu o kadar hızlı ve o kadar yoğun diplomasiyle yürütülüyordu ki; telefon diplomasisini uygulamak zorunda kaldı. Ayrıca yardımcısı Sisko’nun gel-git diplomasisi de işe yaramamıştı…

 

İkinci Bölüm (yarın) : 16 Temmuz.

Kategori: Genel - Hayat - Politika - Tarih