Son gönderilerden haber almak için twitter hesabımızı takip edebilirsiniz

Bu yazıyı bütün politik ön yargılarınızdan arınarak okumanızı istiyorum. Çünkü doğada yaşıyoruz ve doğanın bir parçasıyız. Doğaya verdiğimiz zarar, bize de geri dönecektir. Er yada geç…

Türkiye, büyük bir ikilemin eşiğinde; madenlerle, HES’lerle para kazanma ve bunlara karşı duran çevreciler…

Maalesef beton ve asfaltı, ekonomik kalkınma olarak görüyoruz. Ancak ekonomik kalkınma gerçekten böyle mi? Yaşadığımız sistem demokrasi ve demokratik bir sistemde, bir tarafın “hayır böyle olacak” diretmesiyle mi devam edilmeli? Uzlaşı ve tartışma neden önemlidir?

Bakalım…

**

Uzlaşı Sanatı

Demokrasi; müzakere, yani uzlaşı sanatını barındırır. Bu neden iyidir? Çünkü farklı taraflar, bir olayı tartışarak en doğru nasıl yapılır o’nu bulurlar.

Fazla karıştırmaya gerek yok. Örnek vermek gerekirse;

AKP’liler ve iktidar, doğayı talan etmekle suçlanıyor. Öte yandan AKP’liler ve iktidar ise “bunlar Türkiye’nin gelişmesini, 3. köprüyü istemiyor” diye karşı çıkıyorlar. Peki doğrusu bu mu?

Size bir resim göstereceğim;

3. kopru orman (3)

Bakın, bu ormanlar İstanbul’un akciğeridir. Halkın sağlığıdır. 3. köprü ve 3. havalimanı için 2 milyonu aşkın ağacın kesildiği/kesileceği söyleniyor [1].

Benim bizzat karşı çıktığım nokta 3. köprü değildir. Bu 3. köprü yapılırken, ormanların ve doğanın talan edilmesidir!

Bir kaç gün önce İstanbul’un nasıl zehirli partiküller soluduğunu haberler anlattı [2]. Bu partikülleri, ağaçlar temizliyor. Ormanlar temizliyor. Peki her yerde ağaç ve ormanları katlederken, bu işin nasıl sonuçlanması bekleniyordu?

**

Bakıyorsunuz istanbul’a; bir yanda bina, kenarında kaldırım, sonra asfalt geliyor, karşısında kaldırım, karşısında bina… Ağaç çoğu yerde yok denecek kadar az. Peki bu toprağın altında ve üstünde yaşayan canlılar ne olacak? Bu toprak havasız kalırsa ne olacak?

Su yok diye bağrıyorduk. E bütün geçişini bozduk. Sular eskisi gibi toprağın altına süzülerek geçip, orada yeraltı suları oluşturmuyor! Artık bu sular kanalizasyonlarla denizlere akıyor, denizin tuzluluk oranını bozuyor, toprağın yüzbinlerce ve hatta milyonlarca yıl işleyen düzenini bozuyor…

Ekolojik sıkıntıların ortaya çıkacağı belliydi…

Projelerde bunlar düşünülmeli! Bilim adamlarına danışılmalı. Eğer böyle yapılsa; hem şirketlerin, hem bilim insanlarının ve çevrecilerinin kabul edebileceği projeler üzerinde anlaşılsa bugün Türkiye ve özellikle İstanbul bu durumda olmazdı!

Bakın, 3. köprü şu şekilde yapılabilirdi;

alternatif 3. köprü

**

Bu bir zihniyet meselesidir, doğaya saygı meselesidir. Sevginin çeşidi yoktur. Bir insan ya doğayı, hayvanları, canlıları ve insanları sever; yada SEVMEZ! Yani sevgi ya vardır ya yoktur. Seven insan, canlıları tümüyle sever.

Çevreciler, “bugün neye sarsak, karşı çıksak” diye bir şeylere karşı çıkmıyor. Bilim insanları, mühendisler, araştırmacılar var çevrecilerin içinde. Bazı şeyleri hesaplayıp, bunlar zarar verir diyorlar. Bu haliyle sıkıntılı diyorlar.

Devletin ve şirketlerin bu topluluklarla bir araya gelip, UZLAŞI SANATIYLA ortak bir proje üzerinde çalışmaları gerek. Tarafların kabul edeceği projeler. Ancak bu şekilde İstanbul’un havası temizlenir. Olması gerekenden 4 kat kirli havası olan bir şehir, ancak bu şekilde sağlıklı kılınabilir.

***

Öte yandan ben, otoyolların her iki kenarında 1 kilometre civarındaki alanın, egzoz gazlarından etkilendiğini biliyorum. Peki bu 3. köprüde ve havalimanında kesilen milyonlarca ağacın yanında; kaç ağaç gazlardan zarar görecek?

**

Kalkınma Sadece Beton ve Asfalt Demek Değildir!

Barajları, HES’leri, duble yolları kalkınma zannediyoruz. DEĞİLDİR!

Bugün yediğin tohum GDO’lu olarak YABANCI ülkeden geliyorsa,
Hayvanlar YABANCI ülkeden geliyorsa,
Tarım ve hayvancılıkta kullanılan ilaç, vitamin, mineraller YABANCI ülkeden geliyorsa,
Elektrik ürettiğin kaynak YABANCI ülke doğal gazıysa,
Üretim yaptığın sanayi makineleri YABANCI ülkedense,
Üretirken kullandığın petrol ve doğalgaz yani yakıt YABANCI ülkedense,
Övündüğün duble yollar üzerindeki araçlar ve yakıtları YABANCI ülkedense,
Övündüğün betonsal gelişimde kullanılan araçlar bile YABANCI ülkede üretilmişse,

Yaptığın binalarla, duble yollarla övünme be kardeşim…

**

Ülkende 9-10 ay kesintisiz güneş var. Hâlâ sokak lambalarını güneş enerjisi ile yakamıyorsan, teşvik ile evlerin ve şirketlerin güneş enerjisiyle elektrik üretmesini sağlayamıyorsan övünme…

Öte yandan HES ve barajlar…

Doğayı katlediyoruz! Bakın Yeşil Doğa programını izleyin (CNN Türk’ün sitesinde eski bölümleri var)… Size tek bir bölümünü göstereceğim. Karadeniz yaylarında iktidarın nasıl etrafı talan ederek projeler geliştirdiğini… Bölümü buradan izleyebilirsiniz.

Başka bölümlerde madenler yüzünden ağaçların, yeraltı sularının, akarsuların nasıl talan edildiğini görebilirsiniz. Bölge insanına nasıl zarar verdiğini görebilirsiniz. Böyle olmaz…

Maden çıkartacağız diye; doğayı katlederek, projeleri hiçe sayarak bu işler olmaz. Bu işler, çok titiz davranılarak yapılmalıdır. HES’ler…

Bir kaç resimde doğaya nasıl zarar verdiklerini göstereceğim;

HES Öncesi ve Sonrası

hes2

hes3

hes

**

Dahasını bulabilirsiniz.

HES’ler konusuna ayrıca değinmeyeceğim. Konu ile ilgili çeşitli açıklama ve yazılara ulaşabilirsiniz.

***

HES yani hidro elektrik santralinden öte; başka şeylerle de çevreye zarar veriliyor.

İşte Uşak’ta bir maden:

usak altin madeni

**

İşte Antalya Finike’de bir taş ocağı:

alacadag tas ocagi

***

Zararlar Büyüyerek Devam Ediyor

Size bunlar gibi onlarca belki yüzlerce yer gösterebilirim…

Taş ocağındaki partiküller ekilen tarım ürünlerine bulaşıyor. Ağaçlara bulaşıyor. Maden ve taşocaklarındaki zararlı atıklar yeraltı sularına karışıyor.. Bakın yine Yeşil Doğa’da, köyde herkesin 20-25 kovanı varken, taşocakları yüzünden arıcılığın nasıl bitme noktasına geldiğini izledim. Arıları etkiliyor. Arılar demek, çiçeklerin tohumlanması demek. Bunlar etkileniyor…

Zararlar çok büyük! Yeşil Doğa’nın İğneada bölümünde, bahsettiğim konu vardı. Termik santral falan işlenmişti. Mutlaka izleyin.

**

Çanakkale’de yapılmak istenen biga yarım adasında durum şu:

biga

**

Termik santral nasıl olacak bilmeyebilirsiniz, işte bir örnek;

termik santral

**

Bu santral, bölge halkına zarar verecek.

İşte İstanbul ormanlarının durumu:

istanbul orman

***

Bu işlere politik olarak yaklaşmayın dostlar. Politikacılar bu işlere karşı çıkanları, “bunlar, Türkiye’nin gelişimine karşı” diye anlatacak. Ancak bizler, çocuklarımızın, torunlarımızın ve gelecek nesillerin sağlıklı yaşayabileceği; ağaç ve doğanın kıymetini bileceği bir ortam yaratmak istiyoruz. İstanbul’da, Antalya’da, Erzurum’da, Hakkâri’de ve Türkiye’nin, Dünya’nın geri kalan her yerinde dünyanın hastalanmasına son vermek istiyoruz.

Önce yaşadığınız evi, sokağınızı, mahallenizi savunun. Ardından şehrinizi, ülkenizi, bölgenizi savunun…

Herkes, yaşadığı bölgede sorunları çözmeli, ağaç dikmeli. Ağaçların ve ormanların katledilmesine sessiz kalmamalı. Sadece ağaç ve ormanlar değil, bütün doğayı ve canlıları korumamız gerek. Onların yaşama alanlarına tecavüz etmemeyi öğrenmemiz gerek.

Doğa dostu binaları, ürünleri üretmemiz ve kullanmamız gerek…

**

Gezi Parkı’nda olay bir kaç ağaç değil, bir zihniyetti… Bakın İstanbul’un durumu:

istanbul bina tarlasi

Bina tarlası!

Aynı bölgeden, Gezi Parkı’na bakalım:

istanbul gezi parki

**

Şimdi olayı anlayabileceğinizi düşünüyorum.

Hatta Gezi Parkı’na hazır çekilen resimlerden ve yukarıdan bakalım ki; oradaki 1 ağacın bile ne kadar önemli olduğunu görelim.

Taksim Gezi Parkı havadan (uydu) görüntüsü

**

Taksim Gezi Parkı’ndaki 1 ağacın bile ne kadar kıymetli olduğunu anlamışsınızdır umarım. Uydudan baktığımızda, altta kalan yeşil alanlar Beşiktaş belediyesine ait sanıyorum. Bu konuda Beşiktaş Belediyesi’ni (yada ilgili belediyeyi) tebrik ederken, üstte kalan bu kirli zihniyete sahip; her tarafı bina tarlasına döndürmüş belediyeyi ise kınıyorum!

***

Ayrıca Gezi Parkı’nı bu yaz ziyaret ettim. Her yerde çiş kokusunun olmasını geçtim, oldukça bakımsız geldi. O ağaçlar “bilinçli” yada bilinçsiz şekilde kurutulmaya çalışılıyor gibi!

Oraya çevreciler sahip çıkmalı. Ağaçların ve parkın durumunu hiç iyi görmedim.

**

Değerli dostlar,

Temiz hava solumak, iyi besinler yemek, daha uzun yaşamak ve uzun yaşamımız süresince KALİTELİ YAŞAMAK ve sağlıklı kalmak için; önce bulunduğumuz bölgenin ve Türkiye’nin doğasına sahip çıkmamız gerek. Korumamız, kollamamız gerek.

Gelişim, ilerleme sadece betonsal ve asfaltsal gelişim demek değildir; doğaya sahip çıkmaktır, UZLAŞMAKTIR, geleceği düşünmektir. Elbet ekonomik gelişim olacak, ancak doğaya verilen zarar göz önüne alınıp, projelendirildikten ve çevrecilerin; en azından çevreci uzmanların onayını aldıktan sonra bunlar yapılmalı…

Doğaya, yani içinde bulunduğunuz düzene sahip çıkın. Siz doğaya iyi bakın ki, doğa da size izi baksın…

Kategori: Ekonomi - Genel - Hayat - Politika
Etiketler: , , ,