Türkiye’de 286 STK Avrupa Komisyonu tarafından desteklenen ve fonlanan proje kapsamında.
Denge ve Denetleme Ağı’nın gelir kaynaklarının nerdeyse yarısı, yüzde 45’i AB fonlarındandır.
Yüzde 21 ABD, yüzde18 İngiliz, yüzde 7 Hollanda istihbaratı fonlarından beslenmektedirler.

Neden bunları anlattım?
Osmanlı’yı düşünün. Balkanlar kaybedildi, Araplar baş kaldırdı (Lawrence), Cumhuriyet öncesinden başlayarak Kürtlerin ayrılığı destekleniyor. Derken Kıbrıs’ta yürütülen faaliyetler var… Beyinler yıkanıyor, gerçekler çarpıtılıyor.

Bu çarpıtmalardan en büyüğü, “Türkiye, kendi çıkarları için adaya çıkartma yaptı” düşüncesi. Yeter mi? Yetmez. Sanki Türkiye’nin gelirleri KKTC’den geliyor, %70’i buradan fonlanıyor… Hatalar var, Türkiye’de zenginlerin sömürmesi var. Ancak terör örgütleri Kıbrıs’ta yuvalanıyor. Cemaat Kıbrıs’ta yuvalanıyor. Henüz veri bulamadım (bulan varsa ulaştırsın : emrecetinblog.com@gmail.com) ancak KKTC’de istihbarat derneklerini biliyorum. Destekli toplulukları biliyorum. Aynı oyun oynanıyor.

Kürtler, Kıbrıs Türkleri, sonra Lazlar… Türkiye, tıpkı Osmanlı’da olduğu gibi parça parça küçülecek ve Serv antlaşmasına zemin hazırlanacak… Neyse bu da ayrı konu.

Kıbrıs Sorunu Yazı Dizisi

“Kıbrıs Anlaşmalarında Ecevit’in Savunması” adlı kitabı[1] okuyorum ve Çılgın Türkler Kıbrıs’tan sonra, gayet yararlı buldum. E burada yazılanların bir kısmını anlatmak istiyorum. Özellikle siyaset bilimi öğrencilerine, diplomasi konusunda iyi bir ders olacağı gibi (tüm yazının), Kıbrıs Türklerinin de aklını bulayan düşünceleri tekrar değerlendirme fırsatı sunabilir…

Bir kaç konu olacak. Arama bölümünden Kıbrıs Sorunu yazarak ulaşabilirsiniz yada onuların altında bağlantılar olacak.

Başlayalım…

 

Kıbrıs Adasında Türk Soykırımı

Şimdi federasyon falan deniliyor ancak Rumlar, Yunanlar ve Ermeniler Türk düşmanlığı ile büyür. Bknz: tarih kitapları ve okullarda verdikleri eğitimler. Bu yetmezmiş gibi, Yunanistan Avrupa’nın piçidir, pardon şımarık çocuğu. Biter mi? Bitmez… Size bir bölüm vereceğim;

Birleşmiş Milletler güvenlik Konseyi, Kıbrıs ile ilgili yaptığı 1779’uncu toplantıda….
(kaçıncı? 1779’uncu!!! 1974’e kadar 1779 toplantı sonunda ne elde edildi? Soykırım!!!)

Neyse, 1974’te Türkler adaya çıkartma yapıp Rumları haşat edince, tabi ki Türkleri durdurmak için karar çıkarttılar. Onlara sonra geleceğiz. Kabaca söylemek gerekirse, amaç Türklerin operasyonunu durdurup, masa başına geri döndürtmek.

Birleşmiş Milletler ve diğerleri, Türk soykırımlarına karşı her zaman sessiz kalmıştır. Kırım’da, Çin’de, Bulgaristan’da, Kıbrıs’ta, Irak’ta, şimdi Suriye’de… Kürtleri, Yunanları, Ermenileri, Bulgarları… Herkesi desteklerler ancak Türklere karşı yapılan soykırımı ve kültürel soykırımı durdurmadılar, göz yumdular.

Buyrun başlayalım…

 

Yunan Zulmü

1919’da İzmir’e çıkanlar, Anadolu halkına bin bir işkence, tecavüz, vahşet uyguladılar. Tarih şöyle yazıyordu;

10 MAYIS 1921

Zaptı tutulan olay, Gedelik köyüne aittir. Yaşları 2 ila 52 arasında değişen 50’yi aşkın isim ki köyden ölenler arasında adları bulunabilir ve öldürülme biçimi mevcuttur. Bu ölüm biçimlerinde; kurşun ve süngü ile, köy içinde yakılarak, köy içinde balta ile, köy içinde kasatura ve süngü ile devam etmekte.

Köye girildiğinde ilk görülen etlerin tamamen yok olmamış, kararmış kafataslarıydı. Bir meydanın ortasında ise yaşı yetmişi aşkın bir kadın, buruşmuş elleriyle sıkıca küçük bir kız çocuğunun elini tutmuş ve öylece ensesinden bir kurşun yemişti. Yanında yatan çocuğun ırzına geçilmiş, çenesi dağıtılmıştı.

 

17 NİSAN

Köye adeta koşarak giren Yunan askeri, ahaliden önce dört bin altın fidye istediler. Bir saat içinde tabi ki para bulunamamıştı. Bunun üzerinde dipçik ve süngü darbeleriyle köy erkekleri soyuldu. Yolda bir kaçını itiraz ettikleri için gözlerini kırpmadan öldürmüşlerdi. Hacı Osman’ın evini erkeklerle doldurduktan sonra üzerine bomba attılar. Her yer ateş içindeydi. Köyde sağa sola koşuşan kadınları süngü ve kasaturayla öldürmeye başladılar. Kimi de, küçük çocukları süngünün ucuna takıp ateşe atıyordu.

 

Gemlik bölgesi halkı Yunan çetecilerinin zulmü yüzünden İstanbul’a nakledilirken, o koca şehrin dibinde bir mahkemede Kalaycı Yorgi’nin sorgusu yapılıyordu. Şile’deki İngiliz komutanın önünde Yorgi suçunu itiraf etmişti:

Yunanlı çavuş Koçaros ve 35 kişilik bir Yunan askeri müfrezesi ile birlikte Ağva ilçesinin Hacı Mustafa köyüne girdik. Çavuş köylülere “Elinizdeki bütün silahları verin” dedi. Bu arada askerler silah bulundurmak bahanesiyle köyde yağmaya başlamışlardı bile. O sırada Hasan isimli orta yaşlı bir adam, karısını sürüklemek isteyen bir Yunanlı ere engel olmak istedi. Derhal yere yatırdık ve vücudunu süngüyle delik deşik ettikten sonra (adli rapora göre 28 süngü darbesi tespit edilmişti) boğazını bir bıçakla kesip öldürdük. Laz oğlu ALiyi’de süngüledik, sonra vücudunu iki parçaya ayırdık. Köyün kadınları bağırıp çağırıyorlardı. Bunlardan bazılarına tecavüz edildi ve sonra da öldürdüler.

 

16 MAYIS 1921

Yunanlılar kaçarken, Türk askeri anlatıyor:

Kapaklı. Bir çoban koşa koşa yanımıza geldi. Köyden alevler çıkıyordu. Anlattıklarını bir solukta dinledik. Yunan askerleri o sabah köyü basmış. Para ve silah arama bahanesiyle bütün evler yakılmış, yıkılmış. Köyün bütün güzel kadın ve kızlarının ırzına geçilmiş. Bahçelerin birinde ağlamaktan sesi kısılmış 6 aylık kadar bir bebeğin sesi geliyor ve annesini aramaya koyulduk. Köyün biraz açığına geldiğimizde bir kanlı yığınla yü zyüzeydik. Yunanlı askerler ve yanlarındaki Rum çeteciler, yakaladıkları erkekleri çırılçıplak soyup, köyün dışına sürükledikten sonra koyun boğazlar gibi kesmişlerdi. Çocuk hâlâ yanımızdaydı ve cesetleri bırakmak, canlıları aramak zorundaydık. Tekrar köye döndük…

Aynı gün: gemilere kaçmak için gelen halkımız çırılçıplak.
2 Şubat 1921 : yağma, tecavüz, katliam.
4 Mayıs 1921 : Katliam, ölenlerin bedenlerini parçalama….

Bunların hepsi heyetlerin raporlarında var! Hepsini dünya biliyor.

Peki bizim sikik Sörvayvır, evlendir beni, amca eşine pompa, kurçuklar ovasını izleyen aptal halkımız biliyor mu?

 

Gel Gelelim Kıbrıs Türk’ünün Çektiklerine

15 Temmuz, darbe. ENOSİS için zemin.

Londra’da bir lokanta sahibi olan 24 yaşındaki Ümit Hüseyin:

Cumartesi günü Limasol’daki Türkleri toplayıp hapishaneye doldurdular. Kadınlar ve çocuklar ağlaşıyorlardı. Bir Rum bir Türk kadınına gelerek kucağındaki altı aylık bebeği susturmasını söyledi. Kadın, çocuğu susturamayınca Rum Muhafız silahını ateşleyerek, herkesin gözü önünde çocuğu öldürdü.

Türk ordusu Kıbrıs’a çıkınca, Rumlar Türk evlerini basmaya, sakinlerini sokağa çıkarıp dövmeye, eşyalarını yağma ve evleri ateşe vermeye başladılar. Beni de döverek hapishaneye götürdüler, fakat ertesi gün İngiliz vatandaşı olduğum için bıraktılar. Topladıkları Türkleri “Zito Nkos Samspon” diye bağırmaya zorluyorlardı. Hapishaneden çıktıktan sonra evime gittim. Ortada hiçbir şey kalmamıştı.

Rum muhafızlar daha sonra Türkiye’nin kendilerini cezalandıracağından korkarak paniğe kapıldılar ve ihtiyar kadınları bıraktılar.

 

Kocası Kıbrıslı Rum olan bir İngiliz kadını, Yaban Shirley Voldarın televizyonda şunları anlatmıştır:

Dokuz ve yedi yaşındaki iki kızım ve kocamla evde otururken Rum Muhafızlar kapıyı kırıp eve daldılar ve kocama kendilerinden yanında Türklere karşı savaşmalarını istediler. Kocam reddedince silahlarını üzerine boşlattılar. Kocam yerde kanlar içinde yatarken beni ve çocukları sürükleyerek dışarı çıkadılar. Sonra İngiliz olduğum için bıraktılar. Kocam sağ mı ölü mü bilmiyorum.

 

Bir başka İngiliz de Limasol’da sokakların süngülenmiş, kurşunlanmış Türk cesetleri ile dolu olduğunu söylemiş, “Rumlar çok kere karşılarına çıkan Türklere soru bile sormadan silahlarını boşlattılar” demiştir.

Üstleri dışında oturan İngiliz asker aileleri de Ada’dan tahliye için evlerinden ayrılırken Rum Muhafızların zaman kaybetmeden içeri daldıklarını ve yağmaya başladıklarını söylemişlerdir.

İngiliz vatandaşı Kıbrıslı Türklerden Bayan İlhan Osman’da Rumların kadın ve çocuklardan zorla kan aldıklarını söylemiş ve çocuğun kolundaki izi göstermiştir. Bayan İlhan Osman Limasol’da bir sokakta en az yirmi katledilmiş Türk gördüğünü de sözlerine eklemiştir.

 

Bütün Bunlara Karşı BM’nin Kararları Neydi?

Unutmayın ki 1779. Kıbrıs toplantısı!

4 Mart 1964 tarihli ve 1864 sayılı kararını hatırlatarak, Birleşmiş Milletler yasasının 24. maddesi uyarınca dünya barışı ve güvenliğinin devamını sağlamak husundaki yükümlülüğünü müdrik olarak:

  1. Bütün ülkeleri Kıbrıs2ın egemenlik, bağımsızlık ve toprak bütünlüğüne saygı göstermeye çağırır.
  2. Halen devam etmekte olan çarpışmalara taraf olan bütün ilgilileri, ilk tedbir olarak ateşi kesmeye ve bütün ülkeleri, durumu daha da vahimleştirecek hareketlerden sakınmaya ve azami itidal göstermeye çağırır.
  3. Kıbrıs Cumhuriyetine karşı yabancı askeri müdahalenin derhal sona erdirilmesini ister.
  4. Uluslararası antlaşmaların müsade ettiğinin dışındaki bütün yabancı askeri personelin adadan çekilmesini talep eder.
  5. Türkiye, Yunanistan ve İngiltere Birleşik Krallığı ve Kuzey İrlanda hükümetlerini, bölgede barışın ve Kıbrıs anayasal hükümetinin yeniden ihdasını sağlamak amacı ile gecikmeksizin görüşmelere başlamaya ve durumdan Genel Sekreteri haberdar etmeye çağırır.
  6. İlgili bütün tarafları, görevini yapabilmesine meydan vermek üzere birleşmiş Millletler Barış Gücü ile (aq onların şerefsiz piçler) tam işbirliğine çağırır.
  7. Durumu sürekli inceleme altında tutmaya karar verir ve Genel Sekreterden, barışçı şartların mümkün olan en kısa zamanda yeniden ihdasını sağlamak amacıyla alınmasını önerebileceği tedbirler konusunda Konseye bilgi vermesini ister.

 

Kısacası; Türkiye geri dönsün… “Barış sağlama”ymiş.. Peh! Türkler ölürken neredeydiniz efendiler???

Neyse çok dolduysanız; Kıbrıs’ta Girne’ye çıkartma yaptıktan yarım saat içinde 196 Rum’un kuyruklarını bacaklarının arasına alarak teslim olduğunu şimdilik anlatayım.

 

İkinci Bölüm : Kıbrıs Sorunu #1 : Diplomasi Savaşları – 15 Temmuz