Son gönderilerden haber almak için twitter hesabımızı takip edebilirsiniz

Dün jObs filmini izliyordum (herhalde 10’u geçti). Steve Jobs’un biyografisi geldi aklıma (Walter Isaacson) ve Mark Zückerberg (Facebook kurucusu) hayatı, Larry Page ve Sergey Brin (Google)… Bu insanlar işlerine garajda başladılar. Maddi durum gibi bir sürü sorunları vardı ve hepsini çözüp dünya şirketi oldular.

Türkiye’de bir ailede olduklarını düşündüm. “Baba ben garajda şirket açacağım” falan dese; başta aile, sonra arkadaşları “deli misin oğlum git avukat ol, doktor ol, öğretmen ol; garanti maaşın olsun” der değil mi?

Üzerine çevreden “zor, yapamazsın, imkansız, nasıl başaracaksın” gibi saçma sapan ve cesaretini kırıcı sözler. Yahu sen bu insanın en yakını değil misin? Neden cesaretlendirmiyorsun? Neden imkansız diyorsun? Sana göre imkansız, belki bu kişi yapacak nereden biliyorsun!

Şanslıysa hayatında 1-2 kişi destekler. Hepsi bu. Hayat boyunca destekleyecek 1-2 kişi.

 

steve jobs garaj

 

Kalıplar Kalıplar ve Biraz Daha Kalıplar

Neden okulu terk eden veya okula gitmeyerek hayata erkenden başlayan insanlar bugün patron oldu? Eminim yakın gelecekte patronlar değişecek; teknoloji bilen, üniversitede FARKLI DÜŞÜNEN ve ar-ge’ye ağırlık vererenler çok büyük etkileri yaratacak insanlar olacak. Fakat bazı şeyler hiç değişmeyecek.

Günümüzde neden üniversite mezunu bir bilgisayar mühendisi 1.500-2000 maaş alıp; vizyonu olmayan bir patron için çalışıyor? Neden mutsuz? Bu duruma nasıl geldik? Adamlar 8 kişiyle Instagram üretirken biz neden photoshop, javascript, objective-c ve 10-15 dil ve özellik bilen bilgisayar mühendisleri arıyoruz? Alanlarında uzman kişiler istemiyoruzda her şeyi istiyoruz?

 

Okul Kalıptır Ezberdir

Hatırlayın… İlkokulda önlük, ortaokulda ve lisede takım. İnsanın içinde “farklı olma” arzusu vardır ve bu 50 bin senelik modern insan evrimiyle oluştu. Bir nedeni var elbet. Farklılığını göstermeye çalışan öğrencilere “oğlum müziğe, spora, sanata yönel; orada kendini göster” diyerek “farklılığa” yönelten öğretmenler yoktu. Hepsini fabrikadan çıkmış gibi, asker gibi tek tip yapmaya çalıştılar.

  • Oğlum saçına jöle sürme
  • kızım gömleğini içeri sok
  • spor ayakkabı giymeyin

Birde güzel bir amaç sürdüler öne “durumu olmayan çocuklar”… bu konuda öğretmenlere yükleneceğim ama başka bir yazıma sakladım.

 

Gördüğünüz gibi okulda ilerledikçe, kalıbın ve sistemin bir parçası olursun. Üniversiteye gelirsin, her şey serbest. Karakteri oturmamış çocuklar kendini kaybeder. Belki yüksek lisans ve sonrasında düşünmeyi, sorgulamayı, yaratıcı olmayı öğrenir ancak öncesinde sadece rahatlığın ve özgürlüğün tadını çıkartacaktır. HAYATLARI BOYUNCA GÖRMEDİKLERİ ÖZGÜRLÜĞÜN VE RAHATLIĞIN!

Spor, sanat, teknoloji gibi alanlarla uğraşır ve kulüplere giderse bir şeyleri farklı görmeye başlar. Onun dışında %95-98 oranında öğrenci fabrika çıkışlı; yani kopya çeken, ezberci ve sorgulamayı bilmeyen yani yaratıcı olmayan sistem kölelerine dönüşür.

 

 

Risk Almak?

20’li yaşlar… Çocuğumuzun olmadığı, eşimizin olmadığı yani sorumluluğumuzun olmadığı çok güzel yaşlar. Bir şeylere başlamak için mükemmeldir. Risk almak için. Hepimiz öleceğiz, ardımızda yaptıklarımızdan ve fikirlerimizden başka hiçbir miras bırakamayacağız…

Zaten kaybedeceğiniz bir şey yok ve şirket kurup batırsanız yada hayalleriniz için yola çıkıp düşseniz dahi 20’li yaşlarda sıfırdan başlama gücü ve enerjiniz vardır. Üzerine düştüğünüz ve tökezlediğiniz her adım tecrübe olacak…

Peki okullar ve aile ne yapıyor?

RİSK ALMAYI ÖĞRETMİYOR!

Risk, kötü bir şey olarak gösterildi. Risk, içgüdüdür. Risk, kalptir. Hedeflerin içgüdüler ve kalp ile seçilmesi gerektiğine (dünyayı değiştirme, Türkiye’yi model bir ülke yapma hayali gibi) inanıyorum. Fakat bu hayali içgüdülerimle seçtiğim gibi, buna ulaşmak için MANTIĞI kullanmam gerektiğini de biliyorum.

Gerçekten uğraştın mı? 200 Kere denedin mi? (Emre Çetin Kimdir sayfasında yazıyı bulacaksın).

 

Okullar size risk almayı öğretmez. Okulun doğru düzgün bir şey verdiğini düşünmüyorum bile. Hatta Türkiye’de çocukları ezberci ve kopyacı (yani emek hırsızı ve kısa yoldan başarılı olmaya çalışan tipler) yaptığını düşünüyorum.

Fakat üniversite hayatı… Kulüpler, yediğin kazıklar, aç yattığın geceler, plansız ve unutkanlık yüzünden gelen elektrik kesintileri…. Bunlar bir şeyler öğretir. Hayatı öğretir.

Üniversite hayatı her şeydir. Üniversitede; geri kalan dönemde okuduğun okullar kadar boktan bir yerdir. Buna rağmen ne üniversitede nede üniversite hayatında risk almayı daha da önemlisi NASIL RİSK ALINACAĞINI yeterince öğretemez. Sen kendini geliştirmelisin ve kendi kendine öğrenmelisin.

 

Doğru Şekilde Risk Alma

Hayatını risk almadan yaşayan devlet memurları ve şirket çalışanları görüyorum. Mutsuzlar, tek atımlık hayatlarını harcıyorlar ve risksiz yaşamak istedikleri için böyle kötü hayat yaşadılar.

Oysa zengin olmak, ünlü olmak yada daha önemlisi; oyuncu, sanatçı olmak, kendi şirketine sahip olmak istiyorlardı.

Günümüzde KOSGEB gibi destekler var. Belediyelerin dahi verdiği oyunculuk ve zanaat kursları var. Başarabilirlerdi. ÜNİVERSİTELER BUNLARI ANLATMADI!

Öğrenciler için KOSGEB neden anlatılmıyor? Mezun öğrencilere 1-2 saatlik seminer verilebilir. Kendi şirketlerini kursunlar. Teşvik edilmesi gerek!

Nasıl risk alınacağı anlatılırsa, gençler risk alacak. Daha güzel fikirler, daha güzel ürün ve hizmetler çıkacak; önce Türkiye sonra insanlık gelişecek…

 

Hepsini geçtim; insanlar hayallerini gerçekleştirebilecek ve MUTLU OLACAK! Mutlu olmayan bir insandan bırakın insanlığa, ülkesine katkısını; ailesine ve hatta kendisine bile katkı sağlanması beklenemez.

Risk alın, kalıpları yok sayın, sistemin parçası olmayın… Bir şeyleri ancak böyle doğru yaparız. Hayallerimizin peşinden giderek.