Daha parti adı vs yokken bana “Meral Akşener hakkında ne düşünüyorsun” şeklinde sorular gelmeye başlamıştı. İyi Parti haberleri duyulunca devam etti ve kurulduğunda da daha fazla soru sorulmaya başladı. Fakat konuşmak için çok erken olduğunu; sitesini, tüzüğünü, parti programını görmediğini söylemiştim.

İyi Parti ile ilgili ilk yazım burada ve belirttiğim bazı eksikliklerin giderildiğini gördüm.

Ehhh bölüm bitiyor, son 3 sınavım var ve aram vardı. Bu arayı değerlendirip, bir kaç saat içinde tüzük ve parti programına göz atıp sizinle paylaşmak istedim.

Tüzük

Bir partinin yolunu öğrenmek istediğimde önce tüzüğe bakarım. KKTC seçimlerinde tüzük ve parti görüşleri farkını buradaki konumda da belirtmiştim. Parti ve kurumların, dünyaya bakış açılarını; yapmak istediklerini anlatır. Bu yüzden tüzükle başlamak gerektiğini düşünüyorum. TDK’ya göre Tüzük:

Herhangi bir kurumun veya kuruluşun tutacağı yolu ve uygulayacağı hükümleri sırasıyla gösteren maddelerin hepsi

İyi Parti’nin tüzüğünü, iyiparti.org.tr adresinden bulabilirsiniz (İyi Parti -> Tüzük). Diğer partilerin de tüzüğünü oradan bulabilirsiniz.

Madde madde yazıp, başlayalım.

**

Madde 2 – Kuruluş Amacı ve İlkeleri

Burayı tamamen ekliyorum, çünkü önemli.

Türk Milletinin ülkesi ve devleti ile bölünmez bütünlüğünü korumayı; Kurtuluş Savaşımızın eşsiz kahraman başkomutanı, cumhuriyetimizin kurucusu büyük önder
Atatürk’ün ilkelerini esas almayı; Türkiye Cumhuriyeti’ni milletler topluluğunun
bağımsız, egemen, şerefli ve itibarlı bir üyesi olarak etkin bir bölgesel güç ve lider
ülke yapmayı; böylece bölge ve dünya barışına katkıda bulunmayı amaç edinir. Cumhuriyetimizin kurucu iradesine bağlı olarak, Anayasa’nın ilk dört maddesinde yer alan temel niteliklerin varlığını devletimizin bekasının teminatı olarak kabul eder. Demokrasi, insan hakları, adalet, eşitlik, özgür düşünce, hür irade, liyakat, bağımsız ve tarafsız yargı, denge ve denetim sistemleri gibi demokratik hukuk devletlerinin temel kavram ve ilkelerini benimser. Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ndeki ölçütlerin, bireysel hak ve hürriyetlerin gerçek manasıyla ve evrensel değerler kapsamında uygulanmasına çalışır. Egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milleti’ne ait olduğu, kuvvetler ayrılığının tesis edildiği, hukukun üstünlüğü ilkesinin özümsendiği bir devlet yapılanmasını zaruri görür. Bunun için çok partili demokratik parlamenter sistemin geliştirilerek uygulanması gerektiğine inanır. Türk tarih ve kültürünün süzgecinden geçerek günümüze taşınmış değerler ile bu değerleri temsil eden Ahmet Yesevi, Hacı Bektaş Veli, Mevlana ve Yunus Emreler’in anlayış ve felsefesi yolumuzu aydınlatır. İfade, inanç, din ve teşebbüs hürriyetini
vazgeçilmez ilkeler olarak kabul eder. Laikliği din ve vicdan hürriyetinin teminatı olarak görür. Milli geliri daha hızlı büyüterek refahı artırmayı, adil paylaşım ile refahın tabana yayılmasını ve toplumsal huzuru artırmayı hedefler. İktisadi değer ve kaynaklarımıza sahip çıkar ve en verimli şekilde değerlendirir. Milli ve manevi değerlerimizi yaşatmaya, çağdaş gelişmiş ülkelerin ittifakla kabul ettiği evrensel değerlere katkı sağlamaya; ülkemizde bilim, sanat, estetik gibi medeni değerleri geliştirmeye; insan yetiştirme düzenimizi nitelik ve nicelik olarak en ileri ülkelerin seviyesinin üzerine çıkarmaya; siyasetin ahlak zemininde yapılmasına, devletin temeli olan adaletin güçlendirilmesine; bu ilkelerle insanlarımızın daha huzurlu, mutlu ve özgür yaşamasını temin etmeyi hedefler.

Daha geniş şekilde değerlendireceğim. Yukarı baktığımızda İyi Parti’nin, Atatürk ve değerlerine bağlı; kişisel hak ve özgürlükler konusunda liberal değerleri içeren, Türk kültürünü önemseyen fakat bunu ırkçılık bazında değil, evrensel hale gelmiş olan değerler ile yapan; 4 maddenin değişmeyeceği, laikliğin destekleneceği ve adaletin kuvvetlendirileceği bir sistem amaçladıklarını kabaca anlayabilirsiniz. Tabi daha fazlası var, okuduğunuzda göreceksiniz.

Bunları analiz edebilmek önemlidir. Örneğin ilk 4 madde ne diyor?

MADDE 1. – Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.
MADDE 2. – Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.
MADDE 3. – Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.
Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.
Millî marşı “İstiklal Marşı”dır.
Başkenti Ankara’dır.
MADDE 4. – Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.

Cumhuriyet, demokrasi, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olması dışında bir şey kabul etmeyeceklerini beyan ediyorlar.

**

Bir hukukçu, buradakileri daha doğru ve anlamlı yorumlayacaktır. Fakat size örnek olabilmesi için;

AK Parti’nin Tüzük’ünde şöyle bir ifade var:

4.14- AK PARTİ; referandumu, halkımızın yönetim sürecine katılımını temin
için etkili bir yöntem olarak benimser.

Bunu okuduğumuzda, referanduma ağırlık vereceklerini anlamak kolaydır örneğin.

Tabi partide “Mustafa Kemal Atatürk” adının geçmesi ve hukukun üstünüğünden bahsedilmsi; böyle olacağının anlamına gelmez tabi ki.

Anlayabilmek için bir de HDP’nin tüzüğüne bakalım:

Madde 2(a)Türkiye’de yaşayan tüm halkların eşit haklara dayalı demokratik temelli siyasal hak taleplerinin tanınması; başta anadilinde eğitim hakkının tanınması gelmek üzere kimlik ve kültürlerinin korunması ve geliştirilmesi yönünde gerekli mücadeleyi yürütmeyi;

Madde 2(c) Kapitalizme ve emek sömürüsüne karşı tüm işçilerin, emekçilerin, yoksul köylüler ile tüm çalışanların onurlu, adil, güvenceli, güvenli ve sağlıklı çalışma koşullarına ve sosyal güvenliğe sahip olma hakkını savunmak; siyaset yapma, siyasal ve sendikal örgütlenme özgürlüğü önündeki tüm yasal ve fiili engelleri kaldırmak için mücadele geliştirmeyi;

Bu iki tanesine bakarsak; Anayasanın 4 maddesini (Madde 3, dil) değiştirmeyi amaçladıklarını göreceksiniz. Haliyle İyi Parti ile burada anlaşmazlık çıkacağı kesindir. Sadece tüzüklerdeki amaçlara bakarak bunu anlamak mümkün. Ayrıca 2(c)’de görebileceğiniz üzere, “kapitalizm ve emek sömürüsü” şeklinde ifade var. Siyaset bilimiyle biraz içli dışlı olanlar bu söylemlerin Marksistler tarafından söylendiğini bilir ve buradan şunu yorumlayabiliriz; HDP, liberal ekonomiye karşıdır ve hatta Marksist söylem içindedir.

**

Sadece tüzüklerdeki amaçlara baktığımızda ve siyaset bilimiyle ilgili bir kaç kitap okuduğumuzda; söylemleri, yolları ve amaçları kolayca çözebiliyoruz. Kahvede oturup “onlar gomünist, bunlar Israyıl acanı” demekten daha yararlı bir yoldur.

 

Parti Programı

Tüzük’ün devamındakiler, partinin Anayasası diyebileceğimiz bir işleyiş sınırlarını belirler. Fakat ne yapılmak istendiği ve nasıl yapılmak istendiği ise parti programlarında anlatılır.

Final döneminde olduğum için uzun uzadıya incelemeyeceğim fakat öne çıkartmak istediğim bazı yerleri buradan açıklayacağım.

**

Mesela tüzük ile ilgili bir sıkıntı gördüm ve bu tarz ufak görünen şeyler beni rahatsız ediyor. İlkelerde diyorlar ki;

Milliyetçiliği kültürel ve ekonomik alanlara taşımak

Daha önce Türkiye’nin ekonomik, kültürel (dil vs) ve eğitimsel olarak bir sömürge olduğunu ayrı konularda yazmıştım. Ayrıca “İslam adı altında Araplaştığımızın, çağdaşlık adı altında yozlaştığımızın” defalarca altını çizdim. Bu rahatsızlığım ve yukarıdaki ilke güzel bir ilerleme olacaktır.

FAKAT!

Amaçlarımız bölümüne şunu eklemişler:

Çağdaş medeniyet yakalamak

Türkçenin Diriliş Hareketi gibi Türkçeyi diriltme ve yabancı sözcüklerden kurtulma amacını taşıyan STK’larda medeniyet (Arapça) yerine çağdaş sözcüğü önerilir.

Arapça içerik açısından zengindir ve çok farklı durumları açıklamak için çok farklı sözcükler vardır. Bu yüzden “çağdaş” ile “medeniyet” sözcükleri farklı anlamlar için kullanılmış olabilir.

O halde medeniyet sözcüğü yerine Türkçesi olan “uygarlık” sözcüğü yani; çağdaş uygarlığı yakalamak şeklinde değiştirebilirlerdi.

Çok büyük bir şey mi? Değil. Fakat milli değerlerle yola çıkan bir partide henüz kültür bölümüne gelmemişken, başında bu tarz Türkçe dilinin yanlış kullanımını görmek bende rahatsızlık uyandırdı. Gözden kaçmış olabilir, yenilenmesi ve dikkat edilmesi gerekecektir.

***

Amaçlarda şöyle diyorlar:

● Cumhuriyetin kuruluş felsefesini, değerlerini ve üniter yapıyı korumak
● Çağdaş medeniyeti yakalamak
● Sevgi ve saygı dilini hâkim kılmak
● Parlamenter sistemi yaşatmak
● Denge ve kontrol ilkesi üzerine kurulu kuvvetler ayrılığını kurmak
● Fırsat eşitliği sağlamak
● Mülkiyet hakkını korumak
● İnançlara saygı ve ifade özgürlüğünü sağlamak
● Bağımsız, tarafsız ve adil yargıya kavuşmak
● Yolsuzlukla tam ve etkin mücadele etmek

Buradan federasyon olmayacağı (merkez yapı, üniter devlet olacak), parlamenter sistem desteklenecek (yani başkanlık sistemine karşılar), yasama-yürütme-yargı dengesi sağlanacak.

Sadece buradan anlamak güç ancak; fırsat eşitliği dendiğinde ülkede kimilerin aklına, “komünist düzen” gelse de, “mülkiyet hakkı” ile birlikte düşünüldüğünde (liberal görüş), fırsat eşitliğinden kastın “liyakat” olduğunu anlayabiliriz.

Ekşi sözlükte “fırsat eşitliği kapitalizmde yoktur” gibi cahilce bir söz edilmiş. Aksine, fırsat eşitliği yani liyakat (meritocracy), liberal görüş ile birlikte gelmiştir. Fırsat eşitliği, rekabeti getirir. Komünizmde, monarşi ve otoriter yönetimlerde fırsat eşitliğinden bahsedilmez. Kişisel hak ve özgürlükler, insan hakları, basın ve düşünce özgürlüğü, liyakat kavramı, hukukun üstünlüğü gibi bütün değerler ise büyük ölçüde liberal düşünce ile insanlığa sunulmuştur. Bizim ülkede buna solcu değerleri bakılıyor, cahillikten. Bu yüzden, “Türkiye’de solcuyum diyenler aslında liberaldir” konusunu yazdım ve belirttim. Dileyen okuyabilir.

Zaten ifade özgürlüğü ve inanç özgürlüğü de yine başka bir liberal değerdir.

Yolsuzluk konusu… Türkiye’nin kanayan yarası diyebiliriz fakat tabanda yolsuzluğa göz yumulduğu için tepedekiler rahatlıkla yolsuzluk yapıyor. Yani adam eşini-dostunu araya sokup işini yapmaktan tutun; masa altından para vermeye kadar her yolu olur saydığı için, Türkiye’de yolsuzluk sapıtmış durumda. Neler duydum neler… Zamanı gelince kaç yüz milyon liranın hangi projelere nasıl aktarıldığını ve gerçek ederlerini de “gerekirse” anlatırım. Fakat giden, sizin paranız, halk olarak yalnızca sizin!

 

Andıç: Buradan sonra parti programını incelerken bütün her şeyi buraya kopyalayıp yapıştırmayacağım. Ayrıca “adil ve tarafsız yargı istiyoruz” gibi bir sözcüğü eklemem. Temennileri değil, genelde amaçları ve daha da önemlisi NASIL YAPACAKLARINI ve önemli gördüğüm bazı noktaları ekleyeceğim.

Ayrıca PDF belgesi olduğu için kopyalayıp yapıştırırken t ile ilgili bir sorun çıkıyor. Tüzükteki yazım hatası değil, PDF’in sorunuyla ilgilidir, bilginize.

 

2- Demokrasi ve Hukuk

Temel Hak ve Özgürlükler

Devlet gücünün tek bir kişide veya grupta toplanması, tarihteki örnekleri gibi, zaman içinde o kişilerde güç zehirlenmesine yol açarak, yanlış kararlar almalarına neden olmakta ve acı sonuçlar doğurmaktadır

Çağdaş demokrasiler güç zehirlenmesini, seçilmişlerin görev sürelerini sınırlama, kuvvetler ayrılığı, hesap verme zorunluluğu, denge ve kontrol sistemleri ile çözümlemişlerdir. Kural olarak seçim ile gelen seçim ile gitmelidir

Yukarıda; “gücün tek kişi veya grupta toplanması” ki buna başkanlık ve yandaşlık olarakta bakarsanız fakat sadece belirli iktidar ile sınırlamayın, karşı çıkılmış. Bu tarz durumlar, güç zehirlenmeleri vs gibi sorunlardan kaçmak için demokrasinin gerekliliği olan kavramlara da dikkat çekiyorlar ki; Türkiye’de maalesef uygulamayan şeyler bunlar.

 

Adil yargılanma hakkını mutlaka sağlayacağız

Hâkim ve cumhuriyet savcılarının objektif kriterlere dayalı olarak ve liyakati esas alarak mesleğe kabulü konusunda yasal düzenleme yapacağız.

Hukuk eğitimini, eğitim süresini arttırarak, hakim ve cumhuriyet savcılığı stajını ise etkin ve nitelikli hale getirip, uygulama ile eş güdümlü olmasını sağlayacağız.

Parlamenter sisteme geri dönecek, kuvvetler ayrılığı, kontrol ve denge sistemini güçlendireceğiz. (amaçlarda anlamıştık)

HSK’yı, mahkemelerin bağımsızlığı, doğal veya kanuni hakim ilkesi ve hakim güvencesi sağlanacak biçimde yeniden yapılandıracağız

Hâkimlerin bağımsız ve tarafsız görev yapmasının ve vatandaşın yasayla bağımsız ve tarafsız olarak kurulmuş mahkemeler tarandan davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık bir biçimde görülmesini isteme hakkının önündeki engelleri kaldıracağız.

Vatandaşın adalete ulaşmasının önündeki zorlukları ve engelleri kaldırarak, mahkemeleri düşük maliyetle kolay erişilebilir hale getireceğiz.

Kanuni idare ilkesi gereğince KHK ile yönetim derhal son vereceğiz.

Çağdaş bir Ceza Adalet Sistemi kuracak, cezaevlerini etkili ve modern bir yaklaşımla yöneterek ıslah edici, eğici ve topluma kazandırıcı hale gereceğiz (bu benim de savunduğum bir şeydi, güzel)

Yolsuzlukla Mücadele Kurulu oluşturacak, Türk Ceza Kanunu ile diğer kanunlarda bulunan yolsuzlukla ilgili ceza maddelerinde zaman aşımını kaldıracağız. Yolsuzluk davalarının görüleceği ihsas mahkemeleri kuracağız. Yolsuzlukla Mücadele Temel Kanunu ile kamu ihaleleri, kamu görevlilerinin mal bildirimleri, siyaseten finansmanı ve kamuda ek kurallara ilişkin alanlarda temel düzenlemeleri yaparak toplumdaki rüşvet, irkap, zimmet gibi suiismal ve yolsuzluklara zemin hazırlayan ekonomik, sosyal ve hukuki ortamı hızla ortadan kaldıracağız. (yukarıda bahsetmiştim, toplum göz yumuyor diye; bunu engellerseniz, sorun zaten çözülmeye başlayacaktır, doğru bir karar)

Suçların Önlenmesine Dair Kanun çıkararak önleyici kolluğu güçlendireceğiz. (savunduğum bir başka değerdi, birisi suç işlemeden önce zaten akıl sağlığının bozulduğuna ve bunu etrafa göstereceğine, yani belli olacağına dair bir inancım var; suç işlenmeden tedavi edilirse hem kurban hem de işleyen kurtulur)

Bazıları bunlar. Önemli olanları belirttim.

Bu arada iktidar ve muhalefetten bazı yetkili kişilerin blogu takip ettiğini biliyorum ancak yukarıda yıllardır yazdığım fikirleri de bulmak sevindirici. Ya İyi Parti’den de takip edenler var ya da aklın yolu bildir. Umarım bunlar, gerçekleşir.

 

SİYASİ PARTİLER VE SEÇİM

Dış Türkler için seçmen sayısına göre seçim bölgeleri oluşturulacaktır.

Siyasi partilerde teşkilat kapatma şartları zorlaştırılacaktır. (birden İyi Parti kurulma nedeni ve muhalif parti içinde muhalif kalma süreçlerini hatırladım!)

Milletvekili dokunulmazlığı kürsü masuniyeti dışında tümüyle kaldırılacaktır

 

EĞİTİM

Türkiye’nin önemli sorunlarının başında gelen eğitim sorunu, ‘’Eğitim Seferberliği’’ ile aşılacak, Türkiye 10 yıl içinde dünyanın örnek ülkelerinden biri olacaktır.

Eğitimden başlanarak Cumhuriyetimizin kurucu değerlerinin tesisi sağlanacak, bu çerçevede; öncelikle milli değerlerimizin sembolü olan milli bayramlarımız coşku içinde kutlanacaktır.

’’Öğretmen Akademileri’’ açılarak öğretmen yetiştirmede yeni bir başlangıç yapılacaktır. Akademiler Teknik Öğretmen ihtiyacına yönelik olarak yapılanarak Meslek Okullarının öğretmen ihtiyaçları karşılanacaktır. Öğretmen liseleri de eski hüviyetlerine kavuşturulacaktır.

Öğrencilerimizin, yaratıcı, özgür, eleştirel düşünebilme, birlikte yaşama ve birlikte çalışma becerileri geliştirilecek; problem çözme, araştırma, sorgulama, teknolojiyi etkili kullanma ve girişimcilik becerileri ile analiz, sentez ve değerlendirme yetkinliklerine ve milli değerlere sahip, insan haklarına, doğaya ve çevreye duyarlı, ‘’iyi insan’’ olarak yetiriştirilmesi hedefimiz olacaktır.

Eğitim eğitimcilere bırakılacak ve her türlü siyasi mülahaza ve müdahalenin dışında tutulacaktır.

GSYH’nin eğitme ayrılan payı kademeli olarak uluslararası standartlar seviyesine çıkacaktır.

Eğitim politikaları partiler üstü bir bakış açısı ile belirlenecek, Eğitim Planlama ve Koordinasyon Kurulu (EPKK) oluşturularak tüm paydaşların katılımı sağlanacak ve böylece uzun vadeli politikalar oluşturulacaktır. EPKK içinde öğretmen ve öğrenci temsilcileri, üniversiteler, sendikalar, sanayi ve ticaret odaları temsilcileri, veli örgütlerinden temsilciler ve barolar gibi sivil toplum kuruluşlarından temsilciler bulunacaktır.

Bakanlığın tüm teşkilatlarında, okullarda, kadın yönetici sayısının artırılması sağlanarak, %50 oranı hedef alınacaktır.

Dil kirlenmesi önlenecektir.

Temel bilgisayar programlama, finansal okur-yazarlık, siyasi/hukuki okur-yazarlık, hitabet, el becerileri gibi hayata ait konular ile ilkokuldan itibaren tüm seviyelerde kodlama ve programlama derslerinin de dahil olduğu yeni bir müfredat programı benimsenecektir.

Şöyle anlatayım; eğer bir tüzük yazsam (eğitim ile ilgili) bunları eklerdim. 3 yılı aşkın süredir blogtan bunları anlatıyordum. Yazmışlar. Gerçekten akılcı ve uygulanması muhtemel, Türkiye’yi de aydınlığa kavuşturacak adımlar bunlardır.

Bir eğitimci olmadığım için hepsini eklemedim. Anlamak güç olabilir, eğitimciler yorumlayacak tabi ki o bölümleri.

TEMEL EĞİTİM

Eğitimde fırsat eşitliği esas alınarak, mahalli, özel ve kamusal eğitim birimleri arasındaki farklar azaltılacak, herkesin gönül rahatlığıyla kendi mahallesinde eğitim alabileceği standartlar geliştirilecektir.

Demokrasimiz ülkemizin her köşesindeki evladına, hangi aile, mahalle ve şartlarda doğduğuna bakmaksızın, eğitim hakkı ve fırsat eşitliği sağlayarak daim kılınacaktır.
Buradan esasla, zor ekonomik koşullarda eğitim hayatına devam eden veya devam etmekte zorlanan parlak gençlerimiz devletimizin desteği ve öğretmenlerle kuracağımız ağ ile erken yaşlarda tespit edilerek burslarla desteklenecek ve sürekli takip edilecektir.

Temel Eğitim, başta Lise ve Mesleki Eğitim müfredatı olmak üzere incelemeye, gözleme, deneye dayalı; öğrencilerin ruhsal ve fiziksel gelişimlerini artırmaya yönelik spor, sanat ve kültürel etkinliklerin daha fazla yer aldığı, hür düşünmeye sevk eden, bireysel farklılıkları gözeten ve programlar arası geçişlerin olduğu bir dönüşümle yeniden şekillendirilecektir.

Öğretim programlarının hazırlanmasında ve uygulanmasında öğrencilerin bireysel farklılıklarını dikkate alan farklılaştırılmış eğitim yöntemleri uygulanacaktır. (hele şükür kaplanı, kuşu, balığı vs ağaca tırmanma yeteneğiyle ölçen bu saçma sistem değişecek)

Özel kurumlar, mesleki bölümlendirmeler vs gibi bir sürü şey var. Eğitim ile ilgili özellikle ilgilenen varsa hepsini inceleyebilir.

Ben daha çok politik bölüme gelirsek; daha önce Akşener Hanımın ilgili bakanlığını da yaptığı güvenlik bölümüne atlıyorum.

 

5. İÇ VE DIŞ GÜVENLİK

İÇ GÜVENLİK

TERÖRLE MÜCADELE

FETÖ benzeri bir kalkışmanın bir daha yaşanmaması için her türlü tedbir alınacak ve en önemli iç düşman olan FETÖ ile gerçek ve uzun vadeli bir mücadele başlatacaktır.

15 Temmuz kalkışmasının yapanları, bunlara yardım ve yataklık edenleri ortaya çıkarmak ve adaletın gerçekleşmesini sağlamak FETÖ taratından şehit edilen 249 şehidimize ve yakınlarına namus borcumuzdur.

Sivil demokratik düzeni tehdit eden, milli iradeye kasteden ve şiddet içeren her türlü terörist faaliyetin daha eyleme dönüşmeden istihbarî ve önleyici tedbirlerle etkisiz hale getirilmesi terörle mücadelede temel önceliğimizdir.

 

DOĞU VE GÜNEYDOĞU SORUNU

Partimiz Doğu ve Güneydoğu meselesinin kalıcı çözümü için; Güvenlik kuvvetlerimizin
hiçbir taviz vermeden terör örgütüne karşı silahlı mücadelesini devam ettirmemesini,
terör örgütünün askeri bakımdan mutlaka yenilerek psikolojik üstünlüğün sivil
anlayışa geçmesini, toplumsal alana pozitıf müdahalelerle hukuki, siyasi, ekonomik,
sosyal ve kültürel projelerle bir yandan bölge halkıyla kucaklaşılmasını, diğer yandan
terör örgütünün elindeki istısmar alanlarının ortadan kaldırılmasını, temel politıka
olarak benimsemektedir.

Açıkçası buradan, bu kadarla bahsedilmesi; FETÖ ve IŞİD ile daha fazla bahsedilmesi, “Terörle Mücadele” bölümünde eklemediğim ilk paragrafta PKK geçip gitmesi biraz hayal kırıklığı yarattı.

Başından beri dediğim üzere;

Doğuda Türkiye Cumhuriyeti Devletine kırgın ve kızgın olan ancak HENÜZ SUÇA BULAŞMAMIŞ gençlerimize ve vatandaşlarımıza ulaşıp, gereken komisyonlar ile bu insanların şikayetlerini dinlemek gerek. Buna inanıyorum. Aynı zamanda PKK’ya en azından Türkiye’den militan gitmesinin de önüne geçilmese bile, fazlasıyla azalmasına neden olacaktır.

Yukarıdaki tek paragrafla bu anlamdaki bir sorunun çözüleceğine inanmıyorum. İçişleri Bakanlığı yapmış birisinin Parti Programında daha köklü ve sağlam açıklama beklerdim doğrusu.

 

GÖÇ ve MÜLTECİ SORUNU

Partimiz göç ve mülteci sorununa ilişkin Uluslararası iş birliği ve ortak mücadele
kapsamında başta kaynak ülkelerde güvenlikli alanlarının oluşumunu sağlayacak bu
ülkelerden göçü ve mülteci akınını önlemeye yönelik politıkalar geliştırecek, Geri
kabul anlaşmalarına üçüncü ülkeleri de katarak göçe neden olan veya kolaylaştıran
ülkelerin maliyete katlanmalarını sağlayacaktır.
Sınır güvenliğini temin ederek askeri ve ideolojik unsurlarının ülkeye girişlerini
engelleyerek Türk toplumunun sosyo-kültürel kompozisyonunun değişmesini
önleyecek tedbirleri alacaktır.

 

DIŞ GÜVENLİK

Genelkurmay Başkanlığı Milli Savunma Bakanlığına, Kuvvet Komutanlıkları da
Genelkurmay Başkanlığına bağlanacaktır. Başkomutanlık TBMM’nin uhdesinde
olacaktır. Barış döneminde Başkomutanlık Cumhurbaşkanı tarafından temsil
edilecektir. Savaş döneminde ise Başkomutanlık görevini fiilen Genelkurmay Başkanı
yürütecektir.

Bu bölüm gerçekten ilginç geldi. Eğer 2019’da İyi Parti muhalefet olursa, AKP’nin de savunduğu bu görüşü bir referandum ya da referanduma dahi gitmeden destekleyebileceklerini düşünüyorum. Başka bir Bahçeli-MHP’si sorunu (anlaşması) yaşayabilir miyiz bu konuda?

Genelkurmay, sivil iradeye bağlanmalı mı? Aslında demokratik açıdan baktığımızda tabi ki bağlanması doğru bir karar gibi görülüyor. Zaten bildiğim kadarıyla (basına yansımasa dahi), Jandarma ile ilgili bu konuda çalışma başlatıldı. Birnevi polis-vari bir şey olacak.

Evet askerin sivillerin iradesine bağlanması teorik olarak iyi bir şey olabilir fakat polisleşmesinin önüne nasıl geçilecektir? Halihazırda, istisnasız olarak bir dönem o grubuna, bir dönem bu gruba hizmet eden genelkurmaylar vardı; şimdi iktidara mı hizmet edecekler?

O halde şöyle bir durum oluşuyor; Atatürkçülüğü ve Atatürk ilkelerini benimsemiş ve bu uğurda adım atması gereken ordunun önü kesilecek? Evet darbe kötü bir şeydir. 1980 darbesinin “birilerinin parmağıyla” yapıldığını, millete ve ülkeye zarar verdiğini; sağdan ve soldan birer kişi idam edilirken, cemaat mensuplarının elini kolunu sallaya sallaya dolaşıp;boşaltılan koltuklara oturduğuna inanan biri olarak soruyorum bunu : 1980’DE DARBE OLMASAYDI?

Bu sadece bir sorudur. Kardeşin kardeşi katlettiği duruma götüren siyasi koşullar düşünüldüğünde, birilerinin bunu planladığı; sağ ve soldan da okuyan, aydın geçlerin temizlenip yerlerine ise FETÖ gibi çeşitli dini gruplarla doldurulduğu düşünülürse, 1980 müdahalesi olmasa ne olurdu? Aklımın bir köşesini, o günleri yaşamayan biri olarak kurcalıyor. İç savaşa mı sürüklenirdik? Yoksa daha mı iyi olurdu? Tabi ki bilmek zor.

**

Fakat bugün Suriye, Libya vs gibi bir çok ülkeye baktığımızda; askerlerin sivil iradeye bağlanmasının sıkıntılarını hele hele yasama-yürütme-yargı dengesinin ve demokratik kurumların oturmadığı bir ülkede savunup savunmayacağım konusunda hâlâ net bir fikrim yoktur. “İki ucu boklu değnek” diyorlar ya, aynen bu hesap.

Ki bu tarz bir durumda, öyle ya da böyle demek yerine; diğer belirsiz ve güvensiz koşulları temizledikten sonra, böylesine hassas bir konuyu konuşmanın daha yararlı olacağını düşünüyorum.

Neyse devam edelim:

Barış döneminden itibaren, yüksek profile sahip, güvenilir bir askeri güç ve hazırlık
seviyesine sahip kuvvet yapısı oluşturulacak; TSK’nın ihtiyaçlarını karşılamak
maksadıyla yetenek paketleri geliştirilecek; bu kapsamda özellikle, Türkiye’nin deniz
jeopolitığinin gereksinimlerini karşılayacak şekilde donanmamızın kuvvet yapısı ve
gücü geliştirilerek idame etirilecektir.

15 Temmuz kalkışması sonrası, TSK’nın kurumsal eğitim sistemi ve birikimi yok
sayılarak değiştirilmiştir. Partimiz, askeri eğitim sistemini, ülkemizin jeopolitiğinden
kaynaklanan risk ve tehditlerin gerektirdiği ihtiyaçları karşılayacak şekilde, Askeri
Liseler, Harp Okulları ve Harp Akademileri’ne dayanan birikimi de dikkate alarak
yeniden düzenleyecektir.
(iyi de Genelkurmay’ın sivil iradeye bağlanmaması bu birikimden sayılmıyor mu acaba?)

Profesyonel askeri eğitim sisteminin felsefesi Atatürkçü düşünce sistemi
doğrultusunda Atatürk ilke ve devrimleri, demokratik, laik ve sosyal hukuk devletı
ilkelerine bağlı askerler yetiriştirilmesi sağlanacak; Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş
felsefine aykırı unsurların profesyonel eğitim sistemine sızmalarını önleyecek
düzenlemeler yapılacaktır. (şimdi eski bakan konuşmaya başladı 🙂

Askeri tıp alanının kendine özgü ihtiyaçları dikkate alınarak, askeri sağlık hizmet
personelinin yetiştirilmesine yönelik olarak GATA yeniden yapılandırılarak, TSK’nin
askeri sağlık sistemi içinde yer alması sağlanacaktır. (AKP’nin yıkımının onarılması)

 

SAVUNMA SANAYİ

Endüstri 4.0 temel alınarak oluşturulacak savunma sanayi politikası ile , TSK’nın en
kısa sürede bölgesel gücünü hissetirecek konuma gelmesi sağlanacaktır.

Savunma sanayinin, öncelikle ülkemizin dışa bağımlılığının çok fazla olduğu teknoloji
yoğun ve yüksek katma değer içeren alanlarındaki ihtıyaçlarının milli imkânlarla
karşılanmasına yönelik kısa, orta ve uzun vadeli planlamalar yapılarak uygulanacaktır.

Savunma sanayi, uluslararası rekabet ortamında varlığını sürdürebilen ve milli sanayi
ile entegre olan ve sürekliliği esas alacak bir şekilde yapılandırılacaktır.

bknz: endüstri (Fransızca), sanayi (Arapça)… Aynı şey demek ancak Türkçesi? Türkçesi var elbet: uran, işleyim

Uran (sanayi) 4, kısaca teknoloji diyebiliriz. Tabi günümüzde anladığımız “yüksek teknoloji”. Yazılım, bilgisayar vs.

 

İSTİHBARAT

Dış istihbarat ve iç istihbarat için ayrı teşkilatlanmalar oluşturulacaktır.

Millî İstihbarat Teşkilatı öncelikle dış istihbarattan sorumlu olacak şekilde yeniden
teşkilatlandırılacak ve Başbakanlığa bağlı olarak çalışacaktır.

[…]İstihbarat birimlerinde çalışacak personelin meslek hayatının başından sonuna kadar aynı
branşta hizmet etmesi sağlanmalıdır. İstihbarat branşındaki personeli sürekli eğitimle
görev verildiği konuda uzmanlaştırılmalıdır.

Milli İstihbarat Teşkilatı’na devredilen Genelkurmay Başkanlığı Elektronik Sistemler
Komutanlığı (GES Komutanlığı) güçlendirilerek yeniden Genelkurmay Başkanlığı’na
bağlanacaktır.

Askeri alandaki istihbarat ihtiyacının sağlanması yine askeri personel marifetiyle
yapılacaktır. Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil
Güvenlik Komutanlığı’nın istihbarat Başkanlıkları ülke içerisindeki terör ve asayiş
olaylarının yoğunluğu ve istihbarat ihtiyaçları göz önünde tutularak yeniden
teşkilatlandırılacak, her üç kurumun faaliyet alanları bu kapsamda gözden geçirilerek
istihbarat sahaları net bir şekilde belirlenecektir. Bu üç kurumun elde ettiği istihbarat,
Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) bünyesindeki MİKK bünyesinde toplanacak ve toplanan
istihbarat ilgili kurumlarca hızlı, özel ve güvenli bir şekilde paylaşılacaktır.

Büyük veri ve yapay zeka istihbaratı olarak bilinen geleceğin istihbarat sistemi ve
ağının, ülke güvenliği ve hassasiyetleri göz önünde tutularak en kısa sürede kurulması
sağlanacaktır. (vallahi helal olsun, bunu eklemeleri önemlidir, bknz: ilgili yazım)

İstihbarat kurumları içerisinde çeşitli grup ve cemaatlerin yapılanmasına kesinlikle
müsaade edilmeyecektir.

 

DIŞ POLİTİKA

[…]Ülkemizin son zamanlarda dini-mezhebi ve toplum mühendisliği yaklaşımlarıyla içine çekildiği “Ortadoğululaşma” yanlışına son verilerek muasır ülküsü yolunda kararlı bir irade sergilenecektir.

Batı ile köklü ve kurumsal ilişkileri olan ülkemizin bu ilişkileri daha da ileri götürülürken, politik, ekonomik, finansal, kültürel ve askeri olarak dünyanın yeni ağırlık merkezi haline gelen Asya-Pasifik bölgesi ülkeleriyle olan ilişkilerimizin de çok boyutlu olarak ve karşılıklı çıkar temelinde geliştirilmesine öncelik verilecektir.

Milli bir dış politikanın izlenmesinin ön şartı olan kurumsal kimliği, gelenekleri, profesyonel yapısı güçlü bir Dışişleri Bakanlığı kadrosu yeniden oluşturulacaktır. Dışişleri Bakanlığı ehliyetli bir kadroya kavuşturulurken, diplomat sayısı da ihtiyaca göre artırılacaktır. Dış politikamızın daha etkili bir hale gelmesinin ön şartlarından birisi olarak Dışişleri Bakanlığı kadroları kariyerlerinde bölge ve konu uzmanlığına sahip olmalarına imkan verecek şekilde yetiştirilecek ve Bakanlık teşkilatı iç danışma yöntemiyle yeniden yapılandırılacaktır.

(bu Dışişleri bölümündeki liyakatın bitirilmesi, sadakatin getirilmesi, bilinçli insanların sırf “olması güç, yapmamalıyız” gibi söylemlerle yani karşı çıktıkları için tasfiyesi; Dışişlerini gerçekten sıkıntılı bir duruma soktu. Bunun dışında sağlam bir uluslararası hukuçu yapımız olmadığından, anlaşmalar ve olası durumlarda gidip İngiltere’den uluslararası hukukçu getirip; sağlam para vermekle kalmayıp, konaklama, yeme-içme giderlerini verip, gönderiyoruz ve bazı davalarda ve anlaşmalarda “kandırılacak” kadar aciz duruma düşüyoruz. Uluslararası hukuk ve dışişleri gerçekten sorunlu. Bunu apayrı şekilde anlatmam gerek belki)

Kıbrıs’ın tarihine ve kültürüne, Kıbrıslı Türklerin ve Türkiye’nin bekasına ve güvenliğine en uygun hal tarzının, KKTC’nin bağımsız bir Türk devletı olarak devamını sağlamak olacağını düşünmekteyiz.

 

HEDEFLERİMİZ

Ana hedefimiz Dünyanın ilk 10 ekonomisi içine girmek.
Milli gelirimizi ilk beş yıl sonunda 14.500 dolar yapmak.
Eğitim yaş ortalaması hedefimiz 11 yıl olacak.
Kırk yaş altında kadınlarda okur yazarlık oranı beş yıl içinde %100 olacak.
Küresel Refah Endeksinde ilk beş yıl sonunda 40 ülke arasında yer almak.
Yılda ortalama bin dolar harcayan 50 milyon turist ağırlamak.
İlk bir yıl içinde yeni anayasa ile parlamenter sisteme dönmek.
İlk bir yıl içinde demokratik bir siyasi partiler kanunu yapmak.
Yılda 150.000 hektar ağaçlandırma ve erozyon kontrolü yapmak.
PISA sıralamasında ilk yirmi ülke arasında yer almak.
İlk beş yıl sonunda işsizlik oranını %8 altna düşürmek.
Teknolojide Endüstri 4.0 devrimini gerçekleştirmek
Gençliğin ve kadının pozitif enerjisini hayatın tüm alanlarında hissetirmek.
Basın özgürlüğünde Avrupa Birliği standartlarını hemen uygulamak.
Türkiye Cumhuriyet Pasaportunu hak etği itbara kavuşturmak.
TÜRKİYE İYİ OLACAK !

****

Ekonomi-Tarım-Hayvancılık-Sağlık-Teknoloji

Buraya kadar olan bölümü yazmak yaklaşık 3,5 saatimi aldı ve 2 gün sonra başka bir sınavım var. ekonomik alan daha ayrıntılı olduğu için ya ileride buraya ekleyeceğim, ya da başka bir konu açacağım.

 

Sonuç Olarak

Programa şöyle bir baktığımda; AKP’nin yaptıklarını onarmak gibi bir görev üstlendiklerini görüyorum. Her alanda bunu fark ettim. Tabi ki bazı yerlerde eksikler ve sıkıntılar var ancak tüzüğü yazan kadroya ve yapıya baktığımda, yetkin insanların parti içinde varolduğunu anlamak kolay.

Yıllardır MHP’nin, Türkleri Araplaştırması, İslamlaştırması gibi bir düşünce vardı. Zaten günümüzde de bu olay sanıyorum anlaşılmaya başladı. Öte yandan CHP’ye baktığımızda ulusalcıların tasfiyesi ile kendilerini zora düşürdüler ve sonbaharda daldan kopmuş bir yaprak gibi rüzgar nereden eserse oraya savrulan bir CHP görüyorum. Ne yapacakları konusunda bir fikirleri yok gibi. Seçmende bunun farkında ve CHP’ye, MHP’ye oy verenler rahat değil.

Atatürkçü ve Atatürk’ün ilkesindeki kadar milliyetçi olan ve Türkiye’yi çağdaş uygarlık seviyesinde görmek isteyen özellikle CHP içindeki ulusalcı ve MHP içindeki aydın insanların İyi Partiyi seçmesi olasıdır. Tabi gerek geçmişi gerek AKP’nin Türkiye’deki tüm sağı yutması nedeniyle AKP’ye oy vermeye gönüllü olmayanlar veya “kırgınlar” başka bir parti arayışında. MHP’ye verseler değişen bir şey olmayacak ve CHP’nin, hakkındaki algılara karşı koyamaması nedeniyle CHP’ye de oy vermekten çekiniyorlar.

Bu yüzden İyi Partinin en fazla oyu CHP’den sonra MHP ve AKP’den alacağını düşünüyorum. Açıkçası CHP’nin oyları %20’yi aşar mı? Bu da merakım. Kişisel görüşüm; MHP ve HDP’nin baraj altında kalırken, CHP’nin %19-20’lerde olacağı ve AKP’nin de 3 puan kadar İyi Parti’ye kaptıracağı fakat tahmindir. Seçime kadar bir sürü şey değişebilir dahası CHP, kendi oylarını kaptırmamak amacıyla bazı konularda AKP ile hareket edebilir (İyi Parti karşıtı koalisyon diyemeyiz gerçi de…).

Açıkçası değil AKP+MHP üzerine bir de BBP, Saadet Partisi vs toplansa dahi %50’yi en fazla ucu ucuna bulacaklarını düşünüyorum. Türkiye’nin yapısı ekonomik sıkıntılar ve yaşananlar nedeniyle değişiyor. Şu anda ekonomik olarak bir önlem müdahale var ve aynı zamanda asgari ücreti arttırarak bir şeyler yapmaya çalışsalar da asgari ücretin döviz bazında yıllardır düşüşte olduğu ve alım gücünün azaldığı ortadadır.

Seçim, 2019’a kadar kalırsa bence AKP’nin zararına olacaktır. Biran önce seçimi yapıp, sonuçları görüp; devam etmek isteyecekler. Tabi seçim üzerine doğru Türkiye’nin bazı sorunlarla uğraşması muhtemel. Bildiğiniz üzere bazı olaylar “dere geçerken at değiştirilmez” mantığı ile iktidarın eline yaramıştır. Bu benim fikrim değil, yapılan anketlerin ve Erdoğan’ın halk tarafından onaylanmasının ölçüldüğü anketlerin döneme göre gösterdiği değişimin sonucudur.

Açıkçası çok ilginç bir seçimin bizi beklediğini düşünüyorum. Seçimde ezberin “bir şekilde” fazla bozulmayacağını fakat sonrasında yaşanacaklarla birlikte Türkiye’nin kaderinin değişeceğini düşünüyorum. Her zaman dediğim gibi; ülke bir kez dibi oturacak ki, zıplayarak yukarı çıkabilirsin. Yaşadıklarımız çok büyük ders olacak herkes için. Bazı şeylerin değerini daha iyi anlayacağız (umuyorum).