Son gönderilerden haber almak için twitter hesabımızı takip edebilirsiniz

Başkanlık tartışmaları sürerken, “Erdoğan’ı çekemiyorlar, bunlar yabancı dövletlerin oyunu” gibi düşüncelere sahip insanlar evde gizlice Google’dan bu kavramları arıyor öğrenmek için. Blogu açık amacım olan derslerde öğrendiğimi, okuduklarımı ve tecrübe ettiklerimi “herkesin anlayacağı” dilde yazma düşüncesine göre bunları açıklamam gerektiğini düşündüm. Zira facebook sayfalarında, bazı sözlük yazılarında ve bloglarda tam anlamıyla saçmalık ve bilgi kirliliği akıyor.

Otorite Sınıflandırması

Otorite Fransızca, Türkçesini yazayım dedim ancak “siyasi ve iradi güç” demem gerekecek; e şimdi siyasi ve idari kelimeleri Arapça. İçinde bulunduğumuz kültürel sömürge olma durumunu bu şekilde daha iyi anlayabilirsiniz. Neyse Türkçe konuşulmamasına söz çarptıktan sonra;

Max Weber, otoriteyi 3 bölümde sınıflandırmış. Bunlar meşruluk içinde inceleniyor ki bunları verip meşruluğa ayrıca değineceğim.

1- Kültürel Otorite

Bunu dediğimizde krallık gibi algılayabilirsiniz. Önceki nesil; anneleri ve babaları bu rejime ve işleyişi kabul etmiştir. Kabul ettiği için, çocukları da kabul etmiştir. Haliyle bu rejimin meşruluğu tamamen “zaten orada olmasına” bağlıdır. En bilinen örnekleri ufak kabileler ve gruplara bağlıdır diyor. Benim aklıma “töre”nin olduğu aşiretler geldi mesela. Kan davaları, kız alıp satma. Haliyle çoğu geçerli, çünkü zaten var.

2- Karizmatik Otorite

Bu işe gerçekten meraklıysanız, İngilizcesiyle “Dark Charisma”, Türkçesiyle Öldüren Karizma adlı Hitler’in karizmatik görünmek için neler yaptığını anlatan bir belgeseli izleyebilirsiniz.

Şimdi karizma konusu ilgin, aslında bu konunun ana kaynağını oluşturuyor. Kötü karizmatik liderler (Hitler gibi) olabileceği üzere, iyiler de (Atatürk gibi) olabilir. Atatürk biraz tartışmalı bölümde durabilir.

**

Bu otoritenin meşruluğu güce ve kişisel karaktere bağlıdır. Yani “karizmatik” olmasına, yani büyüleyici gücüne. Olağanüstü bir etkisi vardır insanların gözünde ve bazıları (kim olduğu aklınıza gelecek), dini bir yan eklemeyi de ihmal etmez. Hitler’de dini bir yan oluşturmak için uğraştırdı, ya da bazıları direkt dini kullandı ve “peygamber” bile denildi ülkemizde o bazılarına…

En güzel örnekler Napolyon, Hitler, Humeyni, Castro, Gaddafi gibi liderlerdir.

Bu tür otoriteler “sorgulanamaz“. Olağanüstü imaj verildiği için, olağan şeyler bu liderler için işlemez ve meşruluğun diğer yanı olan halk bu şekilde kabul eder. Fakat bu tarz otorite ve meşruluk, lider öldükten sonra (Castro bugün öldü), devam etmez.

Bu kişilerin sınırları yoktur, mesih gibi ilan edilirler, halk bu kişilere itaat eder.

3- Nizami ve Mantıklı Otorite

Legal & rational authority diyor, Türkçesi olarak yasal/kanuni ve rasyonel(!) diye çevirmeler olabilir.

Bu, üstte gördüğümüz gibi bir kişiye ya da zaten var olan bir sisteme bağlılık değildir. Anayasa ve güçlerin ayrılığı ya da güçlerin birleşimi (fusion of power) gibi çeşitli demokratik adımlara bağlıdır.

Burada önemli olan şey “limitler”dir. Yani limitler vardır. Liderin limitleri vardır, parlamentonun limitleri vardır. Üstteki 2 tip otoriteye bakacak olursak; burada lider sorgulanabilir, olağanüstülük yoktur ve sınırlar vardır.

Bütün sistem ve yapı kurallarla belirlenmiştir. Günümüzdeki bir çok çağdaş ülke bu sisteme sahiptir. Başkan, başbakan, hükümet ofislerinin sınırları bellidir ve bu makamları elinde tutanların gücü sınırlıdır. Geleneksel ve karizmatik otoritenin tersine burada adaletsizlik, hukuksuzluk ve yetki istismarı çok çok azdır.

**

Meşruluk

Üstte bahsettiğim bütün otoritelerin temelinde meşruluk vardır. Yani krallık, diktatörlük ve demokraside meşruluk yani halkın gönüllü olarak kuralları, yönetimi ve sistemi kabul etmesi ilkesine dayanır. Eğer yönetimin meşruluğu ortadan kalkarsa halk ayaklanır ve diktatörlük, krallık ve hatta demokrasi devrilir.

Halkın okuması, araştırması, bilgili olması (iyi eğitim alması); demokratik süreçlere katılması bu yüzden önemlidir ki oy vermek değil, bir sivil toplum kuruluşunda görev almak.

Fakat Türkiye’de günde 6 saat televizyon izliyoruz ve 3 saat internete giriyoruz (ortalama). Kaba bir hesapla yılda 2.190 saat televizyona ve 1.095 saat internete harcıyoruz. Peki kitap okumaya ne kadar harcıyormuşuz? Yılda 6 saat [1].

Yarışmada kavga gürültü, dizilerde silah, evlendirme programında kültürün çökmesi ve tartışma… İşte bir halk şiddete, kavgaya böyle alıştırılır. Bir halk böyle çözünür. Böyle bir halk, karizmatik geldiği için liderini sorgulamaktan acizleşir. Türkiye’nin durumu budur.

**

Başkanlığın Tehlikesi

Şimdi ben size internette bulabileceğiniz ya da önerim olan Andrey Heywood ve Ahmet Taner Kışlalı’nın siyaset ile ilgili kitaplarında görebileceğiniz şemayı vermeyeceğim. Başkanlık budur, parlamenter sistem budur diye açıklamayacağım.

Sadece şunu söylemek istiyorum; demokrasi indeksinde üst sıralarda olan Norveç, İzlanda, Kanada, Danimarka vs gibi parlamenter demokrasilere bakınca, nasıl ki Türkiye demokraside bunları yakalayamadıysa başkanlık sisteminde de “düzgün çalışan tek başkanlık sistemi olan Amerika’yı” yakalayamaz.

Hatta bazıları İranlaşıyoruz falan diye bağırıyor ya; bakın bu ülkeye şeriat gelse, din ile yönetilsek; İran’ı da yakalayamayız. İran’ın devlet yapısı çok sağlam. Bir sürü bilimsel gelişme falan çıkıyor. Perslerden bu yana taş gibi orada.

Yani sorun parlamenter sistem mi başkanlık mı? Olmasından çok, halk. Halk eğitilmediği, saygı ve duygudaşlık (empati) kavramlarına sahip olmadığı, birbirini dinlemediği sürece ne getirirsen getir sıkıntı çıkacaktır.

Hele hele kontrol seven, otoriterlik eğilimi olan bir adamı yetkili güç yapmak bizi çok daha sıkıntıya sokar. Tarihsel ve kültürel açıdan tek adam yönetimi altına girmeye meyilliyiz. Bu yüzden yetkileri parlamentodan alıp başkana devretmek deliliktir, özellikle bu coğrafyada (ki yazacakları anayasanın nasıl bir şey olduğunu az çok tahmin edebiliyorum, Amerika diye yola çıkıp Rus tipi başkanlığı getirecekler).

Rus Tipi Başkanlık

Bugün yarın, Sovyetlerin çöküşünü ve Rus tipi başkanlığı anlatırım. Rusya’da yürütme, yargı ve yasamadan üstün. Haliyle muhalefet yok (ya da sembolik var), Rus başkanının dokunulmazlığı mevcut. Güçler ayrılığı ilkesi falan yok orada.

Bu işleri kültürel olarak düşünün; çarlık vardı, sonra Sovyetler Birliği geldi ve sürekli baskı, bir otoriterlik söz konusuydu. 1990’dan sonra Boris Yeltsin, bu kontrol isteğini yeni sistemde de devam ettirdi ve hatta parlamentoyu bombalamaya kadar giden süreçler yaşandı.

Putin geldiğinde, işi daha da sertleştirdi ve “dikey sistem” olarak adlandırıan sistem getirdi. Bölgelerde kendi partisinin yararına temsilci çıkartacak değişiklikler yaptı ve mecliste sorgusuz tek güç oldu (evet evet diğer partilerde var).

Bunlar politika ve kültür ile ilgilidir. Rusyanın büyük olması, çarlık, Sovyetler… Bu yüzden Obama gibi komik insanlara değil; Putin gibi (Silah, at, uçak kullanan ve judo yapan, yüzen güçlü liderlere) oy verir Rusya.

***

Bu konuyla ilgili analizi burada bulabilirsiniz. İşin anafikri olarak şunu demek istiyorum; halkı eğitip bilinçlendirmedikçe, bu aptal televizyon programlarından kurtarmadıkça; neyin ne olduğunu, “temel hak ve özgürlükleri”, demokrasiyi, anayasayı, politik tarihi anlatmadıkça; sistem ne olursa olsun hep arıza çıkar.

Size bir harita vereceğim;

sykes-picot-antlasmasi

**

Birleşik Krallık ve Fransa’nın aralarında “gizli” olarak imzaladığı Sykos-Picot antlaşması. Mavi yer Fransızların, kırmızı İngilizlerin. Yeşil bölge de Rusların.

Libya, Mısır, Suriye, Irak… Bir çok bölge; bugün kan dökülen bir çok bölge Osmanlı toprağı idi. Osmanlıyı parçalayan güçler hâlâ planlarını orada sürdürüyor.

“Yeni Dünya Düzeni”, azınlıkların ulus devletler ayrılmasını kısacası ülkelerin minik minik parçalara ayrılmasını öngörüyor. Bunun için uğraşıyorlar ve Irak bilinen en büyük örneği (Kürt, Şii ve Sünni bölgeleri). Bir uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi öğrencisi olarak Türk politik tarihi ve kültürünü görmemenin üzüntüsünü daha önce yazdım. Evet bunları görüyoruz ama “Ortadoğu politikaları” dersinde ve bizle ilişkilendirmiyoruz. Bknz:

 

Haliyle ben insanlara kendi tarihini, çözünme sürecini anlatmanın; politik geçmişimizi öğretmenin derdindeyim. Fakat olan durum nedir? Halkın aptallaştırılmasıdır. Daha bunun önüne geçemedik. Haliyle hangi sistem gelirse gelsin, bizim içimiz yaş.

Bakınız: